belçika kralı 2. leopold(1865-1909), kongo'daki halka yaptıkları, adolf hitler'in yahudilere yaptığından pek bir farkı yoktur.
kongo belçika'nın sömürgesiyken oraya gönderdiği heyetle, zor yoldan ya da kandırarak, kabile şeflerini ikna etmiş ve kongo üzerindeki bütün hakları kendi üzerine almıştır. daha sonra elde ettiği tapuları, avrupa devletlerine gösterip kongo'yu kendi özel mülkiyeti olarak tescil ettirmiştir. bunu yapış amacını şu sözleriyle meşrulaştırmaya çalışmıştır, "dünyanın henüz nüfuz edilemeyen tek yöresini medeniyete kavuşturmak, oradaki halkların üstünde asılı duran karanlığı delmek, kanımca içinde bulunduğumuz bu ilerleme çağına yaraşır bir seferidir."
kral leopold kongo'yu ne için kullandı; o dönem otomobil ve bisiklet kullanımında kauçuk firmaları yeni yeni çıkmaya başlıyordu, bunu farkeden kral leopold, kongo'daki halkı kauçuk üretiminde kullanmaya başladı. bütün ülkeyi üretim kampına çevirdi, on binlerce insan çalıştırılırken öldü, çalışmayı reddeden veya az çalışanlara ceza olarak, kollarının ve bacaklarının, cinsel organlarının kesilmesini uygun gördüler. isteyenler 'joseph clark' adlı bir misyonerin gözlemlerini okuyabilirler. ayrıca kongo'daki belçika askerlerine belli sayılarda kurşun verildiği için, harcanan kurşunların boşa gitmediğini öğrenebilmek adına, kurşunu sıkan kişi, sıktığı kişinin elini ya da cinsel organını kesip göstermek zorundaydı. kurşunları boşa harcayan askerler bunu hayatta olan insanlardan temin etmeye başladılar, hatta leopord bu durumu farkettiğinde, kolu kesilenlerin kötü görüntü oluşturduklarını düşünüp diğer kollarınında eşit uzunluklarda kesilmesini istemiştir.kısacası bir ülkenin kaderi bir parça kauçuk yüzünden perişan olmuş milyonlarca insan bir kauçuk parçası yüzünden işkenceler görmüş öldürülmüştür. leopold bu yaptıklarının hepsini bir hristiyanın yapması gerekenler diye bir kılıfa sığdırmıştır.
1908'de belçika parlamentosu, ii. leopold'ün kongo üzerindeki yetkilerini sona erdirmiştir. ii. leopold'e kongo için yaptığı büyük fedakarlıklar nedeniyle yüklü bir maaş bağlamıştır.leopold'den sonra kongo tekrar belçika'ya kalmış oraya giriş yapan kauçuk şirketleri, leopold'ün kaldığı yerden devam ettirmişlerdir. leopold gelmeden önce 30 milyon nufusu olan kongo'da bu rakam 8 milyonlara düşmüştür. vahşetin büyüklüğünü siz hayal edin. işin ilginç yanı tüm avrupa bu adamı medeniyet götürdü diye tebrik etmiştir, hitler konusunda yaptıklarını bu adam hakkında yapsalardı şaşırırdım zaten ama adam sonuçta ari ırkı'na dokunmadığı için yaptıkları görmezden gelinebilir. gerçi bizde heralde aynı fikirdeyiz ki, bu adamın neler yaptığı hakkında doğru düzgün bir bilgiye bile sahip değiliz
Güven Sözlük - Güncel Başlıklar ve Entry'ler
varya kozlova
su hanımefendi [url] www.instagram.com/...[/url] at gibiymis cidden.
mesleğini bir cümle ile anlat
Altın düğün karı kız felan derim heralde.
mesleğini bir cümle ile anlat
-Yiğenim, senin imzan var üstünde ama işi ben yapıyom yeeahhu!
air
enstrümental veya vokalli şarkı tarzındaki bestelere verilen isim.
barok dönemde besteciler genelde "s.tir et vokali" deyip enstrümental airler yazmışlardır ki sanırım en ünlülerinden birisi de bach amcamızın august wilhelmj tarafından aranje edilen air on the g string başlıklı bestesi.
ayrıca handel'in ingiliz kralı i. george'un sandal sefaları için yazdığı su müzikleri de ünlüdür.
