confessions

mahur

dudaklardan düşmeyen şarkı - Moderatör

  1. toplam giri 472
  2. takipçi 10
  3. puan 6397

sözlük yazarlarının anıları

nushirevan
keçiören - kızılay hattında gidip gelirken, tam ulus meydanında inip oradaki marketten çekirdek gazoz alıp iş arkadaşımla hava kararana kadar laflardık. bir yandan ulus meydanında ne için dışarıda gezdiğini anlayamadığımız yaşlı amcalara bakıp tahminlerde bulunuyorduk. arkadaşım "hiç bakma! heykeldeki atın hangi ayağı havada?" diye sordu birden. "olsa olsa ön ayaklarından biridir" diye düşünerek "sağ ön ayağı.." dedim ve kafamı çevirdim. aynı anda arkadaş kahkahayı patlattı. o an, 21 yıldır ankaralı olan ben ulus heykelindeki atın dört ayağının da yerde olduğunu bilmediğime şaşırdım. "anaaa hakkat la" diyerek heykele doğru yürümeye başladık. tam heykelin dibine gelmiştik ki zaman durdu. yere konan güvercinler bile bir kaç nano saniye sessizliğe büründü. o kısacık zamanda "o meydandaki herkesin kalbi 'hayırdır inşallah' diye atıyordu" deseler, altına imzamı atardım. öyle bir andı ki, sanki meydandaki topluluğun hemen hepsinin 6. duyusu açılmış ve kötü bir şeyler olacağını anlamış gibiydi. hemen üstümüzdeki otobüs durağının, 4 şeritli yolun karşısına doğru uçtuğunu gördük. patlamanın gücünü anlamamız için üzerinden 15 dakika geçmesi gerekecekti. ulus heykelinin etrafında toplanan kalabalık hatırlayacaktır. herkes ani bir refleksle yere oturdu. 5 saniye boyunca ulus meydanı sessizliğe gömüldü ve ayakta benle birlikte bir kaç kişi kalmıştık. yere eğilmenin daha mantıklı olduğunu biliyordum ama şok etkisini atlatmam kolay olmamışa benziyordu. oturmak istedim ama oturamadım, bacaklarım kitlendi. ayakta kalan bir kaç kişi de aynı şeyi hissediyordu belli ki. 5 saniye sonra herkesin aklında o soru vardı ve çözülen diller telaffuz etmeye başladı: "ne oldu?"

