muhsin yazıcıoğlu
Rabbim rahmet eylesin - 25.03.2009
"Eğer Anadolu'da rahat oturmak istiyorsak; o zaman Türkiye, Bosna'da olmak mecburiyetindedir, Kafkaslar'da olmak, Ortadoğu'da olmak mecburiyetindedir. Devir, bir dev gibi doğrulmak devridir.. Zengin toprakların fakir ve ezik bekçileri olarak kalmak yerine, bu coğrafyanın başı dik ve varlıklı sahipleri olarak yeniden dev gibi doğrulalım.."
| Şehit Muhsin Yazıcıoğlu
beşvakitnamaz
Her gün beş vakit namaz kılmanın pek çok hikmetleri vardır. Biz burada yalnız şu kadarını arzedelim:
İnsan sabahleyin sanki yeni bir hayata kavuşmuş, karanlıktan aydınlığa çıkmış olur. Yeni bir çalışma gayreti içine girmiş olur. İnsana bu hayat ve çalışma gücünü veren ve insana başarı sağlayacak olan ancak Yüce Allah'dır. Bundan dolayı insan, bu hayat nimetine şükretmek ve bunu bir hayırla sona erdirmek için mübarek sabah namazını kılmakla yükümlü tutulmuştur.
İnsan sabahtan aksama kadar hayatın nimetlerinden yararlanıyor. Bu zaman içinde devamlı olarak maddi bir çalışma gayreti gösteriyor. Bu bir başarı eseridir. İşte bu başarıya şükretmek ve bu başarının ruhları duygusuzluk ve katılık içinde bırakmasına engel olmak için de öğle ile ikindi namazları farz kıIınmışlardır.
Akşamın yaklaşması ile, sona ermeye yüz tutan bir günlük yaşayışın ve çalışmanın, ruha zevk veren bir ibadetle sona ermesi, bir mutluluk ve şükür nişanı ve bir kulluk görevi olacağından akşam namazı kılınmaktadır.
İnsan daha sonra uyku âlemine can atacaktır. Ölümün bir çesidi olan bir bakımdan da huzur ve istirahat devresi sayılan bu âleme varmadan önce, bir günlük hayata kutsal bir ibadetle son vermek, bir de, o ölüme benzer âleme ilâhî bir zevk ve uyanıklıkla geçmek, yaratıcımızın mağfiretine sığınmak iyi bir sonuç olacağından da yatsı namazı kılınmaktadır.
Sonuç: Gerek insanın ve gerek çevresindeki bütün varlıkların hayatlarında, doğmak, büyümek, duraklamak, yaşlanmak ve sonra da ölüp gitmek gibi değişik beş safha meydana gelmektedir. Artık büyük bir nimet olan bu safhalara bir karşılık olmak ve insanın maddi çalışmaları ile manevi çalışmaları arasında bir denge kurabilmek için, beş vakitte kılınan namazlardan daha yüksek ve daha faziletli bir çare bulunamaz. Bizleri bu kutsal ibadetle yükümlü olmak şerefine ulaştıran, ikramı çok bol mabudumuza ne kadar şükretsek yine azdır.
Büyük İslam İlmihali - Ömer Nasuhi Bilmen (rah.a)
#Annevebabanıüzme
Bugün bir Anne’nin şu sözleri aklıma takıldı. “Bana zorunda olduğunuz için değil, Anneniz olduğum için bakın”
Şimdiler de böyle oldu galiba. Zorlama bir sevgi, zorlama bir samimiyet, yalandan bir evlatlık. Sahi kimdi bu bakmakta kendimizi zorladığımız, zorla katlandığımız kişi?
