Güven Sözlük - Güncel Başlıklar ve Entry'ler
sözlük yazarlarından senaryo tavsiyeleri

2016 Türkiye'sinde Sur'da görev yapan bir grup bordo bereli, onlarca terörist avlayıp görevlerine ara verdikten sonra harabeler arasında dinlenmeye çekilirler.
Uyandıklarında kendilerini dağlık bir arazide ve açık alanda bulurlar. Harabeden nasıl çıktıkları hakkımda bir fikirleri yoktur ama asıl garip olan, yüksek teknolojiye sahip teçhizat ve mühimmatlar da kendileriyle birlikte oradadır. İlk şoku atlatınca kendilerini ve mühimmatı güvenli bir mağaraya taşırlar. İçlerinden birisi keşif için dışarıya çıktığında ekibin bir şekilde 18 Mart 1915 Gelibolu'sunda olduğunu fark eder.
Garip gerçeği kabullendiklerinde, düvel-i muazzama'ya karşı savaşma ve lojistik manada üstün gelme ihtimallerinin yüksek olduğunu farkederler. Ancak savaş zaten kazanılmış ve dillere destan bir tarih zaten yazılmıştır. Eğer savaşa katılırlarsa, zaten yaşanılmış olan Çanakkale'nin tarih çizgisindeki seyri değişecek midir? Ekip savaşa müdahale edip etmeme arasında kararsız kalır.
Ekip lideri ne olursa olsun savaşa katılacaktır ve yanına da hiç bir teçhizat almayacak, Çanakkale'deki askerlerle aynı şartlarda savaşacaktır. Ekibin diğer üyeleri bunun bir intihar olduğunu düşünürler. Kimisi memleketine gidip atalarını görmeye karar verirken, kimisi Ankara'ya yürümek gerektiğini, bir diğeri ise içinde bulundukları zamana uyum sağlamak gerektiğini ve Anadolu'ya gidip başka kimliklerle çiftçilik bile yapabileceklerini düşünür.
Ekip lideri üzerindekileri çıkarıp gece orduya katılır. Anadolu'dan savaşmak üzere gelen herhangi birisi kabul edilip, bir şehidin kanlı üniformasını verirler. Şafakta taarruza hazırlanan Anadolu gençleri arasında sessizce otururken, arkasında kendisi gibi cepheye katılan sessiz ekip arkadaşlarını görür. Onlar da komutanlarını yalnız bırakmak istememiştir. Mühimmat ve teçhizatlar ise mağaraya gömülmüştür.
Taarruz sırasında bu yiğitler teker teker şehit düşerken, aynı zamanda Sur'daki suretlerinin de şehit düşmüş olduğunu görürüz.
Bu zaman yolculuğu gerçekten yapılmış mıdır, yoksa bu şehitlerin ruhları mana aleminde Çanakkale 'dekilere mi karışmıştır belli değildir.
Fonda şu müzik çalmaktadır:
1915'te bir çoban, bir mağaraya girer. Yerin eşelenmiş olduğunu fark eder. Eğilip bir avuç toprak çıkarır.
-son-
elektronik sigara
genellikle sigarayı bırakmak isteyenlerin kullandığı sigara türüdür. farklı aromaları olduğu için daha ilgi çekici olmaktadır. bu nedenle nargile yerine de içilmektedir.
[url] https://www.enbuhar.com/[/url]
[url] https://www.enbuhar.com/[/url]
geceye bir bilimsel terim bırak
bilimsel anlamda bu önemli kavramları güven sözlüğe kazandırmış olduğunuz için sizi kutlarım
geceye bir bilimsel terim bırak
siklon (alçak basınç alanı)
anti siklon (yüksek basınç alanı)
anti siklon (yüksek basınç alanı)
etkileyici şiir dizeleri
"insan usul usul ölmek için gelir dünyaya.
başlar her gün biraz daha insan olmaya.
ve ölürken usul usul ne tuhaf;
aşık olur, kedi besler, isim verir eşyaya"
Metin Altıok
başlar her gün biraz daha insan olmaya.
ve ölürken usul usul ne tuhaf;
aşık olur, kedi besler, isim verir eşyaya"
Metin Altıok
kendi yağımızla kavrulmak
sosyal statüsünü koruma gayreti içinde olan birey beyanıdır. söylerken "ne uzalıyoruz ne kısalıyoruz" manasında; hayatta büyük hedeflerinin olmadığını, şu ana kadar olan kazanımları kaybetmemesini bir şükür sebebi saydığını ifade etmeye çalışır. orta direk aile bireyidir.
kendi yağımızla kavrulmak
kendi yağımızla kavruluyoruz
Kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayıp kendi yağında kavrulanlarla yuvarlanıp gidenlerin çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşıyoruz! Bir kısmımız ise kavrulanlar ve yuvarlananlar arasında bir yerlerde bulunuyoruz.