sadece 1 merdiven ötemizdeydi. kalabalık yüzüncü yıl çarşısına doğru koşmaya başladı. arkadaşım da kaçmak için kolumdan tutup çekiştiriyordu. az önce şok yüzünden yere sabitlenen bacaklarım, bu defa "kaçmak" kelimesini metabolizmama yakıştıramıyordu. kolumu çekip kalabalığın aksine, merdivenlere doğru koştum. son basamakları nasıl çıktım bilemiyorum, çünkü karşılaştığım manzara korkunçtu. zemin bozuk paradan biraz daha büyük yanmış et parçaları ile doluydu. sağa sola uçmuş cesetler, yaklaşık 20 metre uçup kolun karşısında kutu kola gibi büzüşen durak ve şok geçiren insanların garip hareketleri. aklı başında insanların bazıları gülüyor, bazıları ağlıyor, bazıları ölesiye korkmuş yerden kalkamıyordu. anafartalar çarşısının üst katındaki balkonumsu yapılar, durak hizasındaki insanların üzerlerine düşmüştü. hemen yakınımda 45 yaşlarında bir kadın ayağa kalkmak için ellerini bana uzatmıştı. bir anda koşup koltuk altından yakaladım ama şişman kadını yerden kaldıramadım. görünürde bir yarası yoktu ama belli ki o da şoktaydı. arkamdan yetişen arkadaşım kadının ayaklarından tuttu ve yaklaşık 20 metre olay mahalinin dışına taşıdık. yerden zar zor kaldırdığımız kadını taşırken, yerdeki insan uzuvlarına basmamaya özen göstermek zor oluyor sözlük. arkadaşım hüngür hüngür ağlıyordu. ben ise bilincimin yerine gelmesini bekliyordum. vücudum iradem dışında hareket ediyor gibiydi. hani rüya görürsün ya, onun gibi biraz. biraz sonra kadın, taşıdığımız noktada ayağa kalkıp koşmaya başladı bağırarak. o sırada bizim gibi yardım etmek isteyen ama yaşanan dehşetten olay mahaline giremeyen insanları gördük. tekrar dönüp "birini daha çıkaralım" dedik. o sırada belinden aşağı balkon tarafından ezilmiş, 40'lı yaşlarında bir adamın bize baktığını gördük. biz o balkonu kaldıramazdık. hem madden, hem de manen.. biraz sonra adamın gözleri silikleşti, canını teslim etti. bir genç oğlan gördük ikiye katlanmış gibi yatıyordu. tam ona koşarken arkadaşım ağlayarak kaçtı olay yerinden. yalnız kalmak bir başka koydu bu sefer sözlük. kahramancılık mı oynuyordum, olmadığım bir şeyi ispatlamaya mı çalışıyordum, yoksa tamamen içgüdüsel bir şey miydi bilemiyorum. çocuğa doğru ilerlerken, çıkrıkçılar yokuşu tarafından askeri öğrencilerin olay yerine koştuğunu gördüm. kalabalık bir gruptu. üstelik asker içgüdüleri, benden çok daha iyi kararlar verebileceğini vaat ediyordu zihnime. patlamanın ardından 1-2 dakika geçmişti. çevreden kalabalıklar toplanmaya başladı. insan parçalarına basmama gayretim yüzünden zaten kendi sınırlarımı çoktan aşmıştım. üzerine balkon düşen adamın gözlerinin ferinin silinmesini hiç unutamadım. o sırada iş hanından gelen "fısss" sesinin üzerine trafik polisleri insanlara "gaz patlayabilir! uzaklaşın!" diye bağırıyordu (sonradan patlayan su borusunun sesi olduğu söylendi) tehdit seviyesi, zaten sınırlarımı aşmış olan beni kendine getirdi. görevi askeri öğrencilere bırakıp hızla uzaklaştım. gençlik parkına kadar koşup, patlamadan henüz habersiz, doğal hayatını yaşayan insanların bulunduğu bir başka otobüse atladım. insanlar gülüyor, sohbet ediyorlardı. kimileri cep telefonuna bakıyor, kimileri koşturan insanların telaşını merak edip camdan bakıyordu.

eve geldiğimde ailem "sen nerelerdesin? patlama olmuş ulusta iyi ki orda değildin" dediler. hiç bir şey diyemeden banyoya gidip böğüre böğüre ağladım. şok yeni terkediyordu bünyemi.

ilginç olan, öldüğüne emin olduğum rahat 10-15 kişi görmüştüm. ama televizyonlar çok az sayıda ölüden bahsetti. o gün orada olanlar iyi bilir: orada o kadar az insan ölmedi ama infial olmasın filan diye mi açıklamadılar, bugün bile bilmiyorum

sözlük yazarlarının anıları

nushirevan
Bilen bilir, öyle sokak köpeklerinden pek hazzetmem. Ama yavru buldum mu da affetmem :)

bim'in önünde tek ayağı kırık yavru bir köpek gördüm. Öyle acizdi ki kırık ayağına basamıyordu ve tek gözündeki yara yüzünden gözbebeği dışa doğru kaymıştı. Sırtını bim'e dayamış, belli ki ısınmaya çalışıyordu. Alışverişim bitmişti ama kıyamadım, içeri girip bir süt alıp önüne koydum. Normalde kedi köpek sıvı yiyecekleri diliyle çeker. Bu hayvancağız insan gibi hüpletti kaptan sütü. Başını okşayıp uzaklaştım.

Aradan aylar geçti. Akşam caddede yürüyordum. Bir köpeğin bana doğru seke seke geldiğini gördüm. Üstü başı pis, tek gözü kördü. Kuyruğunu sallaya sallaya geldiği için saldırgan olmadığını anladım ama o kadar pis görünüyordu ki hastalık kapmamak için "hösst, hoşşt, braaah!" gibi garip sesler çıkartıp kendimden uzaklaştırdım. Eve gelirken aklıma dank etti. Evet, bu o küçük köpekti. Aynı bacağı kırık, aynı gözü kör.. "Hay salak kafam" dedim.. Köpeklerin koku duyuları çok gelişmiştir, muhtemelen beni o karanlıkta, aylar sonra bile kokumdan tanımıştı ama ben ona köpek çekmiştim.