lakin lully'nin idylle Sur La Paix içerisinde bulunan Air Pour Madame La Dauphine'i benim için her zaman birinci sıradadır.
barok dönemde besteciler genelde "s.tir et vokali" deyip enstrümental airler yazmışlardır ki sanırım en ünlülerinden birisi de bach amcamızın august wilhelmj tarafından aranje edilen air on the g string başlıklı bestesi.
ayrıca handel'in ingiliz kralı i. george'un sandal sefaları için yazdığı su müzikleri de ünlüdür.
lakin lully'nin idylle Sur La Paix içerisinde bulunan Air Pour Madame La Dauphine'i benim için her zaman birinci sıradadır.
ii. joseph
habsburg topraklarının, kutsal roma cermen imparatorluğu'nun 1764-1790 arası hükümdarı. marie antoinette'in abisi, efsane avusturya kraliçesi maria theresa'nın oğludur.
ailesi içindeki en mantıklı kişi olsa da bazen olmayacak yerlerde olmayacak işler yapmış ve avusturya'yı çöküşün eşiğine getirmiştir zaman zaman. ama yine avusturya bir şekilde ayakta kalmıştır.
ayrıca fransız ihtilali ile ortaya çıkacak olan "halkçılık" akımının kokusunu ihtilalden yıllar önce almış ve kendini halkına sevdirmek için gerektiğinde hapse bile düşmüştür (bunları yaparken henüz imparator değildir tabii). sahte kimlikle halkın arasına girmeyi pek severmiş kendisi. ama zaman zaman bunu da abarttığı zamanlar olmaktaymış.
kendisi marie antoinette'i fransa'da ziyaret ettiği bir dönemde fransa'yı uçtan uca gezmiş ve "bana bak kız, adam akıllı bir kraliçe ol; yoksa vallaha halkın kellleni alıverir" deyip kızkardeşine ayrı, xvi. louis'ye ayrı ayar vermiştir. xvi. louis'yi sünnet olmaya ikna etmiş ve böylece kral en sonunda 20'li yaşlarında yıllardır evli olduğu (evlendiklerinde louis ve marie 15-16 yaşlarındadır) marie antoinette ile joseph sayesinde halvet olabilmiştir.
fransa'da gördüklerinden sonra devrin değiştiğine kanaat getiren joseph, ülkesine dönünce bir dizi reform hareketine girişir. okuma yazma öğrenmeyi ve ilkokul tahsilini tüm vatadanşları için zorunlu kılar, yükseköğretim için başarılı öğrencilere burslar hazırlatır. eğitimi tüm azınlıklara (yahudiler dahil) serbest yapar. avusturya'nın resmi dilini latince'den almanca'ya değiştirir. o dönemde hiçbir avrupa ülkesinde olmayan sosyal güvenlik için adımlar atar. ama işte türünün ilk örneği olduğu için açılan ilk devlet hastanesine giden insanlar, hastanenin bakımsızlığı sebebiyle daha da hasta olur. yukarıda da dediğim gibi adam cidden zamanının ötesinde fikirleri olan ama bunları çok erken devreye sokan birisi.
kendisinin sanatsever kişiliğine de değinmemek olmaz. mozart'a, beethoven'a "beste yapın ulenn!!" diye para verir. beethoven bir beste yapar ama onu da kimse çalamaz, o da ayrı bir konudur. bu arada amadeus filmindeki ii. joseph ile gerçek ii. joseph arasında dağlar kadar fark vardır bunu da söylemeden geçmeyeyim. filmde güya mozart almanca konusunda ısrar ediyor ama gerçekte joseph mozart'a almanca opera yaz diye para veriyor.
sonuç olarak değişik bir insandır joseph efendi.
bir de marie antoinette ile ortak arkadaşı vardır kendisinin ki bu adamdaki bal başka hiçbir tarihi figürde yoktur sanırım. adamın yerinde olmak için çok şey feda ederdim ama imkansız işte...
hans axel von fersen
ailesi içindeki en mantıklı kişi olsa da bazen olmayacak yerlerde olmayacak işler yapmış ve avusturya'yı çöküşün eşiğine getirmiştir zaman zaman. ama yine avusturya bir şekilde ayakta kalmıştır.
ayrıca fransız ihtilali ile ortaya çıkacak olan "halkçılık" akımının kokusunu ihtilalden yıllar önce almış ve kendini halkına sevdirmek için gerektiğinde hapse bile düşmüştür (bunları yaparken henüz imparator değildir tabii). sahte kimlikle halkın arasına girmeyi pek severmiş kendisi. ama zaman zaman bunu da abarttığı zamanlar olmaktaymış.