Bu kişi bir zamanlar sen zayıf, güçsüz, sürekli ağlayan ufak bir çocukken, senin için sabahlara kadar uykusuz kalan, beşikte hiçbir şeyden habersiz yatarken yüzüne konan sineği kovacak halin kuvvetin bile yokken seni koruyan, yediren içiren Annen idi. Evet o zorla katlandığımız, bize bütün gönlünü ayıran ama bizim ona yanımızda bir oda bile ayırmadığımız Annemizdi bu kişi... Tabi şimdi büyüdün, güç kuvvet sahibi oldun, evlendin, aile oldun; artık Annene ihtiyacın kalmadı. Arada bir sorarım, bayramlarda yanına giderim, arada da para veririm sonra hayırlı evlat diye gezerim ortalıkta...
Gönüller’i kırık Anneler bırakmayın arkanızda. Eşi vefat etmiş tek kalan Annelere bakıyorum neredeyse hepsi tek bırakıldıkları için gönülleri kırık. Ama evlatlarına olan sevgisinden, şevkatinden, yuvaları bozulmasın diye onlara bir şey söyleyemiyorlar, kırık bir gönülle, tek başına yaşıyorlar. Sen ortalıkta eşinle, çocuklarınla hayırlı evladım diye mutluyum diye gez bakalım....
"Biz insana"...Bana şükredin, anne babanıza da teşekkür edin diye vasiyet ettik. Dönüş banadır. (Lokman Suresi 31/14)
Peygamber Efendimiz(sallallahu aleyhi vesellem) bizleri şöyle uyarmıştır; "Allah-ü Teala'nın rızası, anne ve babanın rızasındadır. Allah-ü Teala'nın gazabı, anne babanın gazabındadır.
çocuklarvebiz
"İlmin âfeti unutmaktır.'
İlmi âfetlere maruz bırakmayalım. Unutmamak için de tekrar tekrar okuyalım. Başkalarına da anlatalım. Unutmamanın bir şekli de başkasına anlatmaktır.
"Ben, Tabakâtü's-sûfiyye'de okunurken dinlemiştim ki Fudayl b. lyâz rahmetullahi aleyh şöyle buyurmuş, Zünnûn el-Misri böyle buyurmuş..."
"Başkasına söyledikçe, başkasına söylemeye niyet ederek dinlediğinizde hatırınızda daha iyi kalır.' Başından gevşek dinlenirse, hatırda kalmaz.
Rahmetli Annem kurnaz bir kadındı.
Küçükken beni Cuma'ya gönderirdi. Ben daha Cuma'yla mükellef bir çocuk değilim. Laleli camiinde öğle ezanı okunacak da iftar edeceğim diye beklediğimi hatırlıyorum. "Sen çocuksun, öğleye kadar oruç tutsan olur." derlerdi. Ben de elime beşlik simidi, şekeri alıp ögle ezanı okununca oruç bozardım. Olmazdı ama alıştırıyor, şaka gibi yani.
"Evladım! Aman hocaefendiyi iyi dinle de bana da anlat, ben onlanı çok seviyorum." derdi.
Bende camiye gelirdim, anneme nakledeceğim diye hocayı pürdikkat dinlerdim; eve gidince de anlatırdım. Annem bana bir sürü medih sözleri söylerdi:
"Aferin, mâşaallah, hatırında iyi tutmuşsun."
Şimdi anlıyorum ki hepsi teşvikmis, bir terbiye metoduymuş. "Git, bana da anlat." demek, "İyi dinle." demekten daha ileri bir metot.
"Aman evladım hutbeyi iyi dinle."
İyi dinlesin ama herkes hutbe okunurken uyuyor. İmam oraya çıktı mı muhtelif yerlerden horultular başlar. Şeytan dinlettirmemek için gaflet veriyor. En iyi çare. "Evladım, hutbeyi iyi dinle." demek değil; "Evladım hutbeyi bana da nakledersen çok memnun olurum, çok seviyorum.' demek.
Bu daha güzel bir şey!
| Prof.Dr. Mahmud Esad Coşan Hocaefendi
Vazgeçişler
Bir şeyi yapmak ne kadar önemliyse, bazen bir şeyi terk etmek de en az onun kadar kıymetlidir. Çünkü insan sadece eylemleriyle değil, vazgeçişleriyle de yol alır. Nitekim birçok büyük kavuşma, bir küçük ayrılışla başlar.