Ertesi gün aynı yere gidip onu aradım. Ertesi gün ve ertesi gün. Belki 2 hafta oldu gözlerimin onu araması. Nihayet kızımı hastaneye götürürken yolun kenarında soğuktan donarak ölmüş halde buldum. Boğazım düğümlendi, vefasızlık etmişim gibi hissettim. İnsanız diyoruz da hayvanlardaki vefanın 10'da 1'ine sahip miyiz bilemiyorum sözlük.

sözlük yazarlarının ruh hali

bewater
kendimle o kadar ilgiliyim ki buraya hâlimi hatrımı yazıp gitmeye başladım. bazen günlerce yazmadığım oluyor. zaman kavramı bambaşka bir şeymiş. her şey çok hızlı oldu ve ben kırk türlü ruh hâline büründüm. ayrılması barısması derken 3 ayımızı dolduruyoruz. ve evlilik yolunda ilerlemeye çalışıyoruz. bazen insanlar o kadar çok vesvese sokuyor ki aklıma sabahlara kadar uyuyamıyorum. bazen kıskanıyorum bazen trip atıyorum bazen ölümüne seviyorum. hiçbir şey anlamadım...
bugün onu arayıp sinir olduğum insanlar hakkında dertlerimi döktüm ve bana bir demlik çay yapıp bunları konuşmalıyız dedi. evimizde portakal soyarak çay içerek... beklentim o kadar normal ki. yoluma yoldaş olsun yeter.

türkiye'de habercilik

nushirevan
Multikültürel üst kimliği henüz kanıksayamamış, faşizm enfeksiyonundan kurtulamayan haberciliktir. Örneğin bir cafeye baskın verilmiş; eli silahlı iki kişi içeride ateş açmış, 1 kişi hayatını kaybetmiş bir kişi yaralanmış.. Anlatım dili şu:

"Biri ırak, diğeri afganistan uyruklu iki saldırgan, cafeye girerek rastgele ateş açmaya başladı. Saldırıda bir türk hayatını kaybederken, suriye uyruklu olduğu belirlenen cafe çalışanı da yaralandı"

5n1k'nın kaçta kaçını görebiliyor izleyici? Oysa haberciliğin temel düsturu budur. Hayır bu adamların uyruklarını bu kadar dile getirerek ne amaçlanıyor? Olaydan çok uyruklar hakkında bilgi alıyoruz. Bunu izleyen hastalıklı kafa izlesin, "görüyon mu şerefsizleri kendi memleketlerindeki kavgayı buraya taşıyorlar, gidin kendi ülkenizde birbirinizi vurun lan" desin isteniyor gibime geliyor. Yahu can bunlar can! İnsana önce insan olduğu için değer verin. Kimse doğduğu ülkeyi seçme hakkına sahip değil. Habercilik de bu değil

galatasaray

can
“ 1 Ekim 1905; mektebin 5. sınıfında edebiyat dersindeydik. Bir kaç arkadaş Galatasaray'da futbol kulübü kurmaya karar verdik. Topumuza evladım gibi bakardım. Topu yağlar, şişirirdim, yamasını yeni pabucumdan kesmiştim”
Ali Sami Yen

#Galatasaray113Yaşında 🇹🇷💛❤️🇹🇷

kendi kendine konuşmak

gulurkensandalyedenduseneksicininkafasindakibere
Kendi kendime konuşup cevap veriyorum. İçimde bana çok benzeyen biri daha var ve birbirimize akıl veriyoruz gibi düşünülebilir. Bence abartılmadığı sürece zararsız bir eylem. Abarttığım dönemlerde kii bu dönemler genelde evden günlerce çıkmayıp kimseyle konuşmadan hiçbir şey yapmadığım dönemlere denk geliyor, içimde bir kadının çığlığını duymuştum, sonrasında çocuk sesleri vs vs. Sordum olağan bir şeymiş.

