Güven Sözlük - Güncel Başlıklar ve Entry'ler

fedai

taethorden taethorden · 31.12.2018 02:15 · 320 · #28343
fedai Farsça bir kelimedir. fedailerin tarihçesini öğrenmek için hasan sabbah'ı bilmek gerekir.

Tam adı Hasan bin Ali bin Muhammed bin Cafer bin Hüseyin bin Sabbah el-Hamari'dir(1034 – 1124). Büyük Selçuklu Devleti zamanında yaşamış olan, tarihin eski ezoterik ve batıni örgütü Haşhaşileri kuran ve ölene kadar liderliğini yapan İranlıdır. Tarihteki en gizemli insanlardan biri olarak adı geçer. Müridlerinin adını Seyduna olarak bildiği Hasan Sabbah gençliğinde çeşitli çelişkiler yaşamış, islamiyeti büyük ölçüde sorgulamış, tarikat ve mezheplerle ilgili birçok toplantıya katılmıştır.

Edindiği bilgiler ve deneyimler doğrultusunda tarikat liderlerinin insanları istediği gibi yönetebildiğini ve yalan yanlış öğretilerle onları tamamen kendi öğretilerine bağlayabildiklerini anlamıştır. Bunun üzerine ismaili tarikatların liderlerine onların ne yapmaya çalıştığını anladığını göstererek onları büyük ölçüde şaşırtmıştır. Yakın arkadaşı olan büyük astronom Ömer Hayyam'la ettiği bir muhabbet esnasında Ömer Hayyam'ın espriyle söylediği : “bu insanlar cennet için yaşıyorlar, ancak onlara bir cennet verebilirsen onları yönetirsin” sözü Hasan Sabbah'ın hayatının sözü olmuştur. İnce bir zekayla tek damla kan dökmeden ele geçirdiği Alamut Kalesi'nin arkasındaki eski Deylem krallarının bahçelerini kusursuz bir hale getirmiştir. Köle pazarlarından satın aldığı genç ve güzel kızları bu bahçelere getirmiş, onları hurilermiş gibi yetiştirtmiştir. Bununla beraber fedai olabilecek güçteki yetişkin erkekleri de bu kaleye getirerek onlara inanılmaz bir irade kazandıracak ölümcül dersler verdirmiştir. Daha sonra onun sözde İsmaili harekatına engel olabilecek herkesi ortadan kaldırabilmek için fedailerini kendisine hayatlarını adamalarını ve onları istediği zaman cennete götürebileceğine inandırmıştır. Bu inancın sağlam olabilmesi için de aralarından başarılı birkaçına cennete götürmek vaadiyle haşhaş vermiş ve onları o bahçelere götürmüştür. Orada yarı baygın halde gördükleri muhteşem bahçelerin ve hurilerin büyüsüne kapılan fedailer çelik gibi bir imanla dönmüş ve gidemeyenleri de heyecanla anlattıkları masallara inandırmışlardır. Artık yalnızca ölmek ve cennete kavuşmak için yaşayan fedailerine istediği herşeyi yaptırabilecek olduğundan emin olan Hasan Sabbah, birbiri ardına suikastler düzenlemiş ve hepsinde de başarılı olmuştur. Büyük bir düşünce gücüne sahip olan Hasan Sabbah, ona hep destek olmuş bir hükümdar olan Hüseyin Alkeyni'yi öldürdüğü için öz oğlunu kellesiyle cezalandırabilecek kadar da kendi kanunlarının esiri olmuştur. Hasan Sabbah amaçlarına ulaştığı için sevinirken Alamut Kalesi'nde intiharlar ve belalar çoğalmıştır. Kendi kendini yiyip bitirmeye yatkın olan kurduğu bu düzen dünyada eşi benzeri görülmeyecek olaylar yaratmıştır.
Upvote 1
Downvote 0
0

hürkuş

taethorden taethorden · 31.12.2018 02:08 · 2183 · #28342
benim aklıma Vecihi Hürkuş geliyor

6 Ocak 1896 tarihinde İstanbul'da doğdu. I. Dünya Savaşı'na katıldı. Yaralanınca İstanbul'a dönerek Yeşilköy'deki Tayyare Mektebi'ne girerek pilot olarak mezun oldu. Birinci Dünya Savaşı sırasında pilot brövesi alarak 7. Tayyare Bölüğü'nde Ruslara karşı harekata katılan Vecihi Bey, başarılı keşif ve bombardıman uçuşları yapmış ve bu arada girdiği bir hava muharebesinde bir Rus uçağını indirmiştir. Vecihi Hürkuş, uçak düşüren ilk Türk tayyarecidir.[3] Daha sonra Ruslara esir düşen Vecihi Bey, Hazar Denizi'nin Azerbaycan kısmında bulunan Nargin Adası'ndan yüzerek İran üzerinden kaçmayı başarmış ve yurda dönerek 1918 yılı yaz başında Yeşilköy'de konuşlanmış bulunan 9. Harp Tayyare Bölüğü'nde görev almıştır.