Kendi yağımız ne demek? Neden kavrulmayı veya yuvarlanmayı tercih ediyoruz? Bütün bunlara verilecek bir cevap da mutlaka vardır. Vel hasılı kelam sevgili kardeşim, sen hangisini tercih ediyorsun? Mutlaka senin de yuvarlandığın ya da kavrulduğun günler olmuştur. Benim kendi yağında kavrulanlar ile yuvarlanıp gidenler için zaman zaman endişelendiğim de olmuştur! Özellikle yuvarlanıp gitmek nedense teslimiyeti ve vaz geçmişliği çağrıştırıyor. Bu nedenle olmalı ki çok içime sinen bir kavram değildir. Yuvarlanıp gitmek yerine her şeyi kontrol altına alamasak da alabildiklerimizi almakta fayda vardır. Her zaman her şeyi kontrol altına alamayabiliriz ama tamamen teslimiyet de başımızı gözümüzü bir yerlere çarpmaya neden olabilir.
Aslında bizim insanımızın çoğunluğu kendi yağında kavrulmayı tercih eder. Kurban bayramında kesilen kurbanları bile kendi yağı ile kavurmayı tercih eder ki bundan dolayıdır! Bu nedenle olmalı ki kendi yağı ile kavrulmak ve yuvarlanıp gitmek gibi kalıplaşmış ifadeleri sık kullanıyoruz. Biraz da “iyiyim” ya da “kötüyüm” diyemeyeceğimiz durumlarda bize bir kapı açar. Böylelikle en zor soruya, “nasılsın” sorusuna “kendi yağımızla kavrularak” ya da “yuvarlanıp giderek” cevap vermeyi tercih ediyoruz. Çünkü “Nasılsın?” sorusu kendi dikkatimizi üzerimize çeken, ilgilenen ve denetleyen bir tutum takınmamıza da yardımcı olur. Bu durumda kendimizden bir haber vermiş olacağımız için kavrulup yuvarlanıyoruz. Peki, karşımızdaki ne yapıyor? “Ha, iyiymiş” kavrulup yuvarlanıp gidiyormuş, bir sıkıntı yok” deyip muhabbete devam ediyor. Sormak istiyorum, bunun neresi iyi? Kavrulup yuvarlanıp gitmeye karşı bu kayıtsızlığımız daha ne kadar sürecek!
Kimsenin etlisine sütlüsüne karışmama meselesine gelince bu mesele daha derin bir meseledir! Oysa milletçe etliye de sütlüye de olan ilgimizi sağır sultan bile duymuştur! Niye yalan söylüyoruz? Bir toplu yemek organizasyonu gördüğümüzde oradaki etliye karışmak için hep birlikte bir çaba göstermiyor muyuz? Ya da sütlü bir tatlı gördüğümüzde daha yok mu diye bakan bakışlarımızı nasıl unutacağız! Kısaca ben şöyle bir bakıyorum! “Şöyle bir bakmak” da nasıl olur diye merak etmiyor da değilim! Konuyu dağıtmamak adına “şöyle bir bakmak” konusunu es geçiyorum! İleride hatırlatırsanız bu konuya tekrar girebiliriz. Evet, bence de kavrulup yuvarlanıp gidiyoruz ama çok zaman etliye de sütlüye de karışıyoruz. Hatta süte bal da katıp karıştırıyoruz. Buna en önemli delil de toplu yemek organizasyonlarına gösterdiğimiz ilgi ve alakadır. Ha, elbette geleneksel Konya pilavına ilgi göstermek için birçok sebebimiz var. Kim kiminle oturuyor! Ya da kim kiminle oturmuyor! Garsonun nereli olduğundan başlayıp ortak bir nokta bulduktan sonra “yeğenim, bu masaya iyi bak” demek için gösterilen çabalar sofrada bulunanların sosyalleşmesine ciddi katkıları olmaktadır. Geleneksel Konya Pilavı dedim de Bamya çorbasından helvasına, deniz üstü ya da altı etli pilava uzanan kaşıkların dili olsa da konuşsa…
Şimdi yemeyi içmeyi bırakalım da sadete gelelim! Bugün çocuklarımızı tehdit eden her türlü sorun geleceğimizi de tehdit etmektedir. Çünkü geleceğimiz çocuklarımızın ve gençlerimizin iyi yetiştirilmiş olmasına bağlıdır. Bu nedenle onların eğitimine, yetişmesine ve gelişmesine yönelik imkânların geliştirilip artırılması gerekmektedir. Özellikle toplumsal problemlerin çözümünde yöneticiler kadar sivil inisiyatiflerin de katkısı ve desteğine ihtiyaç vardır. Bunun için de kendi zamanımızdan fedakârlık yapıp taşın altına elimizi koymadıkça problemlerin kendiliğinden çözülmesini beklemeyelim. Sadece sosyal medyadan paylaşımlar yapmak da çözüm için yeterli olmayacaktır. Artık kendi yağımızla kavrulmayı bir kenara bırakıp meşru sınırlar içerisinde elimizden geleni yapmalıyız.
Kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayıp kendi yağında kavrulanlarla yuvarlanıp gidenlerin çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşıyoruz! Bir kısmımız ise kavrulanlar ve yuvarlananlar arasında bir yerlerde bulunuyoruz.
Kendi yağımız ne demek? Neden kavrulmayı veya yuvarlanmayı tercih ediyoruz? Bütün bunlara verilecek bir cevap da mutlaka vardır. Vel hasılı kelam sevgili kardeşim, sen hangisini tercih ediyorsun? Mutlaka senin de yuvarlandığın ya da kavrulduğun günler olmuştur. Benim kendi yağında kavrulanlar ile yuvarlanıp gidenler için zaman zaman endişelendiğim de olmuştur! Özellikle yuvarlanıp gitmek nedense teslimiyeti ve vaz geçmişliği çağrıştırıyor. Bu nedenle olmalı ki çok içime sinen bir kavram değildir. Yuvarlanıp gitmek yerine her şeyi kontrol altına alamasak da alabildiklerimizi almakta fayda vardır. Her zaman her şeyi kontrol altına alamayabiliriz ama tamamen teslimiyet de başımızı gözümüzü bir yerlere çarpmaya neden olabilir.
Aslında bizim insanımızın çoğunluğu kendi yağında kavrulmayı tercih eder. Kurban bayramında kesilen kurbanları bile kendi yağı ile kavurmayı tercih eder ki bundan dolayıdır! Bu nedenle olmalı ki kendi yağı ile kavrulmak ve yuvarlanıp gitmek gibi kalıplaşmış ifadeleri sık kullanıyoruz. Biraz da “iyiyim” ya da “kötüyüm” diyemeyeceğimiz durumlarda bize bir kapı açar. Böylelikle en zor soruya, “nasılsın” sorusuna “kendi yağımızla kavrularak” ya da “yuvarlanıp giderek” cevap vermeyi tercih ediyoruz. Çünkü “Nasılsın?” sorusu kendi dikkatimizi üzerimize çeken, ilgilenen ve denetleyen bir tutum takınmamıza da yardımcı olur. Bu durumda kendimizden bir haber vermiş olacağımız için kavrulup yuvarlanıyoruz. Peki, karşımızdaki ne yapıyor? “Ha, iyiymiş” kavrulup yuvarlanıp gidiyormuş, bir sıkıntı yok” deyip muhabbete devam ediyor. Sormak istiyorum, bunun neresi iyi? Kavrulup yuvarlanıp gitmeye karşı bu kayıtsızlığımız daha ne kadar sürecek!