Yıkık bir köprüdür dünya
Zahmetle, sıkıntı ve kederle dolu bir dünya hayatı yaşıyoruz. Bunun şiddeti ne kadar artarsa artsın "artık ahirete gideyim" diyebilenimiz azdır.
Bunca zahmetine rağmen seviyoruz bu dünyayı. Kalbimiz dünya sevgisiyle tarumar olmuş. Ahireti unutmuş. Unutulan ahirete hazırlık ihmal edilmiş.
Peki, insan hazır olmadığı yere gitmek ister mi? İstemez. Onun için dünyanın düzelebileceğine, sıkıntıların ortadan kalkacağına dair ümit beslemeye zorlarız kendimizi. Umutlanırız geleceğe dair.
İşte kaybedişimiz biraz da burada başlar.
Eskiler öyle buyurmuş: "Dünya yıkık dökük bir köprüdür. Onu tamire girişme. Yapamazsın. Geç ve git."
Köprünün sonrasına hazırlık tüm dertlere devadır. Ahirete çalışmak dünya sıkıntılarını sabırla karşılamaya, kederi azaltmaya, doğru şeyleri ümid etmeye vesiledir.
Hatta tek yöntem budur.
Zira ahirete çalışabilmek her şeyin sahibi, kadir-i mutlak olan Allah'a kul olma gayretinin diğer adıdır.
çocuklarvebiz
Çocuklar yetişkinlere üç şey öğretebilir; Hiçbir sebep yokken mutlu olmayı, her zaman bir şeylerle meşgul olmayı ve istediği her şeyi bütün gücüyle talep etmeyi.
çocuklarvebiz
Bugüne kadar çocuklarla çocuklaşıp, onların seviyelerine inmemiz telkin edilse de bugün onların renginden, temiz fıtratından istifade edip onların boyasıyla boyanmak gerektiğini öğreniyoruz. Yani onların seviyesine çıkmamız gerektiğini…
İmam-ı Suyuti hazretleri, sadece çocuklarda bulunan ancak sahip olsalar büyükleri kamil birer insan yapabilecek 5 hasletten söz eder.
1.Rızık için endişe etmezler.
2.Hastalandıklarında Halık’ı (Yaratıcıyı) kimseye şikayet etmezler.
3.Yemeği birlikte yerler. (Yalnız yemeyi sevmezler)
4.Korkunca hemen gözlerinden yaş akıtırlar.
5.Kavga ettiklerinde kin tutmadan hemen barışırlar.
Çayönemli
Samimiyet ölçer 'ÇAY'
Ben hemen bi çay koyayım:
Habersiz geldiğiniz ev sahibi siz eve girer girmez bu cümleyi söylüyorsa korkmayın, istediğiniz gibi yayılın çünkü seviliyorsunuz. Sizden keyif almasa uzun vadeli içecek olayına girmez. Bu tür dostlukların en az beş yıl geçmişi vardır; bu laftan sonra emin olun ki daha uzun yıllar da gideri olur.
Çay mı içersin kahve mi yapayım:
Geçerken uğradığınız evin sahibi böyle seçenekli bir ikram olayına giriyorsa aslında gönlü kısa zamanda gitmenizden yanadır. Çünkü kahve; yapılış ve içiliş bakımından kısa zaman alır, ev sahibinin de subliminal mesajı sizi kısa zamanda paketleyip yollamaktır ancak bunu nezaketle yapmaktadır. Bu seçenekten sonra tavsiyem kahve tercih etmeniz olacaktır, içmesi en fazla on dakika alır. Kahveniz bitince yavaş yavaş yola koyulun ve son olarak da size bu soruyu soran arkadaşınızla ilişkinizi maslahatgüzar seviyesine çekin.