yunus emre

erbakanin adami
Porsuk Nehri'nin Sakarya'ya döküldüğü yere yakın Sarıköy'de doğduğu söylenir. Tasavvufî halk edebiyatının veli şâiri olan Yunus Emre, yaşadığı devirde halk tabakasını irşad ve tenvir etmiştir. Bir çok memleketleri ve bu arada Konya, Şam ve Azerbeycan'ı dolaştı. Konya'da Mevlâna ile görüştü. Risalet-in Nasuhiye isminde Mesnevî tarzında bir eser yazdı. Şiirleri daha sonra "Divan" adlı bir kitapta toplandı.

mercimek çorbası

nurse
Mercimek çorbası gelenekselleşmiş, vazgeçilmeyen lezzetlerimizden biridir.
Malzemeler
1 su bardağı mercimek
7 su bardağı su
2 orta boy soğan
1 orta boy havuç
1 orta boy patates
100 gr kadar tereyağı
Arzu edildiği kadar tuz

Mercimeği yıkayıp düdüklüye koyalım. Soğanı kabuklarından arındırıp iki veya üçe bölelim. Ne kadar az bıçağa temas ederse o kadar lezzetli olduğunu düşünüyorum. Patates ve havucu da kabuklarından arındırıp ikiye bölelim. Yağ ve tuzu ekleyip kapağını kapatalım ve yaklaşık 30-40 dk kaynatalım. Bu süre zarfında bir miktar tereyağıni tavada eritip üstüne küp küp doğranmış ekmekleri koyalım ve kızartalım .
Pişen çorbamızı blendır ile çırpalım ve kızarmış ekmekle servisini yapıp afiyetle yiyelim..

Anneannem de içine bunları koyuyor ama lezzeti hiçbir zaman anneanneminki gibi olmadı. evde tek yaşıyor. Bizler evine gidince yaşadığı mutluluk yemeklerine yansıyor sanırım..

sakine cansız

nushirevan
Pkk 'nın avrupa sorumlularından bir terörist. Paris'te, kürdistan enformasyon bürosunda düzenlenen bir suikastle öldürüldü (2013)

İstanbul büyükşehir belediyesi kültür a.ş. tarafından yazdığı kitaplar piyasaya sunulmaktaydı, sosyal medyada gelen tepkiler üzerine satış durduruldu.



Her şey çok güzel oluyorsa demek ki..

beklenen şarkı

mavikaranlik
zeki müren'in ilk oyunculuk deneyimi özelliği taşıyan filmin ismidir. aynı zamanda bir zeki müren bestesidir.

zeki müren şarkının bestelenmesi hikayesini şöyle anlatmıştır: “Film için alaturka ile alafranga arası bir eser lâzımdı. Bu beste benden isteniyordu. Böylece beklenmedik bir zamanda, gelişigüzel ağzımdan dökülüveren bir derme çatma valsin üzerinde çalışmaya başladım. İsmi filmin ismine izafeten 'Beklenen Şarkı' oldu.”

Şarkı bir dönemler "Mısır filmlerindeki arabesk nağmeleri andıran ezgiler içerdiği gerekçesiyle" radyoda çalınması engellenmiştir.



Gözlerinin içine başka hayal girmesin
Gözlerinin içine başka hayal girmesin
Bana ait çizgiler dikkat et silinmesin
Bana ait çizgiler dikkat et silinmesin
İstersen yum gözlerini
Tıpkı düşünür gibi
Benden evvel başkası
Sakın seni görmesin
Benden evvel başkası
Seni görüp sevmesin
Kıskanırdım seni ben
Kendi gözümden bile
Nasıl verirdim seni
Bir gün yabancı ele
Sana gelen yollarda
Daima beni bekle
Benden evvel başkası
Sakın seni görmesin
Benden evvel başkası
Seni görüp sevmesin

