confessions

nushirevan

azurenin son damlası - 2. Nesil Yazar

  1. toplam giri 1171
  2. takipçi 13
  3. puan 7201

nushirevan

nushirevan
Aslında "Nuşirevan" olarak okunur ki, Hz.Ömer'den sonra dünyada adaleti ile ün salmış bir Sasani hükümdarıdır. (bkz:Nizamülmülk)ün (bkz:Siyasetname) adlı eserinde adaleti ile ilgili çeşitli kıssalar mevcuttur.

Kısaca değineyim:

Nuşirevan bir gün avda iken bir kadın kendini okunun önüne atar. Nuşirevan kadına bunun nedenini sorar. Kadın hükümdarın ulaşılamaz olduğunu, çevresini saran dalkavuklar yüzünden derdini kendisine ulaştıramadığını bu yüzden bunu yaptığını söyler. Hükümdar halkının derdini kendisine anlatması gerekliliği hakkında tarihi bir karar alır. Sarayında yattığı odanın balkonuna devasa bir çan astırır ve derdi olanın çana bağlı iple bu çanı çalarak balkondan hükümdara derdini anlatabileceğini ilan eder. Halk artık büyük küçük her derdi için zili çalmaya ve hükümdara balkondan derdini anlatmaya başlar. Adil hükümdar dertleri dinler ve tek tek not alarak çözümler buldurur, halka adalet dağıtır. Öyle ki bu durum 8 yıl boyunca neredeyse aralıksız devam eder. Hükümdar bu hizmetten ötürü zayıflar, uykusuz kalır. Günlerden öyle bir gün gelir ki çan hiç çalmaz. Hükümdar vezire sorduğunda, vezir bunun sebebinin artık memlekette kimsenin derdinin kalmaması olduğunu söyler ve ekler: "madem zil de çalmıyor, siz uyuyup dinlenin artık" Hükümdar 8 yıldır ilk defa huzurlu bir uyku çekecektir. Tam yastığa kafasını koyar ki zil çalar. Ayaklanır fakat vezir onu durdurur: "Aman hünkarım yatınız.. Bir uyuz eşek.. Sırtı kaşınıyor belli ki kendini ipe sürtüyor.. Siz uyuyun" Hükümdar gülümser: "hayır vezir! o da adalet istiyordur"

Emir çıkarır: eşek bulunacak, sahibi saraya getirilecek!

Bir gün geçmeden eşek ve sahibi çamaşırcı saraya getirilir. Öğrenilir ki çamaşırcının eşeği artık yaşlandığı için iş yapamaz olmuş, çamaşırcı da bunu dövmekten usanmış, salmış çayıra..

Nuşirevan-ı Adil hüküm verir: Ey çamaşırcı! Bu eşek sana bunca yıl çalıştı, hizmet etti.. Hani bunun emekliliği? Mükafatı bu mudur? Bundan sonra eşeği ahırına koyacak, o ölene kadar taze yem ve su ile besleyeceksin, her gün güzel sözler söyleyip seveceksin. Cezan eşek ecelinden öldüğünde biter..Yok, eşek ecelinden değil senin veya bir başkasının elinden ölürse vay haline!

Hikaye bu.. Adil hükmetmekle ilgili aldığım ilk ders 11.yüzyıldan gelmişti. Sonra Aşık Veysel şunu dedi:

"Nuşverani Adil, nerede tahtı?
Süleyman mührünü kime bıraktı?
Resülü ekremin kanunu haktı
Her ömrün sonunda bir feryat gördüm"

Velhasıl hoş bulduk

kurban bayramı

nushirevan
Derin dondurucudaki boş yerden çok kılmadığı namazları hesaplayarak, et yerine günahlarını tartarak, az yiyerek ve az uyuyarak ihya edilebilecek bayramdır. sözlük yazarlarımızın bayramını bu vesile ile kutluyorum.

kaşar

nushirevan
bir peynir türü.

rivayet odur ki;

Yirminci asrın başında, SELANİK 'te bir yahudi köylü kızı 15 YAŞINDAKİ Raşel'in tarihi HATAsı, dünya çapında bilinmektedir. Küçükbaş hayvancılıkla uğraşan Raşel'in babası beyaz peynir yapması için onu görevlendirir. Raşel beyaz peynir için hazırlanan teleme kitlesini elinden kaynar suya düşürünce, peynir yumuşar ve garip bir kıvama gelir. Babasından korkan Raşel, telaşla peyniri tutup hava almayacak bir karavanaya basıp saklamaya çalışır. YALANCININ MUMU YATSIYA KADAR YANAR diyerekten en nihayetinde babasına durumu anlatır. Gidip kalıplaşmış peynire baktıklarında, bunun halen yenilebilir olup olmadığı konusunda kararsızlardır. Bu peynir çeşidini o yörenin hahamına götürmeye karar verirler. Zira yahudilerin ne yiyip ne içmeleri gerektiğine o zamanlar hahamlar karar vermektedirler. Haham; eğer yenilen şey yenilebilir ise KAŞER, yenilemiyor ise TURFA der. Raşel'in kazara bulduğu sarı peynir, beyaz peynirden daha lezzetlidir ve haham ''KAŞER'' der. Her ne kadar baba-kız bu peynire ''kaşkaval'' gibi farklı isimler verdi ise de, Haham'ın hükmü besinin üzerinde kalır ve bildiğimiz KAŞAR ortaya çıkar.

kürdistan

nushirevan
Ulus devlete evrilmeden önce belli bir coğrafi bölgeyi tanımlamada kullanılırken; zamanla hayali siyasal çizgilerle materyalize edilmiş, bölücü örgütlerin (bkz:megalo idea)sıdır. Eğer kelime bu kadar politize edilmiş olmasaydı "karadenizliyim" ile "kürdistanlıyım" arasında bir fark olmayacaktı.

güven sözlük

nushirevan
her yazarının bir diğerinin ufkunu açtığı, adı ulusal bir krize karışmayan, nefret söylemlerinden uzak ama eleştiriye açık, karşılıklı saygı ve nezaket içerisinde kalınmasını ümit ettiğim sözlük.

tom and jerry

nushirevan
Çocukluğumuzun unutulmaz çizgi filmlerindendir.

Ayrıca;

Çizgi filmlerdeki gizli anlamlar konusu her daim ilgi çeken konulardır. Tom & Jerry 'ninkini duydunuz mu bilmiyorum..