kendisi marie antoinette'i fransa'da ziyaret ettiği bir dönemde fransa'yı uçtan uca gezmiş ve "bana bak kız, adam akıllı bir kraliçe ol; yoksa vallaha halkın kellleni alıverir" deyip kızkardeşine ayrı, xvi. louis'ye ayrı ayar vermiştir. xvi. louis'yi sünnet olmaya ikna etmiş ve böylece kral en sonunda 20'li yaşlarında yıllardır evli olduğu (evlendiklerinde louis ve marie 15-16 yaşlarındadır) marie antoinette ile joseph sayesinde halvet olabilmiştir.
fransa'da gördüklerinden sonra devrin değiştiğine kanaat getiren joseph, ülkesine dönünce bir dizi reform hareketine girişir. okuma yazma öğrenmeyi ve ilkokul tahsilini tüm vatadanşları için zorunlu kılar, yükseköğretim için başarılı öğrencilere burslar hazırlatır. eğitimi tüm azınlıklara (yahudiler dahil) serbest yapar. avusturya'nın resmi dilini latince'den almanca'ya değiştirir. o dönemde hiçbir avrupa ülkesinde olmayan sosyal güvenlik için adımlar atar. ama işte türünün ilk örneği olduğu için açılan ilk devlet hastanesine giden insanlar, hastanenin bakımsızlığı sebebiyle daha da hasta olur. yukarıda da dediğim gibi adam cidden zamanının ötesinde fikirleri olan ama bunları çok erken devreye sokan birisi.
kendisinin sanatsever kişiliğine de değinmemek olmaz. mozart'a, beethoven'a "beste yapın ulenn!!" diye para verir. beethoven bir beste yapar ama onu da kimse çalamaz, o da ayrı bir konudur. bu arada amadeus filmindeki ii. joseph ile gerçek ii. joseph arasında dağlar kadar fark vardır bunu da söylemeden geçmeyeyim. filmde güya mozart almanca konusunda ısrar ediyor ama gerçekte joseph mozart'a almanca opera yaz diye para veriyor.
sonuç olarak değişik bir insandır joseph efendi.
bir de marie antoinette ile ortak arkadaşı vardır kendisinin ki bu adamdaki bal başka hiçbir tarihi figürde yoktur sanırım. adamın yerinde olmak için çok şey feda ederdim ama imkansız işte...
hans axel von fersen
izlenmesi gereken diziler
- BMS ( Blue Mountain State )harika bir komedi dizisi izlerken durdurup kahkaha atmalık cinsten 2 tanede filmi bulunmaktadır.
- Black MirrorBlack Mirror
- Shameless
- 11.22.63 Mükemmel bir mini dizidir Kennedy suikastını konu almaktadır.
- Vikings
- Fringe
- Game of thorones
- Sherlock
- Black MirrorBlack Mirror
- Shameless
- 11.22.63 Mükemmel bir mini dizidir Kennedy suikastını konu almaktadır.
- Vikings
- Fringe
- Game of thorones
- Sherlock
tartuffe ou l'imposter
xiv. louis ve moliere ortaklığında yazılmış olan tiyatro eseri. moliere'in yazdığı ilk versiyon çok daha fena göndermeler içeriyormuş ama louis, "bak moliere; seni severim, bu tam benim istediğim gibi ama herkes benim gibi değil. çok sesli düşünüyorsun, bir günü fişini çekerler öylece kalıverirsin ortada" demiş ve bunun üzerine moliere "fiş ne ola ki?" diye içinden düşünse de "peki kralım" deyip louis'nin müdahalesini kabul etmiştir. bazı replikler xiv. louis tarafından yazılmıştır bu sebeple.
neyse efendim, oyun versailles'da açık havada sergilenir. sergilenir ama dindar kişiler "bu oyunla moliere dindarlara ne demek istemekte, nereye varmak istemektedir?" diye isyan ederler. en son paris başpiskoposu "her kim bu oyunu izlerse kilise dışıdır!" diye ferman yayınlamış ve böylece xiv. louis büyük baskı altında kaldığı için oyunu yasaklamak zorunda kalmıştır.
