adamlar şarkısı.
''kalbimde fay hattım, ah benim hayatım.''
güven sözlük yazarlarının hikayeleri
uyandım işte, yine karlı bir günün sabahında. harcadığım tüm sabahlar gibi bu da büyük ihtimalle boşa harcanacak.
ah, paris'in fareli ve dışkı kokan sokakları yine penceremin önünde... her zaman değiştirmek istediğim ama değiştiremediğim bir manzara... yıllardır aynı manzaraya uyanıyorum.
her sabah uyandığımda düşündüğüm gibi yine bunları düşündüm. ama bu sabahı farklı kılan başka bir detay vardı. kapım çalınıyordu. kapıyı çalan kişinin uyguladığı kuvveti dikkate alırsak erkek olmadığı kesindi. bu saatte hangi kadın kapımı çalardı ki?
"geliyorum!" diye bağırıp yataktan çıktım.üniformamı giydim ve kılıcımı kuşandım. ilk defa kapımı çalan bir hanımefendinin karşısına kötü çıkmamalıydım.
her türlü ihtimale karşı, kapıyı hafifçe aralayıp baktım. üst katımda oturan mademoiselle maëlys'ti gelen.
"bonjour mademoiselle! size nasıl yardımcı olabilirim?" dedim kısık bir sesle. uyanır uyanmaz konuştuğum ilk kişi o olduğu için de sesim haliyle hırılıtılı çıkıyordu.
"bonjour monsieur, sabah erken saatte geldiğim için özür dilerim. ama sizin yardımınıza ihtiyacım var. bugün marie-antoinette'e çeşitli kumaş örnekleri götürmem gerekiyor. acaba sizinle birlikte versailles'a gitmemde bir sakınca var mı?"
ah, en sonunda güzel ev sahibem mademoiselle maëlys ile ufak da olsa geçirebileceğim bir zaman dilimi...
"evet, tabii ki... ama izin verin de bugün için hazırlanayım. henüz yeni uyandım ve kahvaltı da yapmadım."
"anlıyorum. o halde sizi dairemde bekliyor olacağım" dedi ve merdivenlerden yukarı çıktı.
ah, maëlys... sanki başından fışkırıyormuş gibi duran dolgun sarı saçlarıyla, mavi gözleriyle, kırmızı yanaklarıyla her erkeğin rüyası... ama iş hayatnının getirdiği sertliği de taşıyan bir kadın. ailesi öldükten sonra paris'in en iyi moda evi kendisine miras kaldı. o da iflas etmemek için elinden geleni yapıyor. mal varlığı benim gibi bir subayın mal varlığı ile ölçülemeyecek kadar fazla olduğu için her zaman kendisine yakınlaşmakta tereddüt etsem de o bana hep yakın davrandı. ama belki de kiracısı olduğum içindir bu.
kahvaltımı yapıp düzgünce üniformamı giyip, silahlarımı kuşandıktan sonra mademoiselle maëlys'in kapısını çaldım. çoktan hazırlanmış olmalı ki hemen kapıyı açtı.
göz alıcıydı... normalde de göz alıcı olsa da saray kıyafetleri onu daha da göz alıcı hale getiriyordu. neticede kendisinin işi modaydı ve kendisini nasıl göz alıcı hale getireceğini de iyi biliyordu.
"bir gün kraliçe kıskançlıktan mademoiselle'i öldürecek" dedim. ama fark etmeden sesli bir biçimde söylemiştim.
"o zaman beni korumak da size düşer generalim" deyip koluma girdi. neşeliydi ama neşesi benden mi yoksa kazanacağı paradan dolayı mıydı bilmiyorum...
