abd'nin ticari savaş kapsamında kara listeye alıp darbe vurmasından sonra huawei çalışmalarına son hız devam edeceğini belirtmişti. bunun ardından ilk adımı en büyük ikinci AR-GE merkezi Türkiye'ye konumlandırarak başladı. huawei İki yılda Türkiye'deki pazar payını yüzde 3'ten yüzde 30'a çıkarmıştı.
Türkiye'nin önde gelen e-ticaret ve tüketici elektroniği zincirlerinden biri olan İstanbul Bilişim'in Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Akın, DW Türkçe'ye yaptığı açıklamada, Huawei marka akıllı telefonların Türkiye'deki tüketiciler tarafından her geçen gün daha fazla tercih edildiğine dikkat çekiyor. "Şu anda piyasada genel bir durgunluk olsa da, Huawei satışlarında artış sürüyor" diyen Akın, bunda Çinli şirketin ürünleri için yarattığı kaliteli ve ucuz algısının etkili olduğunu söylüyor
Huawei'nin İstanbul-Ümraniye'deki dev AR-GE merkezinde mobil operatörler başta olmak üzere, Avrupa'dan Güney Amerika'ya kadar 30 ülkedeki mobil operatörlere hizmet veriliyor.
kaynak
Güven Sözlük - Güncel Başlıklar ve Entry'ler
18-24 mayıs müzeler haftası
kıymeti pek bilinmediğini düşündüğün müzelere ait haftadır. ilgisizlik konusunda secret mene katılmakla beraber, bunun nedeninin tembellikten öte olmadığını düşünüyorum. insanlar şiir kitabı okumayı bıraktı. birileri okusun, onlar dinlesindi. bu daha kolay geldi belli ki. tıpkı bunun gibi bir arka planı var bu işlerin de. öncelikle müzelerin, camekânda taş sergilemekten öte fikirler üretmesi lazım. bunun bir çok farklı versiyonu avrupada mevcut mesela. gidin bir waterloo savaşını canlı canlı izleyin avrupada. bizim gibi aksiyon figürü çanakkale oyuncağı koymuyor ki adamlar.. şahsen özel ilgi alanım tarih olmasına rağmen şehzade kabirlerinin başında pirinç levhadan okumak yerine Talha Uğurluel 'in o hırıltılı sesinden dinlemeyi yeğliyorum (hoş, onu da fetö'den aldılardı ne oldu bilmiyorum) velhasıl işin içine biraz teşbihte hata olmaz, yaratıcılık ekleyin birşeyler yapın arkadaş. hep aynı topkapı sarayı, hep aynı surlar.. koysana dibine cenk eden figüranlar filan mesela? sonra müzeler haftası.. oldu
18-24 mayıs müzeler haftası
Yüzyıldan fazla bir geçmişi olan Türk müzeciliği ilk zamanlar yalnız İstanbul'da ve belirli bir kesime seslenirken sonradan yurt düzeyine yayılmıştır. Bugün çağdaş batılı müzelerle boy ölçüşecek düzeye erişmiştir. Uzun bir süre camilerde, medreselerde, yıkık binalarda çeşitli zorluklarla müzeciliğimizi sürdüren Anadolu'nun müzecilerine bugün çok şey borçlu olduğu-muzu belirtmeliyiz.
Eski ve yıpranmış müzelerimizin yerine kültür birikiminin zengin olduğu il ve ilçelerde yapılan yeni modern müzelerimiz o kadar çoğalmıştır ki ülkemizi ziyaret eden yabancı turistler bile bu gelişmeyi şaşkınlıkla karşılamaktadırlar. Bu çoğalma Türkiye'de turizmin gelişmesine bağlanabilir.. Ya da kalkınma harekelerinin normal sonucu olarak kabul edilebilir.