Bu bölükte görevli iken bir av uçağı tasarımı yapan Vecihi Bey'in bu projesi Mondros Ateşkes Antlaşmasın'ın imzalanması ile yarım kalmıştır. Kurtuluş Savaşı'na katılan Vecihi Bey, özellikle İnönü ve Sakarya savaşı sırasında çok başarılı keşif ve destek uçuşları yaptığı gibi bir Yunan uçağını da indirmiştir. Kurtuluş Savaşı'nın ilk ve son uçuşunu yapan pilottur. İzmir (Gaziemir - Seydiköy) hava meydanına ilk giren ve işgal eden kişi olur.

Vecihi Bey'e kırmızı şeritli İstiklal Madalyası verilmiştir. Ayrıca TBMM tarafından üç kez takdirname verilmiştir. Üç takdirname verilen tek kişidir.

Savaştan sonra İzmir'de yeni tayyarecileri eğitmeye başlar. Edirne'ye yanlışlıkla inen bir yolcu uçağını almakla görevlendirilir. Hizmeti karşılığı uçağa "VECİHİ" adı verilince, uçak inşa etmek düşünceleri canlanır. İzmir Seydiköy Hava Mektebi'nde -bugünkü Gaziemir Hava Teknik Okullar Komutanlığı- uçak yapımı projesine devam eder. 1923'te ganimet olarak Yunanlardan ele geçen motorlardan yararlanarak ilk Türk uçağını imal eder. 28 Ocak 1925'de "VECİHİ K-VI"adını verdiği uçağını uçurur ancak ödül yerine onu ceza beklemektedir. Vecihi Hürkuş'un ödül beklerken ceza almasının nedeni, havacılıktan anlayan kimsenin bulunmamasıydı. İzin verecek merci olmadığı için, izinsiz havalanmış, bu yüzden de cezalandırılmıştır.

Daha sonra askeri havacılıktan ayrılarak uçak tasarımı ve yapımı çalışmalarına devam etmiştir. Havacılığa gönül veren Tayyareci Vecihi Hürkuş da sadece Türk havacılık tarihinin değil, belki de tüm Türkiye tarihinin en ilginç simalarından birisiydi.

1930'da Kadıköy'de bir keresteci dükkânını kiralayarak, 3 ay içinde ilk Türk sivil uçağını, aslında ikinci uçağı VECİHİ XIV'ü inşa etti. İlk uçuşunu 27 Eylül 1930'da Kadıköy Fikirtepe'de büyük bir kalabalık ve basın topluluğu karşısında yapmıştır. Bu uçuştan sonra VECİHİ XIV ile önce Yeşilköy'e, sonra Ankara'ya uçmuştur. Uçabilirlik Sertifikası için İktisat Bakanlığına başvurmuş, 14 Ekim 1930'da “Tayyarenin teknik vasıflarını tespit edecek kimse bulunmadığından gereken vesika verilmemiştir” cevabını almış. Hürkuş, bunun üzerine bakanlık nezdinde yapılan girişimler sonucu uçağa istenen belgenin alınması amacıyla uçağı sökerek demiryollarından kiraladığı vagonla Çekoslovakya'ya gönderilmesi için müsaade almıştır. Hürkuş, 6 Aralık 1930'da Prag'a geldiğinde henüz tayyare gelmemişti. Tayyareye ait statik raporu gibi resmi evrak önce Çek diline çevrilmiş, uçak gelince tekrar monte edilerek uçağın malzemeleri ve her türlü teknik kontrolü yapıldıktan sonra uçuşu istenmiş. Her türlü uçuş şekilleri ile uçuşun kontrolü tamamlanmıştır.

Hürkuş 23 Nisan 1931'de Çekoslovakyalı yetkililer tarafından civardaki bir gazinoda düzenlenen bir törenle, başköşesinde “Yaşasın Türk Tayyareciliği” yazılı bir pankartla onurlandırılarak uçuş müsaadesini almıştır. 25 Nisan 1931'de Çekoslovakya'dan uçarak Türkiye'ye gelmek için yola çıkıp 5 Mayıs 1931'de Türkiye'ye gelmiştir.