"bana fazla güvenmeyin. neticede hala bir köşküm bile yok" dedim.
bana bakıp güldü. arabacıların olduğu yere yürürken sürekli bana bakıyor gibiydi. ben de ilk defa kendisiyle birlikte yürümenin heyecanından ötürü sadece karşıma bakıyordum. kılıcımın kabzasını o kadar sıkıyordum ki eldivenlerimi yırtmaktan korktum.
boş bir araba bulunca versailles'a doğru yola çıktık.
"monsieur, versailles'da görev yapmak nasıl?" diye sordu bana.
"ah, tahmin edemezsiniz mademoiselle... herkes beni kıskansa da savaşa gitmeyi daha çok tercih ederdim. sadece kumaşlar ve giysiler için gitseniz bile ne kadar gerilimli bir yer olduğunun farkına varmışsınızdır."
güldü.
"öyle... ama ben en çok krala üzülüyorum. zavallı kral, adeta hapis hayatı yaşıyor gibi görünüyor. arada bir marie-antoinette'in yanına uğruyor ben onunlayken. ama o zamanlarda bile versailles'da çok sıkıldığı belli oluyor. sahi, siz çok görüyor musunuz kralı?"
"malesef, kendisi devlet işleri haricinde genelde demir atölyesine kapatıyor kendisini. çok fazla karşılaşmak pek mümkün olmuyor. zaten benim gibi düşük rütbeli birisi de kralı çok görmez."
sessiz bir şekilde beni izlemeye başladı. ilk defa karşı karşıya oturduğumuz için de heyecandan ne yapacağımı bilmiyordum. versailles'a kadar sessiz bir şekilde gittik...
ah, paris'in fareli ve dışkı kokan sokakları yine penceremin önünde... her zaman değiştirmek istediğim ama değiştiremediğim bir manzara... yıllardır aynı manzaraya uyanıyorum.
her sabah uyandığımda düşündüğüm gibi yine bunları düşündüm. ama bu sabahı farklı kılan başka bir detay vardı. kapım çalınıyordu. kapıyı çalan kişinin uyguladığı kuvveti dikkate alırsak erkek olmadığı kesindi. bu saatte hangi kadın kapımı çalardı ki?
"geliyorum!" diye bağırıp yataktan çıktım.üniformamı giydim ve kılıcımı kuşandım. ilk defa kapımı çalan bir hanımefendinin karşısına kötü çıkmamalıydım.
her türlü ihtimale karşı, kapıyı hafifçe aralayıp baktım. üst katımda oturan mademoiselle maëlys'ti gelen.
"bonjour mademoiselle! size nasıl yardımcı olabilirim?" dedim kısık bir sesle. uyanır uyanmaz konuştuğum ilk kişi o olduğu için de sesim haliyle hırılıtılı çıkıyordu.
"bonjour monsieur, sabah erken saatte geldiğim için özür dilerim. ama sizin yardımınıza ihtiyacım var. bugün marie-antoinette'e çeşitli kumaş örnekleri götürmem gerekiyor. acaba sizinle birlikte versailles'a gitmemde bir sakınca var mı?"
ah, en sonunda güzel ev sahibem mademoiselle maëlys ile ufak da olsa geçirebileceğim bir zaman dilimi...
"evet, tabii ki... ama izin verin de bugün için hazırlanayım. henüz yeni uyandım ve kahvaltı da yapmadım."
"anlıyorum. o halde sizi dairemde bekliyor olacağım" dedi ve merdivenlerden yukarı çıktı.
ah, maëlys... sanki başından fışkırıyormuş gibi duran dolgun sarı saçlarıyla, mavi gözleriyle, kırmızı yanaklarıyla her erkeğin rüyası... ama iş hayatnının getirdiği sertliği de taşıyan bir kadın. ailesi öldükten sonra paris'in en iyi moda evi kendisine miras kaldı. o da iflas etmemek için elinden geleni yapıyor. mal varlığı benim gibi bir subayın mal varlığı ile ölçülemeyecek kadar fazla olduğu için her zaman kendisine yakınlaşmakta tereddüt etsem de o bana hep yakın davrandı. ama belki de kiracısı olduğum içindir bu.
kahvaltımı yapıp düzgünce üniformamı giyip, silahlarımı kuşandıktan sonra mademoiselle maëlys'in kapısını çaldım. çoktan hazırlanmış olmalı ki hemen kapıyı açtı.
göz alıcıydı... normalde de göz alıcı olsa da saray kıyafetleri onu daha da göz alıcı hale getiriyordu. neticede kendisinin işi modaydı ve kendisini nasıl göz alıcı hale getireceğini de iyi biliyordu.
