başın sağ olsun

mahur mahur · 17.07.2020 12:44 · 2168 · #75116
taziye için kullanılan bir deyimidir. Yakınlarını kaybedenleri teselli etmek için kullanılır. Ben hep "giden gitmiştir. sen sağ ol, iyi ol" anlamına geldiğini düşünmüşümdür. Ama aslında "yaran iyileşsin" anlamına gelmekteymiş. Eski Türkçede "baş" yara, sağ ol ise aslında iyileşme anlamındaki "sağal" kelimesinin değişmesiyle birleşmiş ve "başın sağ olsun" şeklinde kalıplaşmıştır.
Upvote 3
Downvote 0
1

ilk sene evde mi yurtta mı kalmalı sorunsalı

mavikaranlik mavikaranlik · 20.11.2018 14:59 · 323 · #17762
şehir dışında okuyan öğrencilerin sık sık üzerinde düşündüğü sorundur. ilk sene hatta ilk 2 sene mutlaka yurtta kalınmalıdır. bunun alt sebepleri vardır fakat kesinlikle tecrübe ile oluşmuş tavsiyedir. her şeyden evvel daha rahat edilir, bu süreç boyunca kafanıza uygun, eve çıkılacak bir arkadaş bulunur. veyahut hali hazırda tutulmuş bir eve ek olarak gidilir. olası bir anlaşmazlık probleminde "nasılsa 2 senem kaldı dişimi sıkarım" düşüncesiyle sabredilebilir. daha ilk seneden eve çıkılırsa maddi yönden de sıkıntılar çıkabilir, anlaşmazlık durumunda 4 sene ben bu insan ile yaşayamam problemi sizi başka alternatifler bakmaya ve bu yüzden öğrenci haliniz ile maddi yönden daha fazla zorlanmanıza sebep olabilir. her şeyden önce yurtlar daha rahattır, arkadaş ortamı daha geniştir, daha eğlencelidir.sırf yurt ortamı görmek için bile en azından ilk sene mutlaka yurt deneyimi yaşanmalıdır.
Upvote 5
Downvote 0
1

canan kaftancıoğlu'na 9 yıl hapis cezası verilmesi

queen queen · 08.09.2019 22:51 · 1257 · #69259
Cezaevindeki terörist selo'ya selam söylüyordu. Artık kendi iletsin. Bir insan ne kadar dansöz olabilirse bu şahısta o kadar dansözdür. Mahkemede kendini savunduğu sözlere çok güldüm. Keşke her insan arkasında durabileceği sözler söylese.

Dilerim ömür boyu o delikten çıkamaz.
Upvote 4
Downvote 0
3

greçka

serendipity serendipity · 03.02.2019 01:23 · 1202 · #39073
Yüksek lif oranına sahip gıdadır.
Diğer adıyla karabuğday
Bol lifli yapısından dolayı sinirim sisteminin düzenlenmesinde yardımcı olur.
Özellikle diyet yapanlar tarafından tüketilen sağlıklı ama berbat kokan bir gıdadır. Zira haşlanmış greçkadan daha kötü kokular da var. Ancak bu kadar kötü kokuyla Allah günah yazmasın 2 hafta yemeden içmeden keser adamı dediğim kuru gıdadır.
Entry görseli
Upvote 2
Downvote 0
1

özgecan aslan

serendipity serendipity · 11.02.2019 12:49 · 678 · #40691
Mersin Çağ Üniverstesi'nde psikoloji öğrenimi gören rahmetli genç kızımızdır. Arkadaşıyla bir avm'de buluştuktan sonra her genç kız/erkek gibi evine gidebilmek için minibüs kullanmayı tercih etmiş ve bugün hayatının baharından koparılacağını bilmeden yoluna devam etmiş ancak yol bitmeden kendi hayatı gitmiş bir genç kızımızdır ayrıca.

Başına gelenleri özetleyecek olursam;
Mersin'in Tarsus ilçesinde 11 Şubat 2015 yılında evine gidebilmek için mininüse binmiş, en son yolcu olarak kaldığı dolmuşta tecavüz girişimine direndiği için önce defalarca bıçaklanmış ardından demir çubukla dövülmüştür. Daha sonra Özgecan Aslan'ın cesedini yakmaya çalışmışlar ancak bir kısmı yansa da bir kısmı yanmaya kainat kabul etmemiş, evren utanmıştır. Genç kızın hayatına kasteden 3 kişi Özgecan'ın ellerini de kesmiştir.

