laiklik

taethorden taethorden · 29.01.2019 01:52 · 1109 · #37994
Laiklik terimi, cismi ve bilimsel olan ile soyut ve dinsel olanın birbirine karıştırılmamasını ifade etmektedir. Laiklik, Türk yazınında, din ve devlet işlerinin ayrı tutulması ve bilhassa devlet işlerinin, toplum idari yapısının ve hukukun, dinsel hüküm ve yargılardan tümüyle bağımsız biçimde akıl ve bilime dayandırılması olarak anlam kazandı.
Karşıtları din adına devlete etki etme ve bu şekilde devleti ve toplumu idare etme amacını taşırlarken, Laik Yaşam Biçimi' ni tercih edenler kişisel ve vicdani kanaatlerini devlete mal etme ve bunların aracılığı ile devleti veya toplumu idare etme çabası içinde bulunmazlar. Laiklik, bir devlet ve toplum yönetimi biçimi olduğundan varlığı veya yokluğu kişilerin yaşam biçimine doğrudan tesir eder. Bu öneminden dolayı Laiklik, T.C. Anayasasının değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddeleri arasında sayılmıştır.
Türkiye'de laikliğin başlangıcı Tanzimat Dönemi' ne kadar uzanır. 18. yüzyılda başlayan yenileşme hareketleriyle birlikte toplumsal yaşayışın ve devlet düzeninin işleyişinde ikili bir durum ortaya çıkmıştır
Bazı ulema III. Selim'e: “Askere setre pantolon giydirip imanına halel getiren, önlerine muallim diye Frenkleri düşüren padişaha Allah tevfikatını çok görür” diye söylenmiş, bu dönemde başlayan ve ileride de sürecek olan ıslahat çabalarında muhalif ve çeşitli isyanların kışkırtıcısı olmuşlardır.
II. Mahmut, ulemaya yalnız din işleriyle uğraşmalarını, hükümet işlerinin yalnız padişahın mutlak yetkesine ait bir alanda olduğunu eylemleriyle belirtmiştir. Örneğin, düşünülen vergiler, medrese softalarının askere alınması, din kurumunun izni alınmadan haciz ve müsaderelere girişilmesi, vakıf işlerini ele alması, Frenk âdetlerine karşı aşırı ilgi göstermesi gibi konularda Şeyh'ül İslam'ın verdiği bir muhtırayı yırtarak bu gibi işlerin yalnız hükümdar yetkilerine ait olduğunu belirtmiştir.
Bu dönemde maarif, fen ve nafia (Yararlı İşler / Bayındırlık) gibi yeni kavramların yenileşme hareketinin ilk önemli göstergelerinden olarak kullanım alanına dahil olmaya başladıkları görüldü. Fen ve bunun çoğulu olan fünun kelimeleri ortaya çıkarıldı ve kullanıldı.
İlk bu dönemde kullanılmaya başlanan eğitim, bilgi, bilim alanları ile ilgili bulunan bu sözcükler ilgili bulundukları alanlardaki gelişme ihtiyacının bir göstergesi oldukları gibi Tanzimat Dönemi yazınına da miras olarak kalmış oldu.
Bu dönemde ilim kelimesi bugünkü anlamı ile fen bilimlerini değil Kuran, Sünnet, İcma ve Kıyas sıralamasını oluşturan fıkıh vasıtası ile ortaya çıkarılan bir din bilgisi ve dinsel hukuk alanını ifade etmekte idi. Bu nedenle dinsel bir hukuk olan şeriat, kendisini devlet yönetimi üzerinde söz sahibi olmaktan öte bir idare hukuku biçiminde tanıtmaktadır
II. Mahmut döneminde, devlet ve din işleri ayrılmaya çalışılırken yeni ve bilimsel bilgi ağırlıklı eğitim veren okullar açılmış olmakla birlikte eğitimde ilköğrenim vakıflara bağlı medreseler elinde bırakıldığından köklü bir değişim olmamıştır.
İlk örnekleri 1839 yılında açılan Rüşdiye (Orta) Mekteplerine ek olarak 1840'da Adli Maarif Okulu açıldı. Bu okul iki bölüme ayrılarak birincisi Maarif-i Adliye, ikincisi edebi bilimler ile ilgili eğitim vermek üzere Maarif-i Edebiyye Mektebi adını aldı. Bu okullar ve diğer rüştiye mektepleri bu dönemde adından çokça bahsedilen fen, sanayi, nafia, maarif alanlarında uzmanlaşmaya yönelik değil, ortaeğitim üzerinden memur yetiştirme amacına hizmet ettiler. Rüşdiye Mekteplerinden mezun olmak memur olmak için getirilen koşullardan oldu. Bu dönemde açılan okullardan en çok mülkiye ve hariciye memurları yetiştirildi.
Eğitimin çağdaşlaştırılması çabalarının ürünü olarak ortaya çıkan öğretmen yetiştirme ihtiyacına cevap vermek üzere 1848'de Darül Muallemin Mektebi ve kız öğretmen yetiştirmek üzere 1870'te Darül Muallemat adı ile öğretmen okulları kuruldu. Bu zamana kadar kızların mahalle mektebinde sadece dinsel nitelikli eğitim almaları biçiminde sürdürülen geleneksel uygulamaya son verilmiş oldu. Tıbbiye adını alan Tıp Okulu ilk mezunlarını 1843 yılında verdi.
1869'da çıkarılan Maarif-i Umumiye Nizamnamesinin 79 ve 129. Maddelerine göre İstanbul'da çağdaş anlamda teşkil edilecek ilk üniversitenin kurulması ve bu üniversitenin Edebiyat, Hukuk ve Fen Fakültelerini barındırması kararlaştırıldı. 20 Şubat 1870'te Darülfünun adı ile açılışı yapılan üniversitenin açılışında konuşan Safvet Efendi, ülkenin geri kalmış olmasını ilk iki yüzyılı içinde bilim ve fen alanlarına gösterilen ilgi, saygı ve teşvikin sonraları devam etmemiş olmasına bağlayarak Darül Fünun' un işte bu eksikliği kapatacak nitelikte olacağını belirtti. Başvurular arasından tespit edilen 450 öğrencinin çoğunluğunu medrese çıkışlı talebeler oluşturmuştur.
Upvote 1
Downvote 0
1

