bence, insanı hayvanlardan ayıran "diğer insanlar tarafından beğenilme" duygusudur.
bu duygu hegel'e göre insanlar ve hayvanlar arasındaki temel farkmış. ama nedense bana çok hastalıklı geliyor.
bir düşünün insanlar size hayran kalsın diye altınıza ferrari çekiyorsunuz, evinizi döşüyorsunuz, insanların hayran olduğunu kadınlarla çıkmaya başlıyorsunuz...
ama gelgelelim tek bir mısra şiir yazmamışsınız, bir filozofun kitabını açıp okumamışsınız "ne diyor lan bu sokrates?" diye. ne bir operaya gitmişsiniz, ne mozart'tan bir nota dinlemişsiniz.
neyse biraz konuyla ilgisiz oldu gibi.
noblesse oblige gözetmeyen tüm duygular ve eylemler gözümde hastalıklıdır.
allık
Kadınların yanakların tonunu ayarlamasına yarayan makyaj şeysi.
whatsapp grupları
Whatsapp ın bize sunduğu seçenek olan gruplardır. Aslında mantığı güzeldir ama genelde -en azından ben- hepsi 1 yıl sessize alınır.
türkiye'den basıp gitmek
kimse duyar kasıp milliyetçilik duygularıyla yorumlamasın gitmek isteyenleri ki aksini iddia edenleri samimi bulmuyorum tabii ki malum güruhtan değilse.ülke bana göre normalleşmeden çok uzaklaştı istediğimiz özgürlük ve gelişmişliğe ulaşabilmemizin yolu her geçen gün daha da zorlaşıyor imkanını bulsam 1 dakika beklmem arkama dahi bakmam.
herkes kendi öz yurdunda yaşayıp ölmek ister bu en doğalıdır ama az çok söylemek isteyipte söyleyemediklerimizi tahmin ediyorsunuzdur.
herkes kendi öz yurdunda yaşayıp ölmek ister bu en doğalıdır ama az çok söylemek isteyipte söyleyemediklerimizi tahmin ediyorsunuzdur.
allah
Allah; kendi iradesiyle evreni yoktan var eden, ona belli bir düzen veren, gökleri ve yerleri ve bunlarda en küçüğünden en büyüğüne kadar canlıları yaratan, onlara hayat ve rızık veren, öldüren-dirilten, dilediğini dilediği şekilde idare ve tasarrufu altında bulunduran, varlığı bir başka etkenle değil, kendinden olan, her şeyi bilen, gören, işiten, yarattıklarında en ufak bir çarpıklık ve dengesizlik bulunmayan, herşeye gücü yeten, bütün mülkün gerçek sahibi, emir ve hüküm koymaya tek yetkili; övülmeye, itaat edilmeye, şükredilmeye gerçek lâyık, bir benzeri daha bulunmayan, bütün varlıkların, güneşin, ayın, gök ve yer cisimlerinin itirazsız itaat ettiği, boyun eğdiği, ismini ululadığı, ibadet edilmeye lâyık Hak mabud. Allah, mabud olduğu için Allah değil, Allah olduğu için mabudtur. Onun İlâh oluşu, ibadete lâyık oluşu, bir başka sebepten değil; kendi 'zat'ının yüceliğindendir. insanlar zaman zaman putlara, ateşe, güneşe, yıldızlara, millî kahramanlara veya hakkında korku ve ümit besledikleri herhangi bir şeye tapınmışlar; bu hâlleriyle de onları ilâh ve mabud edinmişler, bilâhare bunlardan cayarak, onları tanımaz ve tapınmaz olmuşlardır. O zaman da daha evvel mabudlaştırdıkları varlıkların mabudluk vasıfları yok olur. Hülâsa Allah'ın dışındakiler ancak insanların mabudlaştırmalarıyla mabud telâkki edilebildikleri hâlde Allah, bütün beşer ona inansa da, inanmasa da; ibadet etse de etmese de o, zatıyla Allah olduğu için ibadete lâyıktır. Beşerin inkârı onu Allah olmaktan uzaklaştıramaz.
güreşmek
(iki kişi) Türlü oyunlarla birbirinin sırtını yere getirmeye çalışmak
20 eylül 1995 tarkan'ın inönü stadyumu konseri
ben utandım kardeşim teşekkürler
almanya denince akla gelenler
Okuduğum bölüm. Seni yenicem almanya görürsün sen.
kimseyi sevememek
Konu başlığına binaen;
Allah hepimizi yaratırken kendi tılsımından minicik te olsa hepimize o sevgi tılsımından da yollayarak bizleri vicdan, merhamet, şefkat gibi güçlü ve tatlı duygularının yanı sıra belki de tüm insanlığın içten içe arayıp çoğunlukla da bulanamadığından yakınılan en büyük şeylerden biri olan sevgi daha doğrusu sevilmek olduğu bilinir.
Yeni doğan bebeklerin, biraz daha aklı eriştiğinde parıldayan o masum gözlerde saklıydı tüm aranılan sevgi
Yani demeye çalışıyorum ki, doğduğumuzdan itibaren de sevgi dolu olup, sevgi içinde o çipil gözlere Bakan insanların sevgisiyle nasipleniyorken yani Yani sonradan öğrenilmeyip doğuştan var olan bu güçlü duygu nasıl oluyor da sonradan olmuyor!
