Güven Sözlük - Güncel Başlıklar ve Entry'ler

türkiye iş bankası

sesveofke sesveofke · 30.12.2018 23:17 · 698 · #28317
Türkiye İş Bankası A.Ş., kısaca İş Bankası, Türkiye'de bireysel ve ticari bankacılık hizmeti sunan en büyük özel banka. 1924'te Mustafa Kemal Atatürk'ün yönergeleriyle kurulan İş Bankası, Cumhuriyet döneminin ilk ulusal bankasıdır.
Upvote 2
Downvote 0
0

aristoteles

taethorden taethorden · 30.12.2018 21:45 · 864 · #28314
Aristo (Aristoteles), Yunanistan'ın kuzeyinde, Makedonya'nın Chalcidic yarımadasında küçük bir kasaba olan Stagiros (daha sonra Stagira) 'da doğdu. Babası Nicomachus, önemli sosyal bağlantıları olan tanınmış bir doktordu. Aristo'nun bilime olan ilgisi elbette babasının çalışmalarından kaynaklanıyordu, ancak Aristo özellikle tıp bilimi ile ilgilenmedi. Çocukluğu ve ilk yılları ile ilgili yaşantısı çok net değildir. Babasının Makedonya kralı ve Büyük İskender'in dedesi olan Amyntas II'ye doktor olarak hizmet ettiği biliniyor bu nedenle Aristo'nun çocukluğunun bir kısmının burada geçtiği söylenebilir.

Babasının 367 yılında ölümünden sonra, Aristo, Platon Akademisi'ne katıldığı Atina'ya göç etti. On yedi yaşındayken Platon'un filozofların eğitimi için kurduğu okul olan Akademiye (M.Ö. yaklaşık 428-434) katıldı. Platon Akademisi'nde Plato'nun öğrencisi ve meslektaşı olarak 20 yıl kaldı. Platon'a olan saygısı ve hayranlığı her zaman müthiş olsa da, sonuçta ilişkilerinde bir kopuşa neden olan farklılıklar ortaya çıktı. Platon'un ölümü üzerine Aristo, Assos'u (Assos, Çanakkale'nin Ayvacık ilçesinin yaklaşık 17 km. güneyindeki Behramkale Köyü'nde yer alan bir antik kent.) terk etti. Bir filozof olan arkadaşı Xenocrates (M.Ö. 396 – M.Ö. 314) ile birlikte Atarneus'a yerleşti. Buraya, daha önce yerleşmiş olan Platoncuların (Platon'un takipçileri) arasına katıldı. Atarneus hükümdarı Hermias'ın yeğeni Pythias ile evlendi.

M.Ö. 342'de Aristo Philip tarafından yönetilen Makedonya'ya geri döndü. Orada Büyük İskender olarak bilinen ve bütün Pers İmparatorluğu'nun efendisi olacak olan Alexander'a öğretmen oldu. Aristo'nun elinde yetişen Büyük İskender'in eğitiminin içeriği ile ilgili çok az bilgi vardır, ancak Aristo'nun genç Alexander'a ne gibi siyasi tavsiyelerde bulunduğunu bilmek oldukça ilginç olurdu. Ne yazık ki o dönemden geriye pek fazla birşey kalmamıştır. Büyük İskendere verdiği tavsiyelerin tek göstergesi, filozofun İskender'e Makedonların lideri olması gerektiğini, ancak tavsiyesini dinlemeyip barbarların (yabancıların) efendisi olduğunu söyleyen bir mektubun bir parçasında bulunmuştur.
Aristoteles çok sayıda yazı yazdı, ancak çok azı günümüze kadar ulaşabildi. Aristoteles başlangıçta diyalog (konuşma biçimindeki yazılar) formunda yazdı ve Diyalogların çoğunu oluşturan ilk yazılarında güçlü bir Platon etkisi bulunmaktaydı. Örneğin Eudemus diyalogu, ruhun bedende hapsedildiği ve sadece, bedenin geride kaldığı zaman daha mutlu bir yaşama sahip olacağı gibi Platonik görüşünü yansıtır. Aristoteles'e göre, ölüler yaşayanlardan daha kutsanmış ve mutludurlar ve ölmek, gerçek bir eve dönmektir.

Aristo'nun yazılarının çoğu Diogenes Laertius tarafından kaleme alındı fakat bunların başlıkları biliniyor olsa da içeriklerinin bir çoğu kayboldu.

Bu önemli eserler arasında Retorik, Eudemus (Ruh Üzerine), Felsefe Üzerine, Alexander, Sofistes, Adalet Üzerine, Zenginlik Üzerine, İbadet Üzerine ve Eğitim Üzerine yazılmış olanları vardı. Bunlar halk için yazılmış çok çeşitli eserlerdi ve popüler felsefi temaları işlemekteydi. Platon'un diyalogları şüphesiz, bazıları için ilham kaynağıydı, ancak Platon ile Aristo arasındaki ters düşme, bu eserlerde de belli bir ölçüde kendini göstermektedir.