Kimsenin etlisine sütlüsüne karışmama meselesine gelince bu mesele daha derin bir meseledir! Oysa milletçe etliye de sütlüye de olan ilgimizi sağır sultan bile duymuştur! Niye yalan söylüyoruz? Bir toplu yemek organizasyonu gördüğümüzde oradaki etliye karışmak için hep birlikte bir çaba göstermiyor muyuz? Ya da sütlü bir tatlı gördüğümüzde daha yok mu diye bakan bakışlarımızı nasıl unutacağız! Kısaca ben şöyle bir bakıyorum! “Şöyle bir bakmak” da nasıl olur diye merak etmiyor da değilim! Konuyu dağıtmamak adına “şöyle bir bakmak” konusunu es geçiyorum! İleride hatırlatırsanız bu konuya tekrar girebiliriz. Evet, bence de kavrulup yuvarlanıp gidiyoruz ama çok zaman etliye de sütlüye de karışıyoruz. Hatta süte bal da katıp karıştırıyoruz. Buna en önemli delil de toplu yemek organizasyonlarına gösterdiğimiz ilgi ve alakadır. Ha, elbette geleneksel Konya pilavına ilgi göstermek için birçok sebebimiz var. Kim kiminle oturuyor! Ya da kim kiminle oturmuyor! Garsonun nereli olduğundan başlayıp ortak bir nokta bulduktan sonra “yeğenim, bu masaya iyi bak” demek için gösterilen çabalar sofrada bulunanların sosyalleşmesine ciddi katkıları olmaktadır. Geleneksel Konya Pilavı dedim de Bamya çorbasından helvasına, deniz üstü ya da altı etli pilava uzanan kaşıkların dili olsa da konuşsa…
Şimdi yemeyi içmeyi bırakalım da sadete gelelim! Bugün çocuklarımızı tehdit eden her türlü sorun geleceğimizi de tehdit etmektedir. Çünkü geleceğimiz çocuklarımızın ve gençlerimizin iyi yetiştirilmiş olmasına bağlıdır. Bu nedenle onların eğitimine, yetişmesine ve gelişmesine yönelik imkânların geliştirilip artırılması gerekmektedir. Özellikle toplumsal problemlerin çözümünde yöneticiler kadar sivil inisiyatiflerin de katkısı ve desteğine ihtiyaç vardır. Bunun için de kendi zamanımızdan fedakârlık yapıp taşın altına elimizi koymadıkça problemlerin kendiliğinden çözülmesini beklemeyelim. Sadece sosyal medyadan paylaşımlar yapmak da çözüm için yeterli olmayacaktır. Artık kendi yağımızla kavrulmayı bir kenara bırakıp meşru sınırlar içerisinde elimizden geleni yapmalıyız.

rap
uygun adım yürüyüş yapan asker postalının yere vurma sesi
günaydınlar
Soyadı "günaydın" olan aile üyeleri hakkında konuşurken söyleniyor olabilir.
yemek odası
eskiden sürekli yemek yenen bir yer olduğunu, bizim evde neden yok diye düşünmeme neden olan kelime, sonradan evlerde böyle bir oda olmadığını anladığımda büyüdüğümü anlamıştım.
inci sözlük
maalesef inci..
bir insanı denemek
Argo da zarf atmak manasına gelir. Pek hoşnut olunmaz şahsen ben böyle birşeye maruz kalsam anlamıyormuşum gibi saf yapar işime bakarım. denencek adam mıyız? diye sorarlar insana... saftirik saftrik git kumdan kale yap kendi kendine diye yüzüne yüzüne vurmazlar mı? İnsanın sabah sabah şalterlerini attırıyorlar yahuuu...
Aman değerli yazarlar ve okuyucular sizlere değil bu sitem bu haykırış her neyse işte...
Bir insanı tanıma amaçlı yapılan bir eylem v.s. v.b. şeylere denir.
kendine güveni olmayan tipler...
yaşamın yaralarını iyileştiremeyen tipler kendi yaralarını sarmak için kangrene bağlıyorlar işi... Sen ölmüşsün de ağlayanın yok modelleri.
içten pazarlıklı
kedi yavrusu emanet edilmeyen tipler
Biz bilmiyoruz! Birtek sen biliyorsun...
Ne yazdım be anacımmm...
Tamam susuyorum, sırada ki lütfen...
güven sözlük iyi ki varsın dediklerim arasındasın... bgv
Aman değerli yazarlar ve okuyucular sizlere değil bu sitem bu haykırış her neyse işte...
Bir insanı tanıma amaçlı yapılan bir eylem v.s. v.b. şeylere denir.
kendine güveni olmayan tipler...
yaşamın yaralarını iyileştiremeyen tipler kendi yaralarını sarmak için kangrene bağlıyorlar işi... Sen ölmüşsün de ağlayanın yok modelleri.
içten pazarlıklı
kedi yavrusu emanet edilmeyen tipler
Biz bilmiyoruz! Birtek sen biliyorsun...
Ne yazdım be anacımmm...
Tamam susuyorum, sırada ki lütfen...
güven sözlük iyi ki varsın dediklerim arasındasın... bgv
günaydınlar
güzel günler.
yemek odası
ev hanımlarının en çok vakit geçirdikleri yer olduğu için dekorasyonlarına azami dikkat ettikleri mekanlardan biridir. aile bireylerinin de en çk vakit geçirdiği birkaç ev bölümünden birisidir diyebiliriz.
