at nalı yengeci

mavikaranlik mavikaranlik · 13.12.2018 01:54 · 524 · #25740
görüntüsü itibariyle insanları gerçekten korkutabilecek bir yengeç türüdür. bu yengeç türü en çok sağlık alanında bizlere fayda sağlamaktadır. coğrafya olarak atlas okyanusu sahillerinde ve asya'nın güney kesiminde ki denizlerde görülmektedir. dinozorlardan daha eski olduğu söylenmektedir. 450 milyon yıldır dünya üzerinde yer aldıkları belirtilmiştir. aylarca hiçbir şey tüketmeden yaşamlarını devam ettirebilme özellikleri mevcuttur. ortalama yaşam sürelerinin 10 - 20 yıl arasında değiştiği ve 40 yıla kadar uzayabileceği söylenmektedir.

bu yengeçlerin sağlık sektöründe önemli bir yeri olduğundan bahsetmiştik, bunun sebebi de sahip oldukları kan nedeniyledir. kan renkleri mavidir. tıp sektöründe bir maddeye mikrop bulaşıp bulaşmadığını kontrol etmek amacıyla kullanılan ve lal ismi verilen madde, bu yengeçlerin kanıyla yapılmaktadır. bunun yanı sıra dışarıdan aldıkları bakterileri bir pıhtı ile çevreleyen yapıya sahiptir, bu özelliği nedeniyle de kanları benzersizdir. 1 litre at nalı yengeci kanının ortalama fiyatı 20bin dolar tutarındadır. bilim dünyasında ki isimleri limulus polyphemus şeklindedir.

Entry görseli

Entry görseli

Entry görseli
Upvote 2
Downvote 0
1

arkadaşım eşek deyip geçme

rose rose · 29.09.2018 16:30 · 2377 · #1876
ARKADAŞIM EŞEK
İnsanoğlu çoğu zaman yapılan beceriksizlikleri eşeklikle nitelendirse de aslın da bu sevimli hayvan tahminlerimizden çok daha akıllıdır.. Eşek iyi bir kılavuzdur. Gittiği yolu hiç unutmaz ve o yoldan asla şaşmaz.. Bu nedenle de eskiden büyüklerimiz deve ya da katır kervanlarının önüne daha önce bu yoldan gitmiş bir eşeği kılavuz olarak koyarlardı.. Yine atalarımızın ''eşek bir defa çamura düşer ''deyimi de oldukça doğru bir tespittir. Ve yine inanmayacaksınız ama bu hayvan çok iyi bir yol mühendisidir. Evet yanlış duymadınız... Bu akıl küpü hayvan yokuşları en fazla %7 eğimle ve kısa mesafelerde virajlar alarak çıkar.
Hatta bu konuda çoğumuzun bildiği meşhur bir de Anadolu fıkrası vardır:

1950'li yıllarda Amerikalı mühendisler Türkiye'ye gelmiş. Bir kısım imar çalışmalarına rehberlik ediyorlarmış. O zamanlarda yol güzergahını belirleyecek alet yok, eleman yok.. Mühendisler eşeği yokuşa sürüyorlar, arkasından şerit metre çekiyor ve eşeğin ayak izlerine kazık çakıp istikamet belirliyorlarmış. Bunu gören Amerikalı mühendis ne yaptıklarını anlayamamış ve sormuş:
-Ne yapmaya çalışıyorsunuz böyle?
-Rampada yolun güzergahını belirliyoruz..
-Nasıl yani anlayamadım?
-Eşek %7 eğimin üstüne çıkmaz, biz de eşeğin ayak izlerine kazık çakıp rampada yol güzergahı belirliyoruz.
Amerikalı mühendis katılarak gülmeye başlamış ve kendine gelince merakla sormuş:
-Peki eşek bulamayınca ne yapıyorsunuz?
Yetkili mühendis cevap vermiş:
-Amerikadan mühendis getiriyoruz:))
..Mayın dedektörleri yokken de mayın eşekleri vardı.
Upvote 3
Downvote 0
2

dipnot

tdk beyi tdk beyi · 23.03.2019 07:10 · 181 · #60572
Sayfa içinde geçen herhangi bir düşünce veya bilgi ile ilgili olarak sayfa altına konulan açıklama, haşiye.
Upvote 0
Downvote 0
0

geceleri uyutmayan durumlar

nushirevan nushirevan · 09.08.2021 12:33 · 2282 · #75949
Bingöl'de görev yaptığım sürede geleneksel kahvehanelerden birine gittim. Doğuda bu kültür oldukça gelişmiştir. Yola kadar taşan ufak taburelere genci yaşlısı tüm erkekler, günün dedikodularını, şehirdeki gelişmeleri ve spor müsabakaları hakkında sohbet ederler. Her gün önünden geçerdim, imrendim, oturdum bi köşeye. Şimdi maksat sohbet olunca onlarda, çay ikinci planda kalıyor. Çay istiyosun, ne zaman gelirse.. Kalabalık çünkü ocakta çalışan adam terden sırılsıklam olmuş. Tabi en aşağı 4 kişilik gruplar var kahvehanede, ben tekim. Elimi kaldırdım bi çay istedim, 5 dk gelmedi. Tekrar istedim, tamam dedi bu defa 10 dk getir(e)medi. "Usta 15 dakkadır bi çay bekliyom ya" diye sitem ettim. Çırağın eline tutuşturdu, o da köpeğe mama atar gibi koydu masaya çayı. Bi baktım, çayın içinde koca bir çay sapı! Çay suyundan çok denesi var, çay dolu içi. Hani içip bitirsen, telve gibi yarım bardak çay kalacak dibinde. Neyse dedim içeyim. Çayları yuttum ama parmağım kadar sap kaşık gibi batıyor dudağıma. Tam yarıladım ocakçı sinirle yanaştı yanıma "ne bağırıyon getirecez herhalde acelen ne?!" dedi deminki olaya. Mekân sahibi adam. Höt dese 10 adam toplar beni sakız gibi çiğnerler. Ne diyeceğimi bilemedim. "Çay da çay olsa.. ne yapacam bu sapı?" demiş bulundum. Bu söz, Bingöl'deki son kahvehane anımın da nişanesidir. Ayrıca iş bu başlıkta kast edilen gibi, zaman zaman aklıma gelip "ulan niye cevap veremedim" dediğim kötü, içimde kalan bir anıdır. "Ne yapacam bu sapı?" deyince ocakçı kulağıma kadar eğilip şunu dedi: "e g***ne sok?!"
Upvote 4
Downvote 0
2