bir şey olmadı ya. ne bileyim ben işte öyle, insanlar baksana yani, kimse adam yerine koymadı ya beni. işe yaramazın tekiyim. bende dedim, bari bi işe gireyim, bi yoluna sokmaya çalışayım her şeyi. sen de öyle düşünüyordun ya, işe yaramaz bi adam olduğumu. bilmiyorum ben ya. biraz şey oldum yani, aklım başıma mı geldi ne olduysa; biraz şeyi anladım, bi insanın sevilebilmesi için kendisi gibi olmaması gerekiyormuş, sevilebilmek için herkes gibi olmak gerekiyormuş. ben herkes gibi olmaya karar verdim. belki o zaman.. ne bileyim.
L&M
iç monolog
Edebiyatta kullanılan bir yazım tekniği. Yazar, Roman ya da hikayenin kahramanının düşüncelerini birbiriyle mantık ilişkisi kurarak anlatır.
çiftlerin kavga etme sebepleri
Karşılıklı fikir ayrılıklarının çıkardığı sorunları, saygı çerçevesinde halledememek en büyük sebeptir. Yanlış insan kısmına hiç girmiyorum.
unutulmaz filmler
Oxford Cinayetleri
Yaşam ve Ölüm Arasında
Yıldızlararası
Marslı
Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi
Yaşam ve Ölüm Arasında
Yıldızlararası
Marslı
Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi
sözlük yazarlarının whatsapp durum güncellemeleri
Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
dünya
" ve allah dünyayı 4 aşamada yarattı."
--“kul e inneküm le tekfürune billeziy halekal arda fiy yevmeyni” ya'nî “de ki: “gerçekten siz yeryüzünü iki “yevm” de hálk edeni mi inkâr ediyor sunuz” (fussılet, 41/9) ; “ve ceale fîhâ revâsiye min fevkıhâ ve bâreke fîhâ ve kaddere fîhâ akvâtehâ fî erbeati eyyâm” ya'nî “ve orada üzerinde sâbit dağlar oluşturdu ve orayı bereketli kıldı ve onların rızıklarını dört “yevm”de takdir etti” (fussılet, 41/10); “fe kadâhünne seb'a semâvâtin fî yevmeyni” ya'nî “böylece onları iki “yevm”de yedi kat gök olarak tamamladı” (fussılet, 41/12) ; “allahullezî halakas semâvâti vel arda ve mâ beynehüma fî sitteti eyyâmin sümmestevâ alel arş” ya'nî “o allah'ki gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı “yevm”de hálk etti, sonra arş'a istiva etti” (secde, 32/4) , âyeti kerîmelerinde gerek yeryüzünün ve gerek yedi kat göklerin altı günde hálkedildiği beyân buyrulur. “yevm” kelimesine “küllî devre” ma'nâsı verilmesi uygun olur. çünkü “cüz'i devir”ler bir günün kısımları cinsinden olduğundan, bunlar dikkate alınmamıştır. şu halde, yeryüzü ve gökler iki kül lî devrede hálk edilmiştir. birinci küllî devre: “e ve lem yerellezîne keferu ennes semâvâti vel arda kânetâ retkan fe fetaknâhüma” ya'nî “inkâr edenler semâvât ve arzın bitişik olduğunu görmediler mi? sonra biz o ikisini ayırdık.”(enbiyâ, 21/30) âyeti kerîmesinde işâret edildiği üzere “bitişik devre”dir ki, bu devir amâ' âlemi, ya'nî güneş sisteminin ilk maddesi olan nefesi rahmânî'nin parlak bulut hâ linde yoğunlaşmasıdır. bu devrede gökler ve yeryüzü bitişiktir. ikinci küllî devre “ayrılma devresi” dir ki, bu devrede gökler ve yerler bi rer birer birbirinden ayrılıp, farklı oldular. nitekim, daha önce îzâh edildi. “ve ceale fîhâ revâsiye min fevkıhâ ve bâreke fîhâ ve kaddere fîhâ akvâtehâ fî erbeati eyyâm” ya'nî “ve orada üzerinde sâbit dağlar oluşturdu ve orayı bereketli kıldı ve onların rızıklarını dört “yevm”de takdir etti” (fussılet, 41/10) ; âyeti kerîmesi gereğince de, bizim dünyâmızın dört devre de kemâle erdiği anlaşılıyor. bunlar da şunlardır: 1. ateş devresi, 2. su devresi, 3. toprak devresi, 4. bitkiler ve hayvanlar devresi.
