önemli günler

kerim kerim · 19.03.2019 17:20 · 692 · #51482
Sevgi, saygı ve paylaşmayı çeşitli hediyeler ile bir güne hapsettikten sonra “hoyratlığa ve kabalığa devam edebiliriz, artık haklıyız” düşüncesi ile yıl boyunca istismara, yalana ve sevgisizliğe teslim oluyoruz.

Bu “Gün” kutlamaları arttıkça, sevgi ve saygının ölçüsü metalaşmakta ve hediye ile ölçülmeye başlanmaktadır. Anneler Günü, Babalar Günü, Kadınlar Günü, İşçi Bayramı, Sağlık Çalışanları, Sevgililer Günü ve Öğretmenler Günü diye devam eden günler zinciri değerlerimizi tüketmektedir.

İyi evlat olmak için Babalar Günü ya da Anneler Günü'nde hediye almak, hanımı mutlu etmek için 364 gün yaptığınız bütün olumlu şeylerin bir kıymeti olması için mutlaka 365. Gün de bir hediye almak zorunluluğu bütün erkeklerin üzerinde “Demokles'in Kılıcı” gibi sallanıp durmaktadır. Öğretmenlerimizin bir beklentisi olmasa da veliler arasındaki hediye yarışı da veliler üzerinde baskı oluşturmasa bile öğrenciler arasında, öğretmene pahalı hediye alan öğrenci ile almayan/alamayan öğrencilerin kendilerine dair kıyaslamaları da onları olumsuz etkileyebilmektedir.

Kadınları bir meta olarak gören, reklamından tanıtımına kadar birçok sektörde onların kadın cinsiyetini istismar eden kapitalizm ve sözde modern geçinen Batı zihniyeti, İslam'ın kadını ötekileştirdiği yalanını tekrar edip durmaktadır. Oysa bu günlere dair ne kadar değerli ve doğru bir yaklaşım varsa hepsinin İslam'da fazlası ile kendine yer bulduğunu görebiliriz. Kur'an-ı Kerim'de “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 39/9) diye buyuran Rabbimiz ve erkek egemen bir zamanda ve toplumda “Bir mümin, kötü huylu diye hanımına kızmasın! İyi huyu da olur.” [Müslim] ve “Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahü teâlânın size emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin!” [Müslim] diye Hadis-i Şeriflerinde ümmetine yol gösteren peygamber efendimizin öğütleri bizlere fazlasıyla yol göstermektedir.

Demokles'in Kılıcı dedim de “M.Ö. 4. yüzyılda Akdeniz'de Sicilya adasında Sirakuza Krallığı vardır. Kral Dionysios'tur. Sarayda hem Dionysios'un yakın dostu hem de danışmanı olan Demokles de vardır. Demokles sürekli kral Dionysios'un rahat ve huzur içinde gösterişli bir hayat yaşadığını çevresine anlatır. Dionysios bu sözleri duyar ve birgün Demokles'e tahta oturmanın mutluluğunu onun da tatmasını ister! Krallık tacını tahtını büyük bir tören düzenleyerek Demokles'e verir. Hizmetçilerinden de kendisine yapılan hizmetin aynısının yapılmasını ister. Demokles büyük bir keyif ve mutluluk içindeyken tahtının üstünde hemen başında yer alan kılıcın atkuyruğuna bağlı bir şekilde sallandığını fark eder ve korkmaya başlar. Ve krallık tahtının o kadar da rahat ve mutluluk verici olmadığını her an tehlike altında yaşandığını görür, anlar ve vazgeçer.”

Bu hikâye ile dışarıdan göründüğü gibi yüksek makam ve mevkiler çok rahat değildir. Aksine büyük görevlerin büyük sorumlulukları vardır ve her zaman çeşitli risklerle karşı karşıyadırlar. Bu açıdan baktığımızda da Demokles'in Kılıcı sözü bana; bizlere dışarıdan görünen modern ve çağdaş dünya dayatmasının arkasında bencil, sevgi ve saygının metalaştığı bir hayatın hepimizi baskısı altına almaya çalıştığını hatırlatmaktadır.

Çocuklarımız, eşlerimiz ve bütün sevdiklerimiz dâhil toplumca Batı'dan esen bu kapitalist “Gün” rüzgârlarının etkisinde kalıyoruz. Bu rüzgâra karşı direnmek ve yıkılmamak için zor zamanlarda kaldığımızda, her zaman yaptığımız gibi değerlerimize ve dinimize sarılmak zorundayız.
Upvote 3
Downvote 0
0

zamanda yolculuk

normal adam normal adam · 18.11.2018 23:09 · 262 · #17380
zamanda yolculuk hakkında çok yazı okumuşumdur.
herkesin ortak teorisi ise ışıktan hızlı bir roket ile uzaklara gidip muhteşem bir teleskopla dünyaya baktığımız zaman geçmişi görürüz lakin sadece görürüz , gitmek mümkün değildir.
zaman bir nehirdir sadece ileri kulaç atabiliriz.
yani geçmişe değil geleceğe gidebiliriz.
zaten bulunduğumuz zamanda şimdiki zaman diye bir durumun olması çok saçmadır.
çünkü şimdiki zaman her zaman geçmiş zamandır.
şöyle düşünelim zaman uzunlamasına bir çizgi olsun biz tam ortada olalım .
tam ortadan kendimizi soyutladığımız zaman ( bazı fiziki araçlarla ) gelecek ve geçmişi zamanı görebiliriz,
ama dahil olamayız çünkü dahil olursak çıkmaza düşeriz .
-bunla ilgili bir film ,predestination, vardı. izlenemisini tavsiye ederim.-
çünkü dedemi öldürürsem babam olmaz babam olmazsa ben olmam gibi bir paradoksa düşüyoruz.
ama geleceğe gitmekte bir sıkıntı yok çünkü zaten bilmiyoruz.
zaten geleceği biz şekillendiriyoruz ama şöyle bir durum olması da lazım zaman ile bizim hareketimiz aynı anda oluyorsa geleceğe gidemeyiz çünkü gelecek bir diye bir şey olamazç
çünkü daha zaman ileri gitmedi, aynı yer deyiz.
aslında zaman= ışık olduğu için ışığın oraya çoktan varması lazım durumların yaşanması lazım bizim ekstradan müdahil olmamız lazım böyle bir durumda söz konusu olabilecek gibi değil çünkü ışığında daha geleceğe gitmediğini düşünürsek .
zamanda yolculuğun olmadığını düşünürüz.
fakat benim inancıma göre eğer hayal edebiliyorsak yapabiliriz diye düşünüyorum .
benim dar bakış açımdan daha farklı işliyorsa işler yani biz aslında yavaş olanız ve zaman bizden önce akmış gitmiş ve ışık bizi gelecekte bekliyorsa geleceğe gitmek mümkün olur.
fakat şuandan eminim ki ilk geleceğe giden insanlar muhakkak delirecektir.
Upvote 2
Downvote 0
1