confessions

mahur

okyanustan gelen şişe - 1. Nesil Koordinatör

  1. toplam giri 324
  2. takipçi 8
  3. puan 4684

ayva

merdumgiriz
Bir dilim ekmeği kızartıyoruz. Üzerine biraz beyaz peynir -ince bir tabaka hâlinde- sürüyoruz. Hazırladığımız peynirli ekmeği ceviz parçaları ve bu güzide meyvenin reçeliyle taçlandırıp çay eşliğinde afiyetle yiyoruz.

yiyorsunuz ama karın doyurmak için mi yiyorsunuz? Tatları kombinleyip yeni bir lezzet üretme konusunda sıkıntı mı yaşıyorsunuz? "zevk alarak yemek yeme rehberliği" için irtibat: bendeniz merdumgiriz

iletişim için mail hesabım ektedir:
encokbanasoracaksinizetcimeyilnoktakom

13-20 kasım enerji çalışanları haftası

secret men
Elektrik denince aklınıza ne gelir ? Fabrika tesisleri mi?Barajlar mı?,
Çocuklarımız için tablet mi?,
evimizdeki lamba mı?,cep telefonu mu?,şarz aletleri mi?Laptop mu?,
ütü mü?,kahve makinası mı , televizyon mu ? yada...kısacası elektrik deyince her şey aklımıza gelir . Ancak kimsenin aklına düğmeye basınca çalışan cihazlara , yanan lambaya gelen elektriğin nasıl geldiği gelmez . Arka planda verilen , emek , özveri ,mücadele ve bunları veren çalışanlar gelmez . Türkiye de ilk defa Kasım ayının ikinci haftası Enerji Çalışanları Haftası olarak ilan edilmiştir.
Tüm enerji sektörü çalışanlarının “Enerji Çalışanları haftasını kutlarım”.

10 yaşındayken aşık olunan ünlüler

gulurkensandalyedenduseneksicininkafasindakibere
Robert Pattinson. Ama nasıl bir aşk öyf. Şöyle anlatayım, oturduğumuz semtte durumu ultra iyi olan aileler de vardı. Ve tabii onların ultra değişik çocukları. Tamda böyle bir arkadaşımdan günde 50 kuruş taksitle kocaman bir poster almıştım. 3 gün sonra aç kaldığım için vazgeçmiştim. Vicdansız baban fabrikatör, ben günde 1 lira harcarken sen 10 lira harcıyorsun, benim 50 kuruşuma mi kaldın? Ah ah.. Çok zor dönemlerden geçtim..

anadolu insanının cahil olması

nushirevan
zamanında bir hoca, lafının altını doldurmaya gerek duymadan kitabın ortasından bir laf etmiş ve ''cahil insanların firasetine güveniyorum'' demişti.



stüdyodaki spiker dahil, hemen herkes bir akademisyenden ilk bakışta ''okumayın firasetiniz artar'' anlamında bir cümle duyduğuna inanamamıştı. televizyon ve gazeteler haber yaptı, hocaya demediğini bırakmadılar.

Oysa bunu kast eden ilk kişi değildi bu hoca. Cemil Meriç şöyle diyordu:

''Her şeyin yokluğunu çekmeli insan; yokluk varlıktan daha görkemli ve daha anlamlıdır..'' Neden bunu demişti Cemil Meriç? Çünkü bir şeyin kıymeti ancak onun yokluğunda anlaşılır. Yokluğun yetiştirdiği insan, varlığın yetiştirdiği insandan idraki manada daha üstündür. Vahşi bir ormanda, imkansızlıklar içinde, her an hayatta kalma mücadelesi veren ve bu vesileyle algıları açık, her şeye dikkatle yaklaşmak zorunda olan bir insanın zihinsel çevikliğinde saklıdır firaset

(bkz:#65442)

''yoksul aydın, zengin aydından çok daha kuvvetli görür. yoksul, her sözcüğü kuşkuyla dinler; attığı her adım, onun düşünce ve duygularına böylece bir görev, bir iş yüklemiş olur. onun kulağı deliktir, duygusu ince; o tecrübelidir, ruhu yanık yaralarıyla doludur..''