“Yok mu oluyor, tükeniyor mu, bir daha olmayacak mı!”
Evrendeki her şey birbirine dönüşürken, bizler bir gün topraktan geldik yine toprağa dönüşüyorken sevgi gibi güçlü duygu içimizde yaşıyorken ne oluyor da birden sevmiyor/sevemiyor oluyoruz Hem de “kimseyi!”
Aslında sevginin kaybolduğu yok, her sevgi ardında o güçlülüğünde nefret te barındırır, bizim kayboldu diye düşündüğümüz duygularımız yön değiştirir, boyut nasıl atlayıp kişiye/nesneye/konusuna bağlı olarak aşk/merhamet/sempati/saygı/bağımlılık/fanatiklik boyutunu alıyor yahut aşıyorsa da tam tersi yön değiştirmesinde sert rüzgarlarla birlikte etken varsa başka hal ve durumlar içinde yer alınmasına sebep olmaktadır.
Eğer kendinizde nefretlik boyutuna dönüştüğünüze saptadığınız anınız varsa bilin ki bu da geçecek, değişecek, dönüşecek. Evren de sevgiyle Yani sevginin getirisi olarak “iyilik” ile dönmektedir.
Evren halen daha döndüğüne göre o zaman umut var evet bugün kötü Hatta çok kötü bazı şeyler Hatta artık nefret dahi hissedemeyecek hale geliyoruz ama bu evre bilinmeli ki geçicidir.
Yeter ki kendimizi bu soyut ama somut olan düşünce Seline kaptırmayalım. Evrene az da olsa bir şeylerin değişeceğine biten her şeyin yeni kapının çalınmak üzere olduğunuz inancıyla enerjimizi yollayıp, blokaj etkisi yaratmayın!
Ne ekerseniz onu biçersiniz.
Evren'in karşılığı aynadır.
Sevmezseniz sevilmezseniz.
Önce sevmek lazım.
Hatta çok sevmek!
Her şeyi sevmek!
Kötü olanı bile...
Allah hepimizi yaratırken kendi tılsımından minicik te olsa hepimize o sevgi tılsımından da yollayarak bizleri vicdan, merhamet, şefkat gibi güçlü ve tatlı duygularının yanı sıra belki de tüm insanlığın içten içe arayıp çoğunlukla da bulanamadığından yakınılan en büyük şeylerden biri olan sevgi daha doğrusu sevilmek olduğu bilinir.
Yeni doğan bebeklerin, biraz daha aklı eriştiğinde parıldayan o masum gözlerde saklıydı tüm aranılan sevgi
Yani demeye çalışıyorum ki, doğduğumuzdan itibaren de sevgi dolu olup, sevgi içinde o çipil gözlere Bakan insanların sevgisiyle nasipleniyorken yani Yani sonradan öğrenilmeyip doğuştan var olan bu güçlü duygu nasıl oluyor da sonradan olmuyor!
“Yok mu oluyor, tükeniyor mu, bir daha olmayacak mı!”
Evrendeki her şey birbirine dönüşürken, bizler bir gün topraktan geldik yine toprağa dönüşüyorken sevgi gibi güçlü duygu içimizde yaşıyorken ne oluyor da birden sevmiyor/sevemiyor oluyoruz Hem de “kimseyi!”
Aslında sevginin kaybolduğu yok, her sevgi ardında o güçlülüğünde nefret te barındırır, bizim kayboldu diye düşündüğümüz duygularımız yön değiştirir, boyut nasıl atlayıp kişiye/nesneye/konusuna bağlı olarak aşk/merhamet/sempati/saygı/bağımlılık/fanatiklik boyutunu alıyor yahut aşıyorsa da tam tersi yön değiştirmesinde sert rüzgarlarla birlikte etken varsa başka hal ve durumlar içinde yer alınmasına sebep olmaktadır.
Eğer kendinizde nefretlik boyutuna dönüştüğünüze saptadığınız anınız varsa bilin ki bu da geçecek, değişecek, dönüşecek. Evren de sevgiyle Yani sevginin getirisi olarak “iyilik” ile dönmektedir.
Evren halen daha döndüğüne göre o zaman umut var evet bugün kötü Hatta çok kötü bazı şeyler Hatta artık nefret dahi hissedemeyecek hale geliyoruz ama bu evre bilinmeli ki geçicidir.
Yeter ki kendimizi bu soyut ama somut olan düşünce Seline kaptırmayalım. Evrene az da olsa bir şeylerin değişeceğine biten her şeyin yeni kapının çalınmak üzere olduğunuz inancıyla enerjimizi yollayıp, blokaj etkisi yaratmayın!
Ne ekerseniz onu biçersiniz.
Evren'in karşılığı aynadır.
Sevmezseniz sevilmezseniz.
Önce sevmek lazım.
Hatta çok sevmek!
Her şeyi sevmek!
Kötü olanı bile...
ahmet kural'ın kabahatinden büyük özrü
Bir kadını itip kakmanın normal olduğunu savunan "sözde özür yazısı"dır. Madem bişey yaptın adam gibi arkasında dur değil mi?