"bir gün kraliçe kıskançlıktan mademoiselle'i öldürecek" dedim. ama fark etmeden sesli bir biçimde söylemiştim.
"o zaman beni korumak da size düşer generalim" deyip koluma girdi. neşeliydi ama neşesi benden mi yoksa kazanacağı paradan dolayı mıydı bilmiyorum...
"bana fazla güvenmeyin. neticede hala bir köşküm bile yok" dedim.
bana bakıp güldü. arabacıların olduğu yere yürürken sürekli bana bakıyor gibiydi. ben de ilk defa kendisiyle birlikte yürümenin heyecanından ötürü sadece karşıma bakıyordum. kılıcımın kabzasını o kadar sıkıyordum ki eldivenlerimi yırtmaktan korktum.
boş bir araba bulunca versailles'a doğru yola çıktık.
"monsieur, versailles'da görev yapmak nasıl?" diye sordu bana.
"ah, tahmin edemezsiniz mademoiselle... herkes beni kıskansa da savaşa gitmeyi daha çok tercih ederdim. sadece kumaşlar ve giysiler için gitseniz bile ne kadar gerilimli bir yer olduğunun farkına varmışsınızdır."
güldü.
"öyle... ama ben en çok krala üzülüyorum. zavallı kral, adeta hapis hayatı yaşıyor gibi görünüyor. arada bir marie-antoinette'in yanına uğruyor ben onunlayken. ama o zamanlarda bile versailles'da çok sıkıldığı belli oluyor. sahi, siz çok görüyor musunuz kralı?"
"malesef, kendisi devlet işleri haricinde genelde demir atölyesine kapatıyor kendisini. çok fazla karşılaşmak pek mümkün olmuyor. zaten benim gibi düşük rütbeli birisi de kralı çok görmez."
sessiz bir şekilde beni izlemeye başladı. ilk defa karşı karşıya oturduğumuz için de heyecandan ne yapacağımı bilmiyordum. versailles'a kadar sessiz bir şekilde gittik...
yaşam standardını yükselten şeyler
Empati , mücadele , dayanisma
17 aralık fenerbahçe erzurum büyükşehir belediyesi maçı
Fenerbahçe 2-2 BB Erzurumspor
aşk
Aşkı Mırıldayan Dudaklarım, Sanki Susuzluğa Hasret Kalmış Gibi Çatlamış Ne
Kadar Su İçsem De Çatlakları Geçmiyor
[gif]1115_dbctdwq9zbuhdvztb9kcndxmjzxm4buk.gif[/gif]
Ummana sığmayan bu gönlümle ben, bir yârin gönlüne girince de tam yerim bu derken, nasılda kendini ummana salıvermeyi ister? Aşkın kanununda mı var bu? Gönlün merkezi bu değil mi? Yoksa ummana varmanın ilk giriş kapısı mı? Çözmek çok zor! Zerre iken damla olmak nehir olmak, zerre olan bir gönülde birleşerek mi olur varılır bilinmez! Mecnun Leyla'sına ulaşamazken, bizim ulaşmamız gerçek aşktan olmazsa gerek! Mecnun hakka vardı hakkı buldu gerçek aşkı verene ulaştı, Leyla'sını unuttu, kapı kapı açarak vararak ulaşmak mı acaba aşk?