Otur kız, çayı tazeledim:
Bir ev sahibinden duyulabilecek en güzel sözlerden biridir zira çay malum yapılışı yarım saat, bardak bardak içilişi ortalama iki saat alır. Tüm bunların üzerine bir de çayı tazelemişse demek ki sizden kopamıyor, gitmenizi istemiyor; bunun için de elinden geldiğince geciktirmeye çalışıyordur. Bu hareket de dostluk yeni ise ilerleyen yıllara uzaması bakımından umut vericidir.
Sallama çay var istersen:
Misafir gittiğiniz kişi eğer size bunu söylüyorsa ayakkabılarınızı çıkarmadan dönün; bir daha da gitmeyin derim. Zira çay gibi sizi de net bir biçimde sallamıştır. Maslahatgüzar seviyesi bile bu durumda çok fazladır, telefonunuzdan hemen ismini silin.
Semaver yapalım mı?:
İşte yılların samimiyeti, işte doyulmaz muhabbet, işte saatler akıp gitse de sanki göreli bir dakika olmuş gibi hissedilen dostluk... Çay semaverde yapılıyorsa dostluğunuz en az on yıllıktır ve "tüm günüm senin" anlamına gelir. İşin içine semaver girdiyse evde gece yatıya da kalınır zira çay ayrı, muhabbet ayrı demlenecektir...
Semerkand Aile Dergisi - Ayşenur Uslu
Çayönemli
Varlığı muhabbet; yokluğu asabiyet ve baş ağrısı yapar.
"ÇAY" elhamdülillah...
Özgüven
Öncelikle şunu bilmemiz lazım; İslam ahlakı, “aşırı hiçlik ve kendini kınama” anlayışından da ibaret değildir. İslam ahlakına göre kişinin izzet ve haysiyet duygusu, nefse güvenden değil, Rabbine güvenden kaynağını alır. İşte bu farkı iyi anladık mı özgüvenimizi de dengede tutabilir, istenilen özgüvene de sahip olabiliriz…
Aşırı, dengesiz özgüven insanı kör eder, ben merkezci hareket etmeye sebep olur, kibir sahibi yapar kişiyi.Güzel bir yazıda şöyle açıklanır, Allah razı olsun yazandan;
Özgüvende dengeyi tutturamayanlar, özgürlüğün İslami tanımını kavrayamayanlar, “kardeşini koruma niyetini” de anlamayanlar: “kimse beni yönlendiremez, bana karışamaz, istediğimi yaparım, herkes beni olduğum gibi kabul etmek zorunda” gibi nefsani cümlelerle gaflete düşerek; tecrübeli belki de alim, fadıl, kamil insanlardan istifade edebilme fırsatını kaçırırlar ve her yaptıklarını doğru zannederek, kişilik gelişiminde çok önemli olan tecrübe denilen “farklı deneyimlerle en doğruyu yakalamak” haklarından istifade edemezler.
Özgüven canının her istediğini her ortamda yapmak ya da söylemek, kimseden utanmamak, kendisine hiçbir şekilde müdahale edilmesini istememekse ‘nefis terbiyesi, sabır, adalet, haya, dengeli hareket etmek gibi hiçbir ahlaki güzelliği içinde barındırmayan boş bir bedenden ibarettir.
Olması gereken, özgüven, insanın iradesini güçlü tutarak hadiselere karşı sağlam ve kararlı durmak, yani ümitsizliğe düşmemektir. Başarılı olmanın neticesinde de bu başarıyı kendinden değil Allah’tan bilmektir. Zaten hakiki özgüven de budur. Yoksa başardığı işleri kendi nefsinden bilip gurura kapılırsa tehlikeli olur.