(bkz:knut hamsun)

kafes

gulurkensandalyedenduseneksicininkafasindakibere
Az önce izlediğim film. Bu güne kadar hiç sağcıları anlatan bir film izlememiştim. Malum bizimkiler hep vurduda kırdıda bilinir. Muhsin başkan da der ya, “Bizim çocukları kitap okumak sıkar. O yüzden fikri tartışmalarda biraz zayıf kalırlar. Ama kavga var desen Ayrancı'dan Kızılay'a korkusuzca koşa koşa gelirler.” diye, bu filmi izleyince bi durdum. Daha önce 80 darbesini anlatan filmleri, kitapları düşündüm, senaryo olarak bu filmden iyilerdi, oyunculuk olarakta, fakat bu film gerçekleri anlatıyordu. Ertuğrul dursun önkuzu' yu, tam olarak olmasa da Mustafa Pehlivanoğlu'nu.. Bi garip hissettim. Yetersiz, boş, nankör.. Daha önce bir başlık altında şöyle yazmıştım, 'seksen darbesinin demokrasiyi getirdiği söylenir, bilemiyorum ' o yazıyı yazarken Mustafa Pehlivanoğlu'nu tam olarak tanımıyordum. Ali Bülent Orkan'ı, Cevdet karakaş'ı, ismet şahin' i.. Ve daha nicesi. Her zaman milliyetçiydim, her zaman vatanımı sevdim, bayrağımı sevdim, devletimi sevdim. Fakat gerek okuduğum kitaplar, gerek izlediğim filmler, 80 darbesine ait farklı şeyler düşünmeme sebep oldu. Suçu tabi ki başkalarına atmayacağım fakat teknoloji çağında, herkes kendini filmler ile kitaplar ile anlatırken biz neden bunu yapmıyoruz? Neden kalemimizi konuşturmak yerine yumruklarımızı konuşturuyoruz? Söz veriyorum sözlük bundan sonra kendi doğrularımı yazarak anlatmaya çalışacağım. Okuyarak doğrularımı güçlendireceğim. İçtiğim 1 bardak çayın hakkını vermeye çalışacağım. Kalemimiz kuvvetli olsun!

türk bayrağı

reis
dünyanın en pahalı bayrağıdır çünkü çok ağır bedeller ve mücadeleler sonucunda elde edilmiştir. şehitlerimizin kanıyla sulanmış bayrak, bayrakların en kutlusu, en kutsalı.

kemalistlerin cübbeli bir adamı metroda taciz etmesi

nushirevan


29 Ekim'de metroda meydana gelen garip olay. Cübbeli birini gören kemalistler, aşağılayıcı hareketler ve bakışlarla adama adeta psikolojik şiddet uyguluyor. Adam tepkisiz kalıyor ama 2019 Türkiye'sinde halen giyim kuşamından dolayı insanları kutuplaştıran kafaları görmek üzücü. Bırakın insanlar ne istiyorsa onu giysin. Sen mini etek giy, öteki burka taksın. Sen göbeğine piercing yaptır, öteki sakalını uzatsın. İnsan olun insan!..

nestle

nushirevan
isviçre menşeili, dünyanın en büyük gıda ve içecek firmasıdır. Genelde çikolata firması gibi akıllarda kalmıştır ama gıda sektörünün hemen her alanında neredeyse küresel bir tekel konumundadır. nestle health science ile ilaç sektöründe bile adını görebilirsiniz. Hatta dünyada diyabet hastalarının kullandığı metanx adlı ilacın da üreticisi konumundadır. Yani nestle önce sizi şekeriyle hasta eder, sonra ilacıyla tedavi eder. (bkz:bgv)

29 ekim cumhuriyet bayramı

nushirevan


"Birinci Madde: Hâkimiyet, bilâ kayd ü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müsteniddir (dayanır). Türkiye Devleti'nin şekl-i hükümeti Cumhuriyettir.''