1. ateş devresi güneşin altıncı “çocuk” olarak doğurduğu dünyâ, “an ne”sinden ayrıldığı vakit bir âteş küresi idi. uzun zaman bu halde yörünge sinde döndü. hak teâlâ hazretleri bu bineğe, bineğin cinsinden bir tür mah lûk bindirdi ki bunlar cinler kavmi idi. nitekim buyurur: “vel cânne haleknâhû min kablu min nâris semûm” ya'nî “ve cinleride daha önce semûm ateşten hálk ettik”(hicr,15/27), “ve halekal cânne min mâricin min nâr” ya'nî “ve cinleri dumansız ateş ten hálk etti” (rahmân, 55/15). 2. su devresi: dünya uzun bir zaman güneşin etrâfında, ateş küresi hâlin de döndükten sonra, onun ateşi, yüzeyinden suya dönüşmüş ve kesîf unsurla rı ateşten lavlar hâlinde alt tabakalarını oluşturmuştur. çünkü fizik ilminin bakış açısından bu iki akıcı zıt ise de kimyâ ilmine göre aynı unsurların bileş keleridir. nitekim, günümüzde, dünyâmızın etrâfını çevreleyen denizler hid rojen, oksijen ve sodyumdan oluşmuştur. bu devreye: “ve kâne arşuhu alel mâi” ya'nî ”ve o'nun arş'ı su üzerin de idi” (hûd, 11/7) âyeti kerîmesi ile işâret buyurulur. 3.toprak devresi: dünyanın yüzeyinin derece derece sertleşme ve soğuma devresidir ki, ilk kabuğu yarı katı, hamur gibi, yumuşak, esnek ve kokmuş karbon birleşiklerinden ibârettir ki, buna “yapışkan balçık” ve “salsâl” da de nir. fen ehlinin “protoplazma”, dedikleri şey, bu kokmuş çamurdan meydana gelir ki, bu madde canlı cisimlerin kaynağıdır. beşer türünün bu çamurdan hálkedildiği kur'ânı kerîm'de haber verilir: “innâ haleknâhüm min tînın lâzib” ya'nî “muhakkak biz, onları yapışkan balçıktan hálk ettik” (saffât, 37/11), “ve iz kâle rabbüke lilmelâiketi innî hâlikun beşeran min salsâlin min hamein mesnûn” ya'nî “hani rabbin meleklere şöyle demişti: “mu hakkak ben, salsâl'dan, değişip dönüşen balçıktan bir beşer hálkedeceğim” (hicr, 15/28). 4.bitkiler ve hayvânlar devresi: fen adamlarının beyânına göre bu kok muş çamurdan, daha sonra ilk bitkiler meydana gelmiş ve bitkiler sürekli geli şerek, büyük ormanlar vücûda gelmiştîr. işbu ilk canlı cisimler, ya basît hücre lerden ve ya da hücre topluluklarından meydana gelmiş olup “su yosunları” familyasından jelâtini maddeler imiş. ikrâm sahibi tahkîk ehli tarafından da tasdîk buyurulduğu üzere, yeryü zünde insan, hayvânlardan ve bitkilerden sonra açığa çıkmıştır. jeologlar ilk kara hayvânlarının köksüz bitkiler tarzında var olduğunu ve omurgasızlarında maden, bitki ve hayvan vasıflarını birleştiren züûfiyyetler, mercanlar, sün gerler, delikli mercanlar ile, kabuksu hayvânlardan ibâret bulunduğunu ve daha sonra bunların muhtelif değişimler geçirmek sûretiyle kemâl bularak çe şitli şekillerde açığa çıkıp erkeklik ve dişiliğin meydana geldiğini beyân eder ler. hiç şek ve şüphe yoktur ki, gerek bitkiler ve gerek hayvânlar, yeryüzünün kabuğundan hálk edilmiş ve şu anda dahi hálkedilmektedir. şimdi bu sayılan yeryüzünün dört devresi “ve huvellezî halakas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmin ve kâne arşuhu alel mâi” ya'nî ”o ki semâları ve arzı altı “yevm”de hálk etti ve o'nun arşı su üzerinde idi” (hûd, 11/7) âyeti kerîmesine göre gökleride içine almaktadır, şöyle ki: ilk olarak; her bir gezegenin