Dünya savaşı sırasında İngilizler'e Tommies, Almanlara Jerreys dendiğini duymuşsunuzdur. Rivayete göre bu karakterler ve mücadeleleri bu iki milleti temsil ediyor. İngilizler onca gücüne rağmen, Alman zekasına her defasında yeniliyor ve bu durum Amerikan çizgi film sektöründe yer alan firmaların oldukça hoşuna gitmiş gibi.. Bu milletlerin savaş sırasında nerede durduklarına bakarsanız olayı daha kolay analiz edebilirsiniz. Öte yandan bu fenomen, yapım şirketi ve yazar ekibine de soruluyor. Hak sahipleri bu iddianın asılsız olduğunu, bunun sadece bir yakıştırma olabileceğini iddia ediyor. Ancak filmde bir ana karakter daha var.. O da Spike isimli bulldog köpek.. Tarafsız olmakla birlikte, daha çok Tom'a haddini bildirmesiyle meşhur.. Peki iddiaya geri dönersek Spike'ı nereye koyabiliriz? Zaten kırmızı tasmasından tahmin etmiş olmalısınız. Evet o, Rusya! İddiayı daha da ilginç kılan Spike kelimesinin ingilizce, "sivri uçlu demir" anlamına geliyor olması.. Savaşta Rus askerlerinin miğferlerini hatırladınız mı?



İddiayı güçlendiren bir başka şey de bir diğer karakter Quacker adlı küçük ördek yavrusu.. Kendisi sürekli bir depresyon halinde ve pasif şiddet karşıtı olarak karşımıza çıkıyor.



"Vak vaklayan" olarak tercüme edilebilirse de, yine 17.yy'da The Religious Society of Friends adlı bir grubun İngiltere ve Almanya'ya göçler yaparak, bu barışçıl inanışın savaşı durdurmasında ve savaş suçlarının önlenmesinde önemli bir rol oynadığı kabul edilir. Bu grubun bir diğer adıysa Quackers 'dır. Sadece bu kadar da değil..

Tom(İngiltere) 'un aşık olduğu Toots (tatlı şey) adlı kedinin isminin de İngilizlerin yan sanayisi Avustralya olduğu da bir başka detay..



Her karakterin bir şeylerin metaforu olduğu gerçeği, çizgi filmlerin masumiyetini sorgulatıyor..

yedialtı

nushirevan
Sene 1999

''Bu Akşam Ölürüm'' diyerek çıkan gizemli bir sanatçının albümü yok satıyor.. Murat Kekilli denen bu şahıs, reality showlarda ''köyüme dönmek soğan yetiştirmek istiyorum'' diyerek müteviziliğin dibine vuruyor o zaman..

şarkısıyla intihar edenler geyiği adamı baya baya fenomen haline dönüştürüyor. efsane albümün ardından 3 sene bi ortadan kayboluyor. ''köyüne döndü'' dedikoduları var.

2002' de zırt diye geri dönüyor.. herkes merak içinde acaba bu kez hangi şarkıyla alemin damına tüy dikecek diye.. albüm adı açıklanıyor: yedi altı



buyur? yedi altı? 7-6? ''o ney lan'' diyor herkes..

kekilli açıklama yapıyor: ''bu bir felsefe. ama açıklayamam Türk halkı buna hazır değil..''

vay anasını sayın seyirciler.. ulen üzerinden 11 sene geçti halen söylemedi ya la! aklıma geldi sinirim bozuldu bak. seni çılgın, hadi oradan..

yüksek seçim kurulu

nushirevan
(bkz:ysk)

seçim yasaklarının kaldırıldığı açıklamasını an itibariyle bütün memleketin beklediği,

içeride "la zaten 4 senede bir gündeme geliyoz az daha açıklamayın, ecük kudursunlar zaaaaaa :D" şeklinde geyiklerin döndüğünü düşündüğüm kurum.

güven sözlük

nushirevan
belli bir seviyeye gelmemiş olan yazarların, belli bir süre giri girmediği zaman (öncesinde bir uyarı ile birlikte) üyeliklerinin askıya alınması veya silinmesi gereken, bu anlamda kıymeti bilinmeyen sözlük

demokrasi ve özgürlük adası

nushirevan
(bkz:yassıada)

tarihindeki kara lekeden mütevellit, adının (bir 15 Temmuz klasiği olarak) değiştiği, yeşilin git gide taş grisine çaldığı yeni turistik adamız.



Bu kronikleşen beton sevdasının ardında eğer "gizli nükleer santral" ne bileyim "füze savunma sistemleri" filan yoksa "fuzuli" kelimesinin sözlükteki karşılığı olacak yatırımdır. ulen 3 karışlık adaya 120 kişi gelecek de turizm mi kalkınacak allasen?

çocuk

nushirevan
Murphy yasalarının vücut bulmuş halleridir. Her sabah istisnasız sabah 06:00 civarı uyanan çocuklarım, sabah erken kalkıp gitmem gereken bir günde uyku rekoru kırar. Evde günlerce yenmeyen, defalarca teklif edilen bir şey eğer sadece 1 parça kalmışsa ve sen ziyan olmasın diye tüketmeye kalkarsan canları çeker. Tuvaleti kullandığın an onların da tuvaleti, su içtiğin an onların da su içesi, gitmek istemediğin yere gidesi, sevmediğin birini nedensiz yere sevesi, olmadık yerde söylenmemesi gereken şeyleri illa ki söyleyesi gelir. Ömür törpüsü gibidir ama sabah uyandığında kocaman gözleri ile sana 5 cm mesafeden baktığını gördüğünde her şeyi unutursun.

güven sözlüğün gümbür gümbür geliyor olması

nushirevan
Geçen ay zaten yazarı olduğum meşhur sözlükten yazarlık, yeni kurulan genç bir sözlük için de yöneticilik teklifi almama neden olan durumdur.

Bakmayın, girileri bir kaç kişi okuyor, bir kaç kişi yorumluyor gibi görünüyor ama bayağı takip ediliyormuşuz. Herhalde yöneticilerimiz bunu tık sayısıyla da fark ediyorlardır. Rağbet çok ama adının aksine bir güven sorunu yaşanıyor sanki. Yazmayı bıraktığım diğer mecralardaki arkadaşların tek merakı "bunlar neci?" Oluyor.. "insan la insan.. bunlar da insan.." neci olduğunun bir önemi yok. Önemli olan özgür, seviyeli ve entellektüel bir kadronun hakim olması.

binali yıldırım

nushirevan
ekrem imamoğlu ile yapacağı canlı yayını heyecanla beklenen siyasetçi. işin aslı bu konuda sözlük yazarlarının görüşlerini almak için başlık açacaktım ama muhtelif olaylarda tarih kullanma alışkanlığı edindirmek istiyorum sözlüğe

"XX ABCD 2019 Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu Canlı Yayını" gibi..

İmamoğlu rakibine muhtemelen seçimin tekrarındaki hukuksuzluk üzerine yüklenecektir.

Yıldırım ise "ben daha tecrübeliyim" üzerinden..

