ormancı
ormancının inadı
Hepimizin severek dinlediği ve sözlerindeki hüznü, müzikle hafifletilerek bestelenmiş olan ormancı türküsünün ardında acı bir hikâye vardır. Cumhuriyet kurulalı çeyrek asır olmuş, yoksulluğun ülkenin her köşesine sindiği bir dönemde bir kasabada yaşanmış olayın insanlar üzerinde bıraktığı acı ve hüznün ifadesidir Ormancı Türküsü.
Hikâyenin özeti, kasabada bir yangın olmuştur ve sonraki günde de 1946 seçimleri yapılmıştır. Ormancı, köyün muhtarından, yangınla ilgili tutanağı köy bekçisi ile nahiyeye/ilçeye göndermesini istemiş, muhtar da seçim sonuçlarının daha önemli olduğunu söylemiştir. Hangisinin önce gideceği konusundan başlayan tartışma, ormancının bıçak çekmesi ve muhtarın arkadaşı ağa oğlu Bay Mustafa'nın ormancıya korkutma amaçlı attığı kurşunun sekerek tavla oynadığı köy muhtarına isabet edip vefat etmesiyle sonuçlanmıştır. Muhtarın toprağa, Bay Mustafa'nın hapishaneye, Ormancının da köyden ayrılması ile sonuçlanmış ve kendilerinde ve geride kalanlarda acı, üzüntü ve pişmanlık bırakmıştır.
Ormancının ısrarı ve inadının olayı taşıdığı boyutun benzerleri ile çok kez işitmekte ve karşılaşmaktayız. Ormancının bu ısrarının psikodinamiğini anlamak için o günün şartlarını anlamaya çalışmak gerekmektedir. O günün koşullarını anlamadan olayı anlamak ve değerlendirme yapmak pek mümkün olamayacaktır. Sahi, ormancının bu anlamsız ısrarı nedendir? Köy muhtarına dediğini yaptırtarak bir üstünlük kurma isteği mi amaçlamıştı? O yıllarda Ormancı, taşrada, köyde ve dağda en etkili ve çekinilen kişi idi.
Çünkü yoksulluğun memleketi esir aldığı o yıllarda yakacak odunu olmayan köylü, mecburen dağa gidecek ve ağaç kesip çoluk çocukları ile ısınacaktır. Bunun önündeki en büyük engel ise, görevi ormanı ve ağaçları korumak olan, o günlerde taşrada, köyde ve dağda insanların kendisinden çekindiği Ormancılardır.
Belki de bütün bunların tek sebebi, Ormancının alkollü olduğundan dolayı tartışıp kavga çıkardığıdır. Her neden olursa olsun “yoktan bıraktın bir acı” sözlerindeki sitem çok güçlüdür. Hatta bu sitemden günümüz Ormancıların rahatsız olduklarına dair bir haber okuduğumu da hatırlıyorum. Elbette genelleme yapamayız ve Ormancılar da meslekleri de saygıya değerdir. Ormancılar haklı olarak bozulduğunu düşündüklerini imajları için bir de türkü besteleme çalışmaları yapmışlardı sanırım.
Ormancılar, zannedildiği gibi sadece mahkeme tutanaklarında değil, türküde olduğu gibi fıkralarda da geçmektedir. Çünkü toplumsal yaşam, ekonomik ve kültürel şartlar, insanların tutum ve davranışlarına yön vermekte ve etkilemektedir. Yaşadığımız sorunların bireysel bir yönü olduğu kadar, toplumsal bir yönü de vardır. Kaymakam hikayesi de Ormancının, Orman Köylüsü üzerindeki etkisini ve gücünü göstermesi açısından önemlidir. Meşhur bir hikâyedir, Bir kaymakam bir gün bir orman köyüne gitmiş, bakmış ki kimse kaymakamı tınlamıyor. İtibar eden yok, karşılayan yok, yoldan geçen yaşlı bir nine önüne gelmiş sormuş:
— Oğlum sen necisin?
— Kaymakamım Nine, köyü denetlemeye geldim. neden burada bana kimse bakmıyor?, deyince,
— Nine; Biraz daha okusaydın da Ormancı olsaydın oğlum, herkes sana hürmet gösterirdi…
Türküsünden fıkrasına kadar o günlerin şartlarında yaşanmış olayları unutmak güç olmaktadır. Bugün dinlediğimiz Ormancı türküsünün hikayesine benzer birçok hikaye vardır Anadolu Bozkırlarında… Hepsi de bir o kadar acıklı ve hüzünlüdür, bir o kadar yaralarda kendini gösterir. Ormancının kaderi ise onun sanatla buluşturulmuş olmasıdır. İşin ilginci, Ormancı türküsünün hikayesini dinledikten sonra türküden eskisi kadar keyif almadığım gerçeğidir. Türküyü dinleyince bir hüzün sarıyor dört bir yanımı, çünkü bir zamanlar yaşanmış acı bir olayın türküsünü dinlerken keyif almak yerine üzüntü ve hüzün baştan aşağı kucaklıyor. Bugün de kolaylıkla çözülebilecek problemler, insanların doğru ve rasyonel bir yaklaşımla değil de, hırs, güvensizlik ve şiddet ile çözmeye çalışmak seçildiğinde karşımıza olayın, sorunun kendisinden daha fazla acı ve hüzün çıkmaktadır. Bu nedenle herkesin kendine ve başkasına güven duyduğu, sevgi ve saygının önemli bir düstur olduğu, sorunların yine konuşarak veya meşru alternatifler geliştirerek çözülmeye çalışılmasında herkes için yarar vardır.
