Kaybolan Gençliğin Pusulası: Kur’an
Rabbimiz, alemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber Efendimiz (s.a.v.) aracılığıyla insanlığa en büyük nimeti lütfetti: Kur'an-ı Kerim.
Bu kitap öyle bir kitap ki bize varoluşumuzun gayesini, yaratılışımızın hikmetini öğretti.
Bu kitap öyle bir kitap ki hayatın ancak imanla anlam kazanacağını, İnsanın ancak Allah'ı kullukla yücelebileceğini bizlere haber verdi. 14 Asırdır biz müminler zihin dünyamızı, gönül dünyamızı işte bu kitapla inşa etmeye çalışıyoruz. Onun peşi sıra gitmeye çalışıyoruz.
Yine bu kitap öyle bir kitap ki o bizim hidayet rehberimizdir, kurtuluş reçetemizdir.
Kur'ân-ı Kerim öyle bir kitap ki, kâinatın Efendisi Efendimiz Muhammed Mustafa Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem'in bizlere en büyük emanetidir. O ki, ilk ve son haccı olan veda haccında bütün insanlığa şöyle seslenmişti.
“Size sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla dalalete düşmeyeceğiniz iki şeyi bırakıyorum.” demişti. Birincisi Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim. İkincisi de Peygamber'inin sünneti.
Kur'an-ı Kerim böyle bir kitap. Peygamberimizin bize en büyük emaneti. Yine Kur'an-ı Kerim Zihnimizi, gönül dünyamızı aydınlatmaya çalıştığımız, onun ışığında ilerlemeye çalıştığımız bir kitap.
Kur'an-ı Kerim öyle bir kitap ki, müminin hüznünü, sevincini, varlığını, yokluğunu ibadete dönüştüren bir kulluk kitabıdır.
Müminin hüznünün niçin olması gerektiğini Allah rızası için bir mümin kardeşinin kalbine sevinç ilka etmesi gerektiğini biz Kur'an'dan öğreniriz. Müminin varlığını, yokluğunu, hayatı ve ölümü bütün bunları bizlere öğreten bir kulluk kitabıdır Kur'an-ı Kerim.
O halde kulu Cenab-ı Allah Ayetleriyle şekillendirir.
İşte geldiğimiz noktada özellikle gençlerimizin ve hepimizin bir hidayet rehberine Kur'an-ı Kerime sarılmaya, Cenab-ı Hakk'ın ayetleriyle şekillenmeye ihtiyacı var.
Kur'an-ı Kerim yine aynı zamanda bizleri her türlü esaretten kurtaran bir özgürlük kitabıdır. Bizleri küfürden, nifaktan, şirkten, günahtan, masiyetten arındıran bir özgürlük kitabıdır Kur'an-ı Kerim.
Yine Kur'an-ı Kerim bizleri yüceltmek için gelen bir kitaptır.
Kur'an-ı Kerim bizleri aziz ve yüce kılmak için gelen bir kitaptır. Tarih boyunca baktığımızda Kur'an'la birlikte hayat sürenler Kur'an-ı hayatlarının süreçlerine dahil edenler hep yücelmişlerdir.
Allah Kur'an'la nice milletleri ve toplumları aziz kılarken hayat süreçlerinden, yaşam süreçlerinden Kur'an'ı bir kenara bıraktıkları için de nice milletleri bir bir alçaltmıştır, zelil kılmıştır.
Bu noktada bir hadis-i şerifi paylaşmak isterim. Biliyorsunuz ayet-i kelimelerin nüzul sebebi vardır.
Hadislerin de vurut sebebileri zikredilir hadis kitaplarında. Bir gün Hazreti Ömer radıyallahu anh Mekke civarındaki usfana gider. O sırada Mekke'de yönetici olarak tayin ettiği Nâfi vardır. Ona sorar. Der ki, ''Buraya bu insanların işlerini deruhte etmek üzere kimi görevlendirindin?'' der.
Nâfi der ki, ''İbni Ebi Evza'yı görevlendirdim.'' ''Hazreti Ömer tanıyamaz. Kimdir o?''. Der.