Yok "yunanlı", yok "çaldılar", yok "israf ediyorlar" gibi karşılıklı suçlamalara gidildiği andan itibaren yeni Türkiye'nin unutulmuş bu demokratik yaklaşımı yeniden itibar kaybetmeye başlar. Olay kör dövüşüne döner. Sonra iş moderatörün adaletine kadar gelir. Of of of.. keşke sadece "ben şunu yapacağım"ı anlatsalar canlı yayında
1

türkiyenin suriyeliler politikası

nushirevan
bize ne oldu bilmiyorum. yemeğin en iyisini, hediyenin en güzelini misafire ayırırdık. kapıdan bile geçerken önce misafiri buyur ederdik. bize ne oldu bilmiyorum. bi ara değiştik mi değiştirildik mi onu da bilmiyorum ama içimizden kopup yiten bazı erdemlerimiz olduğunu hatırlıyorum. hatırladıkça hem üzülüyor, hem de kızıyorum. üzülüyorum çünkü bizi biz yapan bu değerleri geleceğe taşıyamayacağımızı biliyorum artık. kızıyorum çünkü kaybettiğimiz güzel hasletlerimiz bile bize düşman gibi görünüyor artık.

düşünün ki bir rüzgar esti, çatınızı aldı götürdü.. dört duvar, çocuklarınızla birlikte kalıyorsunuz. yağmur da yağacak.. komşunun gözünün içine bakmanızla onun nazik teklifi ile karşı karşıya kalıyorsunuz. "hadi komşu yataklarınızı toplayın, gelin bizde kalın çatınız yapılana dek.. yağmur yağacak ıslanmayın"..

çatınız yok. siz neyse de çocuklar ıslanacaklar. kalın yorganları, döşekleri sırtlayıp "allah razı olsun" diyerek komşunun evindeki en ücra odaya yerleşiyorsunuz. ev sahibi kalender, her ihtiyacınızı görüyor ama ev halkı arasında bundan rahatsız olanlar var. "haklılar tabi.. düzenleri bozuldu" diyorsunuz. ancak çocuklarınız bakıyor gözlerinizin içine.. sizin gözleriniz, ev sahibinizde..

misafirlik uzun sürüyor. çatı yapılmak bilmiyor. her defasında bir daha düşüyor. ev sahibi size en ufak bir rahatsızlık vermiyor ama o ev halkındaki habis gözler yok mu? çocuklar kuru, mutlu.. ev sahibinin çocuklarıyla arkadaş olmuş top oynuyorlar hatta..

derken güneşli bir havada, ev halkının seslerini duymaya başlıyorsunuz "yağmur var dedik hadi neyse! ama şimdi güneş var, defolup gitsinler evlerine!" gitmesine gidersiniz de, yağmur yağmayacağının, boran kopmayacağının bir garantisi var mı? üstelik ev sahibi de ev halkını bu konuda uyarırken.. gitmeli misiniz çatısız evinize? ev halkından "bazıları" rahatsız olmasın diye terketmeli misiniz çatısı üstünde yurdu?

gel zaman git zaman evde şenlikler oluyor, bayram kutlanıyor bazen. ev halkı iğrenen gözlerle baksa da, siz de çocuklarınızla kutlamak istiyorsunuz. elinizde bir bayat şeker, ikiye kırıp veriyorsunuz çocuklarınıza.. ev halkından o rahatsız kişilerin sesleri yükseliyor "evleri yok bayram kutluyorlar! ocağında pişen aşları yok, elimize bakıyorlar, şeker yiyorlar! oooh ne hayat!"

dedim ya kaybettik güzel hasletlerimizi ama ne zaman başladı bu erozyon, bilmiyorum. bu kendini beğenmiş yüksek sesin güvendiği, bu kibir yüklü direkler ne kadar taşır çatıyı? onlara bu güveni veren yıkılan çatının kendi evleri olmaması mı sadece? yoksa şuursuz bir fitne mi yeşermiş gönüllerimizde? gülmesin mi, eğlenmesin mi hiç misafirler? deden, kocan, ağabeyin, amcan, baban ölmüş.. unutmamalı mısın hiç? gülmeye hakkın olmamalı mı artık?

Nizip'te Suriyeli bir çocukla tanıştım. Bana hikayesini anlattı. Anlatırken ağladı, ağladıkça anlattı. Gözyaşları mürekkep oldu, kalemimden damladı:

Süleyman'a...