Ormancının türküsü bizi aldı buralara kadar getirdi, ben yazarken siz okurken şüphesiz aynı hüzün ve acıyı yaşadınız, biraz da yorulmuşuzdur değil mi? Bu yazıyı okuduğunuz için olsa gerek artık eskisi kadar keyif de alamayacaksınız Ormancı Türküsünden ki zaten bazı Türkülerden keyif alınmaz!
Hepimizin severek dinlediği ve sözlerindeki hüznü, müzikle hafifletilerek bestelenmiş olan ormancı türküsünün ardında acı bir hikâye vardır. Cumhuriyet kurulalı çeyrek asır olmuş, yoksulluğun ülkenin her köşesine sindiği bir dönemde bir kasabada yaşanmış olayın insanlar üzerinde bıraktığı acı ve hüznün ifadesidir Ormancı Türküsü.
Hikâyenin özeti, kasabada bir yangın olmuştur ve sonraki günde de 1946 seçimleri yapılmıştır. Ormancı, köyün muhtarından, yangınla ilgili tutanağı köy bekçisi ile nahiyeye/ilçeye göndermesini istemiş, muhtar da seçim sonuçlarının daha önemli olduğunu söylemiştir. Hangisinin önce gideceği konusundan başlayan tartışma, ormancının bıçak çekmesi ve muhtarın arkadaşı ağa oğlu Bay Mustafa'nın ormancıya korkutma amaçlı attığı kurşunun sekerek tavla oynadığı köy muhtarına isabet edip vefat etmesiyle sonuçlanmıştır. Muhtarın toprağa, Bay Mustafa'nın hapishaneye, Ormancının da köyden ayrılması ile sonuçlanmış ve kendilerinde ve geride kalanlarda acı, üzüntü ve pişmanlık bırakmıştır.
Ormancının ısrarı ve inadının olayı taşıdığı boyutun benzerleri ile çok kez işitmekte ve karşılaşmaktayız. Ormancının bu ısrarının psikodinamiğini anlamak için o günün şartlarını anlamaya çalışmak gerekmektedir. O günün koşullarını anlamadan olayı anlamak ve değerlendirme yapmak pek mümkün olamayacaktır. Sahi, ormancının bu anlamsız ısrarı nedendir? Köy muhtarına dediğini yaptırtarak bir üstünlük kurma isteği mi amaçlamıştı? O yıllarda Ormancı, taşrada, köyde ve dağda en etkili ve çekinilen kişi idi.
Çünkü yoksulluğun memleketi esir aldığı o yıllarda yakacak odunu olmayan köylü, mecburen dağa gidecek ve ağaç kesip çoluk çocukları ile ısınacaktır. Bunun önündeki en büyük engel ise, görevi ormanı ve ağaçları korumak olan, o günlerde taşrada, köyde ve dağda insanların kendisinden çekindiği Ormancılardır.
Belki de bütün bunların tek sebebi, Ormancının alkollü olduğundan dolayı tartışıp kavga çıkardığıdır. Her neden olursa olsun “yoktan bıraktın bir acı” sözlerindeki sitem çok güçlüdür. Hatta bu sitemden günümüz Ormancıların rahatsız olduklarına dair bir haber okuduğumu da hatırlıyorum. Elbette genelleme yapamayız ve Ormancılar da meslekleri de saygıya değerdir. Ormancılar haklı olarak bozulduğunu düşündüklerini imajları için bir de türkü besteleme çalışmaları yapmışlardı sanırım.
Ormancılar, zannedildiği gibi sadece mahkeme tutanaklarında değil, türküde olduğu gibi fıkralarda da geçmektedir. Çünkü toplumsal yaşam, ekonomik ve kültürel şartlar, insanların tutum ve davranışlarına yön vermekte ve etkilemektedir. Yaşadığımız sorunların bireysel bir yönü olduğu kadar, toplumsal bir yönü de vardır. Kaymakam hikayesi de Ormancının, Orman Köylüsü üzerindeki etkisini ve gücünü göstermesi açısından önemlidir. Meşhur bir hikâyedir, Bir kaymakam bir gün bir orman köyüne gitmiş, bakmış ki kimse kaymakamı tınlamıyor. İtibar eden yok, karşılayan yok, yoldan geçen yaşlı bir nine önüne gelmiş sormuş:
— Oğlum sen necisin?
