müslüm gürses, orhan gencebay gibi sanatçıları hatırlatan bir müzik türüdür. Bundan 10 yıl önce deselerdi sen müslüm gürses de dinleyecek hatta beğeneceksin. Çok gülerdim ve asla beni inandiramazlardi.
Güven Sözlük - Güncel Başlıklar ve Entry'ler
zorba
Yunan yazar nikos kazancakis'in ilk kez 1946'da yayımladığı romanıdır.
Kitabın başkahramanı Aleksi zorba ilk başta kadın düşkünü ve ayyaş gibi görülsede içinde yaşama dair güçlü duygular besler. Neşeli ve hayat doludur. Yazar ise tam tersi aydınlığı hayatın içinde değil kitaplarda arayan bir kişiliktir. Hatta zorba yazara bütün kitaplarını yakmasını tavsiye eder. yazarın tüm bildiklerini unutturur, tabularını yıkar.
Ben Zorba'yı çok sevdim. Aynı topraklarda yasamamızdan mıdır yoksa aynı havayı soluğumuzdan mıdır bilmem ama çok yakın hissettim kendime. Bugüne kadar yunanlıların ve türklerin birbirine bu kadar çok benzediğini bilmezdim.
Kitap Zorba'nın daha çocukken etkilendiği bir müslüman komşusundan söz eder. “Ben yerlere ve göklere sığmadım, ancak mü'min kulumun kalbine sığdım, diyerek son derece etkilemiştir zorba'nın tüm hayatını.
Ayrıca kitabın filmi de çekilmiştir.
Kitabın başkahramanı Aleksi zorba ilk başta kadın düşkünü ve ayyaş gibi görülsede içinde yaşama dair güçlü duygular besler. Neşeli ve hayat doludur. Yazar ise tam tersi aydınlığı hayatın içinde değil kitaplarda arayan bir kişiliktir. Hatta zorba yazara bütün kitaplarını yakmasını tavsiye eder. yazarın tüm bildiklerini unutturur, tabularını yıkar.
Ben Zorba'yı çok sevdim. Aynı topraklarda yasamamızdan mıdır yoksa aynı havayı soluğumuzdan mıdır bilmem ama çok yakın hissettim kendime. Bugüne kadar yunanlıların ve türklerin birbirine bu kadar çok benzediğini bilmezdim.
Kitap Zorba'nın daha çocukken etkilendiği bir müslüman komşusundan söz eder. “Ben yerlere ve göklere sığmadım, ancak mü'min kulumun kalbine sığdım, diyerek son derece etkilemiştir zorba'nın tüm hayatını.
Ayrıca kitabın filmi de çekilmiştir.
anadolu müslümanlığı
Manisa milletvekili özgür özel'in tbmm'de iç işleri bakanına ithafen "2 duble rakıyı günah saymayan" şeklinde ifade ettiği müslümanlık türü. Tabi canım, aramızda bilmeyenler olabilir bu müslümanlıkta hükümler coğrafi bölgelere göre değişiklik gösterir.
"anadolu müslümanlığı"nda iki duble rakı günah değil. Trakya'da vacip hatta. Kıbrıs'a gitsen, farz hükmünde. Ha, Konya'ya gel, seferisin, o ayrı. Misal Adana'da sünnet yok, şırdan'a kirve oluyorsunuz.
affetmek
Kimi zaman ihtiyaç, çoğu zaman pişmanlıktır.
dünden kalanlar whatsapp grubu
son derece hoş sohbetin döndüğü güzel bir ortamı olan whatsapp grubu. ben oradayken kişi sayısı 40 civarıydı. yaş ortalaması 30 civarıydı ve en genci 21 en yaşlısı 37 yaşındaydı. ayrıca kız ve erkek sayısı da birbirine yakındı. yani yaş yelpazesi oldukça geniş olmakla beraber çok birikimli insanların olduğu bir yer.
grupla ilgi şunu da diyeyim karı kıza yürümek veya erkek düşürmek ve trollemek amaçlarıyla kimse girmesin çünkü grup yönetimi bu konuda oldukça hassas. bu tür insanlar hemen gruptan atılıyor. çok iyi insanları gördüğüm gruba katılım için linkteki radio anarchy nickli arkadaşa yazabilirsiniz.