kaside

serendipity serendipity · 29.03.2019 15:38 · 854 · #64127
Arapça kasada kökünden gelip, kelime
anlamıyla "yönelmek, niyet etmek, kastetmek" demektir.
Yani Belli bir maksada yönelmeyi, bir maksada dayanılarak yapılan işi ifade eder.
Beyit sayısı 15'den az olmayan, belli bir maksatla ve bilhassa birini veya bir şeyi övmek için aruz vezniyle yazılmış, bütün beyitlerinin ikinci mısrâsı ilk beyitle kāfiyeli nazım şeklinin adıdır.
Bu nazım şekliyle naaat, medhiye, hicviye, tevhid
mersiye,münacaat türlerinde şiirler yazılmıştır.

Beyit sayısında bir sınırlama yoktur.
Ortalama bir kaside 30-45 beyit arasındadır.
Aruzun hemen her kalıbıyla yazılabilir.
Kasidenin beş ana bölümü vardır:
Nesîb
maksûd
tegazzül
fahriye ve dua.

Her kasidede bütün bölümlerin bulunma
zorunluluğu yoktur. Kaside olabilmesi için biri maksud olmak
üzere en az iki bölümünün bulunması gerekir.

Nef'inin 4.Murat'a Sunduğu Kaside
spoiler (tıkla)
esdi nesim-i nevbahar açıldı güller subdem açsun bizüm de gönlümüz saki meded sun cam-ı cem erdi yine ürd-i bihişt oldı heva anber-sirişt alem bihişt-ender-bihişt her guşe bir bag-ı irem gül devri ıyş eyamıdır zevk u sefa hengamıdur aşıkların bayramıduf bu mevsim-i ferhunde-dem dönsün yine peymaneler olsun tehi humhaneler raks eylesun mestaneler mutribler etdükçe nagam bu demde kim şam u sehher meyhane bga reşk ider mest olsa dilber sevse ger ma'zurdur şeyhü'l-harem ya neylesun biçareler alüfteler avareler sagar suna mehpareler nuş itmemek olur sitem yar ola cam-cem ola böyle dem-i hurrem ola arif odur bu dem iyş u tarabla mugtenem zevki o rind eyler tamam kim tuta mest ü şad-kam bir elde cam-ılale-fam bir elde zülf-i ham-be-ham lutf eyle saki nazı ko mey sun ki kalmaz böyle bu dolsun sürahi vü sebu boş durmasun peymane hem her nev-reside şah-ı gül almış eline cam-ı mül lutf et açıl sen dahi gül ey serv-kad u gonce-fem bu dürd ü bu safi deme dönsün piyale gam yeme kanun-ı devr-i da'ime uy sen de mey sun dem-be-dem meydür mihekk-i aşıkan aşub-ı dil-aram-ı can sermaye-i pir-i mugan piraye-i bezm-i sanem mey akılı irşad eder aşıkları dilşad eder seyle virür berbad ider dillerde koymaz gerd-i gam mey ateş-i seyyaledür mina kadehle laledür ya gonce-i pür-jaledür açmış nedsim-i subh-dem saki mede mey sun bize cam-ı cem-i key sun bize rıtl-ıpeyapey sun bize gitsün gönüllerden elem biz aşık-ı azadeyüz amma esir-i badeyüz alüfteyüz dil-dadeyüz bizden gitsün gönüllerden