büyük sözcüğünün primer hali olan türkçe kökenli sözcüktür.
Bir de kıymeti bilinmeyen über sanatçılarımızdan olan Serhat Bedük'ün sahne adıdır.
Bunu da yad etmeden geçmeyeyim;
bebeğinin ağzını kapatarak öldüren kadın
Böyle trajedik konularda hep şu geliyor aklıma..
Tüm insanlık olayın vahşetinin derecelerini birbirine anlatıp 'vah-vuh-amaaannn' kısmıyla dertlenirken ben daha vahim bir konunun neden tartışılmadığını eleştiriyorum hep bu konularda..
Olayın içeriğinden çok bu olayın bu hale nasıl geldiğini neden tartışmak istemiyoruz mesela?
Genç kızın hatalı ilişkiden meydana gelen bir yanlış bebek dahi olsa ortada bir can olduğu gerçeğini değiştirmiyor bu durumlar. Öyle ki insanlar eskiden 1 ayda evlenip, yurt yuva sahibi olabiliyorken şimdi o kadar güvenmiyoruz ki onlarca yıl flört ettiğin kişiye güvenip devamını yine getiremiyor oluyoruz.
Daha vahim konu şu ki;Bu genç kız yaptığının yanlışlığını biliyor(çok acı) ancak tıbben mümkün olmayan gebelik sonlandırmasını (muhtemelen) beceremediği için geç kalmış oluyor/oluyorlar!
Ama içlerinde ne kadar büyük bir boşluk var ki hatta daha ileriye gidip kendi canlarını kurtabilmek uğruna -korkudan- başka canlının canına hem de kendi canından olan bir 'can'a kıymış olabiliyorlar.
Bu tarz olaylarda kıyılan bebeği sadece biz sayın seyirciler olarak üzülüyoruz.
Aileler utançlarının nasıl kapanacağı vahşetiyle kendilerini ve durumu kurtarmanın daha doğrusu tek taraflı suçlayıp evladına da sahip çıkmayıp evladının da evladına (öyle ya da böyle) çıkmayacak olup konu zincirleme isim tamlaması şeklinde faciaya dönüyor oluyor.
Benim evladım nefsine yenilip böyle bir hata yapsa/yapacak olsa inanın birini en sevdiğin birini hem de affetmek çok zor ama Bizi yaradan bile milyonlarca suça rağmen affedecekse ben neden affetmeyeyim diye evladıma da sahip çıkıp onun da evladına sahip çıkardım.
Linç yerim belki bunu söylediğim için.
Umrumda değil tabi!
Evladınıza başlarda sahip çıkmadığınız, ona parayla satın alınamayacak ama herkesin de elinin altında bulunan sevginizi göstermediğiniz için başka sahte sevgiler/sevgililer de kucak arıyor olup, telafisi mümkün olmayan trajedik hikayelerin manşetlerini bir gün sizler de süslüyor olursunuz.
Tüm insanlık olayın vahşetinin derecelerini birbirine anlatıp 'vah-vuh-amaaannn' kısmıyla dertlenirken ben daha vahim bir konunun neden tartışılmadığını eleştiriyorum hep bu konularda..
Olayın içeriğinden çok bu olayın bu hale nasıl geldiğini neden tartışmak istemiyoruz mesela?
Genç kızın hatalı ilişkiden meydana gelen bir yanlış bebek dahi olsa ortada bir can olduğu gerçeğini değiştirmiyor bu durumlar. Öyle ki insanlar eskiden 1 ayda evlenip, yurt yuva sahibi olabiliyorken şimdi o kadar güvenmiyoruz ki onlarca yıl flört ettiğin kişiye güvenip devamını yine getiremiyor oluyoruz.
Daha vahim konu şu ki;Bu genç kız yaptığının yanlışlığını biliyor(çok acı) ancak tıbben mümkün olmayan gebelik sonlandırmasını (muhtemelen) beceremediği için geç kalmış oluyor/oluyorlar!
Ama içlerinde ne kadar büyük bir boşluk var ki hatta daha ileriye gidip kendi canlarını kurtabilmek uğruna -korkudan- başka canlının canına hem de kendi canından olan bir 'can'a kıymış olabiliyorlar.
Bu tarz olaylarda kıyılan bebeği sadece biz sayın seyirciler olarak üzülüyoruz.
Aileler utançlarının nasıl kapanacağı vahşetiyle kendilerini ve durumu kurtarmanın daha doğrusu tek taraflı suçlayıp evladına da sahip çıkmayıp evladının da evladına (öyle ya da böyle) çıkmayacak olup konu zincirleme isim tamlaması şeklinde faciaya dönüyor oluyor.
Benim evladım nefsine yenilip böyle bir hata yapsa/yapacak olsa inanın birini en sevdiğin birini hem de affetmek çok zor ama Bizi yaradan bile milyonlarca suça rağmen affedecekse ben neden affetmeyeyim diye evladıma da sahip çıkıp onun da evladına sahip çıkardım.
Linç yerim belki bunu söylediğim için.
Umrumda değil tabi!
Evladınıza başlarda sahip çıkmadığınız, ona parayla satın alınamayacak ama herkesin de elinin altında bulunan sevginizi göstermediğiniz için başka sahte sevgiler/sevgililer de kucak arıyor olup, telafisi mümkün olmayan trajedik hikayelerin manşetlerini bir gün sizler de süslüyor olursunuz.
ankara
Alışma süresi geçirilen zaman ile doğru orantılıdır.Sıcak yerlerden gelmişseniz alışmak oldukça zordur.Ayazı dondurur.
itiraf köşesi
Ağustos ayından bu yana ruhen çökmüş durumdayım en azından hissettiğim bu . Haziran ayında annemin boğazında yemek yerken sürekli takılmalar oluyordu , en sonunda randevu alınıp gidilmişti. Endoskopi yapılırken yemek borusu etrafında kitle görününce doktor endoskopiyi yarıda kesti ve üniversite hastanesine sevk etti.