[url] eksisozluk.com/...[/url]
not: yukarıda belirttim ama yine söyleyeyim grubun bir erkek üyesi olarak yoğunluğumdan dolayı bir süre önce ayılmak zorunda kaldım ama en kısa zamanda tekrar aralarına katılmaya çalışacağım.
grupla ilgi şunu da diyeyim karı kıza yürümek veya erkek düşürmek ve trollemek amaçlarıyla kimse girmesin çünkü grup yönetimi bu konuda oldukça hassas. bu tür insanlar hemen gruptan atılıyor. çok iyi insanları gördüğüm gruba katılım için linkteki radio anarchy nickli arkadaşa yazabilirsiniz.
[url] eksisozluk.com/...[/url]
not: yukarıda belirttim ama yine söyleyeyim grubun bir erkek üyesi olarak yoğunluğumdan dolayı bir süre önce ayılmak zorunda kaldım ama en kısa zamanda tekrar aralarına katılmaya çalışacağım.
sözlük için farklı konularda whatsapp grupları
edit: linkler güncellendi :)
necip fazıl kısakürek
1980'de Türk Edebiyat Vakfı tarafından 'Şairler Sultanı' unvanı verilen şair.
Ölüm Güzel Şey
Ölüm güzel şey,budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü peygamber?...
Öleceğiz müjdeler olsun,müjdeler olsun !
Ölümüde öldüren Rabbe secdeler olsun!
Kapı kapı, yolun son kapısı ölümse;
Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse!
O demdeki,perdeler kalkar,perdeler iner,
Azraile hoşgeldin,diyebilmekte hüner...
O dem çocuklar gibi sevinçten zıplar mısın?
Toprağın altındaki saklambaçta varmısın?
Ölüm ölene bayram,bayrama sevinmek var;
Oh ne güzel,bayramda tahta ata binmek var.!...
Ufka bakarlar;ölüm uzaktamı uzakta...
Ve tabut bekler,suya inmek için kızakta.....
Sultan olmak dilersen,tacı,sorgucu,unut !
Zafer araban senin,gıcırtılı bir tabut!
Necip Fazıl Kısakürek
Ölüm Güzel Şey
Ölüm güzel şey,budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü peygamber?...
Öleceğiz müjdeler olsun,müjdeler olsun !
Ölümüde öldüren Rabbe secdeler olsun!
Kapı kapı, yolun son kapısı ölümse;
Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse!
O demdeki,perdeler kalkar,perdeler iner,
Azraile hoşgeldin,diyebilmekte hüner...
O dem çocuklar gibi sevinçten zıplar mısın?
Toprağın altındaki saklambaçta varmısın?
Ölüm ölene bayram,bayrama sevinmek var;
Oh ne güzel,bayramda tahta ata binmek var.!...
Ufka bakarlar;ölüm uzaktamı uzakta...
Ve tabut bekler,suya inmek için kızakta.....
Sultan olmak dilersen,tacı,sorgucu,unut !
Zafer araban senin,gıcırtılı bir tabut!
Necip Fazıl Kısakürek
rıza tevfik bölükbaşı
1869-1949 yılları arasında yaşayan Şair, filozof ve devlet adamıdır.

Yaşadığı dönemde Sultan Abdulhamid Han hazretlerine düşmanlığı şiar edinmiş şebekenin elebaşlarından Rıza Tevfik'in Cumhuriyet kurulduktan sonra yazdığı pişmanlık şiiri de günümüze pek uygundur.
Sultan Abdülhamid Han'nın Ruhâniyetinden İstimdad
Nerdesin şevketlim, Sultan Hamid Han?
Feryâdım varır mı bârigâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
Şu nankör milletin bak günahına.
Târihler ismini andığı zaman,
Sana hak verecek, ey koca Sultan;
Bizdik utanmadan iftara atan,
Asrın en siyâsî Padişâhına.
"Pâdişah hem zâlim, hem deli" dedik,
İhtilâle kıyam etmeli dedik;
Şeytan ne dediyse, biz "beli" dedik;
Çalıştık fitnenin intibahına.
Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,
Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.
Sade deli değil, edepsizmişiz.
Tükürdük atalar kıblegâhına.
Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fena,
Bir sürü türedi, girdi meydana.
Nerden çıktı bunca veled-i zinâ?
Yuh olsun bunların ham ervâhına!
Bunlar halkı didik didik ettiler,
Katliâma kadar sürüp gittiler.
Saçak öpmeyenler secde ettiler.
Tükürün onların pis külâhına.
Haddi yok, açlıkla derde girenin,
Sehpâ-yı kazâya boyun verenin.
Lanetle anılan cebâbirenin
Bu, rahmet okuttu en küstahına.
Çok kişiye şimdi vatan mezardır,
Herkesin belâdan nasîbi vardır,
Selâmetle eren pek bahtiyardır,
Harab büldânın şen sabahına.
