Bazen kullanıyorum hoşumada gidiyor kullanmak ama şimdi kullanımı ve Aslında hoş olmadığı ortada olan bi' kelime mesela aynı sırayı paylaştığım siyahi arkadaşıma karşın asla kullanmam, esprisini de yapmam biliyorum çünkü içten içe kırılacak, üzülecek ortamı bozmamak için ses etmeyecek. Her şeyi geçtim hiçbir bağım olmayana da kullanmam zira yüzüne söylenecek kelime değil ama işte buraya yazıyoruz, çiziyoruz çünkü anonimiz. Anonimlik çok rahat olay istediğini savun istediğini anormalleştir, kime ne yani? Kimse nasıl olsa sosyal hayatınızda yok.
Irkların, milletlerin geçmişten gelen yaraları olur, tarihleri olur ve sevinçlerinden ziyade savaşları olur, saygı duyma zorunluluğumuz olmasa bile nezaket hepimiz içindir ve hatta bazen yüzüne söylemeyeceğini yazmamakta iyidir.
inat
Bir konuda direnme, ayak direme, diretme, direnim
bim'de kasiyerin daima diğer kasaya çağırılması
Sadece bulunduğum şehirde olduğunu sandığım durum.
ümit özdağın iyi parti istanbul adayı olması
çok şansı olmasa da hayırlı olsun demekteyiz.
ağlarken aynada kendini gördüğün an
Nedendir bilinmez daha fazla ağlamaya yol açar bu. İnsan tükendiğini ve çaresizliğini o an farkediyor sanırım.
ales
Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitim Giriş Sınavıdır.ÖSYM tarafından yapılan bir sınavdır.
Ayrıca en son yapılan ALES 2 sınavı bugün açıklanmıştır.
Ayrıca en son yapılan ALES 2 sınavı bugün açıklanmıştır.
güven sözlük'ün karalanma kampanyası
Uzunca bir suredir yazamiyorum fakat bu yazmayacagim anlamina ya da uzaklastigim anlamina gelmemektedir. Burayi karalamak, ego vs.. gibi sacma sapan iftiralarla ithamlarda bulunmak ( - ) yaziyla ( eksi ) iq göstergesidir benim nazarimda. Zira burada yapmacik bir yapi hic olmadi, olmayacakta. Sorunun tabani bana kalirsa, lackalasmis duzene alismis ve camurlasmis kaotik yapilanmalardan ellerini ovusturarak nemalanmaya calisan beyni noksan güruhun ergence ve moronsal idiotluktan bir turlu cikamamalari ve daha kötüsü bu durumlarindan cikmak istememelerinden kaynaklidir. Bazi sahsi problemlerim mevcut oldugundan kafami buraya cok veremedim (yonetimin bilgisi dahilindedir) ama o güruhun cilt cilt ansiklopedilere sigdiramadigi iftiralara verilecek en guzel cevap; bu sözlügün tek kelimelik mottosu olan güvendir! Elbette Bunu anlamak icin orta seviye iq gerekir. Vasatin altinda kalanlara acilen tedavi önerilir...
sözlük yazarlarının kaleminden şiirler
hep istedim senin gibi,
mavi gözlü bir sevgili,
çıktın karşıma sonunda,
hiç ummadığım bir anda.
keşke bana verdiğin kek,
saklanbilse bozulmadan,
dursa masada kurtlanmadan.
ama elbet bozulup kurtlanacak.
belki çoktan unuttun beni,
başka birinin kollarında,
kısa sürede olsa sevdin beni,
yeter bana, o da...
mavi gözlü bir sevgili,
çıktın karşıma sonunda,
hiç ummadığım bir anda.
keşke bana verdiğin kek,
saklanbilse bozulmadan,
dursa masada kurtlanmadan.
ama elbet bozulup kurtlanacak.
belki çoktan unuttun beni,
başka birinin kollarında,
kısa sürede olsa sevdin beni,
yeter bana, o da...
hudut namustur
Bir grup gencin, ülkemize gelen göçmen akınlarına karşı prostesto için astığı pankart ve muhalefet tarafından onaylanan slogan.

Peki hudut namus mudur? Bir yargıya varmadan önce sözü biraz inceleyelim. Sondan alalım, "namustur" diyerek; vazgeçilmez, dokunulamaz, kutsal kabul edilen bir tanımlama getiriliyor. Vatan toprağı kutsaldır yargısından hareketle, namus kavramı çabuk içselleştiriliyor. Yalnız, vatan toprağı demiyor dikkat edin: hudut diyor.. Yani sınır. Türkiye Cumhuriyeti topraklarını çevreleyen resmi sınırlardan bahsediyor. Aynı şey gibi görünse de, aslında değil.
