küfür eden insan iticiliği

kamehameha
Küfürden kastınız cümle aralarına bazı hafif küfürler yerleştirmek ise bunu herkes yapar zaten ağız alışkanlığı ve ortamın samimiyetine bağlı. Ancak sürekli ve ağır küfürler ediliyorsa sorun vardır. Özellikle birisini kapak edercesine cevap yazarken patır putur küfür yağdıran biriyse bayağı büyük sıkıntı. Kişilik bozukluğuna kadar gider bu.

(Sevgilisine toz kondurmayan marjinal ablalar haberiniz yok ama sizinkiler siz yokken çok sağlam sövüyorlar.)

devletin dinlere bakış açısı nasıl olmalıdır sorunsalı

karambol
Bir ülke şeriatle yönetiliyorsa (bkz:israil), (bkz:Arabistan ) diğer dinlere bakış açısını sorgulamak mantıksız olur.

Fakat (bkz:laiklik) temelli ülkelerde dinlere ve o dine mensup olanlara eşit yaklaşmak şarttır.
Eğer vergi sisteminde vatandaşların dinlerine göre bir ayrımın yoksa, hizmette de bir ayrımın olmamalı.
Müslümana cami yapıyorsan, Hıristiyana da kilise yapmak zorundasın.
Diğer türlüsü İslamiyetin adaletine aykırı. (Ülkemizi yönetenlerin müslüman olması hasebiyle islamın adaletine vurgu yapma gereği duydum)

türkiye'de özlemi duyulan şeyler

helekopter
Tabi bir zamanlar telefon yoktu, internet zaten evlerimin önüydü..

Gençlik zamanları, ergensin dünya benim Mısır piramiti etrafında dönüyor dediğin zamanlar...

Duygular henüz kirlenmemiş, “gerçek” dediğin her şeyin “gerçek” olduğu zamanlar..

Belki şimdiki ergenuslar asla bilmezler ama sizin tabirinizle (bkz:mesajınız var yeşili) biz de (çocukken tabi) eve gidince kitaplarının arasında şans eseri bulduğun ilan-ı aşk mektupları ve isimsiz kahramanlar vardı.
Belli o mektuplar günler öncesinden en güzel yazıyla hazırlanmış, satır sonlarına göz yaşlarıyla yerli yersiz okunmayan yerleri olurdu.
Durup durup tekrar okuyup, acaba bu kim diye haftalarca seni etrafında kesen herkese şüpheli gözle bakardın. Ama “mektup” önemliydi...

Zamanın değişimiyle birlikte, duygularda renk değiştirdi.
Aşk borsası, kara borsaya düştü.
Kimin eli kimin beline dolandı, kimin bacağı kimin ağzından çıktı belli değil...

“Bir mektuptuk ulaşılamayan” statü yazısına atıfta bulunarak, özlenen asıl şeyin “samimi duyguların” olduğunu naçizane anlatmak istedim.

Umarım anlaşılmıştır!

luis figo'nun 1992 yılında giydiği ceket

broken_inside
ekşi'de de konu olmuş, ama benim çok eskiden beri bildiğim, üzerinden bir çok espri malzemesi çıkarılabilecek ceket. bana kalırsa ceket eskiden lizbon büyükşehir belediyesinin vali konağıymış. hatta bir rivayete göre iç cebinde valinin yardımcıları hala oturuyormuş falan.. aslında figo bunu geçtiğimiz günlerde giymiş ama ceket uzay-zaman boyutunu kırarak 1992 yılına kadar uzanmış. kravat da magmaya kadar iniyor zannımca.. ceket için;

luis figo'nun 1992 yılında giydiği ceket

bir de mondragon'un 94 yılında giydiği nevresim takımı var, onu da sonra eklerim.

sanat

lafbaz
Sanatçının yaptığıdır.
Sanat diye bir şeyden bahsedebilmek için sanatçı olması gerekir. Şahsen şuraya otuz yıl uğraşıp bir tablo yapsam sonra Picasso gelip bir kova boya dökse hangisi sanat şimdi. Cevap belli anlatmak istediğim bu. Mesele sanatçı olabilmekte sonra onun her yaptığı sanat oluyor.

utanç

erbakanin adami
Utanç dinmeyen tek fırtınadır,
En acımasız düşmandır...
En büyük lanettir.
Sonunda utanç aşktan da ölümden de güçlüdür....
Utanç durdugu yerde yakar kül eder adamı.

Tek tek toplayana dek kendini...
Öyle acır ki canın
Sonunda utanç, merhametsiz eder insanı...

kim milyoner olmak ister

broken_inside
kendini tanıtma aşamasında dünyanın en iyi mesleğini icra ettiğini, ya da en iyi okullarda doktoralar yaptığını söyleyip, 3 ya da 4. sorularda elenenlere bir yerlerimle güldüğüm yarışma programı. az önce teyzem michael jackson'un smooth criminal'ını bilemedi mesela, seyirciye gitti. beni 50 defa cebinden çıkarması gereken insanlar beni çok şaşırtıyor. ulan sizin jenerasyon da bilmezse bunu kim bilsin allasen.

değişik ya.