21 kasım dünya merhaba günü

selimsaygunut selimsaygunut · 22.11.2018 03:23 · 2176 · #18267
arapça kökenli olan "merhaba" ifadesi, sadece türkçe'de değil, balkan ülkeleri dillerinde ve malta dilinde bile kullanılmaktadır.

bir teori, kelimenin arami dilinde tanrı ifadesi olan "mar"ın arapça sevgi anlamına gelen "hab'" ile birleşiminden oluştuğunu, kelimenin "tanrı sevgidir" anlamına geldiğini savunur. ancak bu pek olası görünmemektedir. zira aramice "mar" aslında "mâr" olarak, yani uzatılarak okunur.

arapça "marhaba" ifadesi, "rhb" kökünden gelir, ki bu da "genişlik" ifade eder. yani aslında "merhaba" ile asıl kastedilen "hoşgeldin, yerin geniş olsun, rahat et!". nitekim, araplar birbirlerine selam vermek için "marhaba" demez, çoğunlukla "selamun aleyküm" der. "marhaba"yı birini karşılarken "hoşgeldin" demek için kullanır.

"selam" ise "barış, huzur, sükûnet" gibi anlamlara sahiptir.

merhaba, mârhaba, selam!
Upvote 5
Downvote 0
3

insanlardan bıkmış olmak

batuhanxo batuhanxo · 15.02.2019 00:17 · 2975 · #42301
30 yıla yakın cinayet şubede çalışan babamın çok güzel lafı var. Benim işim dirilerle değil ölülerle ama inan ki oğlum yıllardır çoğunun dirisinden pek bi fayda görmedim ölüsü daha faydalı emin ol" .
Upvote 4
Downvote 0
4

en sevgilinin farkı

yaprak yaprak · 12.03.2019 04:16 · 244 · #49593
omuz. geniş olup olmamasını benim gibi ağır fetişistler bile umursamaz o en sevgili olan kişide. o omuzlar ki her ne renkte biçimde görünüşte olursa olsun, evvela sığınak olmalı. saran olmalı, sargılayan olmalı; sorgulayan olma faslını yaranın berenin iyileşmesine bırakmalı. o omuz ki yaslanan sevgiliye huzur olmalı en çok. Varsın güven vermesin, kalıcı olduğunu iddia etmesin; o an için bile söz vermesin gerekirse. ama o bazı nefessiz kalınan anlarda var olsun. sayılı anın yaşattığı his için varlığımızı sürdürdüğümüz bu dümende, mengenemizin sıkışmasına engel olacak genişlikte olsa o omuz kafi. soluk soluğa kaçmaktayken, ıslak ve evsiz bir sokak köpeği kadar çaresizken merhamet edebilen bir omuz olsun o. başını yasladığın anda en yumuşak yastıkların kıskandığı, çarpışmaya girdiğinde en güçlü zırhın dayanıklılığına erişemediği, sadece senin olduğu onun sözüyle mühürlü bir omuz... o omuz ki, başını koyduğun anda tüm dertlerini orada kaybetmelisin. kendini ona bıraktığın anda ruhunda ve vücudunda ne kadar yara varsa iyileşsin, sende kalan tek iz onun izleri haline gelsin. ona başını yasladığında hayatında uyumadığın kadar derin bir uykuya dalabilmelisin. uykuda mısın uyanık mısın anlamadan rüyalarla yaşayabilmelisin. o ilk temasta kesilen nefesin uzun zaman geri gelmemeli, onun sana değen nefesiyle candan geçmeli ama ondan vazgeçememelisin. dokunduğun yerden yanmalısın, yakmalısında. ufak kıvılcımınız alev alev yakmalı, birbirinize ait yapmalı sizi. elin nazikçe gezinirken başın dönmeli, kulakların uğuldamalı, gözün kararmalı. heyecanının yoğunluğundan dış sesler kesilmeli, sen fark etmemelisin.


o omuza değdiğin gibi bitersin. mahkumiyetlerin biter, eksik hissetmen geçer, kolundan kelepçen çıkar, özgürlüğü bulursun. o omuza değdiğin gibi yanarsın. ışıl ışıl bir lamba gibi, geceleri aydınlatırsın; kağıt fenerler gibi şenlikleri bağırırsın; dilek balonu gibi, titrek ışığınla umudu çağırırsın. o omuza değdiğin gibi sonun gelir. mutlu sonun gelir. hele sonra o senin omzuna değince birde... sonu gelmesin istenen gecelerin sonu gelmez.



devamını yazacağım dostlar. altın olsa dönüp almayacağım bir bozkıra yazacağım. geceleri sabaha ulaştıran bu mimar biraz olsun projesine baksın artık, sabaha az kaldı.
Upvote 1
Downvote 0
1