Devletin bunca katkı ve ilgisine rağmen halkımızın müzelere olan ilgisi üzülerek belirtelim ki aynı oranda olmamıştır. Özellikle büyük müzelerimizde yerli ziyaretçi sayısı yabancılardan çok az olmuştur. Bunun nedenleri arasında on beş, yirmi yıl öncesine kadar özellikle Anadolu müzelerinin elverişsiz yapılarda ve tamamen bir depo görünümünde olmaları ve bu durumun insan üzerinde yarattığı kötü iz olabilir. Durum şimdi öyle değildir.
Müzeler artık geçmişle aramızda kültür köprüsü kurulan eğitim yerleri olmuştur. Günümüzden yüzlerce yıl önce yaşamış insanların kültürleri, yaşayış biçimleri hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamaktadır. Müzeler yalnız geçmişteki kültür varlıklarının sergilendiği yer değil, aynı zamanda Etnografya, fen, doğa ve folklor müzelerinde yakın geçmişin sanat ve zeka ürünlerinin ortaya konduğu yerlerdir.
Müzelerimizin görevlerinden biri kültürel varlıkları korumak ise diğeri eğitimdir.
Polonya'daki bir müzenin önündeki şu yazı müzenin önemini çok güzel açıklıyor «Geçmiş, gelecek içindir»
Eski ve yıpranmış müzelerimizin yerine kültür birikiminin zengin olduğu il ve ilçelerde yapılan yeni modern müzelerimiz o kadar çoğalmıştır ki ülkemizi ziyaret eden yabancı turistler bile bu gelişmeyi şaşkınlıkla karşılamaktadırlar. Bu çoğalma Türkiye'de turizmin gelişmesine bağlanabilir.. Ya da kalkınma harekelerinin normal sonucu olarak kabul edilebilir.
Devletin bunca katkı ve ilgisine rağmen halkımızın müzelere olan ilgisi üzülerek belirtelim ki aynı oranda olmamıştır. Özellikle büyük müzelerimizde yerli ziyaretçi sayısı yabancılardan çok az olmuştur. Bunun nedenleri arasında on beş, yirmi yıl öncesine kadar özellikle Anadolu müzelerinin elverişsiz yapılarda ve tamamen bir depo görünümünde olmaları ve bu durumun insan üzerinde yarattığı kötü iz olabilir. Durum şimdi öyle değildir.
Müzeler artık geçmişle aramızda kültür köprüsü kurulan eğitim yerleri olmuştur. Günümüzden yüzlerce yıl önce yaşamış insanların kültürleri, yaşayış biçimleri hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamaktadır. Müzeler yalnız geçmişteki kültür varlıklarının sergilendiği yer değil, aynı zamanda Etnografya, fen, doğa ve folklor müzelerinde yakın geçmişin sanat ve zeka ürünlerinin ortaya konduğu yerlerdir.
Müzelerimizin görevlerinden biri kültürel varlıkları korumak ise diğeri eğitimdir.
Polonya'daki bir müzenin önündeki şu yazı müzenin önemini çok güzel açıklıyor «Geçmiş, gelecek içindir»

tarihte bugün
Türkiye Cumhuriyet'i eski başbakanı tansu çiller'in doğum günü.
24 mayıs 1946
24 mayıs 1946
güven sözlük iftar zirvesi
aslında ankara'da olması halinde katılacağım organizasyon.
en azından ates dostumla baş başa iftarımızı soğuk su ile açarız.
en azından ates dostumla baş başa iftarımızı soğuk su ile açarız.
s400
YA İZZET YADA ZİLLET..!
Milli Savunma Bakanımız Hulusi Akar, ABD'nin S-400 için #Türkiye'ye kuvvetle muhtemel uygulayacağı yaptırımlara karşı hazırlık yapıldığını söyledi.
Sayın Akar, ayrıca artık ülkemiz için hayati öneme sahip olan S-400 eğitimi için TSK Personeli'nin Rusya'ya gönderildiğini de söyledi.