Genç kızın yanmış bedeni olaydan bir gün Sonra yani 12 Şubat 2015 günü suçu beraberindeki iki kişiyle işlediğini itiraf eden kişinin jandarma ekiplerini olay yerine götürmesi ile bulunmuştur. Cinayeti asıl işleyen, dürtü psikozu şeref yoksunu, kart zampara Suphi Altındöken'dir. Cinayete babası da yardım etmiştir. Katilin babasının adı da Necmi Palandöken'dir. Daha önce Kuyumculuk yapan sonrasında iflas eden baba ve oğul minibüs şoförlüğü yapmaya başladılar. Mahkemeye çıkarılan 3 zanlı ağırlaştırılmış müebbet ve 27 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Özgecan Aslan'ın katillerinden Suphi Altındöken Adana Kürkçüler E tipi kapalı cezaevinde uğradığı silahlı saldırıda kalbine isabet eden mermi sonucu ölmüştür.

Özgecan Aslan Türkiye'nin kilit ve sembolik isimlerinden biri olmuştur ancak benim için başka bir önemi var. Her işkenceye/tecavüze/öldürülmeye karşıyım, insanlar ölecekse kendi ecelleriyle ölmeli yasal şartlar altında başka türlü ölümleri kastetmiyorum, onlar ayrı!

Gece 00:00 sularıydı sanırım bundan 4 yıl önce. Erken uyumayı denemiş kitap dahi okumadan yarı yatağıma uzanmış haberleri okuyordum. Ancak Ne olduysa haberleri de okumaktan vazgeçtim. Sosyal medyada hepinizin de bildiği bir ünlü ara sıra masal hikayeleri paylaşırdı. Ben de kafam dağılsın diye ara sıra okurdum hatta. Yine bir hikaye anlatmıştı. Evine gitmek isterken tecavüze direnip hayatından koparılan bir genç kız anlatılıyordu.

İrkildim, o kadar derin işkenceler vardı ki, hikayedeki ormanlık alanda yankılanan çığlık sesleri adeta odamda yankı buldu. Daha fazla okumaya dayanamadım birkaç tur attım, nefes aldım ayağa kalktım.
Bu nasıl hikaye dedim!
Meğer hikaye değilmiş!
Zaten gerçeğin ta kendisiymiş!
Böyle bir şey nasıl olurmuş!
3 gece kulaklarımda bir genç kızın sesi yankılandı durdu!
Vicdan mı dersiniz, başka bir şey mi dersiniz;
Bilmem!
Ama o kızın çığlıkları adeta kulaklarımda, babasının kefenlenmiş cesedine dokunmayacak kadar kendisini kaybettiği anlar halen gözümün önünde.
Ben hikayesine dayanamadığım olayın gerçek olay anlatıldığından bihaber okuduğum o satırlar sonrası tüm başına bu haksızlık gelen insanları/hayvanların acı çığlıklarıyla adeta yaşamaya çalışıyorum.
Çığlık sesli olsa da sükutu vaveylanın sesini bizler duymamaktayız ancak evren de yankı yapmaktadır.
Tüm Özgecanların ruhu şad olsun!
Nur içinde uyuyun!
Entry görseli
Upvote 16
Downvote 0
13

kendine ait bir oda

yusuf yusuf · 24.12.2019 19:20 · 466 · #72652
Entry görseli

https://1000kitap.com/muratcepni
Yüzyıllar Geçiyor, Kadına Uygulanan Şiddet Bitmiyor!
Sevgili Virginia, seni anlıyor, duygularını paylaşıyor ve yanında olduğumu en başından bildirmek istiyorum!

Sevgili Virginia, belki de her şeye rağmen bugünleri görseydin, bir 100 yıl sonra bazı şeylerin daha da değiştiğini ve geliştiğini görecektin. Bu gelişmişliğin yanında zorbalıkları da görecektin… Bundan Dört Yüz Yıl geriye gittiğimizde, bugünlerin hayal bile edilemeyeceğini kesinkes düşünebiliriz. Dünden, bugüne neler oldu, neler yaşandı sevgili Virginia, şimdi bunlar hakkında birkaç kelam etmem gerekecek…

Bu incelemeyi Kadınlara, Kendisini Kadın gibi hisseden ve Kadınları Anlayan, Onları Savunan, Birlikte Her zorluğa Göğüs Gerebilecek Herkese İthaf ediyorum...