— Kaymakamım Nine, köyü denetlemeye geldim. neden burada bana kimse bakmıyor?, deyince,
— Nine; Biraz daha okusaydın da Ormancı olsaydın oğlum, herkes sana hürmet gösterirdi…
Türküsünden fıkrasına kadar o günlerin şartlarında yaşanmış olayları unutmak güç olmaktadır. Bugün dinlediğimiz Ormancı türküsünün hikayesine benzer birçok hikaye vardır Anadolu Bozkırlarında… Hepsi de bir o kadar acıklı ve hüzünlüdür, bir o kadar yaralarda kendini gösterir. Ormancının kaderi ise onun sanatla buluşturulmuş olmasıdır. İşin ilginci, Ormancı türküsünün hikayesini dinledikten sonra türküden eskisi kadar keyif almadığım gerçeğidir. Türküyü dinleyince bir hüzün sarıyor dört bir yanımı, çünkü bir zamanlar yaşanmış acı bir olayın türküsünü dinlerken keyif almak yerine üzüntü ve hüzün baştan aşağı kucaklıyor. Bugün de kolaylıkla çözülebilecek problemler, insanların doğru ve rasyonel bir yaklaşımla değil de, hırs, güvensizlik ve şiddet ile çözmeye çalışmak seçildiğinde karşımıza olayın, sorunun kendisinden daha fazla acı ve hüzün çıkmaktadır. Bu nedenle herkesin kendine ve başkasına güven duyduğu, sevgi ve saygının önemli bir düstur olduğu, sorunların yine konuşarak veya meşru alternatifler geliştirerek çözülmeye çalışılmasında herkes için yarar vardır.
Ormancının türküsü bizi aldı buralara kadar getirdi, ben yazarken siz okurken şüphesiz aynı hüzün ve acıyı yaşadınız, biraz da yorulmuşuzdur değil mi? Bu yazıyı okuduğunuz için olsa gerek artık eskisi kadar keyif de alamayacaksınız Ormancı Türküsünden ki zaten bazı Türkülerden keyif alınmaz!
yalan dünya
2012 - 2014 tarihleri arasında oynayan 90 bölümlük gülse birsel yapımı bir dizi.
filtre kahve tavsiyeleri
santos
Hafif karamel tadı alırsınız içerken. Hoştur kendisi. Deneyin, denetin.
Hafif karamel tadı alırsınız içerken. Hoştur kendisi. Deneyin, denetin.
cvet z juga
Alenka Gotar'ın 2007 yılında ülkesini temsil ettiği şarkının ismidir. 10 yıldır bıkmadan dinlemek ile birlikte halen ilk gün olduğu gibi uzak diyarlara yolculuğa çıkarmaktadır. hak ettiği başarıyı yakalayamamıştır, aynı dönemde bizi temsil eden kenan doğulu'dan hemen önce, 24. sırada yer almıştır.
friedrich wilhelm nietzsche
"üstinsan","güç istenci" gibi kendine has fikirleriyle bilinen,15 ekim 1844 doğumlu alman filozof.
Ona göre tanrı ölmüştür ve insan dünyada sahipsizdir.Dolayısıyla kendini bu dünya için çalışmaya adamalı,varlığı üzerine düşünmelidir.
25 Ağustos 1900'de frengi sebebiyle gördüğü tedavi sonucu cıvadan zehirlenerek hayatını kaybetmiştir.
Akıl Hastanesindeki görüntüleri linktedir. [url] https://youtu.be/Fzp7iCaWNvE[/url]
Ona göre tanrı ölmüştür ve insan dünyada sahipsizdir.Dolayısıyla kendini bu dünya için çalışmaya adamalı,varlığı üzerine düşünmelidir.
25 Ağustos 1900'de frengi sebebiyle gördüğü tedavi sonucu cıvadan zehirlenerek hayatını kaybetmiştir.
Akıl Hastanesindeki görüntüleri linktedir. [url] https://youtu.be/Fzp7iCaWNvE[/url]
haluk levent
Her gördüğümde Ulubatlı Hasan'ın hikayesini hatırlatan şarkıcı. Derler ki fetihten önce, osmanlı akıncıları duvarları taciz etmek ve bizans surlarının bekçilerinin psikolojilerini bozmak için, bir türk geleneği olarak at üstünde, bizans surlarının dibinde ok atarlarmış. Akıncı hasan daha genç ve toy. Nam almak için Yine de denemek istemiş bu işi. Duvarın dibine kadar gelip at üstünde ayağa kalkmış ve ok atmış ama ne ok duvardaki nöbetçilere kadar gitmiş ne de hasan at üstünde kalabilmiş. Attan düştüğünde bizans surlarından bile kahkaha sesleri yükselmiş. O sırada olan biteni izleyen ağalardan biri, hasan'ı yerden kaldırıp kendisine şöyle söylemiş:
- üzülme evlat! Bundan sonra ayağa kalkmazsan, herkes seni attan düşen çocuk olarak bilecek. Ama ayağa kalkarsan, kaderini çizeceksin. Bir gün bu surların dibinde öyle bir şey yap ki, kimse senin attan düştüğünü hatırlayamasın..