Devletimizin gösterdiği bu siyasi kararlılık, artık siyaseten bağımsız bir Devlet olduğumuzun apaçık bir ispatıdır.
Lakin ekonomik açıdan hâlen bağımlı olduğumuz da aşikardır. İşte bu nedenle, Devletimizin kazandığı siyasi bağımsızlığın bedelini bir süredir ekonomik olarak ödüyoruz. Görünen o ki, bir süre daha ödemeyede devam edeceğiz.
Elbette bu konuda bize düşen vazife, 95 yıldır hasret kaldığımız siyasi bağımsızlığımızın bedelinin karşısında şikayetçi olmak yerine, sonuna kadar Devletimizin yanında olmaktır.
Aksi halde, bizden dolayı Devletimiz geri adım atarsa, geçici bir süre ekonomik anlamda rahatlayabiliriz.
Lakin nihayetinde, bizi yine Eski Türkiye'ye mahküm edeceklerini ve dahi bu sefer çok daha ileri gideceklerini bilmek gerekir.
Yani demem o ki, millet olarak önümüzde iki tercih var: ya izzet yada zillet! ALLAHCC yâr ve yardımcımız olsun.
Saygı ve Adalet le
#horasan
Milli Savunma Bakanımız Hulusi Akar, ABD'nin S-400 için #Türkiye'ye kuvvetle muhtemel uygulayacağı yaptırımlara karşı hazırlık yapıldığını söyledi.
Sayın Akar, ayrıca artık ülkemiz için hayati öneme sahip olan S-400 eğitimi için TSK Personeli'nin Rusya'ya gönderildiğini de söyledi.
Devletimizin gösterdiği bu siyasi kararlılık, artık siyaseten bağımsız bir Devlet olduğumuzun apaçık bir ispatıdır.
Lakin ekonomik açıdan hâlen bağımlı olduğumuz da aşikardır. İşte bu nedenle, Devletimizin kazandığı siyasi bağımsızlığın bedelini bir süredir ekonomik olarak ödüyoruz. Görünen o ki, bir süre daha ödemeyede devam edeceğiz.
Elbette bu konuda bize düşen vazife, 95 yıldır hasret kaldığımız siyasi bağımsızlığımızın bedelinin karşısında şikayetçi olmak yerine, sonuna kadar Devletimizin yanında olmaktır.
Aksi halde, bizden dolayı Devletimiz geri adım atarsa, geçici bir süre ekonomik anlamda rahatlayabiliriz.
Lakin nihayetinde, bizi yine Eski Türkiye'ye mahküm edeceklerini ve dahi bu sefer çok daha ileri gideceklerini bilmek gerekir.
Yani demem o ki, millet olarak önümüzde iki tercih var: ya izzet yada zillet! ALLAHCC yâr ve yardımcımız olsun.
Saygı ve Adalet le
#horasan
güven sözlük iftar zirvesi
olası bir güven sözlük sahur zirvesi kadar konuşulmayacak organizasyon
güven sözlük iftar zirvesi
istanbul'da yapılabilir çokta güzel olur sadece bir öneri ama katılmayabilirim de sağım solum belli olmaz. uzaktan izlerim sizleri. yetkilileri göreve davet ediyorum.
sıkıldım kendimden aptal mıyım neyim ben
ruh halimi anlatan şarkı sözü. Yanılmıyorsam model'in makyaj şarkısında geçiyor bu ara bilgiyi de vereyim.
Neyim var böyleeee neden kurtulamıyoruuum ??!!!
Neyim var böyleeee neden kurtulamıyoruuum ??!!!
güven sözlük 8. ay dönümü
Hava biraz bulutluydu bugün, Biraz da zamanım vardı.
Anekdotlara şöyle bir göz atayım dediğim sırada Ahmet Arif'in Leylim'i yani Leyla'sı için kaleminden dökülen satırları istemsiz gözüme çarptı.
