necip fazıl kısakürek

princessconsuelabananahammock princessconsuelabananahammock · 25.05.2019 21:12 · 1209 · #65704
bekleyen

sen, kaçan ürkek ceylânsın dağda,
ben, peşine düşmüş bir canavarım!
istersen dünyayı çağır imdada;
sen varsın dünyada, bir de ben varım!

seni korkutacak geçtiğin yollar,
arkandan gelecek hep ayak sesim.
sarıp vücudunu belirsiz kollar,
enseni yakacak ateş nefesim.

kimsesiz odanda kış geceleri,
için ürperdiği demler beni an!
de ki: odur sarsan pencereleri,
de ki: rüzgâr değil, odur haykıran!

göğsümden havaya kattığım zehir,
solduracak bir gül gibi ömrünü,
kaçıp dolaşsan da sen, şehir şehir,
bana kalacaksın yine son günü.

ölürsün... kapanır yollar geriye;
ben mezarla sırdaş olur, beklerim.
varılmaz hayale işaret diye,
toprağında bir taş olur, beklerim...
Upvote 3
Downvote 0
0

kaşıkçı elması

gel tanisalim once ben kisaca mg gel tanisalim once ben kisaca mg · 15.11.2018 06:26 · 1098 · #16817
1699 yılında İstanbul'da Eğrikapı çöplüğünde dolaşan bir adam, yuvarlak bir taş bulur. Bir kaşıkçıya giderek üç tahta kaşığa değişir. Kaşıkçı, bu taşı bir kuyumcuya 10 akçeye satar. Kuyumcu, taşı arkadaşlarından birine gösterir. Kıymetli bir taş olduğu anlaşılınca arkadaşı sus payı ister. Ve böylece aralarında kavga çıkar. Mesele kuyumcubaşının kulağına gider. Kuyumcubaşı, bu iki arkadaşa birer kese altın verir ve elması alır.
Bu sefer de olayı sadrazam Köprülüzade Fazıl Ahmet paşa duyar. Taşı kendisi için almaya hazırlanırken olay bu sefer de padişahın kulağına gider. 4.Mehmet, elması saray-ı hümayun'a getirtir ve yılan hikayesine dönen süreci sonlandırır. Taş işlenince 48 karatlık bir elmas çıkar meydana.
Bu nadide elmas, ismini buradan alır.
Upvote 6
Downvote 0
4

kaldırım

Tolgg Tolgg · 22.03.2019 03:20 · 1068 · #52893
necip fazıl kısakürek şiiridir.
En sevdiğim dörtlüğü şudur ki;
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları

spoiler (tıkla)
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...

Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!

Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
Onun taşı erimiş, senin kafatasında.

İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur!
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur...
Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...

Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.

Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.

Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.

Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan...
Upvote 0
Downvote 0
0

güven sözlük zeka geliştirme timi

harryninasasi harryninasasi · 06.11.2018 02:03 · 419 · #14280
Buraya hiç entry girilmemiş olması biraz üzse de pes etmek yok.
:')
İlk oyun Hanoi kuleleri.
Diskleri diğer çubuğa taşımanız gerekiyor. Bunu yaparken büyük disk küçük diskin üstüne gelmemeli. Temel kural bu.
Bunu en az sürede ve en az hamlede yapmalı.
Buyurunuz
Entry görseli
Upvote 2
Downvote 0
1