Geçmişe bir yolculuk yapalım, sonra günümüzün merdivenlerinden yavaş yavaş çıkalım… Kadın tüm çağlarda aşağılanmış ve asla öne çıkartılmaması gereken bir cins olmuştur. Burada bahsettiğimiz konu Kadın ve Erkek cinsinden biri olması hususudur. Kitabı okurken bir çok örnek geldi aklıma. Diziler, Filmler, Kitaplar ve yaşadığım olaylar.. İlk önce şunu anlayamıyorum, bizi biz yapan olgu annelerimizdir. Nasıl bir insanlık ki, annesinden çıkmış olmasına karşın kadını hakir görür? Kadını nasıl önemsiz bir varlık olarak kabul eder, nasıl şiddet gösterir, nasıl onu toplumdan uzak tutar. Nasıl olur ki kapalı kapılar arkasında saklanmasına sebep olur? Hangi sebeple onun Tiyatro oyununda oynayamayacağını, kitap yazamayacağını, şarkı besteleyemeyeceğini söyler?

Sayın okurlar söyler misiniz, hangi hastalıklı düşünce Kadını işe yaramaz olarak tanımlayıp, ayak işlerine layık görür, hangi mantık onları beceriksiz ilan eder? Bu görüş ve türevlerini savunan herkes kesinkes söyleyeyim hastalıklı bir düşünce yapısına sahiptir. Bunun izahı olmamakla birlikte, tek bir tedavisi vardır: KADIN = ERKEK, ERKEK = KADIN mantığının, o güzel beyninde dalgalanmasıdır…

Her sayfada yeni şeyler düşünmeye başladım.. Aklıma ilk olarak Agora filmi geldi… (***Filmi ve Anlatacağım hususları merak etmiyorsanız bu kısmı es geçip, alt paragraftan devam ediniz… )
Roma İmparatorluğu hâkimiyetindeki İskenderiye'de geçen hikaye de bilinen ilk kadın matematikçi, astronom ve filozof olan Hypatia'nın hayatı merkeze alınıyor. Hypatia, bir şeyleri başarmak için uğraşırken ve insanlığa dair yeni keşifler yapmaya çalışırken, hem kendi erkek öğrencileri tarafından hem de etrafındaki erkekler tarafından sürekli aşağılanır. Filmi izlediğinizde sabredemeyeceğiniz bir çok sahne var. Dini unsurlar kullanarak bir kadın toplumda nasıl en rezil duruma sokulur ve linç edilir çok iyi özetleniyor. Dik duran ve kimseye boyun eğmeyen bir kadındır Hypatia.. Bir çok erkek ona saygı duysa da, saygı duymayan ve sırf kadın olduğu için aşağılayan bir kitle ile karşılaşır. Ben filmi izlerken çok sinirlenmiştim. Filmin sonuna doğru ise üzüntü içindeydim. Erkekler, Kadınları sırf kadın olduğu için değil, Kadınlar ile baş edemeyeceklerini bildikleri için bu duruma sokmaktadır. Bunu net olarak görebileceğiniz bil filmdir Agora.. Kesinlikle izleyiniz…

Birkaç örnek daha vereceğim birazdan… Örneklere geçmeden önce sorgulamaya devam edelim. Bir kadın neden sadece hizmetçi olmak zorundadır? Bir kadın neden erkek himayesinde köle zihniyetinde yaşamalıdır? Bir kadın neden tek başına, özgürce ayakta durmamalıdır? Neden Kadınların hakları 19. yüz yıla kadar yok hükmündeydi? Bu durumu yıkan şeylerin en başında iletişim araçları mı gelmektedir? Kadınların sesi neden çıkmamış ve bu durumu kabullenmişlerdir? Yoksa kabullenmek zorunda mı kalmışlardır ya da bırakılmışlar mıdır?