neyse efendim, oyun versailles'da açık havada sergilenir. sergilenir ama dindar kişiler "bu oyunla moliere dindarlara ne demek istemekte, nereye varmak istemektedir?" diye isyan ederler. en son paris başpiskoposu "her kim bu oyunu izlerse kilise dışıdır!" diye ferman yayınlamış ve böylece xiv. louis büyük baskı altında kaldığı için oyunu yasaklamak zorunda kalmıştır.
vampirella
ilk hikayesinde sevdiği adamın "ben hayvan eti yemem, ölürüm daha iyi" deyip gerçekten de ölmesiyle bir daha aşk konusunda şansı yaver gitmemiş vampir kadın.
bir de özellikle ilk sayılarındaki hikayeler oldukça yaratıcı. acayip hikayeler'in çizeri galip tekin acaba bunlardan etkilenmiş midir diye merak etmiyor değil insan. çünkü tam acayip hikayeler kafasında hikayeler işlenmiş.
bir de özellikle ilk sayılarındaki hikayeler oldukça yaratıcı. acayip hikayeler'in çizeri galip tekin acaba bunlardan etkilenmiş midir diye merak etmiyor değil insan. çünkü tam acayip hikayeler kafasında hikayeler işlenmiş.
zvyozdochka
ismini yuri gagarin'in koyduğu bir köpek.
uzaya gidip bir tur atıp geri dönmüştür.
uzaya gidip bir tur atıp geri dönmüştür.
emin çapa
Ses tonundaki iniş çıkışlar ile dikkat dağılmasını önleyen, öz bilgilerle hedefi 12 den vuran TV programcisi, ekonomist, konuşmacı.. CNN Türk programlarından tanınmış sorgulayıcı dili yüzünden artik çıkamayan, ara sıra Halk TV de görünen kişi. Ayrıca bilim,egitim konularında da konusuyor. Fırsat buldukça dinlenilmesi tavsiye olunur.
lolita
1962 yapımı amerikan-ingiliz ortak yapımı film. yönetmenliğini stanley kubrick yapmıştır. film, 1955 yılında yayınlanan vladimir nabokov'un lolita isimli kitabından uyarlanmıştır. ayrıca vladimir nabokov'un da filmin yapımında emeği geçmiştir.
filmin konusuna gelecek olursak... fransız edebiyatı profesörü humbert, abd üniversitelerinde dersler vermek üzere fransa'dan abd'ye göç etmiştir. derslere başlamadan önce elbette ki barınma sorununu çözmek zorundadır. bunun için de charlotte haze isimli bir kadının evinde bir oda kiralar ve olaylar gelişmeye başlar.
filmin konusuna gelecek olursak... fransız edebiyatı profesörü humbert, abd üniversitelerinde dersler vermek üzere fransa'dan abd'ye göç etmiştir. derslere başlamadan önce elbette ki barınma sorununu çözmek zorundadır. bunun için de charlotte haze isimli bir kadının evinde bir oda kiralar ve olaylar gelişmeye başlar.
spoiler (tıkla)
film aslında sondan başlıyor. böylece hikaye hakkında kafamızda bir çok soru işareti oluşuyor. kim bu quilty. bir adam onu neden arıyor ve neden öldürmek istiyor? bu sorularla filme başlıyoruz. quilty ismi de ilginç aslında. "guilty" (suçlu) ile bağlantılı olsa gerek. bu arada başlangıç sekansında quilty'nin piyanoda çaldığı parça chopin'ın Polonaises Op. 40 başlıklı bestesiymiş.
quilty'nin ölümünden sonra olayların nasıl geliştiğine geliyor konu. humbert-humbert isimli profesör charlotte haze'in evini görmeye geliyor ama charlotte hanım artık nasıl ateşli bir bayansa epey bedensel temas kurmaya çalışıyor humbert ile. beni en çok rahatsız eden ve geren noktalardan birisi bu oldu filmde. ben humbert olsaydım epey rahatsız hissederdim charlotte'ın bana karşı olan hareketlerinden.
sanırım humbert da rahatsız oluyor ki "ya ben bir düşüneyim sonra sizi ararım" diyor charlotte'a. ama charlotte bahçeyi gösterince orada lolita ile ilk karşılaşmasını yaşıyor humbert.
