Evlilik öncesi cahiliye dönemi.
Anlaşmazlıkların daha sonra boşanma utancı ile karşılaşılmaması için bekleme dönemi de denebilir.
Fazla uzaması sıkıcı fazla kısa olması yanılgıdır.
Kararında güzel olan bekleme süresi.
kumarhane
Kumar oynanan yer.
selman ı farisi
"Resul eliyle âzâd” o sahabî sultanı
Anlatmadan geçemem size ondan bir anı
Adaletin cihanı ışıttığı bir günde
Diz çökerdi Kisralar kölelerin önünde
Acımasız ateşe tapar yanar yürekler
Çatlardı saraylarda gurur yüklü direkler
Ayakların zemine ulaştığı bir yerde
Kurtuluş muştulanan o kutlu seherlerde
Çınladı ezanlarla aydınlanan şafaklar
Ilgıt ılgıt şenlendi çarşı, pazar, sokaklar
Melce buldu yetimler Halife-i Cihân'da
Karar kıldı adâlet ateşperet İran'da
İşte günlerden bir gün o Selman-i Farisi,
Ömer emriyle oldu Medayin'in valisi
Vali iken o sultan, halka huzur saçardı
Bir garip mütevazı insan gibi yaşardı
Oldu sevgi bayrağı, sonsuz şefkatin eri
Görmedi böyle vali Medayin çoktan beri
Bir haksızlık olmasın diye dikkat nazarı
Günboyu dolaşırdı gezer çarşı pazarı
Adamın biri bir gün almış biraz zahire
Hamal bulup taşıtmak maksadı ki, habire
Sağa sola bakarak bir hamal aramakta
Bakar ki dikiliyor bir adam ortalıkta
"Bakar mısın a canım, şu yüke dalmaz mısın?
Eve kadar götürüp paranı almaz mısın?"
Dedi baktı yüzüne sevgi denizi sandı
Gönlünde anlaşılmaz bir garip ateş yandı
"Nedir bu halim?" deyip daldı biraz hüzüne
Ansazın bakakaldı o hamalın yüzüne!
Ağır yükün altında kesik kesik nefesler
Yürekten kopup gelen zikre benzeyen sesler
Ne görsün adamcağız? "Bu Selman-ı Farisi!"
Yük taşıyan hamalmış, meğer şehrin valisi!
Beyninden vurulmuşa döndü çuval sahibi
Yalvarıp durdu nâçar "aman sultanım!" dedi
"Fark etmedim zatını binlerce özür sana!
Bağışlayın sultanım, yükümü verin bana!"
“Israr etme kardeşim” dedi sahabi Selman
“Bir vali ki devlettir, devlet de her derde derman.”
"Göster bana evini bırakayım kapına
Bir taş da ben koyayım senin hayat yapına"
"Hem vazife bilip de sırtlandığım bir yükü
Hedefine vardırır, bırakırım ben çünkü"
Yalvarsa da çaresiz, Selman vermez çuvalı
Adam mahçup, perişan, yüreğinden yaralı.
Varıp Selman kapıya yükü koyunca yere
Adamcağız davrandı cebinden ücret vere
Zenginliğin verdiği nefsanî taşkınlıktı
Para vermesi onun, temelli şaşkınlıktı
Selman dedi: "Ey kişi! Var ekmeğim ve aşım,
Ben ücreti neylerim, bana yeter maaşım"
Anlatmadan geçemem size ondan bir anı
Adaletin cihanı ışıttığı bir günde
Diz çökerdi Kisralar kölelerin önünde
Acımasız ateşe tapar yanar yürekler
Çatlardı saraylarda gurur yüklü direkler
Ayakların zemine ulaştığı bir yerde
Kurtuluş muştulanan o kutlu seherlerde
Çınladı ezanlarla aydınlanan şafaklar
Ilgıt ılgıt şenlendi çarşı, pazar, sokaklar
Melce buldu yetimler Halife-i Cihân'da
Karar kıldı adâlet ateşperet İran'da
İşte günlerden bir gün o Selman-i Farisi,
Ömer emriyle oldu Medayin'in valisi
Vali iken o sultan, halka huzur saçardı
Bir garip mütevazı insan gibi yaşardı
Oldu sevgi bayrağı, sonsuz şefkatin eri
Görmedi böyle vali Medayin çoktan beri
Bir haksızlık olmasın diye dikkat nazarı
Günboyu dolaşırdı gezer çarşı pazarı
Adamın biri bir gün almış biraz zahire
Hamal bulup taşıtmak maksadı ki, habire
Sağa sola bakarak bir hamal aramakta
Bakar ki dikiliyor bir adam ortalıkta
"Bakar mısın a canım, şu yüke dalmaz mısın?
Eve kadar götürüp paranı almaz mısın?"
