nickimin "de la croix" soyadlı olması boşuna değil.
ama adım yahya değil.
kurban bayramı
Müslüman'ların iki bayramından biri.
dishekimi
Nickiyle birlikte aslında ufaktan da göz dağı vermiş olan 1. Nesil Yazarımızdır.
Henüz 32 diş ve hiç susmayan çenelerle uğramaktan tek bir entrisi olmasa dahi en kısa zamanda çene çalmayı bırakıp aramıza 32 dişiyle gülümseyerek dönecektir diye umuyorum.
Hoş geldiniz efendim.
-ağzı kulaklarında-
Henüz 32 diş ve hiç susmayan çenelerle uğramaktan tek bir entrisi olmasa dahi en kısa zamanda çene çalmayı bırakıp aramıza 32 dişiyle gülümseyerek dönecektir diye umuyorum.
Hoş geldiniz efendim.
-ağzı kulaklarında-
Güven sözlük film önerileri
Gizli misafir... Görevimiz tehlikenin son çekimi de yeni geldi ve diğerlerinden daha akıcı olmuş.
patırdamak
Patırtılı ses çıkarmak.
eşek donduran güneşi
eşeğe hak verdiğimiz kış hadisesidir. sadece eşeği değil bizi de donduruyor...
fedai
fedai Farsça bir kelimedir. fedailerin tarihçesini öğrenmek için hasan sabbah'ı bilmek gerekir.
Tam adı Hasan bin Ali bin Muhammed bin Cafer bin Hüseyin bin Sabbah el-Hamari'dir(1034 – 1124). Büyük Selçuklu Devleti zamanında yaşamış olan, tarihin eski ezoterik ve batıni örgütü Haşhaşileri kuran ve ölene kadar liderliğini yapan İranlıdır. Tarihteki en gizemli insanlardan biri olarak adı geçer. Müridlerinin adını Seyduna olarak bildiği Hasan Sabbah gençliğinde çeşitli çelişkiler yaşamış, islamiyeti büyük ölçüde sorgulamış, tarikat ve mezheplerle ilgili birçok toplantıya katılmıştır.
Edindiği bilgiler ve deneyimler doğrultusunda tarikat liderlerinin insanları istediği gibi yönetebildiğini ve yalan yanlış öğretilerle onları tamamen kendi öğretilerine bağlayabildiklerini anlamıştır. Bunun üzerine ismaili tarikatların liderlerine onların ne yapmaya çalıştığını anladığını göstererek onları büyük ölçüde şaşırtmıştır. Yakın arkadaşı olan büyük astronom Ömer Hayyam'la ettiği bir muhabbet esnasında Ömer Hayyam'ın espriyle söylediği : “bu insanlar cennet için yaşıyorlar, ancak onlara bir cennet verebilirsen onları yönetirsin” sözü Hasan Sabbah'ın hayatının sözü olmuştur. İnce bir zekayla tek damla kan dökmeden ele geçirdiği Alamut Kalesi'nin arkasındaki eski Deylem krallarının bahçelerini kusursuz bir hale getirmiştir. Köle pazarlarından satın aldığı genç ve güzel kızları bu bahçelere getirmiş, onları hurilermiş gibi yetiştirtmiştir. Bununla beraber fedai olabilecek güçteki yetişkin erkekleri de bu kaleye getirerek onlara inanılmaz bir irade kazandıracak ölümcül dersler verdirmiştir. Daha sonra onun sözde İsmaili harekatına engel olabilecek herkesi ortadan kaldırabilmek için fedailerini kendisine hayatlarını adamalarını ve onları istediği zaman cennete götürebileceğine inandırmıştır. Bu inancın sağlam olabilmesi için de aralarından başarılı birkaçına cennete götürmek vaadiyle haşhaş vermiş ve onları o bahçelere götürmüştür. Orada yarı baygın halde gördükleri muhteşem bahçelerin ve hurilerin büyüsüne kapılan fedailer çelik gibi bir imanla dönmüş ve gidemeyenleri de heyecanla anlattıkları masallara inandırmışlardır. Artık yalnızca ölmek ve cennete kavuşmak için yaşayan fedailerine istediği herşeyi yaptırabilecek olduğundan emin olan Hasan Sabbah, birbiri ardına suikastler düzenlemiş ve hepsinde de başarılı olmuştur. Büyük bir düşünce gücüne sahip olan Hasan Sabbah, ona hep destek olmuş bir hükümdar olan Hüseyin Alkeyni'yi öldürdüğü için öz oğlunu kellesiyle cezalandırabilecek kadar da kendi kanunlarının esiri olmuştur. Hasan Sabbah amaçlarına ulaştığı için sevinirken Alamut Kalesi'nde intiharlar ve belalar çoğalmıştır. Kendi kendini yiyip bitirmeye yatkın olan kurduğu bu düzen dünyada eşi benzeri görülmeyecek olaylar yaratmıştır.