''O azatlı bir köledir.'' der. Hazreti Ömer anlayamaz. Der ki başkasını bulamadın mı der. Neden onu bu insanların sorumluluğuna tevdi ettin dediğinde. Nafi (r.a) şöyle cevap verecektir:
“O Allah'ın kitabını çok iyi bilir. Haramı helali çok iyi bilir. O yüzden onu tayin ettim.” deyince Hz.Ömer radıyallahu anh Allah Resulü ne kadar da güzel söylemiş diyecek ve şu hadisi hatırlayacak:
“Allah bu kitapla nice milletleri ve toplumları yüceltirken sırt döndükleri yaşam süreçlerinden çıkarttıkları için de nice toplumları alçaltır ve zelil kılar.” (Müslim, İbni Mace)
Dolayısıyla Kur'an-ı Kerim bizi yüceltmek için gelen bir kitaptır.
Rabbim Kur'an-ı Kerim ve Sünneti Seniyye ile yücelen bir toplum eylesin bizleri. Amin.
Rabbim gençlerimizi Kuran’ı Kerim ile her türlü esaretten, kötülüklerden, heva ve heveslerinin peşine düşmekten kurtarsın, özgür kılsın. Amin.
Rabbim Teala gençlerimize ve bizlere Kur'an'ın izinde, Kur'an'ın gölgesinde, Kur'an'ın ve sünneti seniyyenin rehberliğinde bir hayat lütfetsin. Amin.
Güven Sözlük - Güncel Başlıklar ve Entry'ler
Hüzünlü bej
Şu sosyal medya fenomenlerinin bi el atmadıkları renk kalmıştı. Saf, temiz ve şık görünen bu renkten ne istiyorlar. Hayret bir şey..
sonuna kadar dinle
“Dinlemek” sanıldığı kadar kolay değildir. Öncelikle sabır gerektirir. Üstelik karşınızdakinin ne demek istediğini kesin olarak anlamak ise çaba ve tecrübe ister. Çoğu kişi, daha ilk birkaç cümleyi duyar duymaz karşısındakinin ne demek istediğini anladığını sanır. Daha derdimizi anlatmaya vakit bulamadan karşımızdakinin, “Evet, ne demek istediğini biliyorum” dediğini kaç kez duymuşuzdur.
Halbuki anlaşmanın altın kuralı, karşıdakinin söylemek istediklerini dinlemektir. Demek istediğini tam olarak anlatmasına fırsat vermektir. Ama gönüllü olarak! Ancak bu şekilde, buna karar vererek, başkalarının sözünü kesmek gibi çok kötü bir alışkanlıktan kurtulabiliriz. Ayrıca, çoğunlukla konuşmanın sonunda bir yerde bulunan asıl bilgiyi, muhatabımızın meramını öğrenme imkânı buluruz.
Dinlemeyi beceremeyişimiz, hayat tarzımızın ve ruh halimizin de göstergesidir. Muhatabı dinlememek, küçük görme, acelecilik, üste çıkmaya çalışmak, umursamazlık, saldırganlık gibi birçok huyun yansımasıdır. Dinlemek ise, olgunluğun, kendine güvenin göstergesidir.
Halbuki anlaşmanın altın kuralı, karşıdakinin söylemek istediklerini dinlemektir. Demek istediğini tam olarak anlatmasına fırsat vermektir. Ama gönüllü olarak! Ancak bu şekilde, buna karar vererek, başkalarının sözünü kesmek gibi çok kötü bir alışkanlıktan kurtulabiliriz. Ayrıca, çoğunlukla konuşmanın sonunda bir yerde bulunan asıl bilgiyi, muhatabımızın meramını öğrenme imkânı buluruz.
Dinlemeyi beceremeyişimiz, hayat tarzımızın ve ruh halimizin de göstergesidir. Muhatabı dinlememek, küçük görme, acelecilik, üste çıkmaya çalışmak, umursamazlık, saldırganlık gibi birçok huyun yansımasıdır. Dinlemek ise, olgunluğun, kendine güvenin göstergesidir.
eşiği unutursan eşiklerden düşersin

Hayri Efendi, yaşadığı tüm hadiselerin ardından aynı cümleyi; kendine hatırlatır gibi, biraz da yüksek sesle telaffuz ederdi: “Eşiği unutursan eşiklerden düşersin. Allah eşiği unutturacak bir işi başımıza vermesin.”