şu görüntü üzerine lolita'ya aşık oluyor ve "neyse ya ev güzelmiş kalırım ki ben burada" diyor. insan tabii "lan yaşlı başlı adamsın, kaç yaşına geldin. minicik kızdan mı tahrik oluyorsun sapık herif?" diyor. ama olan olmuş, kitap yazılmış, film çekilmiş. pek bir şey diyemiyoruz artık.
humbert'a yaşadıkları çok tatlı gelecek olmalı ki haze'lerin evinde yaşadıklarını günlüğüne sürekli kaydediyor "belki yayınlarım ileride" diye. klasik yazar kafası işte. nabokov da öyle yapıyorsa demek ki...
o kadar yakınlaşmanın ardından beklenen oluyor ve charlotte ile humbert evleniyor tabii. ama yaşadıkları bir kavga neticesinde charlotte evden kaçıyor ve araba çarpması sonucu ölüyor ki aslında humbert da tam onu öldürmeyi planlıyordu. böylece humbert en çok istediği şey olan lolita ile yakınlaşma fırsatını yakalamış oluyor ki filmin en ilgin yerleri bence bundan sonraki yerleri. ama daha fazla yazmayacağım filmin gidişatı üzerine.
bir de filmdeki bazı detaylar için romanı okumak gerekiyor sanırım. aslında sübyancılık humbert'ın huyu diye okudum bir yerlerde. yani aslında lolita'ya duyduğu aşk çocukluğunda yaşadığı aşkı hatırlatıyor falan diyorlar. romanı okumadığım için detaylarını tam bilmiyorum.
bir de quilty'nin varlığını filmin her yerinde hissediyorsunuz ki ben de ilk başta "lan bu kızın odasında neden sigara reklamı posteri var ki?" diye düşünmüştüm ama sonradan anladım olayı.
quilty'nin ölümünden sonra olayların nasıl geliştiğine geliyor konu. humbert-humbert isimli profesör charlotte haze'in evini görmeye geliyor ama charlotte hanım artık nasıl ateşli bir bayansa epey bedensel temas kurmaya çalışıyor humbert ile. beni en çok rahatsız eden ve geren noktalardan birisi bu oldu filmde. ben humbert olsaydım epey rahatsız hissederdim charlotte'ın bana karşı olan hareketlerinden.
sanırım humbert da rahatsız oluyor ki "ya ben bir düşüneyim sonra sizi ararım" diyor charlotte'a. ama charlotte bahçeyi gösterince orada lolita ile ilk karşılaşmasını yaşıyor humbert.
şu görüntü üzerine lolita'ya aşık oluyor ve "neyse ya ev güzelmiş kalırım ki ben burada" diyor. insan tabii "lan yaşlı başlı adamsın, kaç yaşına geldin. minicik kızdan mı tahrik oluyorsun sapık herif?" diyor. ama olan olmuş, kitap yazılmış, film çekilmiş. pek bir şey diyemiyoruz artık.
humbert'a yaşadıkları çok tatlı gelecek olmalı ki haze'lerin evinde yaşadıklarını günlüğüne sürekli kaydediyor "belki yayınlarım ileride" diye. klasik yazar kafası işte. nabokov da öyle yapıyorsa demek ki...
o kadar yakınlaşmanın ardından beklenen oluyor ve charlotte ile humbert evleniyor tabii. ama yaşadıkları bir kavga neticesinde charlotte evden kaçıyor ve araba çarpması sonucu ölüyor ki aslında humbert da tam onu öldürmeyi planlıyordu. böylece humbert en çok istediği şey olan lolita ile yakınlaşma fırsatını yakalamış oluyor ki filmin en ilgin yerleri bence bundan sonraki yerleri. ama daha fazla yazmayacağım filmin gidişatı üzerine.
bir de filmdeki bazı detaylar için romanı okumak gerekiyor sanırım. aslında sübyancılık humbert'ın huyu diye okudum bir yerlerde. yani aslında lolita'ya duyduğu aşk çocukluğunda yaşadığı aşkı hatırlatıyor falan diyorlar. romanı okumadığım için detaylarını tam bilmiyorum.
bir de quilty'nin varlığını filmin her yerinde hissediyorsunuz ki ben de ilk başta "lan bu kızın odasında neden sigara reklamı posteri var ki?" diye düşünmüştüm ama sonradan anladım olayı.
turkish airlines euroleague
Avrupa'nın en büyük basketbol turnuvası.
türk hava yolları
Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı, Türkiye'nin bayrak taşıyıcısı olan ulusal hava yolu şirketi. Türk Hava Yolları'nın merkezi İstanbul'dadır. Ben uluslararası En güvenilir havayolu.