...Konumları zorla kabul ettirtilmiştir, çünkü; kadın tek başına dolaşamaz, yoksa arkasından hayal edemeyeceğiniz yaftalar yapıştırılır, eşi ölmüş ya da onu terk etmişse bir de çocuğu varsa erkekler tarafından hemen yollu olarak görülür, ona göre muamele yapılırdı. Günümüzde de benzer şeyler olsa da 1600-1950 yıllarını düşününce daha da sıkıntı bir durum söz konusudur. Günümüzde bir kadın içten çökertilmemiş ve özellikle gücü kaybettirilmemişse, baş edemeyeceği bir durum yoktur. Geçmişin kirli sayfalarında ise bu durum böyle değildir….

***Filmi ve Anlatacağım hususları merak etmiyorsanız bu kısmı es geçip, alt paragraftan devam ediniz… İkinci örnek olarak aklıma Wonder Woman filmi geldi. DC karakterlerinden biri olan Wonder Woman'ın sinemaya aktarılması harika bir olaydı benim için. Hem kadın süperkahraman olgusunun yerleşmesi hem de kadınların yan rolden kurtulup, biz de güçlüyüz diyebilmesinin anahtarlarındandı… İlk çekilen Wonder Woman'dan sonra Justice League çekildi.. Türkçe Adı ile Adalet Birliği.. İlk solo filme karşılık bu filmde, Batman, Superman, Wonder Woman, Flash ve Aquaman gibi DC evreninin süper "yıldızlarını" bir araya geldi.. Hızlı geçiyorum hemen… Bu iki filmin farkı şudur… Wonder Woman filminin Yönetmeni Feminist Patty Jenkins iken Justice League filminin yönetmeni Zack Snyder'dir. Yani bir erkek yönetmen. Bu iki film arasında yaşanan durum şudur, ilk filminde Wonder Woman gayet usturuplu bir şekilde giyinmiş, zaten amazon un o güzelliğine uygun bir kostüm giymiştir. Yeterince açık bir kostümdür ama doğru dizayn edilmiştir. İlk filmde Gal Gadot'un çekimleri genel olarak bel üstü ve normalken, Adalet Briliği filminde aynı karakter tam tersi daha açık giydirilip, kadrajın bel altına inmesi sağlanmıştır? Bu ne saçmalıktı, bu ne şovmenlikti hiçbir anlam veremedim. Tek verdiğim anlam şu idi, 2018 yılında da olsak, kadınlar daha fazla ilgi çekmek için hala kullanılmaktadır. İki film arasında bu konuda çok değişik durumlar var ama incelemeyi uzattığından değinmiyorum.

Tekrar geçmişe dönelim.. Cumhuriyet döneminden önce kadınlara baktığımızda ne görüyoruz? Ben bir şey görmüyorum. Belki birkaç isim ön planda ama onlarda ufak bir kısımda. 1918'lere kadar kaç yazarımız var? 1-2? Kısacası yok denecek rakamlar. Kadınlar yazar mı olacakmış o dönemde tamam tamam gülmeyelim.. Kadınların temel hak ve özgürlüklerini kazanması Cumhuriyet dönemi ve sonrasında olmuştur. Bu nasıl bir rezalettir ki, bir erkek gördüğünde bir kadın arkasını dönüp, yere çömelip başını eğsin ve erkek geçsin.. Bu nasıl biz zihindir ki, erkek önce yürüsün eşi ve kız çocuklar arkadan gelsin, bu nasıl bir mantıktır ki, kadın tek başına çarşıya çıkamasın ? Ülkemiz kadınlarının 1900'ler de ki okuma oranı komiktir. 0,06 gibi bir rakamdır. Yok gibi bir şeydir. Cumhuriyet dönemi sorası neler mi olmuştur? Yazarlarımız, şairlerimiz olmuştur, öğretmenlerimiz ve profesörlerimiz olmuştur, Sinema ve Tiyatro sanatçılarımız, şarkıcılarımız, Bale yapabilen, dans edebilen kadınlarımız olmuştur. Uçak pilotu olmuştur kadınımız.. Köhne bir zihniyetten çıkarılıp, modern dünyanın ilk atılımları olmuştur. O yıllarda Amerika ve Avrupa kıtası bile bu özgürlük kıstaslarına şaşmış kalmıştır. Times'ın o dönemki yayınlarına bakabilirsiniz.

