24 ocak 2020 vanda afgan istilası

hz facebook
uzun yıllardır iranda yaşayan afgan mülteciler irana uygulanan sert ambargolar sebebiyle akın akın türkiyeye geliyormuş.
2019 yılında 200 bin afgan gelmiş türkiyeye ve vanda sokaklar, parklar, otogar vs her yer afgan mültecilerle doluymuş.
merkelin bunların avrupaya ulaşmaması için elinden geleni yapacağına eminim.
dolayısıyla yeni misafirlerimiz hayırlı olsun vatana millete ve ümmete.
https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-51231424

uçurtma uçurmak

mahur
Uçurtma denen oyuncak yada alet denen nesneyi havaya çıkartmak ve onu orada tutmayı başarabilmektir. En incesinden iki tane, En az iki tane çıtanız olmalı. Ben bir kere beş çıtadan yıldız şeklinde bir uçurtma yapmıştım. Ne güzel olmuştu. çıtayı bağlarsın sonra bolca ipte lazım. Birde biz poşetlerden oturur kuyruk yapardik. Baya bir emektir uçurtma. denge önemlidir o olmazsa yerden bile kaldıramazsın. Sonra en son olarakda rüzgar lazımdır. Ama bizim memlekette dört mevsim rüzgar olduğu için bu konuda hiç zorlanmazdik. Aksine bizim uçurtmalar aşırı rüzgardan ya kaçıp giderler yada denize çakılırdı. Geçen bahar çocuklara hazır uçurtma aldık, uçurduk. Beş dakika sonra canları sıkıldı. Biz niye hiç bıkmazdık, hayran hayran bakardık, suratımızda gülen bir ifade ile. uçurtmayı uçurmayı başarmak bizi mutlu ederdi, yeterdi bize. Belkide şimdilerde herşey hazır olduğu içindir. Emek yok.

allahaısmarladık

mahur
faruk nafiz çamlıbel'in bir şiiridir.

Allahaısmarladık

Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git...
Bir yarın göçtüğünü,çöktüğünü bir dağın
Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!

Yavrusunun yoluna dalan bir dul bakışı
Andırıyor ışıksız evinde pencereler.
Biraz yeşermek için beklesin artık kışı
Çağlayansız yamaçlar,suyu dinmiş dereler.

Bir sarı yaprak gibi düştü gönlüm yoluna,
Buğulu gözlerimden geçmediğin gün olmaz:
Benim kadar titremez hiç bir yiğit oğluna,
Hiç bir ana kızına bu kadar düşkün olmaz.

Bin fersahtan duyarım kimle gülüştüğünü,
Alnından öz kardeşim öpse ben irkilirim.
Değil yalnız ardına kimlerin düştüğünü,
Kimlerin rüyasına girdiğini bilirim.

Gözlerimi gün gibi kamaştıran yüzünü
Daha candan görürüm senden uzaklaşınca.
Sararırsın dönüşte görünce öksüzünü:
Bir gelinlik kız olur aşkım senin yaşınca.

Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git.
Bir yarın göçtüğünü,çöktüğünü bir dağın
Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!

sözlük yazarlarının anıları

mahur
Bundan yıllar önce, sanırım daha 17 yaşındayım. Ben lise son sınıfta, kardeşimde lise bire gidiyordu. Ramazan ayıydı. Kardeşimin sınıf arkadaşlarını iftara almıştık. iftara çok az bir vakit kalmıştı. Televizyonda açıktı ve haberleri izliyorduk. Haberde ramazan dolayısıyla yardım paketleri dagitiliyormus, ve izdiham çıkmış, bir sürü kavga falan. Bize de bunu haber niyetine sunan bir basın: tam türk medyası basın örneği. Bende tam bir boşboğaz olarak düşünmeden, yorumumu yapıştırdım; " kesin bunlar çingenedir, Bunlar hep böyle zaten" minvalinden sözler sıraladım. Ama o anda yer yarılsaydı da içine girseydim (cidden) daha iyiydi diye düşünmeden edemiyorum. Başımdan kaynar sular döküldü. Gelen misafirlerin içinde o cemiyete mensup bir kızda vardı. Ağızdan laf bir kere çıktı mi donduremiyorsun. Öylece kala kaldım. Dedim bir kere. O gece o kadar üzüldüm ki o kızın yüzüne bir daha bakamadım. Keşke özür dileseydim ama daha mi kötü olurdu, bilemiyorum. Şimdilerde ne zaman karşılaşsak halini hatrini sormadan geçmem. Belki gönlünü böyle alabilirim diye. Insan konuşurken bir defa değil birkaç defa düşünmeli. Ama insaniz işte.