Eksik Olanı Tamamlamak İçin Sabır Gerekir
Öyle ise vazgeçmemek gerekir anladığım kadarıyla, eksik olanı tamamlamak için sabır gerekir yoksa Mecnun sabır etmek çölde kalmazdı! Yoksa sadece gülüş yârin gamzesin de saklı değil mi o güzel gülüş, yoksa yârin gamzesine gülüş aşktan bir yansıma mı acaba? Uzun uzun düşünmem gerek… Yoksa bağrıma sineme saplanan ve eksik olan duyduğum eksiklik de neyin nesi?
Şu An Yârin Yanında Gördüğüm Bir Düş Mü?
Şu an yârin yanında gördüğüm bir düş mü? Hakiki olan aşka varmam için bir ışık mı? Aşkı mırıldayan dudaklarım, sanki susuzluğa hasret kalmış gibi çatlamış ne kadar su içsem de çatlakları geçmiyor iyileşmiyor! Bir muamma, çözmem anlamam gerek ama nasıl? Belki yaşayarak… Çöllere mi düşmem hasret ateşinde kavrulmam mı gerekir? Bakalım yaşayarak göreceğim…
Mehmet Aluç
Kadar Su İçsem De Çatlakları Geçmiyor
[gif]1115_dbctdwq9zbuhdvztb9kcndxmjzxm4buk.gif[/gif]
Ummana sığmayan bu gönlümle ben, bir yârin gönlüne girince de tam yerim bu derken, nasılda kendini ummana salıvermeyi ister? Aşkın kanununda mı var bu? Gönlün merkezi bu değil mi? Yoksa ummana varmanın ilk giriş kapısı mı? Çözmek çok zor! Zerre iken damla olmak nehir olmak, zerre olan bir gönülde birleşerek mi olur varılır bilinmez! Mecnun Leyla'sına ulaşamazken, bizim ulaşmamız gerçek aşktan olmazsa gerek! Mecnun hakka vardı hakkı buldu gerçek aşkı verene ulaştı, Leyla'sını unuttu, kapı kapı açarak vararak ulaşmak mı acaba aşk?
Eksik Olanı Tamamlamak İçin Sabır Gerekir
Öyle ise vazgeçmemek gerekir anladığım kadarıyla, eksik olanı tamamlamak için sabır gerekir yoksa Mecnun sabır etmek çölde kalmazdı! Yoksa sadece gülüş yârin gamzesin de saklı değil mi o güzel gülüş, yoksa yârin gamzesine gülüş aşktan bir yansıma mı acaba? Uzun uzun düşünmem gerek… Yoksa bağrıma sineme saplanan ve eksik olan duyduğum eksiklik de neyin nesi?
Şu An Yârin Yanında Gördüğüm Bir Düş Mü?
Şu an yârin yanında gördüğüm bir düş mü? Hakiki olan aşka varmam için bir ışık mı? Aşkı mırıldayan dudaklarım, sanki susuzluğa hasret kalmış gibi çatlamış ne kadar su içsem de çatlakları geçmiyor iyileşmiyor! Bir muamma, çözmem anlamam gerek ama nasıl? Belki yaşayarak… Çöllere mi düşmem hasret ateşinde kavrulmam mı gerekir? Bakalım yaşayarak göreceğim…
Mehmet Aluç
nihan
Gizli, saklı.
opet’in iflasının istenmesi
İzbel petrolun basvurdugu bir yontem sanirim. zira daha once baskasi icin de bu sekilde dava acmislar ve reddedilmis bundanda bişi çıkmaz boş işler .
yılbaşında taksim'de bayrak açıp halay çeken suriyeliler
Tahmini 20 kişilik bir grubun yaptığı bir eğlence sosyal medyada fazlaca büyütülmüş.
ayşen gruda
Yeşilçam ın domates güzeli.
formül
Genel bir olguyu, bir kuralı veya ilkeyi açıklayan simgeler takımı.