''İkinci Madde: Türkiye Devleti'nin dini, din-i İslâm'dır. Resmî lisanı Türkçedir.''

29 Ekim 1923

sevdiğin birinin ölmesi

serendipity
Yaşarken ölmek mi, ölmeden ölmek mi arasında gidip gelsem de her iki kapıya da çıkan, acı eşiğinin belki de en üst seviyesini yaşayabileceğiniz sorunsaldır.
Önce yüz hatlarını sonra sesini en nihayetinde bütünsel ayrıntılarını unutmaya başlarsınız. Taa ki günün bir yerinde ufak hatırasına denk gelene kadar. Sonraki süreçlerde de bu durumu atlatana kadar elbette ki hatıraları yaşıyor olacak. İşte sadece ölmeyecek olan o malum hatıralar olacaktır.
Neyse ki ölüm hepimiz için var olup sevgili Zeki Müren'in de dediği gibi (bkz:elbet bir gün buluşacağız) moduna yatay geçiş yaptığımızda ufak ta olsa teselli bulacağımızı biliriz.

Elbet bir gün buluşacağız Değil mi tüm sevdiklerim.
Rahmetle...

ıhlamurlar çiçek açtığı zaman

mavikaranlik
hiç şiir sevmeyen insanlara şiiri sevdirtebilecek, kendilerine ait parçalar buldurtabilecek özel bir bahattin karakoç şiiri.

Beklesen de olur, beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırır beni sana
Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
Ihlamur çiçek açtığı zaman.

ruh çağırma

nushirevan
gerçekte var olmayan bir yöntem, ergen eğlencesidir.

alem-i ervah yani ruhlar aleminden sonra insan ruhunun önce bir belirsizlik alemi olan rahman-ı medar, daha sonra da ana rahmine düştüğü kabul edilir. dünyaya gelen ruhun öldükten sonra bir süre için kabir hayatı olduğu bilinse de, ondan sonrası hakkında pek bir bilgimiz yok. yani insan kabir hayatından sonra gözünü ahiret yurduna açacak minvalinde rivayetler var ama tabi kimse öte taraftan dönüp de teyit edemediği bilgiler bunlar. dolayısıyla ruhun, dünyada dolanıp kendisine yapılan çağrıya icabet etmesi diye bir şey söz konusu olamaz. bu tür ritüellerde yaşanan olağandışı şeylerin çoğunluğu bir korku eğlence türü olarak kabul edilse de, kullanılan materyaller ve ortam cinni varlıklar için müsaittir. bu da yapılan ritüelde yaşananların, ruhların yaptığı hissini uyandırabilir. oysa bunu yapan çağırılan ruh olmayacaktır. yaşayanların ölüye tek bir etkisi vardır, ona da biz sadaka-i cariye diyoruz. bir çeşme yaptırırsın, sen öldükten sonra o sudan içenler sana hayır duası ederler, diktiğin ağacın gölgesinde dinlenir, meyvesini yer ruhuna fatiha okurlar filan işte..

sihirli annem

nushirevan
zararlı bulduğum dizilerden biridir.

çocukların hayal dünyasında sihir, peri, başka dünyalar, ejderhalar, tek gözlü devler olabilir. ancak çocukların hayal dünyalarındaki bu objeler, hikayenin ana fikrine hiç bir zaman yön vermemelidir. the wizard of oz hikayesinde kalpsiz bir robot, korkak bir aslan, beyinsiz bir korkuluk dorothy adlı bir kızla büyülü bir yolculuğa çıkar. her biri probleminin sihirle çözüme kavuşması için oz büyücüsünü ararlar. ancak çözümler, sihir sayesinde bulunmaz. bu sayede çocuğa kolay yoldan amaca ulaşma değil, emek vererek, düşünerek ve sabrederek emeline ulaşacağı nakledilir. sihirli annem, selena gibi dizilerde çocuklara yüzeysel mesajlar verilirken problemlerin çözümü sihir sayesinde oluyor. çocukların bilinçaltına işlenen bu tema, okulu bırakıp bugün zengin koca aramak için orasını burasını açıp story atan instagram kızlarını doğurdu.