İncelemeyi daha fazla uzatmak istemesem de kısacık bir kitap bana yazdırdıkça yazdırıyor. Son olarak değineceğim konular Ölmek İçin On Üç sebep dizisini izleyerek bir genç kızın başına nelerin gelebileceğini, Damızlık Kızın Öyküsünü izleyerek kadınların toplumdaki rolünün ne kadar düşürülmüş olduğunu göreceksiniz. İki dizinin de kitapları mevcut. Damızlık kızın öyküsü dizisini ilk bölümde bıraktım. Ben katlanamadım bu zulme. Kaldıramadım. Devamında neler yaşandı bilmiyorum. Sizler bakıp öğrenebilirsiniz. Damızlık Kızın Öyküsü ve Ölmek İçin On Üç Sebep (Kitaplar nasıldır bilmiyorum ama diziler fazlasıyla ders verici ve toplumun kadına bakış açısını fazlasıyla gösteriyor.) Daha fazla örnek tabi ki verilebilir ben bunları seçtim. Ema Watson'ı da özellikle takibe alın. Sense8 dizisini izleyerek dünya görüşünüze biraz fark katıp, Black Mirror ile kendinize güzel dersler çıkarabilirsiniz.

Yaptığım eleştireler ve söylemler yaşanmış ve yaşanan şeylerdir. Kadın her zaman toplumdan uzak tutulmak istenmiştir. Kadın küçük görülmüş ve beceriksiz olarak lanse edilmiştir. Hayır kadın bunların hiçbiri olmamakla birlikte çok daha fazlasıdır. Her iki cinsin tabi ki iyi ya da kötü insan türleri mevcut bu durumları konumuzdan ayrı tutuyorum.

Son olarak diyeceğim şudur ki;

Geçmişi, geri giderek değiştiremezsiniz. Geleceği umarak ya da ümit ederek şekillendiremezsiniz. Yaşamamız gereken ne ise şuan yaşadıklarımızdan ibarettir. A'nı yaşayanlar ne geçmişte kalır ne de geleceğin hayalini kurar. Hayatımızın asıl manası tam olarak şuandadır. Bugünden şekillenmedikçe yarının hiçbir önemi yoktur. Geçmişi ders alınacak bir yapı olarak düşünüp, yarın için bugünden harekete geçmeliyiz. Cins ayrımı, ten rengi ayrımı yapmamalıyız. Hepimiz bu dünyanın İnsanlarıyız.. Bunu unutmamalıyız..

Kadın yardıma muhtaç değildir. Kendi başının çaresine bakabilir. Biz erkeklerin yapması gereken tek şey, kas gücüne güvenerek onları sindirmeye çalışmamalıyız. İnanın beyler, beyin gücü kas gücünü yener… ;)

İncelememi sonlandırıyorum.. ve güzel bir söz ile sizlere veda ediyorum…

“Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!”

~Mustafa Kemal Atatürk

Kitabı şiddetle tavsiye eder, iyi okumalar dilerim….
Upvote 4
Downvote 0
3

la tahzen

erbakanin adami erbakanin adami · 06.03.2019 00:40 · 506 · #48165
Üzülme

İnsanlar senin kalbini kırmışsa üzülme!

Rahman: (c.c), “Ben kırık kalplerdeyim” buyurmadı mı?
O halde ne diye üzülürsün ey can?
Gündüz gibi ışıyıp durmak istiyorsan;
Gece gibi kapkaranlık nefsini yak !..



“Derdim var” diyorsun;
Dert insanı Hak'ka götüren Burak'tır; sen bunu bilmiyorsun.
Sanma ki dert sadece sende var.
Şunu bil ki;
Sendeki derdi nimet sayanlar da var.
Umudunu yıkma; Yusuf'u hatırla.
Dert nerede ise deva oraya gider.
Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider.
Soru nerede ise cevap oraya verilir.
Gemi nerede ise su oradadır.
Suyu ara, susuzluğu elde et de sular alttan da yerden de fışkırmaya başlasın.
Dünya malı Allah'ın tebessümüdür: ona bak! Ama sarhoş olma…

Lâ tahzen! (Üzülme!