Özgüven ile ilgili çok önemli bir denge akıldan çıkartılmamalıdır. Çünkü ne kendimizi yok sayabiliriz, ne de kendimizi olduğumuzdan fazla büyütebiliriz. Ne Allah’ın verdiği gücü inkar edebiliriz (çünkü bu nankörlük sayılır) ne de Allah’ın verdiği gücü kendimizden bilebiliriz. Ne mütevazı oluyorum diye, bir miskin rolünü takınmaya ve Allah’ın bize hiçbir şey vermediğini iddia etmeye hakkımız vardır; ne de tahdis-i nimet ediyorum diye, varlıklı olmakla büyüklük taslamaya, güçlü olmakla kibirlenmeye, Allah’ın verdiği hediyeleri sahiplenmeye yetkimiz vardır. Aslolan Allah’ın verdiklerini ve O’ndan geldiğini hiç bir zaman unutmamaktır.
DünyaylaGururlanmak
Bazıları dünyaya aldanıp yanlış bir mantıkla yoldan çıkarlar.
Derler ki: “Allah bize dünya nimetleri verdi. Demek ki bizi seviyor.” Fakat bu düşünce şekli doğru değildir. Çünkü Allah Teâlâ ihsan eder fakat sevmeyebilir. Hatta bu ihsan, muhatabın helâkine sebep olabilir. Bu durum, sahip olunan dünya nimetleriyle gururlanıp kendini güvende hissetmeye sebep olan bir yanılgıdır.
Âyet-i kerimelerden anlaşılmaktadır ki Allah Teâlâ onlara mallar ve oğullar vermekle iyilik etmemektedir. Aksine onlar hiç farkında olamadan bir helâke doğru yaklaşmaktadırlar. Onlara mühlet verilir. Bu mühletin sonunda da çetin bir tuzağa düşerler.
Müminlere gelince, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Sizden biri sevdiği için hastasını nasıl ki bazı yiyecek ve içeceklerden uzak tutuyorsa, Allah da mümin kulunu aynı şekilde dünyaya karşı muhafaza eder.”
Bunun için basiret sahipleri, dünya kendilerine yöneldiğinde bir güven hissine kapılmazlar. Sıkıntılardan da şikâyet etmez, kendileri için hayır olduğunu düşünürler.
kendinegüven
Pek çok insan başkaları onlara güvenmediğinde başarılı olur, ancak insanlar kendilerine güvenmediğinde nadiren başarılı olurlar.
O yüzden kendinize olan güveninizi ve inancınızı asla kaybetmeyin.
Her zaman şu duayı tekrarlayın:
"Allah'ım, işlerimi toparla"
İnsan Allah'a teslim olur, sığınır, güvenir ve tevekkül ederse Allah da onun her anında yardımcısı olur ve onun dağılmasına izin vermez...
90 yaşındaki bir Allah dostuna sorarlar:
-Efendim Bize bir nasihat edin de kulağımıza küpe olsun. O büyük zat:
-"Evlatlarım! 90 senedir Ben ne dediysem olmadı, hep O'nun (ALLAH Teala'nın) dediği oldu. Öyleyse teslim olun ve kurtulun." buyurmuş.
Doğrubakveşükret
Kadın kocasının çalışma masasına oturdu, eline kalemi aldı ve yazmaya başladı; Geçen sene kocam safra kesesinden ameliyat oldu ve safra kesesi alındı.
Aylarca yataktan kalkamadı. 30 senedir çalıştığı kitapevindeki işinden ayrılmak zorunda kaldı ve yaşı 60 olmuştu.
Aynı sene babası vefat etti.
Oğlumuz trafik kazası geçirdiği için tıp bölümü lisans imtihanında başarısız oldu.
Kadın sayfanın sonuna şunu yazdı; Ey gidi uğursuz, kötü sene!
O anda kocası çalışma odasından içeri girdi ve hanımının yanına gelip yazdıklarını okudu.
Sonra hızla odayı terk etti. Ancak bir kaç dakika sonra döndü. Eline kalemi aldı ve o da hanımı gibi kağıda bir şeyler yazdı;
Geçen sene ALLAH teala beni uzun zamandır çektiğim safra kesemdeki şiddetli ağrılardan kurtarıp şifa verdi.
60 yaşına geldim, hastalığım tamamen iyileşti ve şu anda ağrılı, sızılı hiç bir hastalığım yok.