spor yapmak neden hep zor gelir sorunsalı

nushirevan
çözüm (bkz:sabah namazı)

çünkü tembellik, çoğu zaman psikolojiktir. üzerinizdeki ölü toprağını atmak için gerekli irade, sabahın aydınlanmamış saatinde üzerindeki yorganı atmaktan geçer. o sıcak yataktan çıkıp yüzüne su çarpıp hamd etmek ve bunu her gün tekrarlamak, iradeniz üzerindeki kontrolünüzü arttırır. spor yapacağınız zaman bu saatleri hatırlar, daha zor olmadığını kabul edersiniz (bkz:bgv)

güven sözlük'ün aşırı apolitik olması

nushirevan
katıldığım tespittir. evet sözlüğümüz siyasetten azami oranda uzak başlıklar açan, yorumlar yazan aktif yazarları barındırıyor. bunun sebebi yazarların reel hayatta apolitik durmasından değil, gelişmekte olan bir sözlükteki aktif yazarlarla bir çekişme içerisine girmeme tercihi olduğunu düşünüyorum. en azından kendi açımdan böyle. çünkü günümüz siyaseti, eleştiri kaldırabilen bir seçmen kitlesine sahip olmadığı gibi oldukça agresif bir politika gündemimiz var. çözümün değil, problemlerin karşılıklı kendini haklı çıkarmaktan ibaret kurulan konuşmaların yaşandığı bir siyasal ortamda apolitik görünmek iyi değil mi?

- x bunu yapmakta haksızdı
+ y yapınca oluyor ama?!
- ama x daha önce de şöyle yapmıştı!
+ şu lafı eden y değil miydi?
.....

sonu gelmeyen, anlamsız tartışmlalar. tarafların birbirini suçlamaktan, çözümden uzaklaştığı ego şişkinliği..

bilimsel konuşacaksak, çözümden yana pozitif öneriler sunacaksak buyrun dibine kadar politize olalım sözlük.

sevdiğin birinin ölmesi

gulurkensandalyedenduseneksicininkafasindakibere
Yıllar önce oyun arkadaşımı, canımı, kardeşimi, abimi, kaybederek yaşadığım durum. Hep yaşasaydı nasıl olurdu diye düşünürken bulurum kendimi. Benim yaşımdayken öldü, yaşasaydı muhtemelen evlenmiş çoluğu çocuğu olmuştu. Çok bakımlıydı, çok dikkat ederdi kendine ama muhtemelen saçına aklar düşmüştü. 2 hafta sonra ölümünün 7. Yılı. Zaman su gibi akıp gidiyor. Sesini unuttum. Bazen yüzünü unutuyorum. Ama acısı hala içimde. Nurlar içinde uyusun..

psikoloji

reis
son 1 aydır inanılmaz derecede bozuldu hatta bozuldu demem az olur yerle yeksan oldu. ilerleyen günlerde çok çok çok daha kötü olacak farkındayım ama yapabileceğim hiçbir şey yok, allah kimseyi bu duruma düşürmesin, hep insanların psikolojik sorunları olduğunda "nasıl oluyor ya? ne alaka? insanların kendi elinde değil mi? takmasınlar kafaya stres işte." diyerek önemsemezdim ancak başına gelince anlıyor insan, o kadar ters bir zamanda vurdu ki anlatamam, resmen allah belamı verdi, sanırım bilmeden büyük bir günah işledim, zor dağılan ama dağıldım mı tam dağılan bir insanım, çok büyük sorumluluklarım var, onları yerine getirmeye çalışırken enerjim felaket şekilde çekiliyor, enerjimin yanı sıra kanım bile çekiliyor, tüm vücudum buza kesiliyor. hayat anlık ama insan bazı şeyleri maalesef yediremiyor, her ne kadar "takma kafana ya, gelir geçer, önemli değil." dense de olmuyormuş işte öyle, dedim ya hani insan başına gelince anlıyormuş, ha allah daha büyük dert vermesin ayrı konu ama çoğu fiziksel rahatsızlıktan daha kötü ruhsal olarak huzursuz ve rahatsız olmak, yapacak bir şey yok, şu an için içime atıp devam etmem gerektiğini düşünüyorum ancak bir yanımda içine atma diyor, o ikilem işte insanı yıpratan, stressiz günler diliyorum.
5

