
"İlmin âfeti unutmaktır.'
İlmi âfetlere maruz bırakmayalım. Unutmamak için de tekrar tekrar okuyalım. Başkalarına da anlatalım. Unutmamanın bir şekli de başkasına anlatmaktır.
"Ben, Tabakâtü's-sûfiyye'de okunurken dinlemiştim ki Fudayl b. lyâz rahmetullahi aleyh şöyle buyurmuş, Zünnûn el-Misri böyle buyurmuş..."
"Başkasına söyledikçe, başkasına söylemeye niyet ederek dinlediğinizde hatırınızda daha iyi kalır.' Başından gevşek dinlenirse, hatırda kalmaz.
Rahmetli Annem kurnaz bir kadındı.
Küçükken beni Cuma'ya gönderirdi. Ben daha Cuma'yla mükellef bir çocuk değilim. Laleli camiinde öğle ezanı okunacak da iftar edeceğim diye beklediğimi hatırlıyorum. "Sen çocuksun, öğleye kadar oruç tutsan olur." derlerdi. Ben de elime beşlik simidi, şekeri alıp ögle ezanı okununca oruç bozardım. Olmazdı ama alıştırıyor, şaka gibi yani.
"Evladım! Aman hocaefendiyi iyi dinle de bana da anlat, ben onlanı çok seviyorum." derdi.
Bende camiye gelirdim, anneme nakledeceğim diye hocayı pürdikkat dinlerdim; eve gidince de anlatırdım. Annem bana bir sürü medih sözleri söylerdi:
"Aferin, mâşaallah, hatırında iyi tutmuşsun."
Şimdi anlıyorum ki hepsi teşvikmis, bir terbiye metoduymuş. "Git, bana da anlat." demek, "İyi dinle." demekten daha ileri bir metot.
"Aman evladım hutbeyi iyi dinle."
İyi dinlesin ama herkes hutbe okunurken uyuyor. İmam oraya çıktı mı muhtelif yerlerden horultular başlar. Şeytan dinlettirmemek için gaflet veriyor. En iyi çare. "Evladım, hutbeyi iyi dinle." demek değil; "Evladım hutbeyi bana da nakledersen çok memnun olurum, çok seviyorum.' demek.
Bu daha güzel bir şey!
| Prof.Dr. Mahmud Esad Coşan Hocaefendi

yorumlar (0)
yorum yapmak için giriş yapın