Yakında yeni kitabım bitip baskıya girecek.
Babam 95 yaşına kadar dinç bir şekilde, yatağa düşmeden, kimseye muhtaç olmadan, ağrısız, sızısız vefat etti.
Oğlum trafik kazasından sağ salim kurtuldu. Hiçbir yerinde bir sakatlık kalmadan iyileşti.
Adam sayfanın sonuna şunu yazdı; Ey kendisinde Rabbimden pek çok ikram ve nimet gördüğüm hayırlı sene!
----------------
ALLAH teala insanlara bol bol ikram ve ihsanlarda bulunur ama insanların çoğu olaylara şaşı baktığı için şükürden gafil olarak nankörlük eder.
Sen de olaylara şaşı bakıp da nankörlük etme, doğru bak ve şükür et!
#Annevebabanıüzme
ANNE ve BABANI ÜZME!
Bir genç hastalandı ve annesi onu ziyarete geldiğinde, kalktı, en güzel kıyafetlerini giydi ve sanki hiç hasta olmamış gibi davrandı!
Ama annesi ziyaretinden sonra evden ayrıldığında, genç düşüp bayıldı.
Neden böyle yaptın? diye sorulduğunda, "Çocukların inlemeleri annelerin yüreklerini acıtır" dedi.
-------------------------
Belki de anne babanız size istediğiniz her şeyi vermedi, ama emin olun ki size sahip oldukları her şeyi verdiler.
güven sözlük
Evveliniz ve sonunuz selâmetde olsun.
Söz konuşanın vasfıdır. Konuşanın kalbinde nur varsa, işiten manevi olarak istifade eder, uyanır. Konuşanın kalbi bulanık ise, işitenlerin kulağını tırmalar.
Bu hususta Atâullah el-İskenderî Hazretleri (k.s) şöyle buyurmuştur:
"Her söz çıkmış olduğu kalbin kisvesiyle zuhur eder."
Güzel kalplerden, güzel sözler, yazılar duymak, okumak duası ile hayırlı olsun.
ariflerden öğütler
Prof. Dr. Muhammed Ratib Nablusi Hoca'dan:
En şiddetli hastalıklardan biri sinsi hastalıktır. Belirtileri görülen yahut hissedilen türden değildir. Yakalandığınızda çok ciddi zarar verir.
Bu hastalığın adı “nimete alışma hastalığı” dır. Dört şekilde kendini gösterir.
1- Allah'ın nimetlerine alışmak. Adeta nimet değilmiş gibi görmeye başlamak. Nimetin nimet olduğunu hissetmeyip müktesep hak gibi görmek.
2- Evine giren kişinin ailesini sağ salim görmeye alışması. Onları iyi halde görüp bunun için Allah'a hamdu sena etmemek.
3- Alışverişe gidip market arabasına dilediğini koyup ücretini ödeyerek evine dönerken nimeti vereni ve ona şükretmenin gerektiğini zerre miktar hissetmemek. Bunu gayet normal bir durum olarak görüp adeta en tabii hakkı gibi telakki etmek.
4- Her sabah güven içinde uyanıp sağlığı yerinde bir şikayeti ağrısı sızısı olmadan kalktığında Allah'a hamd etmemek.
Dikkat !!!!!
Sen bu durumlardan birisini yaşıyorsan tehlike altındasın. Evine girdiğinde… Allah sana anne baba yahut eş çoluk çocuk nimeti vermişse, Sağlıklı ve iyi bir durumda isen Allah tealaya bol bol hamdet, şükret. Hayatının nimetlere alışmanı sağlamasına izin verme.
Sen hayatını bu yüceler yücesi Allahü Tealaya hamd ve şükre alıştır.
Nasılsın diye sorduklarında "Aynı be ne olsun" deme. Sen sayamayacağın nimetler içindesin. Allah teala sana onları yeniliyor. Güncelliyor. Hem de hergün.
Sana hamd ve şükrü de farz kılmış. Niceleri o güne senin sahip olduğun nimetlerinden mahrum başlamıştır.