Tam adı Hasan bin Ali bin Muhammed bin Cafer bin Hüseyin bin Sabbah el-Hamari'dir(1034 – 1124). Büyük Selçuklu Devleti zamanında yaşamış olan, tarihin eski ezoterik ve batıni örgütü Haşhaşileri kuran ve ölene kadar liderliğini yapan İranlıdır. Tarihteki en gizemli insanlardan biri olarak adı geçer. Müridlerinin adını Seyduna olarak bildiği Hasan Sabbah gençliğinde çeşitli çelişkiler yaşamış, islamiyeti büyük ölçüde sorgulamış, tarikat ve mezheplerle ilgili birçok toplantıya katılmıştır.
Edindiği bilgiler ve deneyimler doğrultusunda tarikat liderlerinin insanları istediği gibi yönetebildiğini ve yalan yanlış öğretilerle onları tamamen kendi öğretilerine bağlayabildiklerini anlamıştır. Bunun üzerine ismaili tarikatların liderlerine onların ne yapmaya çalıştığını anladığını göstererek onları büyük ölçüde şaşırtmıştır. Yakın arkadaşı olan büyük astronom Ömer Hayyam'la ettiği bir muhabbet esnasında Ömer Hayyam'ın espriyle söylediği : “bu insanlar cennet için yaşıyorlar, ancak onlara bir cennet verebilirsen onları yönetirsin” sözü Hasan Sabbah'ın hayatının sözü olmuştur. İnce bir zekayla tek damla kan dökmeden ele geçirdiği Alamut Kalesi'nin arkasındaki eski Deylem krallarının bahçelerini kusursuz bir hale getirmiştir. Köle pazarlarından satın aldığı genç ve güzel kızları bu bahçelere getirmiş, onları hurilermiş gibi yetiştirtmiştir. Bununla beraber fedai olabilecek güçteki yetişkin erkekleri de bu kaleye getirerek onlara inanılmaz bir irade kazandıracak ölümcül dersler verdirmiştir. Daha sonra onun sözde İsmaili harekatına engel olabilecek herkesi ortadan kaldırabilmek için fedailerini kendisine hayatlarını adamalarını ve onları istediği zaman cennete götürebileceğine inandırmıştır. Bu inancın sağlam olabilmesi için de aralarından başarılı birkaçına cennete götürmek vaadiyle haşhaş vermiş ve onları o bahçelere götürmüştür. Orada yarı baygın halde gördükleri muhteşem bahçelerin ve hurilerin büyüsüne kapılan fedailer çelik gibi bir imanla dönmüş ve gidemeyenleri de heyecanla anlattıkları masallara inandırmışlardır. Artık yalnızca ölmek ve cennete kavuşmak için yaşayan fedailerine istediği herşeyi yaptırabilecek olduğundan emin olan Hasan Sabbah, birbiri ardına suikastler düzenlemiş ve hepsinde de başarılı olmuştur. Büyük bir düşünce gücüne sahip olan Hasan Sabbah, ona hep destek olmuş bir hükümdar olan Hüseyin Alkeyni'yi öldürdüğü için öz oğlunu kellesiyle cezalandırabilecek kadar da kendi kanunlarının esiri olmuştur. Hasan Sabbah amaçlarına ulaştığı için sevinirken Alamut Kalesi'nde intiharlar ve belalar çoğalmıştır. Kendi kendini yiyip bitirmeye yatkın olan kurduğu bu düzen dünyada eşi benzeri görülmeyecek olaylar yaratmıştır.