''Sabah gözlerimi sana açarım.Akşam, uykularımı senden alırım.
Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade baş dönmesini bulurum. Böyleyken gene de şükretmem halime, hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. Aklıma gelmez ki seni usandırır, sana gına getiririm. Sana dert, sana ağırlık, sana sıkıntı olurum. Nemsin be? Sevgili, dost, yar, arkadaş...Hepsi. En çok da en ilk de Leyla-sın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun. Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum, üşüyorum kapama gözlerini.''
Kendi hitabıyla Leylim'i ile dost olan, imkansız aşka tutulmuş olan şair,sevdiceğine mektup gönderebilmek için posta pulunu uğruna hamallık yapan yüce gönüllü insanda takılı kaldım bugün.
Tabi bu anekdot'a bakarken arka planda çalan Jane Maryam şarkısı eşlik ediyordu bana.
Zaman nasıl geçmiş yine anlamadığım o sırada hatıralara gömüldüm ve o eskilerin yaşadığı dediğim ''eski ama eskimeyen duygular'' deyip deyip kendimce imrendim durdum.
Giden günlere değil, gelmeyecek, değişen o özlediğimiz samimi duyguların yok oluşuna çaresizce üzüldüm. Sonra aklıma geldi. Sözlük sitemiz de tam olarak o aranılan ama unutulan ''samimiyet'' dediğimiz kavram üzerine yola çıkmadı mı dedim!
Hep birlikte kendimizden yahut adını bile bilmediğimiz o duyguların kaleme dökülüşünü okuyalım, yazalım, eleştirelim belki de takdir edelim içten içe demedik mi!
Ahmet Arif'in Leylim'i için biriktirdiği mektupları kadar olmasa da şu kısa sürede biz de sizlerle birlikte ne çok anılar biriktirdik değil mi!
Rasgtele butonuna tıklayınca bazen gülüyor bazen hüzünleniyorum içeriklerinizle. Hatta bazılarınıza mesaj atmamak için zor tutuyorum kendimi *
Size bu satırları yazarken bir yandan da gözüm sağ alt köşede bulunan takvime gidiyor. Zaman yine bir ayın 23'ünü gösteriyor. Biliyorsunuz ki her ayın 23'ü bizim için özel bir o kadar da anlamlı. Ne kadar çok büyüdüğümüzü sayısal verilerden değil bir sonraki ay ile birlikte doldurduğumuz yaşımızla anlayabiliyoruz. Düşünüyorum da 8 ay önce çıktığımız bu yolda ne kadar değerli anılar biriktirdik. Gelenlerimiz ve gidenlerimizle koca bir ömür geçmiş gibi oysa ki..
Sesimi duymadınız, ben de hiçbirinizin sesini duymadım. Ama kaleminizden çıkan her harfin dahi vaveylasını hissederek okudum tüm yazdıklarınızı.
Tüm sessiz seslere ses olmak için çıktığımız bu zorlu yolculukta bizi yalnız bırakmadınız. Belki daha az online olsanız bile arka planda 'hadi ama' diyerek biraz da kızarak bizi takip etmeye devam ettiğinizi biliyorduk.
8 ay öncesine geri dönerek hayatımızı da gözden geçirince neler olmuş, bitmiş, tükenmiş, tekrardan canlanmış belki can suyu olmuş türlü hadiseleri, badireleri atlattık kim bilir dedik içten içe.
Belki en sevdiğimizden ayrıldık, belki ailemizle aramız bozuldu, belki lanet hoca bilerek bizi sınıfta bıraktı belki patronumuzla ters düştük, Belki yine iş bulamadık belki yine mesaj atmadı belki bebeğiniz yine hasta oldu belki en sevdiğiniz öldü belki de tüm bunların tam tersi en güzelleri oldu ara sıra, ama biz kötülüklerden iyileri göremedik bile.