Vecihi Hürkuş, 1931 yılında, TTaC (Türk Tayyare Cemiyeti) yararına Türkiye turu yaptı.

Birinci Tur (02.09.1931): Ankara, Kızılcahamam, Gerede, Bolu, Ereğli, Zonguldak, Cide, Sinop, Samsun, Trabzon, Of, Rize, Gümüşhane, Bayburt, Suşehri, Zara, Hafik, Sivas, Şarkışla, Akdağmadeni, Sorgun, Yozgat, Sungurlu, Kalecik, Ankara.

İkinci Tur (09.11.1931) : Ankara, Gölbaşı, Bağla, Şereflikoçhisar, Aksaray, Konya, Beyşehir, Seydişehir, Alanya, Manavgat, Antalya, Fethiye, Köyceğiz, Muğla, Göktepe, Kale, Tavas, Karacasu, Babadağ, Denizli, Çal, Çivril, Karahallı, Ulubey, Uşak, Kütahya, Eskişehir, Çukurhisar, İnönü, Bozüyük, Karaköy, Söğüt, Geyve, Adapazarı, İzmit, İstanbul.

1932'de Vecihi Sivil Tayyare Mektebi isimli ilk Türk Sivil Havacılık Okulu'nu açmıştır. Okulda ilk Türk kadın pilotu olan Bedriye Gökmen ile birlikte 12 pilot yetiştirmiştir. İstanbul Kalamış-Kadıköy'de Türkiye'nin ilk sivil uçağı VECİHİ XIV, ilk eğitim ve spor uçağı VECİHİ XV, 160 beygirlik Mercedes uçak motorlu deniz kızağı VECİHİ SK-X üretilmiştir. Nuri Demirağ, bir tayyare yapımı için 5000 TL vermiş, böylece 1933'te Vecihi Hürkuş tarafından NURİ BEY adı verilen VECİHİ XVI kabin uçağı yapılmıştır. Vecihi Bey zor koşullarda eğitim yaparken bazı kurumların, örneğin TEKEL İdaresi'nin ve Türkiye İş Bankası'nın reklamlarını yapmış, bazı vatansever yetkili kuruluşların da yardımları oldu.

1937 yılında Türk Hava Kurumu, Hürkuş'u mühendislik eğitimi alması için, Almanya'daki mühendislik okula gönderdi. 1939 yılında mezun olarak ülkesine dönen Vecihi Hürkuş'a iki yılda mühendis olunmasının imkânsızlığı gerekçesiyle uçak mühedisi ruhsatı verilmedi.

1954 yılında ilk sivil havayolu şirketi olan Hürkuş Hava Yolları'nı kurmuştur ancak; kazalar, kaçırılmalar ve sabotajlar gibi sebeblerle şirket uçuştan men edilmiştir.

Türk havacılık tarihinin en üretken ve girişimci kişilerinden olan Vecihi Hürkuş, Ankara'da 16 Temmuz 1969 tarihinde Gülhane Askerî Tıp Akademisi Hastanesi'nde vefat etmiştir.
Upvote 2
Downvote 0
1

john steinbeck

sesveofke sesveofke · 31.12.2018 00:25 · 1433 · #28332
1962 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi John Steinbeck dünya edebiyatına ölümsüz yapıtlar kazandırmış bir yazardır. 1902'de California'da doğan, John Steinbeck, 1968'de New York'ta öldü.
İnsan-doğa ve insan-insan ilişkilerini, özellikle de, çalışan tüm kesimlerin yaşamlarını anlatmadaki başarısıyla ünlüdür.
Upvote 3
Downvote 0
0

küçük prens

sesveofke sesveofke · 31.12.2018 00:24 · 1376 · #28331
Küçük Prens, Fransız yazar ve pilot Antoine de Saint-Exupéry tarafından yazılan ve 1943'te yayımlanan masal. Dünyanın en çok satan ve okunan kitaplarından biridir. Eserde bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyası anlatılır.
Upvote 2
Downvote 0
0

paulo coelho

sesveofke sesveofke · 31.12.2018 00:21 · 437 · #28330
1947 yılında Brezilya'da doğdu. Unesco'nun Kültürlerarası Diyaloglar programında danışman olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Formunu düzenleyen Schwab Vakfı'nın yönetim kurulundadır.
Upvote 2
Downvote 0
0

meiji restorasyonu

christian rosenkreuz christian rosenkreuz · 31.12.2018 00:00 · 575 · #28327
modern japonya'nın tohumlarının atıldığı restorasyon.