çanakkale

mazeretimvarazeriyimben
nasıl gelesim var sana anlatamam. bir deniz havası, bir orman kokusu çekesim var içime; ama ne muğla gibi ege nin koynuna girmek istiyorum, ne de istanbul gibi marmara nın ortasındaki bir kalabalığa sığınmak. feribotta aşık oldum sanırım sana. ben hayran hayran fotoğraflarını çekerken senin, o on dakika havadan sudan sohbet ettiğim çocuktan bile çok hayran kaldım sana. yarın sabahın ayazında evden çıkıp, bir otobüse binesim var. yok yok sabah olmaz, gece binip sabah varasım var sana. iner inmez senin o kutsal topraklarına, çetin rüzgarlarında dalgalandırasım var neredeyse omuzlarıma değecek saçlarımı. geçen sefer hızlı hızlı gezmek zorunda kaldığım ama yine de her köşenin, her anın doyasıya tadını çıkardığım sokaklarında uzun uzun ve yavaşça gezesim var. o sahilde, deniz müzesinin orada balık tutanların yanında uysal uysal dolaşan kedinin başını tekrar okşayasım var. saat kulesinin orada bir banka oturup, kulenin o selvi boyunu izleyesim var içimde. geçen sefer yalnızca uzaktan bakışmak zorunda kaldığım, ama hissi bir güçle konuştuğumuza inandığım gökçe yle bozca ya ayak basıp özlemimi topraklarına gömesim var. bir mucize olabilse keşke, bu şehirde kapatıp gözlerimi, senin bağrında açabilsem tekrar. bakarsın vurulurum yine birine denizin ortasında, adımı yazarım tekrar ormandaki toprağa. bir martıya simit atıp tekrar, dinlerim o hırçın dalgaların sesini. özledim. ama seni mi, yoksa bana yaşattığın şeyleri mi; söy-le-mem.

çanakkale mahşeri

Somewhere in asia
mehmed niyazi özdemir'in kaleme aldığı eser.

çanakkale savaşı'nı anlatan pek çok eser içinde tasvir kuvveti en kuvvetli ve okuyucuya hissetiren bir kitaptır. isimsiz kahramanların hayatlarının derinine inen, cephelerdeki olayı aynen nakleden bir eser benim gözümde.

bir çok kahramanın yazdığı destanlar anlatılır. hatta insan duygulanmamak için kendini zor tutabilir. mutlaka okunması gereken eserler arasındadır.

yazarımıza göre tarihi roman gerçeğe sadık kalmalıdır. ancak o atmosferi okuyucuya teneffüs ettirmek için malzeme kalıbından tarihe mal olmayacak kahramanlar kullanılabilir; ama çanakkale'de o kadar çok kahraman var ki, buna da gerek duymamıştır.

tutunamayanlar

nushirevan
leyla ile mecnun gibi efsane bir diziyi siyasi kaygılarla yayından kaldırıp yıllar sonra gelen pişmanlığın tezahürüdür. Ak sakallı dede yerine dedeli peri koyarken "Leyla ile mecnun gibi bir dizi yapalım, komik olsun, absürt olsun, fantastik olsun" demişler midir?

sözlük yazarlarının 2020 hedefleri

gulurkensandalyedenduseneksicininkafasindakibere
Uzayıp giden, yarısının gerçekleşmeyeceğini bildiğim halde yazdığım liste. Buyrun..
Sigarayı bırakacağım.
15 kilo vereceğim.
Bartın'a Sinop'a İstanbul'a Ankara'ya Çanakkale'ye gideceğim.
Mutfakta çalışmaya başlayacağım.
Her gün 30 skuat yapacağım.
Günde en az 6.000 adım atacağım.
Yüzüklerin efendisi, harry Potter, kitaplarini ve filmlerini bitireceğim.
Konyada ki müzeleri ve kiliseyi gezeceğim.
Yıl sonunda 3.000 lira biriktirmiş olacağım.
Ehliyet alacağım.
En iyi 20 filmi izleyeceğim.
Merlin'i bitireceğim.
Şırdan, kokoreç yiyeceğim.

hayat

nushirevan
Saniyelik hatalar yıllarca acı çektirir insana..
Veya yıllardır çekilen acı saniyede yok olur..
Kolumuza taktığımız saat değildir zaman..
Üzerine 1 eklemekle değişmez yıllar..
Geçen yılın gelecekten farkını tecrübe belirler.
Öyleyse tecrübelerden ders al;
Çünkü hayat, hatalarımızın toplamıdır.