Neticede Hasanı, ulubatlı hasan yapan sancaktarlığı efsaneleşir.
Bu haluk levent'i yeni nesil bilmez. Uyuşturucudan, sahte çek ve tahsilata, hatta terörist seviciliğine kadar bir çok iddia mevcuttu hakkında. Bur süre de hapis yattı zaten bu yüzden. Ancak çıkınca öyle harika işler yaptı, öyle kalplere dokundu ki onun bu yüzünü hiç hatırlamayan bir nesil var şimdi.
Hatırlamak zorundaydık çünkü böyle böyle ders alacağız..
- üzülme evlat! Bundan sonra ayağa kalkmazsan, herkes seni attan düşen çocuk olarak bilecek. Ama ayağa kalkarsan, kaderini çizeceksin. Bir gün bu surların dibinde öyle bir şey yap ki, kimse senin attan düştüğünü hatırlayamasın..
Neticede Hasanı, ulubatlı hasan yapan sancaktarlığı efsaneleşir.
Bu haluk levent'i yeni nesil bilmez. Uyuşturucudan, sahte çek ve tahsilata, hatta terörist seviciliğine kadar bir çok iddia mevcuttu hakkında. Bur süre de hapis yattı zaten bu yüzden. Ancak çıkınca öyle harika işler yaptı, öyle kalplere dokundu ki onun bu yüzünü hiç hatırlamayan bir nesil var şimdi.
Hatırlamak zorundaydık çünkü böyle böyle ders alacağız..
öyle bir geçer zaman ki
Erkin koray'in unutulmayan şarkılarından sadece biri. "Öyle bir geçer zaman ki" herkesin sevebilecegi türden bir sarki olup bana dünyanın geçiciliğini hatırlattığı icin daha cok sevmeme neden oluyor. Gecmisin iyiside kotusude bize aci verdigi icin neyseki zaman gececek gidecek.
Dediğim aynı ile baki
Öyle bir geçer zaman ki
Dediğim aynı ile baki
Birden dursun istersin
Seneler olunca mazi
Öyle bir geçer zaman ki
Dediğim aynı ile baki
Öyle bir geçer zaman ki
Günlere bakarsın katı katı
Üzerine çekersin perde
Yoldan geçenler var da
Her akşam gelenler nerde?
Kara yazı yazıldı sanma
İnsanın da kaderi böyle
Öyle bir geçer zaman ki
Dediğim aynıyla baki
Öyle bir geçer zaman ki
Bir cevap buldun mu sorulara?
Yiğitlikte var yine serde
Nasıl gaddar seneler
Geçiyor durduğu yerde
Dediğim aynı ile baki
Öyle bir geçer zaman ki
Dediğim aynı ile baki
Birden dursun istersin
Seneler olunca mazi
Öyle bir geçer zaman ki
Dediğim aynı ile baki
Öyle bir geçer zaman ki
Günlere bakarsın katı katı
Üzerine çekersin perde
Yoldan geçenler var da
Her akşam gelenler nerde?
Kara yazı yazıldı sanma
İnsanın da kaderi böyle
Öyle bir geçer zaman ki
Dediğim aynıyla baki
Öyle bir geçer zaman ki
Bir cevap buldun mu sorulara?
Yiğitlikte var yine serde
Nasıl gaddar seneler
Geçiyor durduğu yerde
telefonu kapatmak için söylediğimiz yalanlar
- aa dur arkadan hastaneden arıyolar kapat aricam ben seni. (Aramadı)
- telefonun çekmiyo galiba sesin gelmiyooooo.
- aa vaka geliomuş kapatiorum ararım uygun olunca.(aramadı)
- araba kullanıyorum kapat kapat.
-bazende hiç açmıyorum. Aramayın abi beni nefret ediyorum telefonda konuşmaktan.
- telefonun çekmiyo galiba sesin gelmiyooooo.
- aa vaka geliomuş kapatiorum ararım uygun olunca.(aramadı)
- araba kullanıyorum kapat kapat.
-bazende hiç açmıyorum. Aramayın abi beni nefret ediyorum telefonda konuşmaktan.