Üniversite hastanesinde ve diğer özel sağlık kuruluşlarında yapılan kontroller tek bir sonuca çıkıyordu ; kanser .
Ağustos ayında ki tedavilere başlanılmadan önce birçok testler yapıldı. Staja başladığım gün ile birlikte annem de haftanın 5 günü her gün radyoterapi ve haftalık 1 kere olmak üzere kemoterapi almaya başladı. İlk başlarda alışamadım tabi insan nasıl alışır ki böyle üzücü bir olaya. İlk haftalar nispeten iyi geçti ama tedavi sonlarına doğru alınan ilaçlar ve tedaviler yüzünden durum biraz kötüye gitmeye başlamıştı .
Tedavi bittikten sonra ki ilk 1 ay belki de en kötü zamanlardı. Ne yemek yenebiliyordu ne de su içilebiliyordu. Bunun neticesinde kilo da verilmişti , belli oluyordu . Evde de ister istemez bir huzursuzluk halı oluyordu kimse iyi değildi iyi hissetmiyordu.
Daha sonraları düzelmeler başlamıştı , rahat yemek yenilebiliyordu , hayat enerjisinin geri geldiği aşikardı. Uzandığı yerde saatlerce ağrı çektiği için oturan annem , şimdi istediği gibi gezebiliyordu çabuk yorulmuyordu.
15 günden kısa zaman içinde verilen test sonuçlarına göre doktor kitlenin şu anki durumuna bakıp ameliyat ya da tedaviye devam edilmesi gerektiğini söyleyecekler , iyi bir haber herşeyi değiştirebilir.
Üniversite hastanesinde ve diğer özel sağlık kuruluşlarında yapılan kontroller tek bir sonuca çıkıyordu ; kanser .
Ağustos ayında ki tedavilere başlanılmadan önce birçok testler yapıldı. Staja başladığım gün ile birlikte annem de haftanın 5 günü her gün radyoterapi ve haftalık 1 kere olmak üzere kemoterapi almaya başladı. İlk başlarda alışamadım tabi insan nasıl alışır ki böyle üzücü bir olaya. İlk haftalar nispeten iyi geçti ama tedavi sonlarına doğru alınan ilaçlar ve tedaviler yüzünden durum biraz kötüye gitmeye başlamıştı .
Tedavi bittikten sonra ki ilk 1 ay belki de en kötü zamanlardı. Ne yemek yenebiliyordu ne de su içilebiliyordu. Bunun neticesinde kilo da verilmişti , belli oluyordu . Evde de ister istemez bir huzursuzluk halı oluyordu kimse iyi değildi iyi hissetmiyordu.
Daha sonraları düzelmeler başlamıştı , rahat yemek yenilebiliyordu , hayat enerjisinin geri geldiği aşikardı. Uzandığı yerde saatlerce ağrı çektiği için oturan annem , şimdi istediği gibi gezebiliyordu çabuk yorulmuyordu.
15 günden kısa zaman içinde verilen test sonuçlarına göre doktor kitlenin şu anki durumuna bakıp ameliyat ya da tedaviye devam edilmesi gerektiğini söyleyecekler , iyi bir haber herşeyi değiştirebilir.
2018'i geride bırakırken akılda kalanlar
Soğan ve patatesin10 liralara çıkması, öncesinde dolar ve avvvronun show yapması ülkecek ekonomik kriz yaşamamız olumsuz sonuçlar doğurdu.
Askerlik görevimi yerine getirdim en büyük engelim ortadan kalktı. Ve girişimcilik ruhum daha fazla artmış oldu.
istanbulkart geri dönüşüm projesi uzun yıllardır aklımdaydı. Geç kaldık ve birileri gerçekleştirdi. Bir yandan üzüldüm bir yandan sevindim. Doğru yolda olduğumu öğrenmiş oldum bu yıl içerisinde.
Daha farklı projelerimde geç kalmadan harekete geçmem gerekiyor. 2018 pek iyi geçti sayılamaz.
Yeni yıl iyilik,sağlık, savaşsız bir yıl olması temennisiyle...
Askerlik görevimi yerine getirdim en büyük engelim ortadan kalktı. Ve girişimcilik ruhum daha fazla artmış oldu.
istanbulkart geri dönüşüm projesi uzun yıllardır aklımdaydı. Geç kaldık ve birileri gerçekleştirdi. Bir yandan üzüldüm bir yandan sevindim. Doğru yolda olduğumu öğrenmiş oldum bu yıl içerisinde.
Daha farklı projelerimde geç kalmadan harekete geçmem gerekiyor. 2018 pek iyi geçti sayılamaz.
Yeni yıl iyilik,sağlık, savaşsız bir yıl olması temennisiyle...
müjde
Sevindirici haber, muştu
kadir mısıroğlu
kendisi ne kadar elestirilse bile mantikli ve delilli aciklamalari bulunan "savasi keske yunanlilar kazansaydi" lafini sacma ve bos buldugum fakat dikkat alinmasi gereken tarihci-yazar
sevgilerde
Behçet necatigil'in sevdiğim şiirlerinden biridir.
Hatta çocukken ilk ezberlediğim şiirlerdendir.
Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.
Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı
Hatta çocukken ilk ezberlediğim şiirlerdendir.
Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.
Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı
berat albayrak
Enerjiye yılbaşına kadar zam yapmayacak olan babayiğit.