güneşten, kopup ayrılarak başlangıçta bir ateş küresi olduğunda şüphe yoktur. ikinci olarak; göklerin ve yerin tamamının, ilâhi mülklerden birer mülk oldukları “ve kâne arşuhu alel mâi” ya'nî “o'nun arşı su üzerinde idi” (hûd, 11/7) yüce beyânı hepsini içine aldığı için her bir semânın su devresine tâbi' olduğu anlaşılıyor. üçüncü olarak; her bir semâ dahi dünyâ cinsinden ve elementlerden oluş tuklarından, bu halden sonra kabuk bağlayacakları tabîîdir. bu da onların top rak devreleridir. dördüncü olarak; “ella yescüdü lillahillezî yuhricül hab'e fiys semâvâti vel ardı” ya'nî “nasıl secde etmezler, o allah ki semâlarda ve yerde saklı olanı çıkarır” (neml, 27/25) buyurulduğuna göre, bitki devreleri, “ve min âyâtihi hálkus semâvati vel ardı ve mâ besse fîhimâ min dabbetin” ya'nî “semâları ve yeri hálk etmesi ve onlarda dabbeden çoğaltıp yaydıkları o'nun işâretlerindendir”(şûrâ, 42/29) buyurulduğuna göre de hayvân devre leri olunca, toprak devreleri de olduğu açıktır. --
fususul hikem / muhiyiddin ibnul el arabi
--“kul e inneküm le tekfürune billeziy halekal arda fiy yevmeyni” ya'nî “de ki: “gerçekten siz yeryüzünü iki “yevm” de hálk edeni mi inkâr ediyor sunuz” (fussılet, 41/9) ; “ve ceale fîhâ revâsiye min fevkıhâ ve bâreke fîhâ ve kaddere fîhâ akvâtehâ fî erbeati eyyâm” ya'nî “ve orada üzerinde sâbit dağlar oluşturdu ve orayı bereketli kıldı ve onların rızıklarını dört “yevm”de takdir etti” (fussılet, 41/10); “fe kadâhünne seb'a semâvâtin fî yevmeyni” ya'nî “böylece onları iki “yevm”de yedi kat gök olarak tamamladı” (fussılet, 41/12) ; “allahullezî halakas semâvâti vel arda ve mâ beynehüma fî sitteti eyyâmin sümmestevâ alel arş” ya'nî “o allah'ki gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı “yevm”de hálk etti, sonra arş'a istiva etti” (secde, 32/4) , âyeti kerîmelerinde gerek yeryüzünün ve gerek yedi kat göklerin altı günde hálkedildiği beyân buyrulur. “yevm” kelimesine “küllî devre” ma'nâsı verilmesi uygun olur. çünkü “cüz'i devir”ler bir günün kısımları cinsinden olduğundan, bunlar dikkate alınmamıştır. şu halde, yeryüzü ve gökler iki kül lî devrede hálk edilmiştir. birinci küllî devre: “e ve lem yerellezîne keferu ennes semâvâti vel arda kânetâ retkan fe fetaknâhüma” ya'nî “inkâr edenler semâvât ve arzın bitişik olduğunu görmediler mi? sonra biz o ikisini ayırdık.”(enbiyâ, 21/30) âyeti kerîmesinde işâret edildiği üzere “bitişik devre”dir ki, bu devir amâ' âlemi, ya'nî güneş sisteminin ilk maddesi olan nefesi rahmânî'nin parlak bulut hâ linde yoğunlaşmasıdır. bu devrede gökler ve yeryüzü bitişiktir. ikinci küllî devre “ayrılma devresi” dir ki, bu devrede gökler ve yerler bi rer birer birbirinden ayrılıp, farklı oldular. nitekim, daha önce îzâh edildi. “ve ceale fîhâ revâsiye min fevkıhâ ve bâreke fîhâ ve kaddere fîhâ akvâtehâ fî erbeati eyyâm” ya'nî “ve orada üzerinde sâbit dağlar oluşturdu ve orayı bereketli kıldı ve onların rızıklarını dört “yevm”de takdir etti” (fussılet, 41/10) ; âyeti kerîmesi gereğince de, bizim dünyâmızın dört devre de kemâle erdiği anlaşılıyor. bunlar da şunlardır: 1. ateş devresi, 2. su devresi, 3. toprak devresi, 4. bitkiler ve hayvanlar devresi.