bu restorasyonda yapılan anayasa epey kısadır aslında. benim okuduğum versiyonu 4 sayfa bir şeydi. ama asya'nın ilk anayasasıdır.

bu dönemde japonya sanayileşmiş ve batılı ülkelerle neredeyse eşit konuma gelmiştir. üstüne bir de japonya 1905 yılında rusya'yı yeninde japonya artık bir batı ülkesi olarak görülmeye başlanmıştır.

dönem hakkında yazılmış en güzel roman bocchan'dır bence. türkçe çevirisi var mı bilmiyorum ama, hiç rastlamadım. ben sesli kitap olarak japonca dinlemiştim. aynı bizdeki 1923-1938 dönemi gibidir bu dönem.

mesela bu dönemde kimono giyen japonlar köylülükle özdeşleştirilmiştir. şehirli kadınlar kimono giymeyi terk etmiştir.
Upvote 2
Downvote 0
0

italya

christian rosenkreuz christian rosenkreuz · 30.12.2018 23:54 · 446 · #28326
bayrağı az kalsın fransa ile aynı olacakken napoleon bonaparte'ın araya girmesiyle yeşil, beyaz, kırmızı renklerden oluşan bayrağa sahip olmuş ülke. yeşil renk ise devrimcilerin üniformalarından gelir.
Upvote 3
Downvote 0
1

meiji restorasyonu

taethorden taethorden · 30.12.2018 23:53 · 575 · #28325
İmparator Meiji İmparator Komei'nin ikinci oğludur. Babasının ölümünden sonra 1867'de 15 yaşındayken tahta çıkmıştır. 1868 yılında samurayların yardımıyla Tokugawa Şogunluğu'na son vererek yönetimi fiilen eline almıştır.

Meiji tahta 15 yaşında çıkmasına rağmen ülkeyi kalkındırmış ve Japonya'nın en önemli İmparatorlarından birisi haline gelmiştir.

Babasının aksine modernleşme akımını destekleyerek 1868 yılında Japonya'yı Batılılaşma yoluna sokan Beş Maddelik Ant'ı yayımladı.

Bu maddeler:

Müzakere meclislerinin kurulması.
Devlet işlerinin yürütülmesinde tüm sınıfların katılımı.
Gider yasalarının ve istihdamdaki sınıf kısıtlamalarının iptali.
Doğa yasalarının kötü örf ve adetlerin yerini alması.
İmparatorluk yönetiminin temellerini güçlendirmek için uluslar arası bilgi araştırması yapılması.
Meiji Restorasyonu Japonya'nın büyük reform hareketleridir. 1868'den 1912'ye kadar devam etmiş ve Japonya'nın yirminci yüzyılın başlarında modern bir millet olmasını sağlamıştır.

Batılılaşma çabalarının bazıları şunlardır:

Feodal düzenin yıkılarak batı tarzında modern bir devlet kurulması
İngiliz Kraliyet Donanması'nın örnek alınması ile Japon Donanması'nın kurulması
Ordunun çağdaşlaştırılması
Çağdaş bankacılık sisteminin oluşturulması
Demiryolları yapılması, telgraf ağlarının oluşturulması
Avrupa'dan uzman ve teknisyenlerin getirilmesi
Avrupa'ya öğrenciler gönderilmesi
Şogun adlı yerel yöneticilerin kaldırılarak merkezi otoritenin güçlendirilmesi
1889'da Almanya anayasası örnek alınarak anayasa oluşturulması
Eğitim reformu ile okur- yazar oranının artırılması
Yerli silah sanayinin kurulması
Takvimin değiştirilmesi
Giyim kuşamda batının örnek alınması


Japonya'nın hızlı sanayileşme ve çağdaşlaşması, üretimde çok büyük ilerlemeye sebep olmuştur. Tersane, demir dökümcüler, iplik fabrikası gibi 3000'e yakın fabrika kurulmuştur. Bunun sonucunda yerli kuruluşlar Batı teknolojisinin tüketicisi haline gelmiş ve bunu uluslararası piyasada ucuza satılabilecek ürünler üretmede kullanmıştır. Bununla birlikte, sanayi bölgesi çok fazla büyümüş ve sanayileşen merkezlere kırsal kesimden yoğun bir göç başlamıştır.

Japonya'da ilköğretim zorunlu hale getirilmiştir. Gazeteler çıkarılmaya başlanmış ve askerlik mecburi hale getirilmiştir. 20-30 yıl içinde binlerce km demiryolu yapılmıştır.