Çorba pişiriyordu kısık ateş üstünde
Bombalar uçururken zalim kalleş üstünde
Harabe bir binanın eviydi sundurması
Bulguru ekmek idi, soğan cennet hurması
İki kızı bi oğlu dayamışlar sırtını
Bir taş duvar yastık, karton sarmış altını
Kızları sarılmışlar ısınmak için güya
Hava öyle soğuk ki sarılmak bile rüya
Oğlan en küçük ama eller cepte ve mağrur
Erzağı getirmiş ya, delikanlıda gurur
Yaşın dokuz Süleyman! savaş büyük yaşından
Eve sahip çıkmayı atsa küçük başından
Yardım kamyonlarını kovalamakta ömür
Süleymanın gözleri, elleri bile kömür
Bir keresinde asker doğrultmuş da silahı
Geri durmak bilmemiş, "durma" demiş Allah'ı
Şahadet getirip de yürümüş üzerine
Tehdidini duymamış, bakmamış mavzerine
Asker tedirgin olmuş, korkmuş bu Süleyman'dan
Süleyman anlatıyor, dinliyorlar yalandan
Bu çorba ısınmadan içleri ısınıyor
Biraz da Süleyman sabırları sınıyor
"Yapma be Süleymanım! Asker geri durur mu?
Kıyamamıştır sana, korkan asker olur mu?
Süleyman kızar ama ablalarına kıymaz
Zira onlar yerine kimsecikleri koymaz
Ablaları da bilir Süleyman yüreğini
O asker görse korkar yüreğin çeyreğini
İki kızcağız cılız kollarını sarmışlar
Un ufak umutları, kardeşliğe karmışlar
Gülsüm ile Alime henüz on beşindeler
Tavansız dört duvarı ev yapma peşindeler
Sabah Alime bulmuş iki örtü getirmiş
Veriyor Gülsüm'üne, neymiş? onlar gelinmiş
Gülsüm'e yeter zaten kırık ayna parçası
Örtünüp dönüyor şöyle, sanki bir ay parçası
Plastik kasalardan mutfak yapmışlar bi de
Vidaları kuşbaşı, levha oluyor pide
Hayal dünyalarında kimseden etmez talep
Zira hayallerine dünyada yetmez Halep
Kızlar büyümüş ama ne de olsa çocuklar
İmanları tamsa da yetkinlikte buçuklar
Anaları olmasa kim pişirir çorbayı?
Laf dinler mi Süleyman? kim giydirir urbayı?
Bir şehir yıkılır da kalır ya hep camisi?
Öyle bir ana Minel, çocukların hamisi
Yetmiş iki milletin askerleri içinde
Amerikalısı gelmiş, Fransızı da Çin de
Musallat olmadan bir günleri geçmezdi
Her gün bomba yağdırır; kadın, çocuk seçmezdi
Kızları büyüyünce hepten bozuldu niyet
Yoksa yılar mı Minel, caydırmazdı eziyet
Köpekler gibi yer onların enikleri
Çoğu geceler aç yatarken minikleri
Göçülür müydü yurttan; naçar, ata, babasız
Kalınır mıydı burda, aç açıkta sobasız?
İki taşın üstünde kaynayan çorba bile
Eski bir tenekeden, geliyor hurda dile
"Ey kadın ne işin var, burda safi sübyanla
Evine dönsen ya sen, kaldın börtü çıyanla?
Yaptığın çorba yavan bi soğanı olsa ya?
Dört duvarlı yerdesin, bi tavanı olsa ya?
Ateş beni yakıyor, üşüyorum yine de
Sen ateşten bu yükü taşıyorsun sinede"
Minel ne desin ona, hikayesinde hüzün
Baharın son demleri, on yedisinde güzün
Şehadet şerbetini içmemişti kocası
"Gülüm" diyordu ona, o da gülün goncası
Sabah çıktıktan beri gelmemişti haberi
Yatsı ezanı gelir, bozmamıştı ezberi
Sabaha kapısında toplanınca komşular
Kadınlar ağlamaklı, simsiyahtı poşular
Çocuklar görmesin diye Minel çıktı dışarı
Kötü haberdi gelen, gerekmedi işarı
Ak çarşafa sarılı, kan kırmızı bir beden
Evin direği idi, kalkmalıydı yeniden
Yere konuldu şehit, kan boyandı eşiği
Göğsündeki mermiler, sırtı bıçak deşiği
Düşmüş de bıçaklanmış yetmemiş ki mesule
Sakalının üstünde gülümsüyor Resul'e
Hayale dalıp giden Minel'i uyandıran
Duruşuyla atayı, babasını andıran
Süleyman diyor "Ana! Bu çorba bitmedi mi?
Sabahtan beri açız, bu zillet yetmedi mi?"
"Gelin çocuklar gelin, afiyet olsun size
Bu soğukta bi çorba, kebap olur evsize"
Çocuklar kor ateşin etrafına toplandı
Minel'in göğüsüne tuhaf bir ok saplandı
"Hayırdır inşallah" dedi çorbayı kaşıkladı
Işık patlamaları, kulakları çınladı
Döküldü sıcak çorba paylaşılan kepçede
Dağıttılar hayali Halep'te bir bahçede
Gözlerini kapayan iki gelinlik kızın
Hayalleriyle canı, ölüm aldı ansızın
Süleyman da susardı dağlar düşse üstüne
Ama ana kokusu, olmaz çorba üstüne
Asla çıkarmadığı ak türbanı açılmış
Parçalanmış merhamet sağa sola saçılmış
İkiye katlanmış acı, ayrı düşmüş belleri
Gülsüm'ün ellerinde Alime'nin elleri
Süleyman'a dağ yıkın, yıkın yükü sırtına
Devirebildi ancak ki bugünkü fırtına
Çıkardılar oğlanı taşların arasından
İntikam hırsı çıktı, ağırdı yarasından
"Allahu ekber!" diyor bütün ehl-i imanı
Türk yurduna verdiler, yaralı Süleyman'ı
Kardeşlerin üstünde yine eski örtü var
Gözlerinden gitmeyen tavansız bir dört duvar
Yılları geçse dahi değişmedi bi günde
Ellerini cebinden çıkarmıyor bugün de
Ama hep kafasında o soruyla sarsıldı
"İçebilseydim tadı, o çorbanın nasıldı?"

Bize...

Süleyman'ı dinledim, soğuk bir kış vaktinde:
"Vaadi var Allah'ın, duracaktır akdinde
Elbet bir gün şehitlik bize de nasip olur
Ata yurdumdur Halep, böyle münasip olur
Ama yaşım tutmuyor, bir asker ocağına
Yoksa gitmek isterim, anamın kucağına
Yaralıları sarar, sarmalar iyi niyet
Evsize kucak açmak, ödenmesi zor diyet
Lisanı bilinmeyen topraklar yabancıdır
Ne de olsa biz yolcu, sizler daim hancıdır"

Ağladı da Süleyman, gözyaşı düşmez kara
Acısı dinse dahi, şuncadır pişmez yara
Yabancıdır Süleyman "kim kime kardeş ola?"
Ne hakkı var ki onun, kardeşe tebelleş ola?
Deftere yazsa bir gün yaprak koparmasın mı?
Gönül borcu artar da, defter kabarmasın mı?
Sıcak yemeği, aşı, pişiyor yamacında
"Ensar" olmuş rızayı kazanmak amacında
Çıplak ayaklara bot, eldiven parmaklara
Zira şimdiden talip, cennette ırmaklara
Kırmızı bir hilalin himayesinde çadır
Kucak açmış mazluma, uzun boylu bahadır

On iki olmuş yaşı o yetim Süleyman'ın
Türkün kardeşi olmuş; arabın, müslümanın
Kardeş biliyor çocuk, kaybettiği yerine
Top oynuyor sokakta, bakmadan hem terine
Sokaklarda işitmiş: "hemen defolsun gitsin!"
"Suriyeliler doldu, gönderin olsun bitsin!"
Kaçarken uğursuzdan, çakalından kurdundan
Nizip'te batan güneş, farklı değil yurdundan
İşgalden kaçan çocuk, kadınlar ve yaşlılar
Gözlerine baksana, mahçup, eğik başlılar
Karanlık bir bez çadır, iki yatak döşeli
Kapısının önünde çamur, batak, eşeli
Bize kadim hainlik edenlerin tesiri
Bizi bizden ayıran nedenlerin esiri
Komşun açlık çekerken, tokluğa razı mıyız?
Kessinler bizi hadi, biz de kırmızı mıyız?
Yokluğu görmeyenler, varlıkta tatmin olmaz
Yoklukta var bulmayan, kalbi mutmain olmaz
Hani onlar bir zaman vilayetindi senin?
Hani Resul'u kabul, riayetindi senin?
Kabir ziyaretini sanırsın mücahitlik
Bak onların yurduna: topyekün bir şehitlik!
"Hemen yerleşmesinler, bilebilmeli yâdı"
Ülkemde istenmiyor, Suriyeli'ymiş adı
Bak yurdumun gavurla vicdan türdeşliğine!
Ne zaman halel geldi iman kardeşliğine?

neden oy kullanmayız

nushirevan
gayrimüslimlerin internetini kullanarak oy kullanmayacağını beyan eden müslümanları gösteren başlık. sen her türlü imkanı kullan, mesele devlet düşmanları ile onların koyduğu kurallar içinde mücadele etmeye gelince "ı-ıhh" geçin efendim geçiniz. bu bir mücadeledir ve herkes kendi çapında mücadelenin içinde yer alıyor.

bedir savaşına gidenler övülür ama gidemeyip arkadan gözyaşı dökenler de makbuldür. bahane arayıp gitmeyenlerin sonu malumunuz. madem düzenin adaletsizliğine inanıyorsunuz, düzene lanet okuyup "zarar-ı ammı def için zarar-ı hass ihtiyar olunur"a uyun ve en azından savaşa gidemeyip gözyaşı dökenlerden olun.

yusuf özoğul

nushirevan
saf, iyi niyetli biri olduğu her halinden belli olan gençtir. bana "andımızı oku" dese, "sen biliyor musun ki" derdim. o da bildiğini ispat etmek için baştan sona andımızı okuyunca "iyi dersler arkadaşlar" der giderdim

ekrem imamoğlu

nushirevan
Halkın adamı görüntüsünden, yavaş yavaş proje başkan figürüne dönüşen siyasetçi. Önce PKk'lıların kol gezdiği paris'in belediye başkanı, daha sonra abd sözcüsü, yunanistan'da "ayasofya'nın intikamı" manşetleri, şimdi de ingilizler.. hayırdır aga siz?