“Ah be evlatçığım” dedi, “Zaman öyle bir zaman olmuş ki insanlar tüm ömürlerini, sonucu koca bir hiç olan koca davaların ümitleriyle harcayıp sonunda aradıklarını bulamayanların düştüğü o koca boşluğa düşüyorlar. Her sabah kapının eşiğinden çıkarken bu yüzden niyet ederim işte. Dilerim ki her işim, her işiniz Allah'ın rızasına uygun olsun. Çünkü niyetimiz rıza olmazsa kalp kırmak da hak yemek de çalıp çırpmak da çok kolay olur. Niyetimiz Allah rızası olmazsa ne gençler hayatın ilk tatlarını duymaya başlayan insanın sevincini ve ne de ihtiyarlar rahat bir yaşlılığın verdiği huzuru duyarlar. Gayesiz bir şekilde yaşayıp anlık hadiselerin girdabında içi boş hüzünler ve mutluluklar yaşarlar. Ah be evlatçığım! Rabbim bize eşiklerde iken niyetimizi sağlam tutmayı unutturmasın. Çünkü eşiği unutursan eşiklerden düşersin. Ben bugün eşiklerden düşmüş bir genç gördüm. Hüznümdendir bu halim. Ve gencin düşüp gittiği eşiktendir tüm hüznüm…”
Akşam Ezanından Önce Evde Olmak - Rümeysa Oğuz
Hüzünlü bej
Çok yakın bir zamanda Risk almak istemeyen insanlar için kullanılmaya başlanmış bir tabirdir. bu renk ve tonları bir evin içini dışını tüm eşyaları hatta arabaları bahçe sokakları sarmasıyla bir iç mimarın tanımlamasıyla ortaya çıkmış her şeyi bu renge bulayarak sözde kendinin daha zengin daha elit daha kültürlü daha ve daha fazlası olduğunu kanıtlamak için kullanılmaya başlandı ve böyle bir algı oluşturularak yayılmaya devam ediyor.
Türkiye’de ırkçılık
İlk bakışta asla kabul etmediğimiz “yok canım ne alakası var” dediğimiz ayrımcı görüştür. Bizim ülkemizde ırkçılık deyince aklımıza Amerikan filmlerindeki beyazların siyahlara veya ikinci dünya savaşında Almanların yahudilere yaptığı ırkçılık gelir. Bizim ülkemizde böyle bir şeyin olmadığını gururla söyleriz, savunuruz. Lakin ülkemizde En bariz olan ırkçılık kendi Müslüman kardeşlerimizedir. Aslında biz batıya tapınırcasına hayranlık duyarken kendimize ayna tutan Müslüman kardeşlerimizden oldukça nefret ederiz. kimse iranlıları, Arapları özellikle suriyelileri sevmez. Hadi bunlar dışarda ya içerideki kendi insanlarımız daha ciddi bir sorundur; Kürtleri beğenmezler, romanları insan yerine bile koymazlar. Müslümanlar seküler kesimi, seküler kesim Müslümanları haz etmez. Sözde çağdaş kesim kendi haricîndekileri cahil olduğunu iddia eder. yada Müslümanım diye geçinenler yaradandan ötürü yaratılanı sevme fikrini sadece çıkarını sevme sevdasına dönüştürmüştür. Ama bu son kısım sanırım ayrımcılığa yada ötekileştirmeye giriyor olmalı.
iletişim
Canım ülkemin en eksik olduğu konulardan biridir. Okuma yazmadan önce tüm çocuklara iletişim dersleri mecbur kılınmalı. Hatta tekrar tekrar geliştirerek tüm öğretim hayatlarında dersler devam etmeli, iş hayatında veya sosyal hayatta ara ara dersler verilmeli. Kimisi var susar. Kimi var çok konuşur; konuşurken yıkar döker. Susma yada her konuşma bir iletişim değildir. Eğerki bu konu gerçekten önemsenseydi birçok problem kendiliğinden ortadan kalkardı. Gerektiği yerde gereken kadar konuşmak ortama insana göre konuşmak günümüzde edinilmesi gereken büyük bir erdem hatta bir ihtiyaçtır.
Kendini beğenmişlik
İnsanın kendinin yükseldiğini sanmasıyla alçalmasının tezahürü. Gerçekten ruhen yükselseydi zaten alçak gönüllülüğe doğru yol alması gerekirdi.
Mecburiyet
Bize sorulmadan, bizim yerimize karar verilmiş tüm olgular. Bu dünyada yaşamak bana başlı başına bir mecburiyet geliyor. Her sabah uyanmak ve yaşamak…
Mecburiyet
Sanırım en dayanamadığım duygu. Mecburen yapılan şeyler keyif vermiyor,anlamını yitiriyor ve bir görevden farksız hale geliyor. Bardağın dolu tarafından bakmak lazım. Bu mecburiyetlerin insana kazandırdığı şeylere odaklanmalı insan.. olgunluk,tecrübe,ideallerin gerçekleşmesi,ideallerin yarısının gerçekleşmesi veya çok azının gerçekleşmiş olması, başarı,yarı başarı, az miktarda başarı bile başarısızlıktan iyidir ve bardağın dolu tarafı sayılır.