Milliyet dâvâsı fıska büründü,
Ridâ-yı diyanet yerde süründü,
Türkün ruhu zorla âsi göründü,
Hem Peygamberine, hem Allâh'ına.
Lâkin sen sultânım gavs-ı ekbersin
Âhiretten bile himmet eylersin,
Çok çekti şu millet murada ersin
Şefâat kıl şâhım mededhâhına.
Rıza Tevfik

Yaşadığı dönemde Sultan Abdulhamid Han hazretlerine düşmanlığı şiar edinmiş şebekenin elebaşlarından Rıza Tevfik'in Cumhuriyet kurulduktan sonra yazdığı pişmanlık şiiri de günümüze pek uygundur.
Sultan Abdülhamid Han'nın Ruhâniyetinden İstimdad
Nerdesin şevketlim, Sultan Hamid Han?
Feryâdım varır mı bârigâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
Şu nankör milletin bak günahına.
Târihler ismini andığı zaman,
Sana hak verecek, ey koca Sultan;
Bizdik utanmadan iftara atan,
Asrın en siyâsî Padişâhına.
"Pâdişah hem zâlim, hem deli" dedik,
İhtilâle kıyam etmeli dedik;
Şeytan ne dediyse, biz "beli" dedik;
Çalıştık fitnenin intibahına.
Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,
Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.
Sade deli değil, edepsizmişiz.
Tükürdük atalar kıblegâhına.
Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fena,
Bir sürü türedi, girdi meydana.
Nerden çıktı bunca veled-i zinâ?
Yuh olsun bunların ham ervâhına!
Bunlar halkı didik didik ettiler,
Katliâma kadar sürüp gittiler.
Saçak öpmeyenler secde ettiler.
Tükürün onların pis külâhına.
Haddi yok, açlıkla derde girenin,
Sehpâ-yı kazâya boyun verenin.
Lanetle anılan cebâbirenin
Bu, rahmet okuttu en küstahına.
Çok kişiye şimdi vatan mezardır,
Herkesin belâdan nasîbi vardır,
Selâmetle eren pek bahtiyardır,
Harab büldânın şen sabahına.
Milliyet dâvâsı fıska büründü,
Ridâ-yı diyanet yerde süründü,
Türkün ruhu zorla âsi göründü,
Hem Peygamberine, hem Allâh'ına.
Lâkin sen sultânım gavs-ı ekbersin
Âhiretten bile himmet eylersin,
Çok çekti şu millet murada ersin
Şefâat kıl şâhım mededhâhına.
Rıza Tevfik
arabesk
Dinleyince Aklıma sadece şu gelen müzik türü:
yerleşimlerin efsaneleşmiş hikayeleri
İtalyanların Anadoludaki işgali her ne kadar tarihe şirin haylazlıklar tadına neşredilmişse de kültürel hafızaya yansıyan detaylar dudak ısırtıyor. Yöre halkı her ne kadar "fransızlar" olarak hatırlasa da, İtalyan askerlerinin (Konya) Yenice kasabasındaki bıraktığı izler oldukça derin.
Derler ki "gavurlar" bölgeyi işgal ettiğinde kasabanın genç erkekleri savaşta olduğundan, halk herhangi bir direniş gösterememiş. Rahatlık, acımasızlıkla da birleşince yaşlıları öldürüp sakat bırakmışlar ve her genç kıza tecavüz etme rezilliğine başvurmuşlar.
Anlatılanlar arasında dolaşan rivayetlerden biri, iki kızkardeş hakkında. Tecavüzlerle insanlıktan çıkan düşman askerlerinden, köyün ileri gelenlerinden birinin iki kızını saklarlar. Olur da saklandıkları yerlerden bulunursa, dillere destan güzellikleri belli olmasın diye de tezek yığınlarının içine gizlerler.

Köyün kızları toplatıldığında, içlerinden birisi kendine yapılacaklardan kurtulacağını umarak ağanın iki kızının yerini söyler. Düşman komutanları tezek yığınlarından kızları çıkarınca, güzelliklerini görmek için temizletir. Kader bu ya, düşmanın iki komutanı bu iki müslüman kızına aşık olur ve onları yanlarında Fransaya (aslında italya) götürür ve kızların rızası olmaksızın evlenirler.