yılbaşı

nushirevan
Neresinden tutsan elinde kalan gün. Öncelikle Noel'i tanımlamak gerek. Evet, noel 31 Aralık'ı 1 Ocak'a bağlayan gün değil. Bundan 1 hafta öncesinden başlayıp 3-4 gün sonrasına kadar devam eden hristiyanlarca kabul görmüş bizantist, paganist bir bayram periyodu. 31 Aralık gecesini de içine alıyor doğal olarak. Noel ağacı dikmiş, Noel baba şapkası takmış, hindi pişiriyor Merry Christmas müziği eşliğinde "böz noöl kotlomoyoroz kö yolboşo kotloyoroz" diyen andavallı yok mu? Çook.. Gayri müslim hayatı ile müslüman kimliği arasında sıkışıp kalmış, ne idüğu belirsiz kayıp bir neslin tezahürleri o ayrı mesele.

Onların tezini kabul edelim. Tamam siz noeli değil yeni bir yıla başlangıcı kutluyorsunuz. Peki hindi? Noel baba figürleri? Salonun ortasına diktiğin Çam ağacı? Her ne kadar müslümanların yılbaşı hicri yılbaşı olsa da, miladi kutlamak istiyorsun eyvallah kutla. İstediğin kadar da köpürt hatta kime ne? Ama noel baba şapkası takıp "biz noel kutlamıyoruz ki" demenin alemi yok. Bu tıpkı kurban bayramında hayvan pazarına gelip danayı yere yatırıp boğazlamana rağmen "ben kurban kutlamıyorum benim canım et istedi" demek gibi bir şey. Basbayağı noel kutluyorsun haberin yok. Ha, bunu dedin mi de "eyvallah" diyecek kadar açık fikirlisi de kalmadı ya neyse.. Noel kutlamayın, gayri müslimlere benzemeyin diyorum "bi tek bu mesele mi kaldı?" Diyor, kadın cinayetlerinden tutup rüşvete, işsizlikten milli piyangodan alınan vergiye kadar böğürüyor haspam. Bilader seni sigara kullanırken görsem "sigara içme sağlığına zararlı hem haram diyorlar" diyeceğim. O zaman sen "Belediye tapu kadastro müdürü şükrü rüşvet alıyor git sen onu uyar" mı diyeceksin?

Aslında memleketimin temel sorunu da bu. Yıllarca hem ayranım dökülmesin hem totom öpülmesin diye diye neyi ne için, neden yaptığını bile bilmeyen bir nesil yetişti gitti. Gayri müslim hayatı dayatılan müslümanlar kimlik bunalımına girdiğinden bu yana bu belirsiz hayat devam ediyor. İlla yılbaşı mı kutlamak istiyorsun? Bunu illa onların kutladığı gün(ler)de mi yapmak istiyorsun? Bizim kültürümüzde yeni kün (yeni gün) var bunun karşılığı.. Hiç te 10'dan geriye sarıp düdük öttürmüyorsunuz. İlla bir figür mü gerekiyor? Noel baba kim allasen bizim kadim bir ayaz ata babamız var bari ona sahip çık.

Sen şimdi "aman radikal görünmeyeyim, çam ağacını dikeyim nolcak" diyorsan yine yap ne yapalım? İstersen beyaz peynire tap kime ne? Ama bunu yaparken, müslüman kimliğini kullanma. Ha "ben bir ara formum, kafam basmıyor, evrimleşemedim henüz" diyorsan bari evinde yap tantananı gözümüze sokma noel ağacını..