nermin erbakan

secret men
Hatice Nermin Erbakan, 1943 yılında Balıkesir'de doğdu. İktisat alanında öğrenim gördü. Daha sonra Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nde uzman olarak çalışmaya başladı.

Nermin Hanım 1967 yılında Odalar Birliği'nde Başkan Sekreteri olarak görev yapıyordu. 41 yaşına kadar evliliğe fırsat bulamayan Erbakan hoca Nermin hanıma evlenme teklifinde bulundu. Nermin hanım da bu teklife hayır demedi ve çift 10 Ocak 1967'de evlendi.

10 Ocak 1967 yılında Yeşilköy Çınar Otel'de yapılan görkemli düğün töreni ile dünya evine giren Nermin-Necmettin Erbakan çiftinin dini nikahlarını da Zahit Kotku Hoca efendi kıyıyordu.

Nermin Erbakan Refahyol hükümetinin kurularak eşinin önce başbakan yardımcısı, ardından da başbakan olmasıyla sonuçlanan 1995 seçimlerinin kazanılmasında büyük rol oynadı.

Nermin hanım yaşamı boyunca medyada görünmekten de kaçındı.

Hatice Nermin Erbakan 23 Ekim 2005 tarihinde Ankara Yüksek İhtisas Hastanesi'nde yaşamını yitirdi. Cenazesi İstanbul Merkez Efendi Mezarlığı'nda toprağa verildi. Törene elli bini aşkın insan katıldı.
Allah Rahmet eylesin mekanı cennet olsun.

yaşına göre olgun hissetmek

merdumgiriz
Çocukluğum dahil hayatımın hiçbir döneminde peşimi bırakmayan, artılarından çok eksilerini gördüğüm durum.

Olumsuz yanları daha çokmuş gibi geliyor çünkü hayata daha gerçekçi baktığınız için olumlu düşünmek, hayal kurmak, kurulan hayallere inanmak, dünyaya tahammül etmek zorlaşıyor. Daha olgun hissettiğiniz için hayata bakış açınız, zevkleriniz, ilgi alanlarınız tamamen farklı oluyor. Dolayısıyla çevreniz tarafından sıkıcı bulunup yalnızlığa terk edilebiliyorsunuz. yalnız bırakılmasanız bile aranızda kurulan bağ gelip geçici bir bağ oluyor.

Böyle hissetmiyor olsaydım belki daha mutlu olurdum. Geçmişe takılı kalmadan, gelecek kaygısı duymadan an'ı yaşıyor olurdum. Basit, gündelik şeylerle avunmam kolay olurdu.

Şükrü erbaş'ın da dediği gibi hani:

"yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni. Bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, var olmaya, dar çevre yitiklerinde önem kazanmaya…"

ağlamıyorum, gözüme toz kaçtı. :)

bir ceza olarak yurt dışına okumaya göndermek

anti
Tv dizilerinde sık sık geldiğim anlam veremediğim değişik cezalandırma tipi.