1. ateş devresi güneşin altıncı “çocuk” olarak doğurduğu dünyâ, “an ne”sinden ayrıldığı vakit bir âteş küresi idi. uzun zaman bu halde yörünge sinde döndü. hak teâlâ hazretleri bu bineğe, bineğin cinsinden bir tür mah lûk bindirdi ki bunlar cinler kavmi idi. nitekim buyurur: “vel cânne haleknâhû min kablu min nâris semûm” ya'nî “ve cinleride daha önce semûm ateşten hálk ettik”(hicr,15/27), “ve halekal cânne min mâricin min nâr” ya'nî “ve cinleri dumansız ateş ten hálk etti” (rahmân, 55/15). 2. su devresi: dünya uzun bir zaman güneşin etrâfında, ateş küresi hâlin de döndükten sonra, onun ateşi, yüzeyinden suya dönüşmüş ve kesîf unsurla rı ateşten lavlar hâlinde alt tabakalarını oluşturmuştur. çünkü fizik ilminin bakış açısından bu iki akıcı zıt ise de kimyâ ilmine göre aynı unsurların bileş keleridir. nitekim, günümüzde, dünyâmızın etrâfını çevreleyen denizler hid rojen, oksijen ve sodyumdan oluşmuştur. bu devreye: “ve kâne arşuhu alel mâi” ya'nî ”ve o'nun arş'ı su üzerin de idi” (hûd, 11/7) âyeti kerîmesi ile işâret buyurulur. 3.toprak devresi: dünyanın yüzeyinin derece derece sertleşme ve soğuma devresidir ki, ilk kabuğu yarı katı, hamur gibi, yumuşak, esnek ve kokmuş karbon birleşiklerinden ibârettir ki, buna “yapışkan balçık” ve “salsâl” da de nir. fen ehlinin “protoplazma”, dedikleri şey, bu kokmuş çamurdan meydana gelir ki, bu madde canlı cisimlerin kaynağıdır. beşer türünün bu çamurdan hálkedildiği kur'ânı kerîm'de haber verilir: “innâ haleknâhüm min tînın lâzib” ya'nî “muhakkak biz, onları yapışkan balçıktan hálk ettik” (saffât, 37/11), “ve iz kâle rabbüke lilmelâiketi innî hâlikun beşeran min salsâlin min hamein mesnûn” ya'nî “hani rabbin meleklere şöyle demişti: “mu hakkak ben, salsâl'dan, değişip dönüşen balçıktan bir beşer hálkedeceğim” (hicr, 15/28). 4.bitkiler ve hayvânlar devresi: fen adamlarının beyânına göre bu kok muş çamurdan, daha sonra ilk bitkiler meydana gelmiş ve bitkiler sürekli geli şerek, büyük ormanlar vücûda gelmiştîr. işbu ilk canlı cisimler, ya basît hücre lerden ve ya da hücre topluluklarından meydana gelmiş olup “su yosunları” familyasından jelâtini maddeler imiş. ikrâm sahibi tahkîk ehli tarafından da tasdîk buyurulduğu üzere, yeryü zünde insan, hayvânlardan ve bitkilerden sonra açığa çıkmıştır. jeologlar ilk kara hayvânlarının köksüz bitkiler tarzında var olduğunu ve omurgasızlarında maden, bitki ve hayvan vasıflarını birleştiren züûfiyyetler, mercanlar, sün gerler, delikli mercanlar ile, kabuksu hayvânlardan ibâret bulunduğunu ve daha sonra bunların muhtelif değişimler geçirmek sûretiyle kemâl bularak çe şitli şekillerde açığa çıkıp erkeklik ve dişiliğin meydana geldiğini beyân eder ler. hiç şek ve şüphe yoktur ki, gerek bitkiler ve gerek hayvânlar, yeryüzünün kabuğundan hálk edilmiş ve şu anda dahi hálkedilmektedir. şimdi bu sayılan yeryüzünün dört devresi “ve huvellezî halakas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmin ve kâne arşuhu alel mâi” ya'nî ”o ki semâları ve arzı altı “yevm”de hálk etti ve o'nun arşı su üzerinde idi” (hûd, 11/7) âyeti kerîmesine göre gökleride içine almaktadır, şöyle ki: ilk olarak; her bir gezegenin güneşten, kopup ayrılarak başlangıçta bir ateş küresi olduğunda şüphe yoktur. ikinci olarak; göklerin ve yerin tamamının, ilâhi mülklerden birer mülk oldukları “ve kâne arşuhu alel mâi” ya'nî “o'nun arşı su üzerinde idi” (hûd, 11/7) yüce beyânı hepsini içine aldığı için her bir semânın su devresine tâbi' olduğu anlaşılıyor. üçüncü olarak; her bir semâ dahi dünyâ cinsinden ve elementlerden oluş tuklarından, bu halden sonra kabuk bağlayacakları tabîîdir. bu da onların top rak devreleridir. dördüncü olarak; “ella yescüdü lillahillezî yuhricül hab'e fiys semâvâti vel ardı” ya'nî “nasıl secde etmezler, o allah ki semâlarda ve yerde saklı olanı çıkarır” (neml, 27/25) buyurulduğuna göre, bitki devreleri, “ve min âyâtihi hálkus semâvati vel ardı ve mâ besse fîhimâ min dabbetin” ya'nî “semâları ve yeri hálk etmesi ve onlarda dabbeden çoğaltıp yaydıkları o'nun işâretlerindendir”(şûrâ, 42/29) buyurulduğuna göre de hayvân devre leri olunca, toprak devreleri de olduğu açıktır. --
fususul hikem / muhiyiddin ibnul el arabi
özünde iyi insan
Özünde Bir tür teselli cümlesi olan, teselliye henüz başlanıyorken tercih edilip sonrasında ağızda bir çırpıda çıkan, “taş” yerine “ekmek” atmayı tercih edenlerin sözüdür.