yazarların başına gelen ilginç olaylar

nushirevan
Liseden kaçıp türkü barlarda kız düşürmeye çalıştığımız, libidonun zekaya sadaka verdiği dönemler. Pek bilmem de böyle ortamları, çoğacayip yerler hakkaten. Misal bi bakıyosun uzun havada efkâr dağıtan abi, 2 dakika sonra halayda masalar arasında tepiniyor felan. Kız düşürmek filan diyorum da, hani yokluk zamanı arada sakallı tipler felan da var. Neyse efendim ben tabi böyle ortamlara alışkın değilim, efendime söyleyim arizona kertenkelesi usulü kız tavlamadan felan anlamam arkadaşlar yardımcı olacak sözde. Ortam leş, gelen ikramlar bayat, ışık yetersiz, sigara dumanı oturduğun zaman göz hizasında bir bulut oluşturmuş kimsenin yüzü seçilmiyor. Usülen masaya önce araba anahtarları, çakmak ve sigara paketi bırakıyorsun. Bu bi nevi kertenkele dünyasının kabul formu gibi bişey. Ben sigara kullanmıyorum arada arkadaşların paketleri toplayıp transformers denemeleri yapıyorum can sıkkınlığından. Aksi gibi bizim arkaaşlar acayip eğleniyorlar oturdukları yerde. İlk 10 dakikada pişman oldum geldiğime ama adisyonu koydu masaya reyiz kalkamayız öyle hemen.. ben tabi somurttukça angaralı abiler işgillendi "hayırdır bilader naaayaksın?" Filan diyorlar, bizim arkadaşlar giriyor araya mevzu büyümesin diye. Alkol geliyor, kullanmıyorum niye diye soruyorlar. Günah diyorum, biz müzlüman değil miyik la? diyip dayağa hazırlanıyorlar yine arkadaşlar giriyor araya. Belli dayak geliyor takmışlar kafaya bi kere. sahnede canlı saz çalan bi abi var, "ne söylüyüm?" Diye sorup çığırıyor. Arada şimdiki kareoke kafeler gibi acemiler kalkıyor saz eşliğinde türkü okumaya çalışıyor. O zamanlar benim kulağım var ya, bet sesime rağmen zorladılar beni sahneye. Sahne dedim de bir basamak. Hani çıkınca göz hizasındaki sigara bulutunun tepe noktalarına hakimsin. Dedim bu dayak meraklısı abilerin de gözüne girerim. Sahneye doğru çıkarken bağırıyorlar "müzlümanık değilik ya ilahi okuma bize" diye dalga geçiyorlar. Sahneye çıkınca sazcı sordu ne "ne söylüyün?" dedi aklıma da bir şey gelmedi "ben başlarım sen eşlik et" dedim var olmayan özgüvenimle. Orada zaten yanlış anlamaya müsait, dayağa meyilli kitle için eski bir türkü okudum:

"Kadir mevlam senden bir dileğim var
Beni muhannete muhtaç eyleme.."

Sen misin bunu okuyan "la ne demek muhammede muhtaç eyleme lan değişik!" filan diye üstüme bir kitle yürümeye başladı. 5 kişiler ama aynı bedende mutasyon geçiren tek bir organizma gibi yürüdüler masaların arasından "abi muhannet muhannet!" diye açıklamaya çalışırken bunlar bana kafa göz bi daldılar, gördüğüm en son şey dandik ses sisteminin hoparlörü oldu. Bi uyandım adamlar pişman olmuşlar bir köşede oturuyorlar ama ben pişmaniye kıvamındayım. Baktım sazcı abi yanımda "abi niye müdahale etmiyosun muhanneti muhammed sandı adamlar" dedim. Öyle ya "höt!" desen susacak adamlar. "Gardaş ben de o türküyü muhammed diye biliyodum o yüzden okumam hiç. Valla sen okuyunca kavana şu mikrovonun sapıylan bi geçirüyüm dedim ama arkaaşlar hızlı çıktı ehehehe" dedi. Arkadaşlarım bana pansuman yaparken dayakçı abiler özür diliyorlar. "Abi" dedim "muhannet nankörler için söylenir muhammed demedim" dedim. Bi kertenkele uzattı kafayı diyo ki "ne bilek gardaş ibo madem unutacaktın beni neden yarattın diyo ya onun gibi isyan ediyon zannettik" dedi. "Ya bunun için adam mı dövülür?" dedim, "bi de tipik gıcıh.." dediler..