sözlük yazarlarının anıları

nushirevan
Bilen bilir, öyle sokak köpeklerinden pek hazzetmem. Ama yavru buldum mu da affetmem :)

bim'in önünde tek ayağı kırık yavru bir köpek gördüm. Öyle acizdi ki kırık ayağına basamıyordu ve tek gözündeki yara yüzünden gözbebeği dışa doğru kaymıştı. Sırtını bim'e dayamış, belli ki ısınmaya çalışıyordu. Alışverişim bitmişti ama kıyamadım, içeri girip bir süt alıp önüne koydum. Normalde kedi köpek sıvı yiyecekleri diliyle çeker. Bu hayvancağız insan gibi hüpletti kaptan sütü. Başını okşayıp uzaklaştım.

Aradan aylar geçti. Akşam caddede yürüyordum. Bir köpeğin bana doğru seke seke geldiğini gördüm. Üstü başı pis, tek gözü kördü. Kuyruğunu sallaya sallaya geldiği için saldırgan olmadığını anladım ama o kadar pis görünüyordu ki hastalık kapmamak için "hösst, hoşşt, braaah!" gibi garip sesler çıkartıp kendimden uzaklaştırdım. Eve gelirken aklıma dank etti. Evet, bu o küçük köpekti. Aynı bacağı kırık, aynı gözü kör.. "Hay salak kafam" dedim.. Köpeklerin koku duyuları çok gelişmiştir, muhtemelen beni o karanlıkta, aylar sonra bile kokumdan tanımıştı ama ben ona köpek çekmiştim.

Ertesi gün aynı yere gidip onu aradım. Ertesi gün ve ertesi gün. Belki 2 hafta oldu gözlerimin onu araması. Nihayet kızımı hastaneye götürürken yolun kenarında soğuktan donarak ölmüş halde buldum. Boğazım düğümlendi, vefasızlık etmişim gibi hissettim. İnsanız diyoruz da hayvanlardaki vefanın 10'da 1'ine sahip miyiz bilemiyorum sözlük.

fetönün siyasi ayağı

nushirevan
Öyle tek bir siyasal örgütte aranmaması gereken ayak. Zira mecliste olan olmayan her türlü fraksiyona sızdığı artık inkâr edilemeyecek bir gerçek oldu çıktı. Bu söz kalıbında aranmak istenen şey eğer "kim daha suçlu?" ise öncelikle bilinmesi gereken ilk şey, terör siyasetüstüdür, terör üzerinden idrar yarıştırılmaz.

İkincisi; terör örgütünün belli bir partide yoğunlaşması, arka çıkması, partinin de onu beslemesi, x partinin siyasi ayak olduğunu ifade etmez. Çünkü terör örgütleri, siyasi partileri olumlu veya olumsuz yönde kullanmak için böyle hamleler yaparlar. Televizyonlarda birbirinin sözünü kesen abilerin, "fetöyü siz beslediniz" ile "fetönün ağzıyla konuştunuz" cümleleri arasındaki gitgelleri sorunun çözümüne kaynak oluşturmuyor. Onun için siyasi ayak mayak aranmamalı, kim suçlu ise siyasal görüşüne bakmaksızın hak ettiğini bulmalı.

yetinmeyi bilir misin

mahur
Sözleri Sezen aksu' ya ait bir şarkı. 2004 yılında ışın karaca tarafından seslendirilmiş. Ama şimdilerde sezen aksu youtubeda demosunu yayınlamış. Çok da güzel olmuş.



