Güven Sözlük - Güncel Başlıklar ve Entry'ler

insana huzur veren şeyler

mahur mahur · 08.02.2020 17:49 · 1320 · #73008
Kosturmacali bir günün ardından, Herkes gece uykuyuya dalıp ev sessizliğe büründüğü sırada azıcık kitap okumak ve hayallere dalmak. Başka dünyalara gitmek, başka insanlarla vakit geçirmek gibi geliyor bana.
Upvote 2
Downvote 0
1

han duvarları

mahur mahur · 08.02.2020 17:43 · 464 · #73007
faruk nafiz çamlıbel'in En meşhur şiiridir.

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...

Ellerim takılırken rüzgârların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına.
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.

Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan;
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler...
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.
Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
"On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben"
Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi...
Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
Araya gitti diye içlenme baharına,
Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!...

Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk.
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
İki dağ ortasında boğulan bir geçide.
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla.
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
Burada son fırtına son dalı kırıyordu...
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
Gönlümde can verirken köye varmak emeli
Arabacı haykırdı "İşte Araplıbeli!"
Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
Biz menzile vararak atları çektik hana.

Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...
Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;
"Gönlümü çekse de yârin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
Rüzgârın önüne katılmışım ben"
Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık,
Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!
"Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı'mı el almış haram diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben"
Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
Korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!
Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
Post verenler yabanın hayduduna kurduna!..
Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu:
"Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?"
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
Dedi:
"Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!"
Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...
Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.

Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..
Upvote 3
Downvote 0
2

stajyer

martilara simit atan kadin martilara simit atan kadin · 08.02.2020 15:12 · 440 · #73005
şimdi film güzeldi ama gerçek hayatta bu görevi almak için bir şey diyemeyeceğim. çünkü ben tüm stajlarımı lafta yaptım. tek yaptığım şey bilgisayar başına oturup eser kaydı tutmaktı.
Upvote 2
Downvote 0
0

alman fritz kramp

martilara simit atan kadin martilara simit atan kadin · 08.02.2020 15:03 · 898 · #73003
Yönettiği ve Ümmü Gülsüm'ün beyaz perdede ilk kez göründüğü Vidad (Arzu) Mısır Stüdyosu'nun ilk önemli filmi sayılır. Bu film Venedik Film Festivali'ne de katılmıştır. Lashin ise bir Ortaçağ derebeyi ile aydın bir subay arasındaki çatışmadan yola çıkarak, Kral Faruk yönetiminin beceriksizliklerine göndermeler yaptı.
Upvote 2
Downvote 0
0

yusri nasrullah

martilara simit atan kadin martilara simit atan kadin · 08.02.2020 15:02 · 489 · #73002
Yusuf Şahin' in yardımcılığını yaptıktan sonra çektiği ilk kurmaca filmi Sarikati Sayfiyye (Yaz Hırsızlıkları) ile yenilikçi bir sinemanın ilk temsilcileri arasında yer aldı. Nasır iktidarının ilk günlerinde bir yazlıkta yaşananları bir yeniyetmenin gözünden aktaran film, yönetmenin cinsel kimlik arayışı, burjuvazi eleştirisi ve siyasal göndermeler de içeren melodram anlayışının ilk örneği oldu. Cannes Film Festivali'ne de katılan bu filmden sonra çekilen Mercedes, bir zenciden gebe kalan bir genç kızın namusunu kurtarmak için varlıklı ama yaşlı bir erkekle evlendirilmesini konu edindi. Beyaz derili ama kıvırcık saçlı bir çocuk doğuran kadın, toplumda iki tür insan olduğuna inanır artık. İlk tür Mercedes sahipleri, ikinci tür ise Mercedes düşleyenlerdir. Videoyla çekildikten sonra 35 mm'ye basılan ve Locama Film Festivali'nde ödül alan el Medina (Kent) ise bireyin kökeniyle çatışmasını ele alır.
Upvote 1
Downvote 0
0

youssef chahine

martilara simit atan kadin martilara simit atan kadin · 08.02.2020 15:00 · 97 · #73001
Varlıklı bir Hıristiyan ailenin çocuğu olan Yusuf Şahin İskenderiye'deki Victoria College'i bitirdikten sonra, Los Angeles'ta dramatik sanatlar öğrenimi gördü. Ülkesine döndükten sonra belgeseller çekti. İlk kurmaca filmi Amin Baba (1950) oldu. Geleneksel sinemaya erotik ve gerçekçi öğeler katmaya çalıştığı görülen Şahin, İbnu'n-Nil (Nil Çocuğu, 1951), Nisa bilâ Rical (Erkeksiz Kadınlar, 1953), Sira fi'l Vadi (Vadide Dövüş, 1954) gibi filmlerden sonra çektiği Şira fi'UMinalda (Karanlık Sular, 1956) işçi sınıfının yaşam koşullarını gündeme getirme yürekliliğini gösterdi. Ancak 1970 yılında yaptığı 1930'lar Mısır'ında, kırsal kesimi ele alan El Arz (Toprak) filmini yapar. Filmde tarlalarına verilen suyun yarı yarıya azaltılması üzerine bir köy halkı yönetimin bu haksız kararına başkaldırır. Cannes Film Festivaline de katılan Toprak, köylülerin yenilgisini ayrıntılara önem veren destansı bir anlatımla aktarırken, baskıların niçin köylülerin dayanışmasına yol açmadığını da vurgular.
Upvote 1
Downvote 0
0

stajyer

mahur mahur · 08.02.2020 14:39 · 440 · #73000
Robert De Niro ve Anne Hathaway başrollerini paylaştığı 2015 yapımı amerikan filmidir. Oldukça eğlenceli bir komedidir.

Entry görseli
Upvote 2
Downvote 0
0