Dedi baktı yüzüne sevgi denizi sandı
Gönlünde anlaşılmaz bir garip ateş yandı
"Nedir bu halim?" deyip daldı biraz hüzüne
Ansazın bakakaldı o hamalın yüzüne!
Ağır yükün altında kesik kesik nefesler
Yürekten kopup gelen zikre benzeyen sesler
Ne görsün adamcağız? "Bu Selman-ı Farisi!"
Yük taşıyan hamalmış, meğer şehrin valisi!
Beyninden vurulmuşa döndü çuval sahibi
Yalvarıp durdu nâçar "aman sultanım!" dedi
"Fark etmedim zatını binlerce özür sana!
Bağışlayın sultanım, yükümü verin bana!"
“Israr etme kardeşim” dedi sahabi Selman
“Bir vali ki devlettir, devlet de her derde derman.”
"Göster bana evini bırakayım kapına
Bir taş da ben koyayım senin hayat yapına"
"Hem vazife bilip de sırtlandığım bir yükü
Hedefine vardırır, bırakırım ben çünkü"
Yalvarsa da çaresiz, Selman vermez çuvalı
Adam mahçup, perişan, yüreğinden yaralı.
Varıp Selman kapıya yükü koyunca yere
Adamcağız davrandı cebinden ücret vere
Zenginliğin verdiği nefsanî taşkınlıktı
Para vermesi onun, temelli şaşkınlıktı
Selman dedi: "Ey kişi! Var ekmeğim ve aşım,
Ben ücreti neylerim, bana yeter maaşım"
oturum
Bir meclis veya kurulun çözümlenmesi gereken sorunları görüşüp tartışmak için yaptığı toplantı, celse
güven sözlük kitap hediyesi
Kitap elime ulaşalı bir hayli oldu ama ancak yazabildim kusuruma bakmayın. Bana istediğim kitabı gönderen değerli @pirisah hocama çok teşekkür ederim.

mümbit
(Arapça) Münbit, Bol ürün veren, verimli, bereketli.
ekmeklerin poşete girmesi
1998 yılında uygulanan işlemdir. insanlara ekmekleri daha hijyenik bir şekilde sunmak amaçlanmıştır. trt arşivinde yayınlanan bu haberde aşağıdaki videoda da görüleceği üzere 8. saniyede yer alan beyaz atletli dayının hijyen konusuna tepki olarak doğduğunu görebiliyoruz.
pervane
Geceleri ışık çevresinde dönen küçük kelebek
makarna
Çorbasından salatasina
Haşlamasindan firinlanmasina birçok çeşidi olan hamur işidir..
Haşlamasindan firinlanmasina birçok çeşidi olan hamur işidir..
gurbet
Annem kendisinden 7,8 yaş küçük teyzemle çok iyi anlaşırdı. Birbirlerini çok severlerdi. Her sabah birbirlerini arar en az 30 dakika konuşur güler kapatırlardı. Çocukkende çok iyiymiş araları zaten. Dedem Almanyaya işçi olarak gittikten yaklaşık 10 yıl sonra annem ve teyzem geri dönmüşler memlekete. Dedelerine bakmak için. Birlikte öğrenmişler hayatı. Onlar birbirlerini öyle çok severlerdi kii teyzemizi anne gibi gördük hep. Sevgisine doymadık kızmasına uyarmasına darılmadık. Çocuklarını kardeş gibi gördük kuzen değil. Şimdi de bir kız kardeşim var oda teyzemin kızı zaten. Ben yaklaşık 5 yaşındayken teyzem İstanbul'a taşındı. Temelli. Annem hep teyzeme, en yakın arkadaşına kardeşine hasret yaşadı. Teyzem yazları memlekete dönünce evimiz bayram yerine dönerdi. Annem bir anda değişirdi. Teyzem gidince yine durulurduk. Hiçbir zaman doyamazdık hiç gitmesinler isterdik. Sonra yıllar geçti büyüdük annem kansere yakalandı bir kaç yıl daha geçti teyzemler ani bir kararla geri döndüler. Annemle yaklaşık 2 yıl aynı şehirde yaşadılar. Hemen hemen her gün birlikte mutlu huzurlu geçti. Sonra annemin hastalığı ilerledi ve savaşı kaybetti. Teyzem 1 ay boyunca istisnasız hastaneye gelir anneme yemek getirir yanında dururdu. 1 ayın sonunda temelli vedalaştılar. Bu defa dönüş yoktu tatil yoktu. Teyzem taziyede çok ağladı halada ağlar. Adı geçince gözleri dolar. Bu gün farkettimde teyzem hep gurbette hep bir yanı eksik. Bu şehir ilk başta annemin şimdi de teyzemin gurbetine şahitlik ediyor..