Röportaja dikkat edin. İlk soru:

"Kanalistanbul'u bitirecek misiniz?"

çünkü ingilizin önceliği o.. lozan muamması var 100. yılında çünkü.. olağanüstü bir gelir kapısı potansiyeli var türkiye için. "eğer türkler kanalistanbul'u yaparsa, lozan boğazlar sözleşmesinin hükmü tartışılır hale gelir" diye düşünüyor ingiliz çünkü. kanalistanbul biterse cebelitarık kadar gelir getirecek çünkü türkiye'ye.

bakın muhalif olabilirsiniz. kanalistanbul'un istanbul ve türkiye'nin kârına olmayacağını da düşünüyor olabilirsiniz. ancak bu kanalın diplomatik ve stratejik önemini görmezden gelemezsiniz. dünyada bir çok ülkenin sahip olma hayali kurduğu inanılmaz değerde boğazlarımız var ama tek kuruş kazanamıyoruz lozan yüzünden. öyle üç beş kuruştan bahsetmiyorum, milyar dolarlar zikrediliyor hem de. sırf bu yüzden bile projeyi kabul etmek durumundasınız.

hadi diyelim bunları da görmezden gelip gayri milli bir tavır içindesiniz. en azından mantıklı düşünürsünüz. %80'i tamamlanmış bir projeye devam etmek emeğin karşılığı açısından da önemlidir. gerek çalışan, gerek lojistik, gerek çevresindeki yapılaşmanın geleceği filan..

hiç olmadı mı? dünyada ses getirecek bir proje be kardeşim? istanbul'un bir kısmını ada yapıyorsun farkında mısın? dünyadaki haritaları değiştirmeye zorluyorsun la. bunun istanbul markasına hiç mi katkısı olmayacak?

ama sayın imamoğlu ne diyor biliyor musunuz?
"..revizyon gerekir, öncelikli değil, kaos yaratabilecek bir proje.."

e bravo! ingilizi, yunanı, fransızı, amerikalısı ayakta alkışlıyordur kendisini..

allah ıslah etsin


üst komşunun dört nala koşan çocuğu

nushirevan
gecenin 01:00 'inde; 130 metrakare evi, topuklarını yere basa basa koşan ve anlamsız sesler çıkaran çocuktur. bir keresinde gecenin o saatlerinde yukarı çıkıp komşuya

''hayırlı geceler komşum. kusura bakmayın gecenin bu saatinde rahatsız ediyorum ama inanın aşağıda tavan boyası yere aktı. herhalde çocuk mu koşuyor ne yapıyor bilmiyorum. saat de çok geç.. yarın sabah 5'te işe gideceğim. rica etsem çocuğu durdurur musunuz?''

dedim ve şu cevabı aldım:

''ne yapam? çocuktur ha! ayagına zincir bağlayam?''

sonra farklı konuştuk, tahmin edersiniz.

(bkz:kibar konuşmaya rağmen anlamamakta ısrarcı olan tip)

türkiye'den bilim insanı çıkmamasının sebebi

nushirevan
Tarihi şartlardır.

Osmanlı'da bilim adamları ilim ve fende mahir yetiştirilirdi. Bilim bir dil olsa; Matematik, Fizik, kimya, tıp ve hatta müziği anadili gibi konuşabilecek İbni Sina, aynı zamanda 10 yaşından beri Kuran hafızı ve islam filozofudur mesela..

Yavuz Sultan Selim; Mısır'ı fethedip, kutsal emanetleri İstanbul'a getirince, halife ünvanı ile bölgenin en büyük islam alimlerini de davet etti. Böylece İstanbul, medeniyetin islamla en büyük kucaklaşmasına şahitlik edecekti. Osmanlı'nın en büyük padişahlarından biri olan Yavuz, Devlet-i ali'nin sonunu hazırladığının da farkında değildi.

Arap yarım adasındaki islam alimleri Eşari, Anadolu alimleri Maturidi'ydi.

Özetle:

Eşari görüş; müslümanın dünya hayatına %10, ahiret hayatına %90 değer biçmesi gerektiğini savunur.

Maturudi'lerde bu oran %50-%50 dir. Bu yüzden de bilimsel ilerleme devam etmektedir de zaten.

Ancak Tebe-i Tabiyyun (Peygamberden bizzat ders alanlardan ders alanlar) 'dan olan arap alimler, İstanbul'da daha çok hürmet görmeye başlayınca, Maturidi inanç gerilemeye başlamıştır. Alimler, günün çoğu saatini araştırma yapmaları gerekirken, ibadet ve taate ayırdıklarından bilimsel inovasyon neredeyse yok olmaya başlamıştır.

Yıllar böyle devam etmiş, kimi idareler bunu düzeltmeye çalışmışsa da kimileri daha da kötüye gitmesini sağlamışlardır.

Cumhuriyet döneminde arap alfabesi yerine latin alfabesine de geçilince, var olan tüm tarihi bilinç ve zenginlik tozlu sayfalara karışmıştır.