İki kız kardeşten birisi, olayı kabullenir ve hayatının geri kalanını gavur illerinde geçirmeyi kendine dert etmez. Ama rivayete göre de yüce Allah bu kıza ve tecavüzcüsü komutana evlat mutluluğu nasip etmez. Öte yandan, kaçırılmasını hiç unutamayan ve evliliği esaret olarak gören diğer kardeş, gavur komutandan iki evlat sahibi birden olur. Her fırsatta kaçma planları yapan bu kız, evlatlarını gezdirme bahanesiyle bir plan yapar ve kızkardeşine bunu bildirir. Yeni hayatını kabullenen kızkardeş, Türkiye'ye geri dönmeye yüzü olmadığını söyler. Bunun üzerine diğeri, iki çocuğunu iki yanına alarak komutanın askerlerinden birisine altın vererek bir kaçış teknesi ayarlar. Deniz kenarına geldiğinde evlatlarının ellerini bırakır ve küçük bedenlerinin suya batışını deliliğe bürünmüş, yaşlı gözlerle seyreder.
O gün bugündür, kasabanın yaşlıları tezek yığınlarından, fransız sarayına uzanan bu hikayeyi anlatırken, talihsiz annenin mealen:
"gavurun tohumlarını vatanıma tekrar ayak bastırmam, özür dilerim kuzularım" diye ağıtını tekrar eder durur..
Not: Başlığı ben açmadım, açılmış ama daha sonra girileri uçmuş bir başlık olmalı. Arama'da buldum, yeni başlık açma gereği duymadım
Derler ki "gavurlar" bölgeyi işgal ettiğinde kasabanın genç erkekleri savaşta olduğundan, halk herhangi bir direniş gösterememiş. Rahatlık, acımasızlıkla da birleşince yaşlıları öldürüp sakat bırakmışlar ve her genç kıza tecavüz etme rezilliğine başvurmuşlar.
Anlatılanlar arasında dolaşan rivayetlerden biri, iki kızkardeş hakkında. Tecavüzlerle insanlıktan çıkan düşman askerlerinden, köyün ileri gelenlerinden birinin iki kızını saklarlar. Olur da saklandıkları yerlerden bulunursa, dillere destan güzellikleri belli olmasın diye de tezek yığınlarının içine gizlerler.

Köyün kızları toplatıldığında, içlerinden birisi kendine yapılacaklardan kurtulacağını umarak ağanın iki kızının yerini söyler. Düşman komutanları tezek yığınlarından kızları çıkarınca, güzelliklerini görmek için temizletir. Kader bu ya, düşmanın iki komutanı bu iki müslüman kızına aşık olur ve onları yanlarında Fransaya (aslında italya) götürür ve kızların rızası olmaksızın evlenirler.
İki kız kardeşten birisi, olayı kabullenir ve hayatının geri kalanını gavur illerinde geçirmeyi kendine dert etmez. Ama rivayete göre de yüce Allah bu kıza ve tecavüzcüsü komutana evlat mutluluğu nasip etmez. Öte yandan, kaçırılmasını hiç unutamayan ve evliliği esaret olarak gören diğer kardeş, gavur komutandan iki evlat sahibi birden olur. Her fırsatta kaçma planları yapan bu kız, evlatlarını gezdirme bahanesiyle bir plan yapar ve kızkardeşine bunu bildirir. Yeni hayatını kabullenen kızkardeş, Türkiye'ye geri dönmeye yüzü olmadığını söyler. Bunun üzerine diğeri, iki çocuğunu iki yanına alarak komutanın askerlerinden birisine altın vererek bir kaçış teknesi ayarlar. Deniz kenarına geldiğinde evlatlarının ellerini bırakır ve küçük bedenlerinin suya batışını deliliğe bürünmüş, yaşlı gözlerle seyreder.
O gün bugündür, kasabanın yaşlıları tezek yığınlarından, fransız sarayına uzanan bu hikayeyi anlatırken, talihsiz annenin mealen:
"gavurun tohumlarını vatanıma tekrar ayak bastırmam, özür dilerim kuzularım" diye ağıtını tekrar eder durur..
Not: Başlığı ben açmadım, açılmış ama daha sonra girileri uçmuş bir başlık olmalı. Arama'da buldum, yeni başlık açma gereği duymadım
girift
"Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler"
Necip Fazıl Kısakürek
Sakarya, kandillere katran döktü geceler"
Necip Fazıl Kısakürek
müslüman
Nazi kamplarında yahudilerin; perişan, kendini bırakmış, hasta, bir deri bir kemik görünümünde ki ve fiziksel olarak daha fazla çalışamayan kimselere verdikleri isim. Er yada geç her müslüman gaz odalarına gönderilirmiş.