Nicesi güven içindeyken o gün korkarak kalkmıştır. Nice çalışan o gün işsiz kalmıştır. Nice zengin o gün fakir düşmüştür. Nice gözü gören o gün kör olmuştur. Nice sağlıklı insan o gün sağlığını kaybetmiştir. Sana ise nimetler yenilenmiştir.
O zaman de ki:
Allah'a hamd olsun. Salih ameller ancak onun nimetiyle tamamlanabilir.
40 yıllık evli mehmet bey ve fazilet hanımın hikayesi
40 yıllık evli Mehmet Bey ve Fazilet Hanım'ın hikayesi eşler arasında eleştirinin dozunun nasıl ayarlanabileceğini gösteren hoş bir örnek:
Mehmet Bey, eşine sürekli negatif eleştiri yapma hatasına düşerken eşi Fazilet Hanım'ın örnek davranışıyla bu yanlış tutumundan vazgeçebilmiş. Fazilet Hanım, kendisine güzel sözler söyleme adeti olmayan eşine bir gün, karşılıklı olarak beğendikleri ve beğenmedikleri yönlerini birbirlerine söylemelerini önermiş ve önce kendinden başlayarak, “Bende gördüğün olumsuz özellikleri sayar mısın?” diye sormuş. Eşinde gözlemlediği hataları bir çırpıda sıralayan Mehmet Bey'in sözlerini şöyle aktarıyor Fazilet Hanım:
“İlk olarak, biraz önce kapının arkasında gördüğü örümcekten başladı ve açtı ağzını yumdu gözünü. Ceviz kabuğunu bile doldurmayacak bir sürü ayrıntıya, küçük meselelere girdi. Üstelik saydıklarının çoğunda benim hatam yoktu. O kadar çok şey sıraladıktan sonra yorulduğundan olsa gerek 'Daha sayacağım çok şey var ama bu kadarı yeter' diyerek sustu.
Daha sonra kendisine 'Hiç darılma, şimdi ben de senin suçlarını sayacağım. Bak, ben senin sözünü hiç kesmedim; sen de susarak dinle' dedim. Benim de onun hatalarını sayacağımı düşünüyordu. 'Allah senden razı oldun' dedim önce. 'İçki içmedin, kumar oynamadın, çocuklarımızı açıkta bırakmadın, evini ihmal etmedin. Beni dövmedin, kovmadın. Allah senden bin kere razı olsun; benim ki bu kadar' dedim ve sustum.
Mehmet Efendi hiç ses etmedi, kafasını yere eğdi. Mahcup oldu ve kalkıp gitti. O an sadece utandı, hiçbir şey değişmeyecek sandım ama daha sonra bu konuşmamızın çok faydasını gördüm. Yıllardır bana 'Allah razı olsun' dememiş olan eşim, 'Allah razı olsun' demeye başladı.
Güzel tavırlarımı gördüğünde teşekkür etmeyi ihmal etmedi.” Eşinin bitmeyen eleştirilerine aynıyla karşılık vermeyen, bilakis onu hiçbir şekilde itham etmeyip güzel yönlerini açığa çıkararak bunları ona ifade eden Fazilet Hanım'ın tavrı eşine de örnek olmuş. Güzel sözler duyan eşi ona da iltifat edip teşekkürünü belirtmeye başlamış. Fazilet Hanım yaşadığı bu acı tecrübeden hareketle evli çiftleri birbirlerinin güzel yanlarını görmeye, eleştiri değil takdir ifadelerini çokça dile getirmeye davet ediyor.
Muhabbet Olsun - Neslihan Beyhan
sünnet yahudi geleneğidir
Sünnet olmanın hükmü nedir?
Sünnet olmak (hitan), İslami şiarlardan yani sembol olmuş uygulamalardan biridir. Peygamberimiz (s.a.s.), yaratılışa uygun değerler (fıtrat) arasında sünnet olmayı da saymıştır (Buhari, Libas, 64).