İkinci bir yazı grubunun, en önemlileri arasında Atinalılar Anayasası'nın hayatta kalan parçası olan bilimsel ve tarihsel materyal koleksiyonlarından oluşmaktadır. Bu eserler, Aristo ve öğrencilerin çeşitli politik teorileri analiz etmek amacıyla topladıkları ve çalıştıkları geniş Anayasa koleksiyonunun bir parçasını oluşturdu. 1890'da Mısır'da Atinalılar Anayasası'nın keşfi, Aristo'nun zamanının Atina demokrasisinin (seçilmiş görevlilerden oluşan bir hükümet) doğasına yeni bir ışık tuttu. Aynı zamanda Aristo'nun tarihi ve bilimsel eserleri ile kendisini takip edenler arasındaki kalite farkını ortaya çıkardı.

Aristoteles'in halefi olan Theophrastos, Aristoteles'in ölümünden sonra, onun el yazmalarını korudu. Theophrastus öldüğünde ise Aristoteles'in eserleri saklandı ve ilk yüzyılın başına kadar tekrar ortaya çıkmadı. Yazıları daha sonra Roma'ya götürülüp Andronicus tarafından M.Ö. birinci yüzyılda düzenlenmiştir. Bugün hayatta kalan metinler Andronicus'un revizyonlarından oluşmaktadır ve muhtemelen Aristo'nun kendisinin yayınlamak için hazırladığı eserleri temsil etmemektedir.
Upvote 2
Downvote 0
0

budizm

christian rosenkreuz christian rosenkreuz · 30.12.2018 21:37 · 391 · #28312
meiji dönemi'nde japonya'da bazı okullar haricinde yasaklanmıştır.

esasında geçmişte imparatorların çoğu budist olsa da meiji "bizim shinto inancımız var ulen!!!" demiş ve budizmi ekarte etmiştir.

zaten japonya'daki budizm diğer budist ekollerden farklıdır. yukarıda yazmıştım.
Upvote 3
Downvote 0
0

budizm

taethorden taethorden · 30.12.2018 21:27 · 391 · #28311
Siddhartha tam 29 sene saraydan çıkmadan çok mutlu bal börek yediği önünde yemediği arkasında bir hayat geçirmiş. Yaşlılık, ölüm, sakatlık gibi kavramları hiç bilmemiş.

İşte bu şartlarda 29 sene o sarayda yaşayan Siddartha bir gün saraydan çıkıp bilmediği dünyayı görmek tanımak ister. Saraydan ayrılır ve 6 yıl boyunca hayatın gerçeklerini arar. Acının, ölümün, yaşlılığın, hastalıkların hayatın gerçeklerinden bazıları olduğunu görür. Çileci rahiplere katılır mesela. Bir süre onlarla takılır. Çile çeker. Sonra onları reddeder. İnsanın kendine zarar vermesinde bir kurtuluş görmez. “Kendime neden zarar vereyim” der bunu manasız bulur. Açlığı tanımak ister, oruç tutar. Onu da soruların cevabı olarak görmez. Zenginliğin bu acılara bir çözüm olmadığını da görür. Mutluluk kavramını düşünür. Hep bu soruların cevaplarını arar. Sevinçli olmayı düşünür sevgiyi düşünür fakirliği düşünür. Mutluluk nedir? Bunları arar.

Sonra bir gün şu an Hindistan sınırlarındaki Bodh-Gaya adlı bir şehirdeki bir ağacın altına çöker. 7 gün orda oturur. Meditasyon yapar. Kendini dinler içini dinler insanı dinler


Siddhartha bir ağacın altında 7 gün oturuyor. 7 günlük bir meditasyon ve kendi iç sesini dinleme sürecinin ardından hayatın sırrını çözüyor ve Buddha(Aydınlanmış kişi demektir) oluyor. Ömrünün sonuna kadar bu öğretisini yaymak için diyar diyar dolaşıyor. Öğretisine de Budizm denir.

Peki kimdir bu Siddartha? Buddha ne demektir? Budizm nedir? Batı neden Budizmi anlayamaz? Yoga nedir? Doğu felsefesi nedir? Size şimdi bunları uzun bir yazıyla anlatıcam. Yazının sonunda aydınlanıcaksınız, budizmi aşağı yukarı çözmüş hale geliceksiniz.

