şuursuz davranışlarından dolayı ortaya çıkan pesimist hayalperest varlık ya da yaratık ! Topraktan yaratıldıklarını kabul eden ama toprağa tükürmeyi hak gören kişi ya da kişiler...
Türkiye de ki adalet papaz brunson'un adil yargılandığını düşünüp serbest bırakması gibidir.
suçu başkasının üzerine atmak
Allah'ın bahşettiği kiymetli nefesi boşa harcamayalım der ve susarım böyle insan tiplemeri için.
söz gümüş ise sükut altın mıdır
Söz gümüş ise sükût altındır atasözünden hareketle, sizleri susmaya devam ettiğimi zannedenler olabileceği için yazıya, susmayı tavsiye ediyor olmadığımı hatırlatarak başlamak istiyorum.
Çünkü başlığa bakıp da siz değerli okurları susmaya davet ettiğimi zannetmenizi istemem. Sadece az sonra aşağıda okuyacağınız kıssa nedeniyle böyle bir başlıkla karşınızdayım. Sükût etmenin bazen bütün sözlerden daha fazlasını da anlattığı olmuştur. Hatta doğru yerde doğru konuşma imkânının olmadığı yerde sükût etmek de çok şey anlatır anlayana…
Her doğru her yerde söylenir mi, söylenmez mi? tartışmalı bir konu olduğundan doğru söyleyemeyeceğimiz bir yerde isek sessiz kalarak ya da manipülatif cevaplar vererek doğruyu söylemeden ve yalan da söylemeden geçiştirdiğimiz durumlar da çok olmuştur. Bütün bunları ve benzer durumları birçoğumuz yaşamışızdır. Sevdiğimiz bir insanı kaybetmemek, kırmamak ya da korktuğumuz, çekindiğimiz yerlerde yuvarlak cevaplarla durumu kurtardığımızı düşündüğümüz durumlar hepimizin başına gelmiştir.
Konuştuğu zaman ağzından çıkanı kulağı duymayan, ölçüsü olmayan zevzek olarak adlandırabileceğimiz kişileri de kınamak istemiyorum. Lakin kimse zevzekliği tercih etmez ama yine de zevzeklikten geri durmaz. Bu o kişinin kişiliğine sinmiş bir kişilik özelliği olarak yerleşmiştir ve o kişiyi değiştiremezsiniz. Bu kişileri öyle de kabul etmek içimize sinmeyeceği için en iyisi aşağıdaki kıssa ile benzer durumlarda nasıl davranmaları gerektiği konusunda yol gösterici olmaya çalışalım ne dersiniz?
“Ebu Yusuf'ta zekâ ve mantık had safhadaydı. Çoğu zaman mantığını işletir, akli delille meselenin nakildeki hükmünü bulurdu. Bununla beraber etrafındaki insanlara karşı da çok saygılıydı. Yalnız kendisinin değil başkalarının da konuşmasını isterdi.
Bir gün meclisinde hep susan bir adama iltifat etti:
-Hep biz konuşuyoruz, sen susuyorsun. Buyur sen de konuş.
Adam sanki fırsat bekliyormuş gibi hemen sualini sordu:
- Oruçlu insan ne zaman orucunu açar?
- Akşam güneş batınca…
Adam bu defa da sualini şöyle tekrarladı:
- Ya o güneş hiç batmazsa?
Sualin saçmalığı meydandaydı. Ebu Yusuf adama ne kızdı, ne de öfkelendi. Sadece gülerek şu cevabı verdi:
- Birader, sen konuşmamakta isabet etmişsin, ben seni konuşturmakla hata etmişim!.. Sen yine susmaya devam et…”
Bu kıssadaki ana fikirden, konuştuğumuz zaman mantıklı ve tutarlı sözler konuşmayacaksak susmanın, sükût etmenin de önemli ve değerli bir eylem olduğunu anlıyoruz. Bazen karşıdakinin ne dediğini anlamak için sükût etmek de gerekir.