Sünnet olmak İslamda kuvvetli sünnet hatta bir yaklaşıma göre vacip olarak değerlendirilmiştir
(İbn Abidin, Reddu'l-muhtar, V, 479).
Bu sebeple zorunlu bir hal olmadıkça terk edilmemelidir. Sünnet olmak için kesin bir yaş belirlemesi yapılmış değildir. Çocuk yedi yaşına gelince sünnet edilmesinin uygun olacağı bazı alimlerce belirtilmiş olmakla birlikte, biyolojik yapının müsait olması kaydı ile olabildiğince erken yapılması çocuk psikolojisi açısından uygun olacağı söylenmektedir.
anne ve babaya itaat
İmam Gazali (rahmetullahi aleyh) şöyle demiştir: “Ekseri ulemanın ittifakıyla haramlığı sabit olan hususlarda anne ve babaya itaat vacip değildir. Bunun dışında olan isteklerine itaat gerekir. Zira şüpheli olan isteklerini yerine getirmemek zühd ve takvadır. Fakat anne babaya itaat ise vaciptir.”
Hidayetü'l-Mehdiyyin adlı kitabın yazarı şöyle demiştir:”Bir evlat anne babası müslüman olmasa bile onların nafakalarını temin etmek zorundadır. Aynı zamanda onları ziyarete gidip, hal ve hatırlarını sorup dine ters düşmeyen isteklerini yerine getirmelidir.”
Hidayetü'l-Mehdiyyin adlı kitabın yazarı daha sonra şöyle demiştir:
“Lakin anne babası müslüman olmayan adam, kendisini dinlerine davet ederler, dine aykırı işler yaptırırlar korkusu olursa onların yanlarına gitmez. Günah olan isteklerini yerine getirmez. Mesela, kendilerini kiliseye götürmesini isteseler götürmez. Fakat kiliseden çıktıktan sonra eve götürmesini isterlerse onları eve götürür. Zira eve gitmede bir isyan yani günah yoktur.”
Velhasıl, ana ve babanın günaha vesile olmayan bütün isteklerine itaat vaciptir.
Hakaret görmemek için kimsenin anne ve babasına hakaret etmemelidir. Zira bir evlat başkalarının anne babasına hakaret ederse başkaları da onun anne babasına hakaret eder.
Abdullah b. Ömer'den (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:
“Büyük günahların en büyüklerinden biri, kişinin kendi anasına babasına lanet etmesidir.”
Orada bulunanlar,
“Ya Resulullah! İnsan anasına babasına nasıl söver? diye sorduklarında,
Resul-i Ekrem,(sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“O kimse birinin babasına lanet eder, o da karşılık olarak onun babasına lanet eder; yine o kişi birinin anasına lanet eder, o da karşılık olarak onun anasına lanet eder.”
(Ebu Davud, Edeb, 129.)
Hayır dualarına almak zorundasın. Beddualarını almaktan sakın. Anne ve babanın gazabı alacak şeyler yapmak Allah'ın gazabını üzerimize çeker. Rabbim muhafaza buyursun.
Ankebût, 29/8. Ayet
وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْناًۜ وَاِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَاۜ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini emrettik. Şâyet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak bana olacaktır ve ben yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim.
Anne ve Babalar şunu da unutmamalıdır;
Abdullah b. Mübarek Hazretlerine biri gelip çoçuğunun kendisine asi olduğunu söyleyerek şikayette bulunmuş. Abdullah b. Mübarek Hazretleri adama,
-Sen hiç oğluna beddua ettin mi, diye sormuş
Adam,
-Evet ettim, diye cevap verince,
-Öyleyse kabahati ne çocukta arıyorsun, çocuğunu sen bozmuşsun, demiş.
Not:(Hidayetü'l-Mehdiyyin küfre kötüren lafızları açıklayan akaidle ilgili bir risaledir. Yazarı Tokatlı Hanefi Fakihi Ahi Çelebidir.)