Ağacın altından yaklaşık 30 sene geriye gidelim. Yani yaklaşık MÖ500 falan. Siddartha bir prens. Babası kral. Kast sisteminin asker ve yönetici kısmına mensup. Kral oğlunu hayatın tüm sorunlarından uzakta sarayında yaşatmış. Kendinden sonraki kral olarak yetiştirmek istemiş. Saraydan bile çıkartmamış. Onun kötülükle, sorunlarla, mutsuzlukla bozulmasını istememiş. Siddhartha tam 29 sene saraydan çıkmadan çok mutlu bal börek yediği önünde yemediği arkasında bir hayat geçirmiş. Yaşlılık, ölüm, sakatlık gibi kavramları hiç bilmemiş.

İşte bu şartlarda 29 sene o sarayda yaşayan Siddartha bir gün saraydan çıkıp bilmediği dünyayı görmek tanımak ister. Saraydan ayrılır ve 6 yıl boyunca hayatın gerçeklerini arar. Acının, ölümün, yaşlılığın, hastalıkların hayatın gerçeklerinden bazıları olduğunu görür. Çileci rahiplere katılır mesela. Bir süre onlarla takılır. Çile çeker. Sonra onları reddeder. İnsanın kendine zarar vermesinde bir kurtuluş görmez. “Kendime neden zarar vereyim” der bunu manasız bulur. Açlığı tanımak ister, oruç tutar. Onu da soruların cevabı olarak görmez. Zenginliğin bu acılara bir çözüm olmadığını da görür. Mutluluk kavramını düşünür. Hep bu soruların cevaplarını arar. Sevinçli olmayı düşünür sevgiyi düşünür fakirliği düşünür. Mutluluk nedir? Bunları arar.

Sonra bir gün şu an Hindistan sınırlarındaki Bodh-Gaya adlı bir şehirdeki bir ağacın altına çöker. 7 gün orda oturur. Meditasyon yapar. Kendini dinler içini dinler insanı dinler. Fakirler zenginlik peşinde, 1 milyonu olanlar 10 milyon peşinde fıstık gibi manken sevgilisi olanlar komşu kızının peşinde. Ve bu arayış içerisinde hiçbir zaman mutlu olamıyorlar. Hayat manasız bir yarıştır. Bunu nasıl düzeltebilirim? 7 gün sonunda bu meditasyondan uyandığında o artık Buddha'dır. Peki bu adam o ağacın altında 7 gün ne düşündü? Neyi buldu? Nedir bu hayatın sırrı ona göre.


Günümüzde Bodh-Gaya da Siddartha'nın aydınlandığı ağacın bir dalından tekrar üretilen bir ağaç bulunmaktadır ve budistlerin hac merkezidir.
Siddartha şunu söyler. “Bir olay olduğu anda iyi veya kötü o olayı herşeyiyle olduğu gibi kabul etmek kurtuluştur” der. Kendini bilmek kavramını erdem kabul eder. Mutluluğun peşinde koşmaz. Bunu yapabilmek için de kullandığı bazı meditasyon teknikleri vardır. Bun tekniklerden biri de yogadır. Yoga insanın kendini tanımasına yardımcı olan bir meditasyon çeşididir. (Yoga Siddartha'dan önce de vardı. Aslında onun bulduğu bişey değildir. Onun öğretilerine ulaşmak için kullanılması gereken bir yöntemdir. Bir nevi ibadettir.
ister bu yüzden hep doyumsuzdur. En büyük kralından en zavallı insana kadar bu böyledir. İşte Siddartha bu noktada şunu söyler. Sizler bir üzüntü yaşadığınızda ondan kurtulmak yerine onu olduğu gibi kabul ederseniz, ya da mutlu bir anınızda onun biteceği yok olacağı ihtimalini düşünmezseniz bu acılardan kurtulursunuz. Acı geldiğinde onu olduğu gibi kabul ettiğiniz an üzüntünüz sürecektir ama artık acı çekmeyeceksiniz demektir. Meditasyon bunun için vardır. Bunları yapabilirsiniz. Zordur ama yapabilirsiniz. İnsanın kendini dinlemesi mutluluk kavramını aramayı bırakması acılarını bile kendi çıkarına kullanacak hale gelmesi yani biz halk dilinde kısaca “ermesi” diyelim çok çok çok zor bişeydir ama budizme göre imkansız değildir
Upvote 3
Downvote 0
1

felsefe

taethorden taethorden · 30.12.2018 21:12 · 2240 · #28310
Felsefe sözcüğünün Yunanca aslı φιλοσοφία(philosophía)' dır ve iki ayrı sözcükten oluşur. “philo” sevgi anlamına gelir; “sophía” ise “bilgelik” anlamındadır. “Philosophia” bilgelik sevgisi demektir. “Philosophos (filozof) da, “bilgeliği seven”, “bilgiyi arayan ve ona ulaşmak isteyen” dir. “Filozof” adını ilk defa Pisagor(mö.570-495) kullanmıştır. Kendine “bilge” yerine bilgelik sevdalısı demiştir. Diğer insanlarca verilen bilge,zeki,üstat gibi unvanlardansa; ancak bilgelik sevdalısı olabileceğini söylemiştir. Filozof, bilge olmama tevazusunu gösteren kişidir.
Upvote 2
Downvote 0
2

game of thrones

christian rosenkreuz christian rosenkreuz · 30.12.2018 20:57 · 1136 · #28309
tüm kurgu evrenlerin en bilge karakteri tyrion lannister'ı içeren kitap serisi ve tv dizisi.