Mecburiyet
Yetişkinliğin en zor taraflarındandır. İnsana hayatı sorgulatır. Çoğu şey anlamını yitirir. İdealler, hedefler, sözler bi yana yaşamak için yapılması gereken çoğu şeydir.
muhsin yazıcıoğlu

Rabbim rahmet eylesin - 25.03.2009
"Eğer Anadolu'da rahat oturmak istiyorsak; o zaman Türkiye, Bosna'da olmak mecburiyetindedir, Kafkaslar'da olmak, Ortadoğu'da olmak mecburiyetindedir. Devir, bir dev gibi doğrulmak devridir.. Zengin toprakların fakir ve ezik bekçileri olarak kalmak yerine, bu coğrafyanın başı dik ve varlıklı sahipleri olarak yeniden dev gibi doğrulalım.."
| Şehit Muhsin Yazıcıoğlu
beşvakitnamaz
50 vakitten bu sayıya indirilen 5 vakit namaz , dinin direği sayılır ve aynı zamanda islamın şartlarından biridir. Bi hocamızın şu sözünü hiç unutmam " Namazı terk eden insan Allahın huzuruna çıkmamayı tercih ettiğini sanır oysa rabbim ona huzuruna gelmeyi nasip etmez"
hırs
İnsanın gözünü kör, kulağını sağır, kalbini taş eden duygular. Seline kaptırırsanız sizinle yanınızdakileride sürükler götürür. Kanınızı emer, iliğinizi sömürür. İçiniz boşalıncada geriye hırstan başka bir şey kalmaz. birde ahiret hırsı vardır ki kibirden sizi önünü görmez hale getirir. Kibir batağında yuvarlanırken Kimseyi beğenmez olursunuz. yaptığınız her ibadetle kalbinize şifadan öte zehir akar.
beşvakitnamaz

Her gün beş vakit namaz kılmanın pek çok hikmetleri vardır. Biz burada yalnız şu kadarını arzedelim:
İnsan sabahleyin sanki yeni bir hayata kavuşmuş, karanlıktan aydınlığa çıkmış olur. Yeni bir çalışma gayreti içine girmiş olur. İnsana bu hayat ve çalışma gücünü veren ve insana başarı sağlayacak olan ancak Yüce Allah'dır. Bundan dolayı insan, bu hayat nimetine şükretmek ve bunu bir hayırla sona erdirmek için mübarek sabah namazını kılmakla yükümlü tutulmuştur.
İnsan sabahtan aksama kadar hayatın nimetlerinden yararlanıyor. Bu zaman içinde devamlı olarak maddi bir çalışma gayreti gösteriyor. Bu bir başarı eseridir. İşte bu başarıya şükretmek ve bu başarının ruhları duygusuzluk ve katılık içinde bırakmasına engel olmak için de öğle ile ikindi namazları farz kıIınmışlardır.
Akşamın yaklaşması ile, sona ermeye yüz tutan bir günlük yaşayışın ve çalışmanın, ruha zevk veren bir ibadetle sona ermesi, bir mutluluk ve şükür nişanı ve bir kulluk görevi olacağından akşam namazı kılınmaktadır.
İnsan daha sonra uyku âlemine can atacaktır. Ölümün bir çesidi olan bir bakımdan da huzur ve istirahat devresi sayılan bu âleme varmadan önce, bir günlük hayata kutsal bir ibadetle son vermek, bir de, o ölüme benzer âleme ilâhî bir zevk ve uyanıklıkla geçmek, yaratıcımızın mağfiretine sığınmak iyi bir sonuç olacağından da yatsı namazı kılınmaktadır.
Sonuç: Gerek insanın ve gerek çevresindeki bütün varlıkların hayatlarında, doğmak, büyümek, duraklamak, yaşlanmak ve sonra da ölüp gitmek gibi değişik beş safha meydana gelmektedir. Artık büyük bir nimet olan bu safhalara bir karşılık olmak ve insanın maddi çalışmaları ile manevi çalışmaları arasında bir denge kurabilmek için, beş vakitte kılınan namazlardan daha yüksek ve daha faziletli bir çare bulunamaz. Bizleri bu kutsal ibadetle yükümlü olmak şerefine ulaştıran, ikramı çok bol mabudumuza ne kadar şükretsek yine azdır.
Büyük İslam İlmihali - Ömer Nasuhi Bilmen (rah.a)