11.yüzyılda yazılan İbn-i Sina'nın şifa kitabı, bugün dünyanın en saygın üniversitelerinde okutulur. Bizim önümüze şimdi orjinalini koysalar, öylece bakar kalırız :(

zerdüştlük

nushirevan
"Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin" ayetini hatırlamama neden olan inançtır. Şöyle ki:

Zerdüştlerin o zamanki hükümdarı 2 müslümanın insanları tek tanrılı bir dine davet ettiğini görünce ölüm cezasına çarptırır. cezaları kutsal büyük ateşe atılmaktır. Müslümanlar ölmeden önce Hz.Ibrahim'in Nemrut 'la yaşadığı olayı hatırlatıp inandıkları dinin esaslarını hükümdara kısaca anlatır. Hidayet bir zaman meselesidir ve hükümdar o anda iki müslümanı affeder. Vezirler ve halk bu affa kızarlar ama hükümdarın din değiştirip ibrahimi olduğunu açıklaması, zerdüştleri çileden çıkarır. Vezirler darbe yaparlar ve hükümdarı 2 müslümanı affettiği ateşe atmaya karar verirler. Hükümdara son sözü sorulur. O da cezaya direnmemek karşılığında "eğer ateşten canlı çıkarsa kendisini salıvermelerini, çünkü hurmalıklarda doğacak olan Ahmed adlı son peygambere tabi olmak üzere ülkeden gitmek istediği şartını koyar"

Vezirler kutsal ateşten çıkmanın mümkün olmadığını bildikleri için şartı halk huzurunda kabul ederler. Hükümdar Hz.ibrahim gibi dua eder ve Allah'ın izniyle hükümdar, tıpkı peygamber gibi ateşten sağ salim çıkar. Bunun üzerine şok geçiren halkı yatıştırmanın, hükümdara verilen sözü tutmak, onu salmakla mümkün olduğunu anlarlar vezirler. Hükümdara yol verilir, o da sadece üzerindekiler olmak şartıyla çöllere düşer.

"Hurmalıklar" olarak bildiği bölge, Hz.Ibrahim'in de yapısı Kabe'nin olduğu yer Mekke'dir. Yolda şekli şemali bozuk iki yahudi dervişle karşılaşır. Dervişler de kendi kitaplarında yazan "Ahmed" isimli peygamberi bulmak üzere yola çıkmışlardır. Ancak yahudi dervişler, hurmanın medine'de daha çok yetiştiğini bu yüzden kitaplarda adı geçen Ahmed'in burada zuhur edebileceğini söylerler. Tevrat alimi bu iki derviş, çulsuz hükümdarı ikna ederler ve Medine yollarına düşerler. Ne var ki bedenen zayıf olan bu dervişler, çöl iklimine yenik düşüp hayatlarını sırayla kaybederler. Son sözleri "Eğer Ahmed'e yetişirse, onunson peygamber olarak kabul ettiklerini bildirmesidir"

Medine'ye asıl kimliğini söylemeden gelen Zerdüşt diyarının eski anlı şanlı hükümdarı, bir süre sokaklarda aç bilaç "Ahmed" adındaki bu peygamberi aramaya koyulur. Kimi zaman diğer hurmalık olan şehirlerde de onu arar fakat bulamaz. Günlük çalışarak hayatını kazanan hükümdar, uzun yıllar araştırmasının sonunda Medine'de karar kılar ve burada "Ahmed"i beklemeye başlar. Anlatılan rivayetler onun Medine'ye geleceğini işaret etmektedir. Hükümdar günlük çalıştığı hamallık parasının yarısına her gün bir tuğla alır ve gün be gün bir ev inşa etmeye başlar. Medine halkı tarafından meczubun biri olarak kabul edilir çünkü yıllar sonra evini bitirdikten sonra bile evin içinde yatmaz, kapı eşiğinde uyur. Hatta bu yeni evin kapısına gelip "Çulsuz adamın tekisin. Bu evi bana sat, sana iyi para veririm" diyenlere de "Hayır, bu ev benim değil Ahmed peygamber için yaptım, satamam" diye cevaplar verir. Nihayet yaşlılık zamanı gelip öleceğini anladığında Ebu Leyla adında birine evini devreder. Çünkü Ebu Leyla da kendisi gibi İbrahimidir. Tapunun yanında bir de Ahmed'e verilmek üzere mektup bırakır gözleri sürmeli Ebu Leyla denen bu yeni tanıştığı gence..

Aradan 200 küsür sene geçer. Ev, kimi zaman ölüm, kimi zaman satış yoluyla bir kaç kez el değiştirir.

Hicret ederek Medine'ye gelen Hz.Muhammed'e medine halkının büyük bir ilgisi vardır. "Taleal bedru aleyna.." ezgileriyle peygamberini karşılayan halktan her kimse, onun kendi evinde kalması gerektiğini savunur. Anlaşmazlık büyüyünce Hz.peygamber beyaz devesi kasva'yı serbest bırkacağını, kimin evinin önünde durursa onun evinde kalacağını söyler.

Deve yürür ve Ebu Eyyub El Ensari'nin evinde durur. Eyyub çok sevinir. Bu 200 küsür sene önce el emeği ile her bir tuğlası Ahmed'i görmek için serilen zerdüşt hükümdarın evidir. Eyyub, zamanla eskiyen evin üstüne bir kat daha çıkmıştır. Peygamberin üst katta kalması gerektiğini söyler ama hz.peygamber için mana aleminde bu evin hali bir başkadır. Bu yüzden ilk olarak alt katta kalacağını bildirir. Eyyub, peygamberin bulunduğu katın üstüne ayak bastığı için utanç duymaktadır ama değişim yapmayı peygamber kabul etmez. Nihayet eve gözleri sürmeli bir genç gelir:

- Benim kim olduğumu biliyor musun ya resulallah? diye sorar
+ Sen ebu leyla'sın ve bana bir dostumdan mektup getirdin, diye cevap verir peygamber.

Mektubu takdim eden bu garip adam, geldiği gibi gider ve gözden kaybolur. Hz.Peygamber mektubu özenle açar. Bir zamanların anlı şanlı zerdüşt hükümdarı şöyle yazmıştır:

"ey alemlerin rabbi olan allah'ın son peygamberi ahmed! benim zamanım yakındır, yakında öleceğim. eğer sana yetişseydim, senin getirdiğin dine iman ettiğimi söyleyecektim. ama galiba senin vaktin gelmedi henüz. şunu bil ki ahiret hayatında senin sancağının altında toplananlardan olmak istiyorum, kabul et.. sana bir güzel de bir ev yaptım gelip kalırdın diye ama kısmet.. Bu dostunu unutma"

yanlış anlama

nushirevan
"ama'dan öncesi yalan, çünkü'den sonrası doğrudur" özdeyişini hatırlatan, biri hakkında yüzüne yüzüne kötü konuşmadan önce söylenen yatıştırma sözü.