görülmüş en saçma rüya
bir tımarhanede kendimi görüyorum ama başka bir bedende. üstelik zihinsel olarak konuşabilmeme rağmen özürlü bir bedende hapis olmuşum sanki. benimle beraber bir kaç hasta daha var. herkesin fiziksel olarak yapabildikleri sınırlı. sonra fark ediyorum ki zihnimde benimle konuşan biri var. öteki odadan onu duyuyorum zihnimde. bir mafya babasıymış, içeri alınmış. bu yeteneğin nerden geldiğini o da bilmiyor ve onun da bedeni farklı. hatta o tekerlekli sandalyeye mahkum yaşlı bir kadın bedeninde. bense kel, ağzından saylalar akan, eli ayağı yamuk duran bir bedendeyim.
neyse efenim, zihnimde konuştuğum mafya babası tipli adamla planlar yapıyoruz. önce ben çevremdeki zihinsel özürlü arkadaşların fiziksel kapasitelerini kullanarak bulunduğum odanın kapısını açıyorum. özürlü bir bedenin idaresi zor. ilk defa zihnim bedenimden hızlı hareket ediyor. odadan çıkınca herkes dağılıyor doğal olarak. mafya babasının olduğu odanın kapısını açıyorum zorlukla. bakıyorum ki tekerlekli sandalyede bir teyze. zihnimdeki ses, erkek sesi ve bedenin ona ait olmadığını söylüyor. onun da saldalyesini iteliyorum.
mafya babası bi kadının daha böyle konuşabildiğini söyleyince onu da kurtarmaya gidiyoruz. bu sırada diğer deli arkadaşlar çoktan ortalığı birbirine katmış, alarmlar çalıyor. neyse efenim o kadının sesini de takip ediyoruz ve 6-7 yaşlarında bir kız çocuğu buluyoruz. kadına göre kendisi 36 yaşında..
saçmalıklar bu kadarla da bitmiyor. üçümüz bir araya gelince bir şekilde fiziksel özrümüz azalıyor ve hareket kabiliyetimiz daha da artıyor. nihayet bizi tutan tesisin kalın demir kapısına geldiğimizde zihin aracılığı ile konuşan bu üçlü, telekinetik güçlere sahip olduğumuzu fark ediyoruz. bir anda demir kapıyı uçuruveriyoruz. kapı açılınca dışarıda mavi renkte bir duman olduğunu fark ediyoruz. sis bombası atılmış gibi ama rengi mavi. dışarıda tam teçhizatlı özel askerler bize doğru nişan almışlar. gürültüyü duyup koşan diğer deliler kapıdan dışarı çıkmaya başlayınca bu ekibin onları öldürdüğünü fark ediyoruz. ağzından salyalar akan ben, yaşlı bir kadın bedeninde mafya babası, 6-7 yaşlarında bir çocuk gibi görünen 36 yaşındaki bir teyze siper alarak, telekinetik güçlerimizi kullanarak ilerliyoruz.
ancak korkunç gerçekle o an karşılaşıyoruz. bütün tesis mavi bir gaz bulutunun içindeki cam bir kubbe içinde. kubbenin dibinde son vuruşu yapıyor ve kaçıyoruz. biraz uzaklaşınca meseleyi bir şekilde kavrıyoruz.
meğer devlet, ölüme mahkum edilmiş idamlıkları, kanser hastalarını ve ötenazi isteyen gönüllüleri almış bu tesise. über zengin dayılar, bizim genç bedenlerimize geçerken, istasyon beden olarak da zihinlerini kullanamayan bu zavallı akıl hastalarını kullanmış ve zihinlerimizi bunlara aktarmış. ancak projede bir şey ters gitmiş ve biz bu özürlü bedenlere geçerken, zihinsel kapasitelerimiz aşırı yükselmiş. bu yüzden bu güçlere sahipmişiz..
evet çok film izliyorum ve yatmadan önce 4 lahmacun gömünce böyle oluyor..