Zengin ailenin çocuğu bir halt yer, bunun neticesinde ebeveyn tarafından yurt dışına ( kanada,abd, İngiltere vs ) ülkelere okumaya gönderilmesi düşünülür. Bunu duyan Çocuk ''Allah razı olsun, ayağını elini öpüm '' diyeceğine '' Hayatımı mahvettiniz '' diye çıkışır.
Yarabbim evlatlarımı böyle cezalandırmayı nasip et.
1

the oz

mavikaranlik
izlediğim sayısız yabancı dizi arasında her zaman için ilk sıraya sahip olan ve yeri asla değişmeyecek olan dizidir. hapishane kültürünü, gerçeklerini tüm gerçekliği ile gözler önüne seren tek dizidir. sürekli karşılaştırılan prison break dizisiyle alakası yoktur. Bahsi geçen dizi hapishaneden kaçış mantığını konu alırken the oz sadece hapishanenin içini, doğasını, kültürünü anlatmayı hedef almıştır. 1999 yapımı olan bu dizi (bkz:hbo) yapımıdır. dizi de amerikan dizilerinde görülmesi zor bir şekilde müslümanlar ayrıcalıklı ve pozitif yönde gösterilmiştir. müslüman çetesinin başında yer alan kareem said muhteşem bir şekilde anlatılmıştır. 3 defa baştan sona tekrar tekrar izlediğim dizidir. hiç sıkmamıştır.

imdb






dizi sürelerinin uzun olması

merdumgiriz
Boş bakışma ve gereksiz konuşmaların sebep olduğu durum. Bu yüzden olay akışı diye bir şey yok bizde. Olay akmıyor, düğümlendiğiyle kalıyor. Tek bölümde yaşanması gereken olaylar 3-4 bölümde ancak gerçekleşebiliyor. Günlerce yeni bölüm yayınlansın diye bekleyip gelecek haftayı iple çekiyorsun, tüm bölüm tek bir gün üzerine kurulu olduğu gibi o günde de kayda değer hiçbir şey yaşanmamış oluyor genellikle. Bu nedenle sevdiğim yerli dizi sayısı çok çok az. Ama "beterin beteri var" derler ya. O yüzden pek bir şey diyemiyorum şimdi.

Beterin beterini merak etme gafletinde bulunanlar için:

kanal 7 Hint dizileri

19 ekim muhtarlar günü

kuzenim yazmis
Bugündür. Keşke daha önce öğrenmiş olsaydım bugünü. Geçen hafta işle ilgili bir durumda tanıştığım, 81 yaşındaki, bol kültürlü, entelektüel, kibar, yaşadığım yerin muhtarlar derneği başkanı ismet amcanın gününü erkenden kutlardım negzel. Eminim çok da mutlu olurdu. Neyse artık bir dahaki yıla. swh

yabancı dil öğrenememe nedenlerimiz

merdumgiriz
Ön bilgi: Dil öğretiminde 4 temel beceri (dinleme, konuşma, okuma, yazma) esas alınır. Öğretilecek dile ait dil bilgisi (gramer) kuralları da bireye bu beceriler üzerinden aktarılır.

Bana göre yabancı dil öğrenemeyişimizin 2 temel sebebi:

1. Türkçe (ana dil) öğretimindeki sorunlar

Bireylerin farklı bir dilin mantığını kavramaları için önce kendi ana dillerine hâkim olmaları gerekir. (Örneğin; ana dillerindeki zamir, sıfat, fiil, zarf vs. gibi unsurların işlevlerini algılamaları, yabancı bir dilin gramer yapılarını anlayabilmeleri üzerinde çok etkilidir.) Ülke ve dünya çapında yapılan sınavlarda ana dil alanındaki başarı oranımız yerlerde maalesef... Birçok öğrenci okuduğunu anlamakta dahi güçlük çekiyor.

2. Yabancı dil öğretiminde ağırlıklı olarak okuma-yazma becerilerinin gelişimine odaklanılması ve dinleme-konuşma becerilerinin gelişimine özen gösterilmemesi

Okullardaki yabancı dil öğretimi genellikle metin okuma, metin yazma ve dil bilgisinden (gramer) ibaret. Dinleme ve konuşma becerisi üzerine gerçekleştirilen etkinlikler sınırlı sayıda.