Yetinmeyi bilir misin,
Sana verdiği kadarıyla hayatın?
Hoş, bilsen de bilmesen de
Yara bere içinde bu yollardan geçeceksin
Kazanmayı isterdim, kaybetmeyi değil
Ama olmadı yar
Kendini kayırıyor her insan önce
Bu yüzden aşka kıyar
Giderim, alışığım gitmelere
Direndi bu can ne bitmelere
Giderim, alışığım gitmelere
Gerek yok isyan etmelere

yazarların yürek sızlatan çocukluk anıları

nurse
Sanırım bu başlığa yazabileceğim çok anım var.

Daha memleketin nadir yerlerine doğalgaz gelmiş o nadir yerlerde oturmadığımızdan biz soba kullanıyorduk.. bir oda ısınıyor. Diğer odalar buzzz. Oturduğumuz oda dışında her yer zifiri karanlık.. daha 1. Sınıfa başlamamıştım..
Günlerden perşembe.. herkes pür dikkat kurtlar vadisini izliyor. Benimse tuvaletim geliyor gitmeye korkuyorum.. odadan çıksam arkamdan kapı kapanacak. Zifiri karanlıkta kalacağım.. ne yapsam ne etsem. Aklıma her zaman kullandığım bahane geliyor.. bekliyorum reklam olsunki abimi ikna edebileyim.. neyse reklamlar başladı.
-Abi ışığa elim yetişmiyor tuvalete gidicem dedim. Duymamazlıktan geliyor. Daha çok sıkışıyorum.
-Abi hadi nolur gel!
yalvardım, yakardım ikna ettim.
Tuvaletin önüne gelince
-abi nolur beni bekle hemen çıkıcam korkuyorum dedim .
- tamam hadi bekliyorum çabuk ol dedi..
Işık hızıyla işimi bitirdim. Ellerimi yıkadım kapıyı bir açtım. Abim içeri gitmiş.. kapı kapanmış. Ben tuvaletin ışığını kapatsam önümde up uzun bir koridor var. içeriye koşana kadar sanki biri beni yiyecekmiş hissi ödümü kopardı.. gözümden bir yaş döküldü. Işığı kapattım şarkı söyleyerek ve aynı zamanda koşarak oturma odasına gittim. İçeri girdim abimin suratında p.ç smile dediğimiz olay. İçimden bissürü beddua ediyorum inşallah sende korkarsın, insallah sende karanlıkta kalırsın.. çocukluk işte ne gibi nedenlerim vardı da o ışığı açık bırakmıyordum yada anneme bu korkudan bahsetmiyordum bilmiyorum..

yazarların yürek sızlatan çocukluk anıları

nurse
Küçükken annemin kuzenleri çoluk çoçukk Birgün bize geldi. Yaşıtlarımla balkonda oynuyoruz. İçimizden bir arkadaş acayip esmer ve zayıfdı. Çok severdim onu. Canım arkadaşımdı o benim..
Sonra oyun oynarken kimse onun elini tutmadı.. çok siyahmış rengi. Elbisesi çok çirkinmiş. boğazıma ağıt çökmüştü.. arkadaşım küsmüş kenarda çömelmiş oturup bizi izliyordu.. gittim teselli ettim onu. Ben elini tuttum oyuna getirdim. Sonuçta benim evimde benim balkonumda oyun oynuyorduk. Söz sahibi olan bendim. Kimse birşey demedi ama suratları beş karış.. neyse ip oynamaya başladık. Arkadaşımı dışlayan kız her ipe girdiğinde ya hızlı sallar ya ipi yukarı çeker düşmesini sağlardım.. tamam benim yapmış olduğum davranışda güzel birşey değil ama söz konusu ırkçılık olunca intikam kaçınılmaz oluyor benim balkonumda.

anthony burgess

mahur
25 Şubat 1917 - 22 Kasım 1993 tarihleri arasinda yasamış İngiliz roman yazarı, şair, besteci, eleştirmen, dil bilimci ve çevirmen. otomatik portakal isimli romanıyla tanınır.