Başkent Kyoto'dan Edo'ya taşınmıştır. Fakat daha sonra Edo'nun adı değişmiş ve Tokyo olmuştur.

Japonya'nın devasa bir hızla gelişmesi savaşlara neden olmuştur. Japonya, Çin ve Rusya ile birçok kez savaşlar yapmıştır ve çoğundan galip ayrılmıştır. Bu durum Japonya'yı bölgesinin hâkimi kılmıştır. 1912 yılında İmparator Meiji ölmüştür. Ülke büyümeye devam etse de siyasi çalkantılar ülkeyi zor durumda bırakmıştır.

İkinci Dünya Savaşı' na kadar herşey Japonya için iyi gitse de savaşta ABD karşısında alınan okyanus yenilgileri ve işe yaramayan kamikaze denemeleri Japonya' yı sarsmıştır. Son darbe atılan atom bombalarıyla olmuştur ve Japonya bölgedeki hâkimiyetini savaştan sonra kaybetmiştir.
Upvote 3
Downvote 0
2

machu picchu

taethorden taethorden · 30.12.2018 23:51 · 228 · #28323
İnkaların antik şehri olan Machu Picchu, bir İnka hükümdarı olan Pachacutec Yupanqui tarafından 1450'li yıllarda yaptırılmıştır. 100 yıl sonra ise terk edilen bu antik kentin birçok sakininin, seyyahların getirdiği çiçek hastalığı nedeniyle öldüğü düşünülmektedir.

Şehir, İnka başkenti Cuzco'nun sadece 80 kilometre ötesinde olduğu halde, İspanyollar hiçbir zaman Machu Picchu'yu bulamamışlardır. Yağmalanmayan ve yıkıma uğramayan bu kent yıllarca saklı kalmıştır. Kentin adı Quechua diline göre “yaşlı zirve” anlamına gelmektedir. Yüzyıllar boyunca çevresi sık ormanlarla kaplı olan bu şehrin varlığından çok yakınındaki yerler hariç kimsenin haberi olmamıştır. 1911'de Yale Üniversitesi'nde akademisyen olan Amerikalı tarihçi ve kaşif Hiram Bingham eski İnka başkentine yaptığı seyahat sırasında yerli bir çiftçinin yardımıyla Machu Picchu'yu bulmuştur. Bingham uluslararası dikkati Machu Picchu üzerine çekmiş, şehrin tamamının ortaya çıkması için 1912'de büyük kazı çalışmalarını organize etmiştir. Bingham'dan önce başkalarının da Machu Picchu'yu keşfettiğine, ancak dünyaya duyurmadıklarına dair söylentiler mevcuttur. 1983'te ise UNESCO bölgeyi Dünya Mirasları Listesi'ne almıştır; şehir UNESCO tarafından “mimarinin mutlak başyapıtı ve İnka Medeniyeti'nin benzersiz tanığı” olarak tanımlanmıştır.

Kent, Cuzco'nun 80 kilometre kuzeybatısında olup Machu Picchu Dağı'nın doruğundadır. Ortalama deniz seviyesinin 2.430 metre yukarısında bulunur ve Güney Amerika'nın en önemli arkeolojik alanlarından biridir. Latin Amerika'daki en çok turistin ziyaret ettiği bu alan Peru'nun da en ilgi çekici yeridir.

Şehir kentsel ve tarımsal bölgeler olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Yukarı şehir kısmında tapınaklar ve aşağı şehir bölgesinde ambarlar bulunmaktadır. Mimarisi bulunduğu dağa göre tasarlanmıştır. Yaklaşık 200 yapı doğu-batı yönüne paralel geniş teraslardan oluşmaktadır. 200'de fazla merdiven sistemiyle birbirine bağlı taş yapılar ve 3000 basamak günümüze oldukça iyi korunarak ulaşmıştır. Machu Picchu'nun yapılış amacına dair birçok teori ortaya atılmış olmasına karşın en çok kabul gören teoriye göre şehir, 700'den fazla İnka asil ve din adamına ev sahipliği yapmıştır.
Upvote 3
Downvote 0
0

elif şafak

adibahtiyar adibahtiyar · 30.12.2018 23:33 · 874 · #28321
Elif Şafak, Türk yazar. İlk romanının yayımladığı 1997'den beri eserler vermekte olan yazar, 2009'da yayımlanan Aşk adlı romanı ile Türk edebiyat tarihinin en kısa sürede en çok satan edebi eserinin yazarı unvanına sahip olmuştur. Ayrıca kitapları otuzdan fazla dile çevrilmiştir.
Upvote 2
Downvote 0
0