Hâlbuki dinleme ve konuşma, doğal dil edinimi sürecinin başında gerçekleşir. İnsanoğlu ana dilini ilk olarak dinleyerek ve konuşarak öğrenmeye başlar. okuma ve yazma ise sonradan -okulda- kazanılan becerilerdir. Yani insan beyni zaten dil öğrenmeye yatkın. Yabancı dil öğretiminde de süreç benzer bir şekilde ilerlerse daha kolay ve kalıcı bir öğrenmenin gerçekleşeceğine inanıyorum. Fakat okullarda yabancı dil öğretiminde öncelikli ve ağırlıklı olarak okuma-yazma becerileri geliştiriliyor, sonrasında ise öğrenciden mükemmel bir dinleme-konuşma performansı ortaya koyması bekleniyor. Sürecin sonunda da harika gramer bilen fakat konuşulanları anlamayan, cümle kuramayan, telâffuzu korkunç bireyler ortaya çıkıyor.

zaman uçurumu

reis

[Bu bölümü, eklenen müzik eşliğinde okumanız tavsiye edilir.]
defterlere hiç dokunmadan, parkın kumunu kazmaya başladım, olanlar çok tuhaftı ancak sorgulayacak vakit yoktu, aniden hava bir ısınıyor, bir soğuyordu. saatlerce kazdım, küçük çocukların oyun oynadığı bu mini oyun parkı ne kadar derin olabilirdi? kazmaya devam ettim ve bir müddet sonra alttan çıkan kumların kırmızı olduğunu fark ettim. kırmızı kuma küreği geçirdiğim an şiddetli bir şimşek çaktı, resmen iç organlarım titremişti, şimşeğin çakmasıyla gün bir anda karardı ve şiddetli bir yağmur başladı. sırılsıklam olmuştum ve hiçbir şey yapmadan gökyüzüne bakıyordum, çok derine kazmıştım ve haliyle yerden bayağı aşağıdaydım. yağmur eğer bu şiddetle devam ederse kurtuluşum olmayacaktı, gittikçe yağmurun kuvveti daha da artıyordu. Küreğimi aldım ve kırmızı kuma daldırdım, hızlıca kazmaya başladım.

gözümü karartmıştım ve ne olursa olsun durmayacaktım. Her kumları yukarıya savurmamda iklim değişiyordu, bir anda kar yağıyor, bir anda güneş açıyor, bir anda dolu yağıyor ve zaman zaman asit yağmurları oluyordu. kumların sonuna gelmiştim, bir su birikintisi vardı. Derin bir nefes aldım ve kafamı birikintiye soktum. Bir kutu görüyordum, siyah ve paslı. iki elimle kutuyu çektim ancak sıkışmıştı, kürekle almayı denediğimde ise kürek kutuya değdiği an demir ucu koptu, elimde sadece sapı kaldı, sapıyla hamle yaptığımda ise her kutuya değmesinde tahta talaşa dönüp suya karışıyordu. kürek tamamen yok olunca hava da normale dönmüştü. Kutuyu burada bırakmam mümkün değildi, ne yaptıysam almayı başaramadım, son çare olarak normal kumları üstüne dökerek defterlere ulaşmayı hedefledim ancak kumları döküp üstüne bastığım an orantısız bir güçle yere diz çöktüm.

aniden kumları tekrar elimle eşmeye başladım, su birikintisi yoktu ve kutu hala yerindeydi. kolayca yerinden çıkarttım ancak açılmıyordu. kırmızı kumlar daha dinamik ve sert olduğu için onları kullanarak yukarı çıkacaktım ancak dokunduğum an saliseler içinde bulunduğum mekan değişti ve yine çocukluğumun geçtiği, tüm binaların yıkıldığı o sokakta kendimi buldum. Kutu yanımdaydı. koşmaya başladım, rastgele koşmaya başladım, parkı ve kitapları bulmam gerekiyordu. 5 dakika arayla hava kararıp tekrardan aydınlanıyordu, yani gece ve gündüz oluyordu.