millet hep "offf aabi littlefinger tam machiavelli" dese de esas machiavelli bu adamdır.

içimden bir ses herkes ölecek sadece bu adam sağ kalacak, westeros'a cüceler hakim olacak diyor.
Upvote 1
Downvote 0
0

kedi

christian rosenkreuz christian rosenkreuz · 30.12.2018 20:53 · 1339 · #28307
sinirlenince halıya sıçan hayvan.

evet, bugün başıma geldi bu.

sanırım "yaptığın işe sıçayım" mesajı vermek istedi.

iyi ki "yaptığın işi s****" demek istemedi. o zaman ne yapardı kimbilir...
Upvote 1
Downvote 0
0

az bilinen görgü kuralları

christian rosenkreuz christian rosenkreuz · 30.12.2018 20:45 · 1790 · #28305
kapalı mekanda şapka takılmaz. sadece kadınların saçlarına tutturduğu şapka türleri kapalı mekan için uygundur.

elinizde eldiven varken birisinin elini sıkamazsınız. kabalıktır. sağ elinizin eldivenini çıkartınız. ama kadınların eldiveni için bu kural serbesttir. isterlerse eldivenlerini çıkartmayabilirler.

bu sağ el olayı da orta çağ'a uzanıyor esasında. bir ara yazarım.

bu arada aman diyeyim birilerine eldiven falan atmayın. burada "ne atıyon lan!!!" derler ama avrupa'da başınıza iş alırsınız. çünkü açık açık "seninle hesaplaşacağım!" demektir bu.
Upvote 1
Downvote 0
0

makyaj yapmayan kadın

christian rosenkreuz christian rosenkreuz · 30.12.2018 20:42 · 1920 · #28304
benim çok sevdiğim ve hayalimdeki kadın cinsidir. biraz öznel bir girdi oldu kusura bakmayın.

gerçekten ne parfümden, ne de makyajdan çok hoşlanırım. bunlarla işi olmayan kadınlar bana çok daha çekici geliyorlar.

bugüne kadar sadece tek bir tane makyaj yapan kadından hoşlandım, o da zaten bu işin profesyoneliydi. makyaj yaptığını bile anlamamıştım.
Upvote 1
Downvote 0
1

ufku sekiz katına çıkaran bilgiler

christian rosenkreuz christian rosenkreuz · 30.12.2018 20:39 · 1119 · #28303
bir insan kendi kendisine yetiyorsa, arkadaşı olmasa bile yalnız değildir.

eğer bir insan çok yılışık ve insanlarla çok fazla samimi olmaya çalışıyorsa bu insan boş beleş bir insandır.

aynı şekilde sürekli insanların beğenisini kazanmaya çalışan da boş beleş bir insandır.

yaşamak bir sanattır. bu sanatı da en iyi schopenhauer'den öğreniyorsunuz. kendisini bol bol okuyun derim. en azından yaşamınızın bundan sonraki kısmı anlamlı geçer.

bu arada bugün bunları düşündüm:

insanlar ve devletler gerçekten birbirlerine çok benziyorlar. schopenhauer okudukça bu konunun üzerinde daha çok düşünmeye başladım.

nasıl ki kendi kendine yeten bir insan, arkadaşsız da mutluysa; kendi kendine yeten bir ülkenin de hem içerisiyle hem de dışarısıyla fazla sourunu olmaz.

bir insanın sağlıklı bir şekilde aile kurup çoğalması için varlığının kendisine yetmesi yetmez. kendisi gibi 3-4 kişiyi de besleyecek bir durumda olmalıdır. neticede eşi çalışıyor bile olsa kara gün var, ak gün var. maddi sıkıntı her an kapıdadır.

aynı şekilde devletler de artık serveti kendisinin boyunu aştığı sürece büyürler.

bunun en güzel örneği japonya sanırım. meiji dönemi'ne kadar içe kapanık yaşayan ülke sanayileşip gelişmesiyle kore'ye ve çin'e ve hatta avustralya'ya doğru yayılmaya başlıyor.

elbette bunlar benim kendi düşüncelerim. yanılıyor da olabilirim.
Upvote 2
Downvote 0
1