"yanlış anlama ama sen de az horunzbuçocuğu değilsin yane" gibi. örnek biraz ağır oldu evet.

katlanamadığınız davranışlar

nushirevan
Misafirlerin sus pus 7 saat 5'e 10 kalas gibi oturduktan sonra, giderken apartman boşluğunda muhabbeti koyulaştırması, bi türlü gidememesi, Allaha ısmarladıklaşması, tekrar gelin bunu kabul etmeyizden, "bi yemek yiyeydiniz yanına koyim"lere kadar söylenmeleri, o sensörlü ışığı defalarca yakıp söndürmesi, ışık hızıyla çıkarılan ayakkabıların zamanın göreceliliğini sorgulatırcasına yavaş giyilmesi ve evin sümüklü çocuğunun giderayak şirinmiş gibi tekrar öpülmeye çalışılması, o sırada misafirlik boyunca odasından çıkmayan çocuğun belki tatlı artmıştır diye mutfağa giderken yakalanmasından mütevellit utanması ve bi türlü o "bay bay de ablaya" komutuna cevap verememesi, annesinin "utandı utandı" diyerek sahte sırıtışları, o sırada apartmanın dedikodudan sorumlu istihbarat ablasının karşı delikten bakıyor oluşu, misafirler arabasına binerken kontra dedikoduların, adam gömmelerin konuşulması... doluyum sözlük.. söyletme daha..

anlamak

nushirevan
kendisine söyleneni idrak edip, gerekli dersi kendince çıkarma eylemidir. Ancak bu her zaman böyle olmayabilir:

Bir kaç yüzyıl önce Papa bütün Yahudilerin Roma' yı terketmeleri gerektiğine karar vermiş. Doğal olarak Yahudi toplumundan buyuk bir tepki gelmiş. Bunun üzerine, Papa ile Yahudi toplumundan önde gelen birisiyle karşılıklı dini bir müzakere yapmalarını önermiş. Yahudiler kazanırsa kalacaklar, Papa kazanırsa gideceklermiş. Yahudiler çaresiz kabul etmiş ve temsilci olarak aralarından yaşlı Moiz' i seçmişler.

Moiz' in Papa ile aynı dili konuşamaması nedeniyle müzakere de konuşmak yerine sadece işaret dilinin kullanılmasını teklif etmişler. hikaye bu ya, Papa da kabul etmiş.

Müzakere günü geldiğinde iki taraf karşılıklı yerlerini almışlar ve bir süre bakışmışlar. Neden sonra Papa elini kaldırarak 3 parmağını göstermiş. Buna karşılık Moiz tek parmağını kaldırmış. Papa parmaklarını sallayarak başının etrafında çevirmiş. Moiz ise parmağıyla yeri işaret ederek oturduğu yeri göstermiş. Papa yanındaki çantadan bir parça ekmek ve şarap çıkartınca Moiz de bir elma çıkartmış.

Bunun üzerine Papa ayağa kalkarak, "Ben pes ediyorum, Yahudiler kalabilirler" deyip müzakereyi bitirmiş.

Müzakere sonrasında Papa' nın etrafına toplanan kardinaller Papa'ya ne olduğunu sorduklarında Papa;

"Ben önce 3 parmağımı gösterip Kutsal Üçlü' yü işaret ettim. Buna karşılık o bana tek parmağını gösterip her iki dinin de tek Tanrı' yı tanıdığını söyledi. Ben parmaklarımı sallayıp başımın etrafında çevirerek Tanrı' nın bizim etrafımızda olduğunu gösterdiğimde, o da oturduğu yeri işaret ederek Tanrı' nın onların durduğu yerde de olduğunu işaret etti. Ben kutsal ekmek ve şarap çıkartıp Tanrı' nın bizim günahlarımızı bağışladığını göstermek istediğim zaman da, hemen bir elma çıkartıp bana ilk günahı hatırlattı. Herifin her şeye bir cevabı var! Ne yapabilirdim ki?" demiş.

Aynı sırada Yahudi cemaati de Moiz' in etrafını sarmış ona nasıl başardığını sormuşlar. Moiz;

"Önce bana 3 parmağını gösterip 3 gün içinde burayı terk etmemizi istedi. Ben de ona bir tekimizin bile ayrılmayacağımızı söyledim. Sonra parmaklarını kaldırıp bütün şehrin Yahudilerden temizleneceğini söyledi. Ben de, "hiç bir yere gitmeyip olduğumuz yerde kalacağımızı söyledim" demiş.
"Sonra ne oldu?" diye kalabalık heyecanla sormuş.
"Valla, sonrasını açıkçası ben de pek anlamadım. Adam biraz hiddetlendi ve oğle yemeğini çıkarttı. Bunun üzerine ben de benimkini çıkarttım. Hepsi bu!.." demiş.

yani insanların ne konuştuğu değil, ne anladığı önemlidir...

yazarların başına gelen ilginç olaylar

nushirevan
Eve gelirken çöpün etrafında zavallı yavru bi kedi buldum. Eğilip elimi uzattım, hemen kendini sevdirip mırlamaya başladı. Dedim ki "yazık, çok da zayıf.. iyisi mi bunu sahipleneyim".. Kucağıma aldım, yavru sanki günlerdir bu anı bekliyormuş gibi rahatladı. "Ohh" dedim "çocuklar sevinecek" Bir kaç adım attım ki arkamda büyük bir kedi belirdi. Kızgın bir halde bana ve kucağımdaki yavruya bakıyordu. Yavru süt emecek dönemi geçmiş bi yaşta görünüyordu ama belli ki büyük kedinin annelik dürtüleri aktifti. Büyük kedi kavgaya hazırlanan kedilerin o meşhur seslerini çıkarmaya başladı. Bir yavruyu annesinden ayırmak olmazdı, usulca yavruyu yere bıraktım. Sanıyorum ki yavru koşa koşa annesine gidecek. Yere koyduğum yavru olduğu yerde çömelip oturdu. Çenesini yere koyup büyük kediyi izlemeye başladı. Yavrunun sıska oluşu beni şaşırttı. Yavruyu yerden alıp 1-2 metre ötedeki çim alana hafifçe attım. Yavru çime düşer düşmez fırladı büyük kedi de peşinden. Kısacık an, anne ve yavru bir araya geldi dedim ama yanılmışım. Büyük kedi yavruya bi daldı sanırsın namus davası var aralarında. Büyük kedi bunu altına aldı tırmalıyor, ısırıyor, perişan etti yavruyu. Araya girmeye çalıştım ama ışık hızında dayak yiyor bizimki. "Lan ne olursa olsun" dedim daldım tırmalamaların arasına. Büyük kedi son bi ısırık aldı bıraktı ama çıkardığımız sesler bütün mahallenin dikkatini çekti. Uzaktan bakanlar, beni büyük kediye durup dururken saldırdığımı düşünebilirdi. Gayri ihtiyari "yavru var, ona saldırıyor" dedim. O sırada bir köpeğin de hızla yaklaştığını gördüm bulunduğumuz çöp konteynırına doğru. Bu defa büyük kedinin hayatı tehlikeye girmişti. Bir kaç adım geriye gittim baktım ki köpeğin hedefi mahallenin huzurunu bozan benim. Yerden bi dal bulup "höt! hayt!" sesleri çıkarıyorum. Köpek ince daldan korkmayınca bana bi atak yaptı. Saldırıyı geri püskürteyim derken park halindeki bir aracın aynasını yerinden çıkarmış oldum. O sırada bir kaç mahalleli saldırgan köpeği dövmeye geldiler ellerinde sopalarla. Bu defa köpeğin hayatı tehlikedeydi. Mahalleliye "yav tamam sopalık bişey yok, vurmayın hayvana" dedim. Meğer mahalleli dediğim sopalı kişiler de aynası kırılan arabanın sahipleriymiş. Sakinliğimi koruyorum ki dayağın büyüğü gelmesin. "Abi öderim" filan derken bir kaç polis hengameye doğru geldi. Ellerindeki sopaları görürse olay çıkardı. "Abi polis geliyor atın sopaları" dedim. Adamlar koşan polisleri görünce sopaları sağa sola attılar. Ben de dönüp polislere "tamam abi sorun yok" dedim. Meğer onlar da benim için geliyorlarmış. Konteyner etrafında şüpheli birinin çanta koyup uzaklaştığı ihbari gelmiş. Hakikaten yavru kediyi alırken köşeye bıraktığım çantamı o an hatırladım. "Abi çanta benim içinde kirli çamaşırlarım var" dedin ikna olmadılar. Prosedür gereği beklemem gerekiyormuş. Yarım saat sonra imha ekibi olay yerine intikal etti. Mahalleli çevreyi sardı. Severler, olay olsun yeter ki mahallede. Efendim polis çantamı açıyor, gördün di mi bomba filan yok. "Hadi dağılın" de git de mi? Çantama elini sokuyor, bi çıkarıyor kirli donum.. Çantadan öyle bi çıkarışı var ki sanki düğünde takı anonsu yapıyor. "Damadın amcasından iki adet çeyrek altın" der gibi donumu kaldırıp gösteriyor ekibe. Bir don, iki atlet derken olay bitiyor. Polis "taam taam hadi dağılın" diyor, mahalleli "zaaaaa saalak saalak" modunda bakışlar atıyor filan.. O sırada yaşlı bi teyze yaklaştı dedi ki "oğlum kedileri seviyorsan sana bi yavru vereyim"