anthony burgess

1959 yılında Burgess'a ameliyat edilemez bir beyin tümörü tanısı kondu ve bir yıldan az ömür biçildi. İlk karısı Lynne'in geçimini sağlamaya kararlı olan Burgess 12 ay içinde beş buçuk roman yazdıktan sonra teşhisin yanlış olduğu anlaşıldı. Ama artik tanınan bir yazar olmuştu bile. 50'den fazla roman ve kitap yazdı.

otomatik portakal

mahur
anthony burgess'e ait roman. Eserin orijinal ismi A Clockwork Orange'dir. 1971'de yonetmen stanley kurbick tarafından beyaz perdeye aktarılan kitap, kült film klasikleri arasında yeri almıştır.
kitabin baskahramani alex hirsiz, katil, seseri, tecavuzcu, gaspci gibi tum suc unsurlarını uzerinde barındırır. Ve daha onbes yasindadir. Kitabi alex'in dilinden okuyoruz. Bu yuzden ilk baslarda cok zorlandim, ama bir sure sonra insan alışıyor. Kitap, argo kelimelerle bir serserinin dilinden yazılmış. Alex hapse duser ve hapiste degisik bir tedaviyi kabul eder ve o artik hic suc isleyemeyecektir, istese bile yapamaz. Fantastik kurgusuyla aslinda toplum, suc, adalet, irade, hak, hukuk gibi kavramlari irdeler. Oldukca ilginc bir kitap.

christopher colombus

nushirevan
Kaşif.

"Tarih: Haziran 1503"

"Kolomb, gemilerin zorunlu tamiratı için Jamaika'ya uğrar. Oradaki yerliler tamirata yardımcı olur, gemi tayfasına yiyecek içecek verir. Ancak aradan aylar geçmesine rağmen tamirat bitmez. Üstelik gemi tayfası, yerlilerin yiyeceklerini yağmalamaya başlamıştır. Bu duruma kızan yerliler, yardımı ve yiyeceği keser. Çaresiz durumdaki kolomb, o dönemlerde gemilerde bulunan ve yıldız pozisyonlarını da içeren takvimi karıştırırken, ertesi gün ay tutulması olduğunu öğrenir. Aklına parlak bir fikir gelir ve hemen yerlilerin şefine gider. Şefe, tanrı ile haberleştiğini ve tanrının yardımın kesilmesine çok kızdığını, bu kızgınlığını da ayı kan kırmızıya çevirerek göstereceğini söyler. Ertesi gün akşam ay tutulması başlar ve ayın rengi tutulmadan dolayı kırmızıya döner. Kolomb'un oğlu o anı günlüğüne şöyle yazmış:"

'inleme ve feryatlarla birlikte, her yerden gemilere doğru geldiler, yiyecek ve içecek getirdiler, tanrıya onları affetmesini söylemesi için amirale yalvardılar'

"Kolomb, kum saatine bakar, 48 dakika süren tutulma bitmek üzeredir. Onlara, tanrının kendilerini affettiğini ve ayı birazdan normal rengine çevireceğini söyler."

"Tutulma biter, tanrı tarafından affedildiğini düşünen yerliler de mutludur, evrenin işleyişini bilen kolomb da.."

Kaynak: @lagaribey

cengiz topel

secret men
Cengiz Topel, Türk pilot yüzbaşı. 1964'te Türk Hava Kuvvetleri'nin Kıbrıs'ta gerçekleştirdiği uyarı uçuşunda, uçağı Rum uçaksavarlar tarafından vurulunca paraşütle atladı ve esir düştü. Rumlar tarafından hastanede öldüğü belirtilen Topel'in naaşı iade edildi. Türk Hava Kuvvetleri'nin Kıbrıs'taki ilk pilot kaybıdır. Vikipedi
Doğum tarihi: 2 Eylül 1934, İzmit
Ölüm tarihi ve yeri: 8 Ağustos 1964, Kıbrıs
Mezar yeri: İstanbul, Türkiye
Defnedildiği yer: Edirnekapı Şehitliği, İstanbul
Hizmet yılları: 1955-1964

cengiz topel
Sözlük
kuluçka makinesi One Hit Wonder Likit Smok Nord