Bazen en yakınlarımız bile bizi anlamıyor diyerek, belki de rahatlamak adına tüm o üst üste gelen şeyler bizi ya kalemi elimize almamıza yahut kalemi uzunca bir süre bıraktırmaya sebep oldu.
Biz kimin geldiğini kimlerin gittiğini o bayram şekeri reklamlarında pencerede umutsuzca bekleyen yaşlı nene ve dedeler gibi izledik sizleri. Halen daha bekliyoruz geleceksiniz diye. Online olmayıp küsenlerimizi bile bekliyoruz 'bayramda küslük olmaz'' derler.
Sabır gösterip Ahmet Arif'in beni duygulandıran mektup yolculuğunda size içerik hazırlamak yerine mektup yazmayı tercih ettim, Sabır gösterip okuduğunuz için minnettarım.
Biz o kırık beyaz perdenin arkasında sizlerin yolunu gözlüyor olacağız...
8.ayımız kutlu olsun!
sevgiler...
Anekdotlara şöyle bir göz atayım dediğim sırada Ahmet Arif'in Leylim'i yani Leyla'sı için kaleminden dökülen satırları istemsiz gözüme çarptı.
''Sabah gözlerimi sana açarım.Akşam, uykularımı senden alırım.
Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade baş dönmesini bulurum. Böyleyken gene de şükretmem halime, hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. Aklıma gelmez ki seni usandırır, sana gına getiririm. Sana dert, sana ağırlık, sana sıkıntı olurum. Nemsin be? Sevgili, dost, yar, arkadaş...Hepsi. En çok da en ilk de Leyla-sın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun. Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum, üşüyorum kapama gözlerini.''
Kendi hitabıyla Leylim'i ile dost olan, imkansız aşka tutulmuş olan şair,sevdiceğine mektup gönderebilmek için posta pulunu uğruna hamallık yapan yüce gönüllü insanda takılı kaldım bugün.
Tabi bu anekdot'a bakarken arka planda çalan Jane Maryam şarkısı eşlik ediyordu bana.
Zaman nasıl geçmiş yine anlamadığım o sırada hatıralara gömüldüm ve o eskilerin yaşadığı dediğim ''eski ama eskimeyen duygular'' deyip deyip kendimce imrendim durdum.
Giden günlere değil, gelmeyecek, değişen o özlediğimiz samimi duyguların yok oluşuna çaresizce üzüldüm. Sonra aklıma geldi. Sözlük sitemiz de tam olarak o aranılan ama unutulan ''samimiyet'' dediğimiz kavram üzerine yola çıkmadı mı dedim!
Hep birlikte kendimizden yahut adını bile bilmediğimiz o duyguların kaleme dökülüşünü okuyalım, yazalım, eleştirelim belki de takdir edelim içten içe demedik mi!
Ahmet Arif'in Leylim'i için biriktirdiği mektupları kadar olmasa da şu kısa sürede biz de sizlerle birlikte ne çok anılar biriktirdik değil mi!
Rasgtele butonuna tıklayınca bazen gülüyor bazen hüzünleniyorum içeriklerinizle. Hatta bazılarınıza mesaj atmamak için zor tutuyorum kendimi *
Size bu satırları yazarken bir yandan da gözüm sağ alt köşede bulunan takvime gidiyor. Zaman yine bir ayın 23'ünü gösteriyor. Biliyorsunuz ki her ayın 23'ü bizim için özel bir o kadar da anlamlı. Ne kadar çok büyüdüğümüzü sayısal verilerden değil bir sonraki ay ile birlikte doldurduğumuz yaşımızla anlayabiliyoruz. Düşünüyorum da 8 ay önce çıktığımız bu yolda ne kadar değerli anılar biriktirdik. Gelenlerimiz ve gidenlerimizle koca bir ömür geçmiş gibi oysa ki..
Sesimi duymadınız, ben de hiçbirinizin sesini duymadım. Ama kaleminizden çıkan her harfin dahi vaveylasını hissederek okudum tüm yazdıklarınızı.