"Lan.. teyze.. dat.. düt.." dedim cevap bile veremeden eve girdim. Bi daha hayvansever olursam iki olsun.
5

stephen king

nushirevan
Amerikalı korku romanı yazarı. Öyle garip bi kafası var ki adamın anlamak mümkün değil. Misal bunun karanlık hikayeler serisi ve bu hikayeleri yazarken aldığı ilhamları yazmış bir kitabında.

Bir gün bi motelde kalıyor abi. Pencereden dışarı baktığında, orta direk mahalle gençlerinin arasında bir çocuğun, diğer çocuklardan ayrı yağmur mazgalından içeri bozuk para attığını görüyor. O yaştaki çocuklar paranın nasıl kullanılacağını bilir oysa. Bu çocuğun garip hali bizimkine ilham oluyor ve bu çocuğun neden böyle bir şey yaptığı hakkında bir hikaye yazmaya başlıyor:

Efendim bir çocuk varmışmış.. Bu doğuştan gelen bir yetenekle, mandala benzeri şekiller çizmeye başlıyor. Ancak işin fantastik boyutu bu değil. Çocuğun yere veya bir kâğıda çizdiği resimlerle temas edenler, ölüveriyor veya intihar ediyor. Bu temiz ölüm şeklini tespit eden cia, çocuğu sıradan bir mahallede himayesine alarak ona zaman zaman şekiller çizdirip infazlar gerçekleştiriyor. Cia bunun karşılığında, çocuğun kendisine emekli olacağı güne kadar bir miktar para ödemeyi taahhüt ediyor. (Misal 1 milyon dolar olsun) cia, bu parayı aylara bölerek taksit taksit ödüyor. Çocuğa zarfta küsüratlı bir para geliyor (Misal 1250 dolar 75 sent) Çocuk başta güç sarhoşluğu yaşasa da zamanla yaşama amacı kalmıyor. Tam paraları bir yerde biriktirirken, küsürat olan bozuk paraları bir yağmur mazgalına bırakarak, bir gün onu bulacak mazgal temizleyicisinin sevincini hayal ederek kendisini avutuyor...

Sonrası spoiler..

Dedim ya adamın kafası bi başka.

Külliyatını bitirdim, "hangisi en iyisi?" Diye sorarsanız, en iyisini bilmem.. ama bana en çok dokunanı dreamcatcher



ve from a buick 8'dir.



Her ne kadar dreamcatcher 'ın filmini berbat ettilerse de, buick 8 için inancım halen devam ediyor.

geri zekalı gibi yazma rehberi

nushirevan
Sözlük formatını anlayamamış, forum kullanmayı seven yazarlar için yazıldığını düşündüğüm rehberdir. Örneğin o gün bir olay gerçekleşti. Trump, Erdoğan 'ın elini sıkıp geri çekerek onu boşa düşürmek istedi ama bizimki bunu yemeyip tersini yaptı, Trump düşer gibi oldu. Ne yapıyorsunuz?

"8 Eylül 2019 Trump Erdoğan tokalaşması"

Şeklinde değil de

"Erdoğan nasıl intikam aldı ama"

Diye başlık açacaksınız.

Bakın ne tanım için gerekli başlık var, ne tarih var, ne olay belli ooh tertemiz gerizekalı başlığı işte. Baktın olmuyor,

"Sözlük yazarlarının favori renkleri" şeklinde değil de

"En sevdiğiniz renk hangisi" diye başlık açın, zaten o her türlü iq kaybettirir size.

Not: rica ediyorum şu sözlük formatını kapın biraz. Forum başlıklari görmekten gına geldi. Gelişmekte olan bir sözlük olduğumuz için kimseyi kırmak istemiyorum ama diğer mecralardan bizi takip edenler de var, unutmayın

trafik polisi

nushirevan


Maketinin bile 150 km/h ile giderken tek elle kemer bağlattığı polislerdir. Normalde her daim bağlı bulunması gereken emniyet kemerini takma ihtiyacınız, kot korkusu ile depreşir. Gözlerinizin önüne 108 tl'lik ceza makbuzu gelir ve o kemer o hıza rağmen tek elle bağlanıverir.

Cefakâr bir meslek olduğunu da şehidimizi anarak söylemiş olalım

(bkz:fethi sekin)



patron çıldırdı

nushirevan
iki hafta önce fiyatları ikiye katlayıp, iki hafta sonra %50 indirimle müşteri avlayan patron mottosu. bir zamanlar ''ulan nasıl yersiniz böyle bi mavrayı?'' diye hayret ettiğimiz sahtekarlığı, lüks avm'lerde marka mağazalarda bir kredi kartı slipi hızında biz de yiyoruz, haberimiz yok.

evlilik

nushirevan
"Benden sorumlu olanlar, beni kendimden sorumlu tutacak yaşa kadar getirdiler. Bundan sonra ben de sorumluluklarımı paylaşacak ve onları aktaracak yeni bir nesil için birini bulmalı ve aynı sucuklu yumurta tavasına ekmek banmalıyım" düşüncesinin resmi evrak üzerindeki tezahürüdür.
Sözlük
https://dovizkurlaricanli.com