sustunuz

gulurkensandalyedenduseneksicininkafasindakibere
Şu susamam olayı bana çok gereksiz bir atak gibi geldi. Gösteriş gibi. Ülkemiz için üzülüyoruz bir şeyler yapmak istiyoruz. Herkes çabalamıyor, herkes üzülmüyor amenna daa şu harekata katılan 'sanatçılarımız' çok mu yararlı topluma? Sanmıyorum. Rap'i seviyorum rap sanatçılarını da ama bu hiç hoşuma gitmedi. Evet yanlış giden şeyleri söylemeli susmamalı her şeye doğru dememeli onaylamamalı da bu olmamış. YILLARCA SUSUP ŞİMDİ KONUŞMALARI SAMİMİ GELMİYOR. Ergenekon davasında onlarca insan suçsuzum derken, barış sürecinde pkk güç toplarken, dağlarda dağ gibi askerlerimiz şehit olurken, Atatürk adı altında faaliyetlerine devam eden chp
hdp pisliğine batmaya başlarken, doğu'da terör zirveye çıkıp en basitinden büyük zincir marketleri tehdit edip yakıp yıkarken, onlarca çocuk sokaklarda büyürken, veya van depreminde halk yardımları yağmalarken, neredeydiniz? Neden sustunuz?

blog yazarı olmak

jpntr
ne yazık ki modası yavaş yavaş geçiyor. zamanında forum sitelerinin kendilerini geliştiremedikleri için yok olmasına benzer sorunu yaşıyor. hoş instagram hesabı olan insanlar bile blogger diyebiliyor kendisine. blogger kelimesini içi boşaltılmış durumda. önüne gelen blogger kimliğine büründüğü için insanlar pek umursamıyor olabilir.

her ne kadar günümüz beklentileri video içerik olsa da yazılı içeriğin benim gönlümde yeri başka. 2006 yılından beri internette aktif olarak içerik üreten biri olarak, forumların en parlak dönemini görmüş ve bazı forumlarda yöneticilik yapmış biri olarak yazılı içeriği desteklemeye devam edeceğim. işlerden dolayı kendi siteme fazla içerik ekleyemesem de ara sıra faydalı paylaşımlar yapıyorum.

blog yazarı olmaktan çekinmeyin, yazılı içerik üretmekten vazgeçmeyin

özensizlik

merdumgiriz
Hayatta en nefret ettiğim şeyler listesinde ilk sıralardadır. İnsanlar altından kalkamayacakları bir işe neden başlarlar, o sorumluluğu niye üstlenirler hiç anlamış değilim. İsteksizsen ya da başaramayacağını düşünüyorsan "yapamam" der, çekilirsin kenara. Herkes alışmış "olduğu kadar" deyip üstünkörü iş yapmaya ve bu durum maalesef hayatın her alanında mevcut. Mükemmeliyetçilik bir kusursa şayet -ki öyle- özensizlik çok daha büyük bir kusurdur bana göre. Özensizce gerçekleştirilen eylemlerin, ne sorumluluk duygusu ne ciddiyet ne de samimiyetle bir ilgisi vardır. Lakayıt bir zihnin ürünüdür sadece.

bir insanla muhabbeti kesmek için yeterli sebepler

nushirevan
sigara içmesi. sanki bütün kötülüklerin anası gibi bişey benim için. bakın bu sigara denilen illetin vücudunuza ve çevrenizdekilere zarar verdiği artık paketin üstünde bile yazıyor. buna rağmen içmeye devam etmesi için bir insanın ancak 3 nedeni olabilir:

1- ölmek istiyordur, bu yavaş ve acılı intihar yöntemini tercih etmiş olabilir.
2- iradesine hakim olamayacak derecede kontrol mekanizması gelişmemiş bir ara formdur.
3- gerizekalıdır.

anadolu müslümanlığı

nushirevan

Manisa milletvekili özgür özel'in tbmm'de iç işleri bakanına ithafen "2 duble rakıyı günah saymayan" şeklinde ifade ettiği müslümanlık türü. Tabi canım, aramızda bilmeyenler olabilir bu müslümanlıkta hükümler coğrafi bölgelere göre değişiklik gösterir.

"anadolu müslümanlığı"nda iki duble rakı günah değil. Trakya'da vacip hatta. Kıbrıs'a gitsen, farz hükmünde. Ha, Konya'ya gel, seferisin, o ayrı. Misal Adana'da sünnet yok, şırdan'a kirve oluyorsunuz.
Sözlük
kuluçka makinesi One Hit Wonder Likit Smok Nord