neyse efenim, zihnimde konuştuğum mafya babası tipli adamla planlar yapıyoruz. önce ben çevremdeki zihinsel özürlü arkadaşların fiziksel kapasitelerini kullanarak bulunduğum odanın kapısını açıyorum. özürlü bir bedenin idaresi zor. ilk defa zihnim bedenimden hızlı hareket ediyor. odadan çıkınca herkes dağılıyor doğal olarak. mafya babasının olduğu odanın kapısını açıyorum zorlukla. bakıyorum ki tekerlekli sandalyede bir teyze. zihnimdeki ses, erkek sesi ve bedenin ona ait olmadığını söylüyor. onun da saldalyesini iteliyorum.
mafya babası bi kadının daha böyle konuşabildiğini söyleyince onu da kurtarmaya gidiyoruz. bu sırada diğer deli arkadaşlar çoktan ortalığı birbirine katmış, alarmlar çalıyor. neyse efenim o kadının sesini de takip ediyoruz ve 6-7 yaşlarında bir kız çocuğu buluyoruz. kadına göre kendisi 36 yaşında..
saçmalıklar bu kadarla da bitmiyor. üçümüz bir araya gelince bir şekilde fiziksel özrümüz azalıyor ve hareket kabiliyetimiz daha da artıyor. nihayet bizi tutan tesisin kalın demir kapısına geldiğimizde zihin aracılığı ile konuşan bu üçlü, telekinetik güçlere sahip olduğumuzu fark ediyoruz. bir anda demir kapıyı uçuruveriyoruz. kapı açılınca dışarıda mavi renkte bir duman olduğunu fark ediyoruz. sis bombası atılmış gibi ama rengi mavi. dışarıda tam teçhizatlı özel askerler bize doğru nişan almışlar. gürültüyü duyup koşan diğer deliler kapıdan dışarı çıkmaya başlayınca bu ekibin onları öldürdüğünü fark ediyoruz. ağzından salyalar akan ben, yaşlı bir kadın bedeninde mafya babası, 6-7 yaşlarında bir çocuk gibi görünen 36 yaşındaki bir teyze siper alarak, telekinetik güçlerimizi kullanarak ilerliyoruz.
ancak korkunç gerçekle o an karşılaşıyoruz. bütün tesis mavi bir gaz bulutunun içindeki cam bir kubbe içinde. kubbenin dibinde son vuruşu yapıyor ve kaçıyoruz. biraz uzaklaşınca meseleyi bir şekilde kavrıyoruz.
meğer devlet, ölüme mahkum edilmiş idamlıkları, kanser hastalarını ve ötenazi isteyen gönüllüleri almış bu tesise. über zengin dayılar, bizim genç bedenlerimize geçerken, istasyon beden olarak da zihinlerini kullanamayan bu zavallı akıl hastalarını kullanmış ve zihinlerimizi bunlara aktarmış. ancak projede bir şey ters gitmiş ve biz bu özürlü bedenlere geçerken, zihinsel kapasitelerimiz aşırı yükselmiş. bu yüzden bu güçlere sahipmişiz..
evet çok film izliyorum ve yatmadan önce 4 lahmacun gömünce böyle oluyor..
sürahi
Kader verdi ilahi, kabullendim vallahi.
delirmek için yapılması gerekilenler
Deliliğin tanımı kişiden kişiye değişir.
Sözlük tanımına göre değil, benim için deliliğin ne olduğuna ve nasıl olunacağına dair bir şeyler söylemem gerekirse; Sürüye katılın, yığınlara karışın, nasıl yaşlandığınızı, nasıl yaşadığınızı, neyi düşünüp düşünmediğinizi, gerçek acıyı ve sevgiyi hissetmeden yaşayıp gidin. Emin olun deli gibi hissetmeyip, gayet kendinden emin kuş beyinlilerin arasında bu sorunun cevabını çok daha iyi anlarsınız.
Delirmek hiçbir şey yapmamaktır.
Sözlük tanımına göre değil, benim için deliliğin ne olduğuna ve nasıl olunacağına dair bir şeyler söylemem gerekirse; Sürüye katılın, yığınlara karışın, nasıl yaşlandığınızı, nasıl yaşadığınızı, neyi düşünüp düşünmediğinizi, gerçek acıyı ve sevgiyi hissetmeden yaşayıp gidin. Emin olun deli gibi hissetmeyip, gayet kendinden emin kuş beyinlilerin arasında bu sorunun cevabını çok daha iyi anlarsınız.
Delirmek hiçbir şey yapmamaktır.