parkı buldum ancak park park değildi, yani parkta bulunan oyuncaklar yoktu. parkın yakınında bulunan binalar da henüz inşa edilmemişti. Kitaplar kumun üstündeydi ancak kazdığım yer kapalıydı, hiç dokunulmamış gibi. kitapları aldım ve yürümeye başladım. kutuyu açmanın bir yolu olmalıydı, kaldırım kenarına oturdum ve kitapların ikisini de aynı anda açıp incelemeye başladım. ak defterin üçüncü, kara defterin son sayfasında kutu ile ilgili notlar ve semboller vardı. notları okudum ve bir anda kulağımda fısıltılar duymaya başladım.

Dört bir yanımı kolaçan ettim ancak kimse yoktu, notları bağırarak, yüksek sesle okumaya başladım ve kutu etrafına ışıklar saçarak hafifçe aralanmaya başladı, notları bağırarak okumaya devam ediyordum, bir ak defterden bir de kara defterden birer kelime okuyordum, kısa süre sonra kutu tamamen açıldı. Heyecanla kutuya yöneldim ancak sanki kutunun etrafında görünmez bir güç vardı, hiçbir şekilde kutuya dokunamıyordum, görünmez bir kalkan duvar vardı sanki. Birkaç saniye sonra şiddetli bir rüzgar çıktı ve kara defterin sayfalarını sertçe çevirmeye başladı, ak defter sabit duruyordu. kara defter rüzgarın etkisiyle kapandığı an ak defterde kutu ile ilgili açık olan sayfada tüm notlat silindi ve semboller mor şekilde ışıklanmaya başladı ve altında rakamlar belirdi.

hüzünlendiren fotoğraflar

merdumgiriz
aklıma gelen ilk fotoğraf:

(hikâyesi için bkz.)



ve her bakışımda tarık tufan'ın kaleme aldığı şu satırları hatırlatır:

"Sana atlaslar, haritalar gösterecekler. Adına sınır dedikleri bazı çizgilerle çevrildiğini göreceksin yaşadığın yerlerin. Bütün bunlar kurmaca. Gerçekte tüm yeryüzü Allah'ındır ve gerçekte yürüyebildiğin kadar senindir tüm coğrafyalar."

erkek yapınca normal kadın yapınca anormal olan şeyler

ecenur
Ülkede "erkektir yapar" düşüncesi olduğu sürece kadınlar ne yaparsa yapsın anormal olacak.
siz erkek çocuklarını sofraya davet edip kız çocuğuna o sofrayı kurdururken
siz erkek çocuğuna araba sürmeyi öğretip kız çocuğuna ev işi öğretip üstüne birde trafikte küfür ederken
erkek çocuğu gecenin bilmem kaçında eve gelince dışarıyı öğreniyor kız çocuğu 8 de evde olmazsa direk fhişe
erkek çocuğunun 1 den fazla sevgilisi olsa çapkın olur kızın erkek ADKADAŞLARI dahi olsa orpu derken
bu ülkede her şey anormal olur biz hatayı en başta yaptık...

erkek yapınca normal kadın yapınca anormal olan şeyler

merdumgiriz
(bkz:aldatmak)

Bir karaktersizlik belirtisi ama erkekler tarafından gerçekleştirildiğinde daha az tepki verilmekte nedense. Bu hayvan heriflerin "evli" versiyonlarından bahsediyorum özellikle. Aynısını kadın yapsa üzerine söylenmemiş söz, yapılmamış dedikodu kalmaz. Fakat erkek oldu mu işin rengi değişiyor. Üstelik kınanan, ayıplanan, dedikodusu yapılan kişi, aldatan erkek değil de aldatılan kadın oluyor.

Neden?
Niçin?
Sebep?
Sözlük
https://dovizkurlaricanli.com