Çünkü başlığa bakıp da siz değerli okurları susmaya davet ettiğimi zannetmenizi istemem. Sadece az sonra aşağıda okuyacağınız kıssa nedeniyle böyle bir başlıkla karşınızdayım. Sükût etmenin bazen bütün sözlerden daha fazlasını da anlattığı olmuştur. Hatta doğru yerde doğru konuşma imkânının olmadığı yerde sükût etmek de çok şey anlatır anlayana…
Her doğru her yerde söylenir mi, söylenmez mi? tartışmalı bir konu olduğundan doğru söyleyemeyeceğimiz bir yerde isek sessiz kalarak ya da manipülatif cevaplar vererek doğruyu söylemeden ve yalan da söylemeden geçiştirdiğimiz durumlar da çok olmuştur. Bütün bunları ve benzer durumları birçoğumuz yaşamışızdır. Sevdiğimiz bir insanı kaybetmemek, kırmamak ya da korktuğumuz, çekindiğimiz yerlerde yuvarlak cevaplarla durumu kurtardığımızı düşündüğümüz durumlar hepimizin başına gelmiştir.
Konuştuğu zaman ağzından çıkanı kulağı duymayan, ölçüsü olmayan zevzek olarak adlandırabileceğimiz kişileri de kınamak istemiyorum. Lakin kimse zevzekliği tercih etmez ama yine de zevzeklikten geri durmaz. Bu o kişinin kişiliğine sinmiş bir kişilik özelliği olarak yerleşmiştir ve o kişiyi değiştiremezsiniz. Bu kişileri öyle de kabul etmek içimize sinmeyeceği için en iyisi aşağıdaki kıssa ile benzer durumlarda nasıl davranmaları gerektiği konusunda yol gösterici olmaya çalışalım ne dersiniz?
“Ebu Yusuf'ta zekâ ve mantık had safhadaydı. Çoğu zaman mantığını işletir, akli delille meselenin nakildeki hükmünü bulurdu. Bununla beraber etrafındaki insanlara karşı da çok saygılıydı. Yalnız kendisinin değil başkalarının da konuşmasını isterdi.
Bir gün meclisinde hep susan bir adama iltifat etti:
-Hep biz konuşuyoruz, sen susuyorsun. Buyur sen de konuş.
Adam sanki fırsat bekliyormuş gibi hemen sualini sordu:
- Oruçlu insan ne zaman orucunu açar?
- Akşam güneş batınca…
Adam bu defa da sualini şöyle tekrarladı:
- Ya o güneş hiç batmazsa?
Sualin saçmalığı meydandaydı. Ebu Yusuf adama ne kızdı, ne de öfkelendi. Sadece gülerek şu cevabı verdi:
- Birader, sen konuşmamakta isabet etmişsin, ben seni konuşturmakla hata etmişim!.. Sen yine susmaya devam et…”
Bu kıssadaki ana fikirden, konuştuğumuz zaman mantıklı ve tutarlı sözler konuşmayacaksak susmanın, sükût etmenin de önemli ve değerli bir eylem olduğunu anlıyoruz. Bazen karşıdakinin ne dediğini anlamak için sükût etmek de gerekir.
güzel yemekler yapan erkek
Mecburiyetlerde tantuni, hazır dönerden, iskender döner en büyük favorilerim.☺
o sene bu sene
(gizli:ankaragücü) takımının geçen sene ptt 1. lig şampiyonluğu yolunda kullandığı slogan.
patlama
Patlamak işi.
erasmus
Tam adi Desiderius Erasmus olan ve 1466-1536 yılları arasında yaşamış Kuzey Avrupa Rönesansı'nın onde gelen bilginidir. Ayrica klasik edebiyat araştırmacısı, hümanist ve ilahiyatçidir.
iki temel görüşe sahiptir; Bunlardan birine göre gerçek bilgelik, deliliktir. Öteki görüşe göre ise kendini bilge sanmak, gerçek deliliktir.
iki temel görüşe sahiptir; Bunlardan birine göre gerçek bilgelik, deliliktir. Öteki görüşe göre ise kendini bilge sanmak, gerçek deliliktir.
yazarların cenazesinde çaldırmak istediği müzik
haendel-sarabande veya chopen-noturno olabilir.