Hani konuyu nerden bağlayacağınızı bilemezsiniz de, kalbi/kalpleri kırılmasın da ama olumsuzu olumluyu da çevireyim diye iki büklüm olanların yegane, sevgi abidesi, “tamlayanı çok tamamlayanı yok” ifade şekildir.
Genelde kullanım yerleri malum konular üzerine gerçekleştiriliyorken bilinmeli ki bu sözden Sonra da öncesindekileri de yumuşatmamaktadır.
şair burda ne demek istedi
Hani bazı sözler vardır; ama sözcüğünden söylenen tüm güzel sözleri yalanlar, ocağına incir ağacı dikiyorsa bu sevimlilik kurabiyesi tadındaki niteliksiz sıfat tamlaması da kendisinden önce gelen muhtemel tüm olumsuz düşünceleri de bir anda tatlı yapmamaktadır.
Adam/Kadın hırsızlık yapmış, pedofilinin daniskası olmuş, faiz yemiş, kopya çekmiş, talan etmiş, Melek Mikail'den rol çalıp doğal afetleri tüm insanlığın başına getirmiş sonrasında .... ama “özünde iyi insan” denilmiş!
İyi olmayanların özü de iyi olmaz!
Yemezler kardeşim!
Hani konuyu nerden bağlayacağınızı bilemezsiniz de, kalbi/kalpleri kırılmasın da ama olumsuzu olumluyu da çevireyim diye iki büklüm olanların yegane, sevgi abidesi, “tamlayanı çok tamamlayanı yok” ifade şekildir.
Genelde kullanım yerleri malum konular üzerine gerçekleştiriliyorken bilinmeli ki bu sözden Sonra da öncesindekileri de yumuşatmamaktadır.
şair burda ne demek istedi
Hani bazı sözler vardır; ama sözcüğünden söylenen tüm güzel sözleri yalanlar, ocağına incir ağacı dikiyorsa bu sevimlilik kurabiyesi tadındaki niteliksiz sıfat tamlaması da kendisinden önce gelen muhtemel tüm olumsuz düşünceleri de bir anda tatlı yapmamaktadır.
Adam/Kadın hırsızlık yapmış, pedofilinin daniskası olmuş, faiz yemiş, kopya çekmiş, talan etmiş, Melek Mikail'den rol çalıp doğal afetleri tüm insanlığın başına getirmiş sonrasında .... ama “özünde iyi insan” denilmiş!
İyi olmayanların özü de iyi olmaz!
Yemezler kardeşim!
kapitalizm
Adam Smith' in Ahlak teorisinden sonra anladığım kadarı parayla ahlak satın alınabilecek ekonomik sistemdir. La casa de papel dizisi de bu noktaya inceden değinmiştir.
la casa de papel
la casa de papel
mehmetçik
Sevgi duygusu ile Türk askerine verilen ad
sela
Rahmetli babamın sesi kulaklarımda çınlıyor gibi...okumaya başladığı an itibariyle çoğu evin penceresi açılır ve kulaklar onu dinlerdi. Peşinden göz yaşları...
Mekanı cennet olsun inşallah...
Mekanı cennet olsun inşallah...
spoiler (tıkla)
Ey Allah'ın Resulü, salat ve selam senin üzerine olsun!
Ey Allah'ın Habibi, salat ve selam senin üzerine olsun!
Ey Allah'ın Arşının nuru, salat ve selam senin üzerine olsun!
Ey Allah'ın mahlukatının en hayırlısı, salat ve selam senin üzerine olsun!
Öncekilerin vede sonrakilerin Efendisi, salat ve selam senin üzerine olsun!
Hamd alemlerin Rabbi olan Allah mahsustur
Ey Allah'ın Habibi, salat ve selam senin üzerine olsun!
Ey Allah'ın Arşının nuru, salat ve selam senin üzerine olsun!
Ey Allah'ın mahlukatının en hayırlısı, salat ve selam senin üzerine olsun!
Öncekilerin vede sonrakilerin Efendisi, salat ve selam senin üzerine olsun!
Hamd alemlerin Rabbi olan Allah mahsustur