Irmağa deniz, denize okyanus sığmaz. .
“Aşık” olmayana anlatsan da “Ben” “Sen” anlamaz.
Hakka ulaşmak için yoldur desen kimse inanmaz…
Gönlünde zerre-i miskal şems olmayan;
Yanmaz, yanamaz…

Ayağın kırıldı diye üzülme!

Allah senden aldığı ayak yerine belki sana kanat verecek.
Kuyu dibinde kaldın diye üzülme!
Yusuf kuyudan çıktı da Mısır'a sultan oldu, unutma!
İstediğin Bir şey; Olursa Bir Hayır,
Olmazsa Bin Hayır Ara…

Geçmiş ve gelecek insana göredir. Yoksa hakikat âlemi birdir. Bu âlem bir rüyadır. Zanna kapılma ey can! Rüyada elin kesilse de korkma, elin yerindedir. Dünya bir rüya ise, başına gelen felaketler de geçicidir. Neden çok üzülürsün ki? Herşey üstüne gelip seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde sakın vaz geçme:
– Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.
Bu âlemin, bu kâinatın kitabı sensin:
Aç da kendini oku ey can!

Kâinatın en uzak köşesi, senin içinde ufak bir nokta…
Ama sen bunun farkında bile değilsin.
Derdin ne olursa olsun korkma!
Yeter ki umudun ALLAH olsun…
Herkes bir şeye güvenirken;
Senin güvencen de ALLAH olsun.
Hiçbir günah, ALLAH'ın yüce merhametinden büyük değildir ama;
Sen yine de günah işlememeye bak!

Lâ tahzen! (Üzülme!)

Derdin ne olursa olsun bir abdest al, nefes gibi…
Ve bir seccade ser odanın bir kösesine, otur ve ağla ,
Dilersen hiç konuşma…
O seni ve dertlerini senden daha iyi biliyor unutma.
Dua ederken O'na kırık bir gönülle el kaldır.
Çünkü Allah'ın merhamet ve ihsanı, gönlü kırık kişiye doğru uçar.
Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu kovmaktır.
Allah tozunu alıyor diye, niye kederlenirsin EY CAN!?

Lâ tahzen! (Üzülme!)

Bir şey olmuyorsa:
Ya daha iyisi olacağı için,
Ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur.
Şu uçan kuşlara bak! Ne ekerler, ne biçerler…
Onların rızkını düşünen Allah; seni mi ihmal edecek sanırsın!
Yeter ki sen istemeyi bil…

Belalar sağanak yağmurlar gibi yağar.
Ancak başını ona tutabilenler aşk kaydına geçerler.
Belâ yolunda muayyen bir menzildir âşık.Her nereden gam kervanı gelse de.
Aşk derdinde olan kişi;
Baş derdinde değildir…

Yapılma, yıkılmadadır;
Topluluk, dağınıklıkta;
Düzeltme, kırılmada;
Murat, muratsızlıktadır;
Varlık, yoklukta gizlidir…

Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması.
Ne kötüdür zamanın bir an kadar yakın,
Bir asır kadar uzak olması.
Ve bilir misin?
Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması..
“Ben”, deyip susması…
“Sen”. deyip ağlamaklı olması…
Eğer sen Hak yolunda yürürsen, senin yolunu açar, kolaylaştırırlar.
Eğer Hakk”ın varlığında yok olursan, seni gerçek varlığa döndürürler.
Benlikten kurtulursan o kadar büyürsün ki âleme sığmazsın.
İşte o zaman seni sana, sensiz gösterirler.

Sevginin diğer bir adı da sabırdır:

Açlığa sabredersin adı “oruç” olur.
Acıya sabredersin adı “metanet” olur.
İnsanlara sabredersin adı “hoşgörü” olur.
Dileğe sabredersin adı “dua” olur.
Duygulara sabredersin adı “gözyaşı” olur.
Özleme sabredersin adı “hasret” olur.
Sevgiye sabredersin adı “AŞK” olur…

Ne istersem ben Mevlâ'dan isterim.
Verirse yüceliğidir. Vermezse İmtihanımdır…
Allah'tan bir şey istersen:
Kapı Açılır, sen Yeterki Vurmayı Bil !…
Ne Zaman dersen bilemem ama,
Açılmaz diye umutsuz olma,
Yeterki O Kapıda Durmayı Bil…!

Hz. Mevlana
Upvote 4
Downvote 0
3