Tüm sessiz seslere ses olmak için çıktığımız bu zorlu yolculukta bizi yalnız bırakmadınız. Belki daha az online olsanız bile arka planda 'hadi ama' diyerek biraz da kızarak bizi takip etmeye devam ettiğinizi biliyorduk.
8 ay öncesine geri dönerek hayatımızı da gözden geçirince neler olmuş, bitmiş, tükenmiş, tekrardan canlanmış belki can suyu olmuş türlü hadiseleri, badireleri atlattık kim bilir dedik içten içe.
Belki en sevdiğimizden ayrıldık, belki ailemizle aramız bozuldu, belki lanet hoca bilerek bizi sınıfta bıraktı belki patronumuzla ters düştük, Belki yine iş bulamadık belki yine mesaj atmadı belki bebeğiniz yine hasta oldu belki en sevdiğiniz öldü belki de tüm bunların tam tersi en güzelleri oldu ara sıra, ama biz kötülüklerden iyileri göremedik bile.
Bazen en yakınlarımız bile bizi anlamıyor diyerek, belki de rahatlamak adına tüm o üst üste gelen şeyler bizi ya kalemi elimize almamıza yahut kalemi uzunca bir süre bıraktırmaya sebep oldu.
Biz kimin geldiğini kimlerin gittiğini o bayram şekeri reklamlarında pencerede umutsuzca bekleyen yaşlı nene ve dedeler gibi izledik sizleri. Halen daha bekliyoruz geleceksiniz diye. Online olmayıp küsenlerimizi bile bekliyoruz 'bayramda küslük olmaz'' derler.
Sabır gösterip Ahmet Arif'in beni duygulandıran mektup yolculuğunda size içerik hazırlamak yerine mektup yazmayı tercih ettim, Sabır gösterip okuduğunuz için minnettarım.
Biz o kırık beyaz perdenin arkasında sizlerin yolunu gözlüyor olacağız...
8.ayımız kutlu olsun!
sevgiler...
sahibinden.com'daki satılık ada ilanı
Sonunda "Acun takıntısı olan aramasın" ibaresini aradığım ilandır.
fal baktırmak
çok günah. En fazla faladdin falan girilebiliyorum.
inanmıyorum desem yalan söylemiş olurum allah affetsin tarotlar bile biraz doğru gibi. ya da ben öyle inanmak istiyorum.
öfff neyse iftardan sonra yok mu falımıza bakcak birileri dm.
inanmıyorum desem yalan söylemiş olurum allah affetsin tarotlar bile biraz doğru gibi. ya da ben öyle inanmak istiyorum.
öfff neyse iftardan sonra yok mu falımıza bakcak birileri dm.
yeni bedelli askerlik sistemi
yavaş yavaş gündeme girmeye başlayan askerlik türü. yeni sistemde 20 yaşını dolduran her birey 30 bin tl tutarı ile sistemden yararlanabilecek. Yeni askerlik sistemi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulmuş durumda. ayrıca Yoklama kaçağı olanlar ile bakaya kalanlar bedelli askerlikten yararlanamayacak. Bu durumdaki kişiler, askere gelmediği her gün için de ceza ödeyecek
sahibinden.com'daki satılık ada ilanı
dedem acayip cimriydi.torunlarına hep '' fakir gibi yiyin, zengin gibi sıçın '' derdi.belki dedemin bu sözüne 3 kuşak uyarsak neden olmasın.belki alabiliriz.bir ihitimal daha var ; zengin kadın bulmak.
yaradan herkese banu alkan fakirliği yaşatsın.
edit: 6 kuşak
yaradan herkese banu alkan fakirliği yaşatsın.
edit: 6 kuşak
sahibinden.com'daki satılık ada ilanı
kayınpederime söyliyeyim alsın hemen. eeee insan babasını seçemiyor ama kayınpedişkosunu seçebiliyor.