elem bir cam sun Allah içün bir kase de ıl mah içün ta medh-i şahenşah içün alem ele levh ü kalem ol afitab-ı saltanat ol şeh-süvar-ı memleket cam-bezm ü hatem-mekremet memduh-ı esnaf-ı ümem eblak-süvar-ı rüzigar-aşub-ı rum ı zengibar leşkar-şikar-ı kam-kar behram-ı efridün-alem piraye-i mülk ü milel sermaye-i din düvel k'olmuş nasibi ta ezel tac-ı feridın taht-ı cem hakan-ı osmani-neseb kim münderic zatında heb islam-ı faruk-ı arab ikbal-i perviz-i acem sultan murad-ı kamuranefser-dih ü kişver-sitan hen padişah hem kahraman sahib-kıran-ı cem-haşem şahanşeh-i ferhunde-baht arayiş-i dihim ü taht bahtı kavi ikbali saht iskender-i yusuf-şiyem şah-ı cihan-ara mıdur mah-ı zemin-pira mıdur behram-ı bi-perva mıdur ya afitab-ı pür-kerem şahane-meşreb cem gibi sahib-kıran rüstem gibi hem isi-i meryem gibi ehl-i dil ü ferhunde-dem dünya vü mafiha nedür cennetde olsa ya nedür lutf eylemek zira nedür yanında bir nakd ü selem cümle hünerden bnasib sırr-ı aceb sun-ı garib meclisde şuh u dil-firib ceng edicek şir-i ücem gahi ki cihan ol şir-i yele hışm ile tig alur ele olur cihan pür-zelzele basdukça meyhane kadem ol dem ki kasd-i ceng eder sahraları gül-reng eder dünyayı hasma teng eder olusa sam u güstehem ssürdükçe hasma yektene bazmaz silah u cevşene yer kalmaz asla düşmene illa beyaban-ı adem ey hüsrev-i ali-nijad v'ey daver-i pak-i'tikad ey şah-ı sahib-adl ü dad ey padişah-ı muhterem sen bir şeh-i zi-şansın şahenşah-i devransın yani ki sen hakansın devrinde ben hakaniyeyim ben gerçi bir bi-hasılem şakird-i ders-i müşkilem hem mekteb-i ehl-i dilem halk olmadan levh ü kalem sözde nazir olmaz bana ger olsa alem bir yana pür-tumturak ü hoş-eda ne hafızem ne muhteşemem hakaniyem ben muhteşem yanumda serheng-i haşem hafız olur lebestdem hamem edince zir ü bem nef'i yeter daevayı ko dünya ile gavgayı ko efleke istignayı ko hake yüzün sür la-cerem kaldur elin eyle du'a buldı kasiden intiha şimdi du'a etmek sana hem müstehabdur hem ehem nice kaside bir kitab mecmua-i pür-intihab her nüktesi faslu'l-hitab her beyti bir genc-i hikem ta kim cihan ma'mur ola geh emn ü geh pür-şur ola ikbal ile mesrür ola ol husrev-i vala-himem
Upvote 3
Downvote 0
1

dua

erbakanin adami erbakanin adami · 11.11.2018 01:41 · 3171 · #15845
De ki: "Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: -Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz.
(En'am Suresi, 63. ayet)
Upvote 4
Downvote 0
2