Gelin biraz daha geriye gidelim: Ne demişti Mustafa Kemal? "yurtta sulh cihanda sulh" Zamanın şartlarına göre de doğru bir stratejiydi. Öyle ya, düvel-i muazzama'nın işgali altında, sulh çağrısı yapmamak cephe genişletmek anlamına gelirdi ki, zamanın güçsüz kuvvetsiz Türkiye'sinin kaldırabileceği bir yük değildi. Dolayısıyla "yurtta sulh cihanda sulh"tan oluşan dört kelimenin altındaki tek kelime ile savaşı bitirdik: taviz'di. Dönemin tüm anlaşmalarında, cihan imparatorluğunun savaşı sonlandırmak için tavizler verdiğini görürsünüz. Peki bu ilke, günümüz için geçerli mi?
Misal cihanda sulh ilkesi gereği Suriye ile sulh yapmak isteyelim: Kimyasal silahlarla milyonları öldürdüğü bm raporlarıyla kanıtlanan adamla el sıkışalım mı? Reyhanlı patlaması için istihbarat örgütünü kullanan, sırf düşmanlık etmek için pkk'nın bilimum koluyla birlikte çalışmış ve güneyde bir koridor kürt devletine müsade eden Esad'la?
Yunanistan'la sulh edelim mi? Cumhurbaşkanına askeri helikopterle ateş açan hainleri ve tüm fetö kaçaklarını kırmızı halıyla kabul eden Yunanistan'la? Meis adasından sınır çekerek Ege'de yaptığı gibi akdeniz'de de sana denizde hak tanımayan, Kıbrıs'lı türklerin anasının ak sütü gibi hakkı olan doğal yeraltı kaynaklarında hak sahibi olduğunu iddia edip, adada kendinden olmayana ambargo uygulayan Yunanistan'la?
Kimle sulha gidelim birader, yardım taşıyan mavi marmara'da masum insanları şehit eden, yarım yüzyıldır filistin halkına zulmeden israil ile mi sulh yapalım?
Cihanda sulh şöyle olur diyin, oturup konuşalım. Olmuyorsa da miadı dolmuş fikirleri dönüp bugüne dayatmayın. Sizin yaptığınızın tersini, yobaz dediğiniz adamlar yapıyor. Diş macunu ve fırça dişleri tertemiz ediyor ama adamlar misvak'tan başka bir şey kullanmayı reddediyor. Yurtta sulh, cihanda sulh ilkesini, güncellemeden bugüne dayatmak da aynı şey.
İşte hudut kavramı da burada başlıyor. Nedir hudut? Bilmem kaç milyon km²'lik vatan topraklarını çevreleyen haritadaki bir çizgi midir? Musul ve Kerkük'ü de içine alan Misak-ı milli sınırları mıdır? Yoksa tarihini arkana alıp, karşılıklı sevgi ve saygı hukukuna dayalı bir gönül birlikteliği midir? Somali bize yakın olduğu için mi yardım ediyoruz, yoksa zulümden kaçan müslümanlara, hıristiyan olduğu halde misafir eden habeş kralı'nın memleketi olduğu için vicdani bir vefa mı taşıyoruz? Çok mu seviyoruz Bosna'yı yoksa aliya izzet begoviç gibi bir kutup yıldızının emaneti olduğu için mi?
Velhasıl hudut namustur, evet, doğrudur beyler. Ancak sizin gördüğünüzü sandığınız hudut, cihan imparatorluğunun varisçileri olarak bizim için sadece çizgilerden ibaret. Bizim gönül hududumuz dünyayı çevreliyor ama bunu anlamanız henüz zor. Hani diyordu ya Fatih: "bizim kudretimizin ulaştığı yerlere onların hayalleri bile erişemez"

Peki hudut namus mudur? Bir yargıya varmadan önce sözü biraz inceleyelim. Sondan alalım, "namustur" diyerek; vazgeçilmez, dokunulamaz, kutsal kabul edilen bir tanımlama getiriliyor. Vatan toprağı kutsaldır yargısından hareketle, namus kavramı çabuk içselleştiriliyor. Yalnız, vatan toprağı demiyor dikkat edin: hudut diyor.. Yani sınır. Türkiye Cumhuriyeti topraklarını çevreleyen resmi sınırlardan bahsediyor. Aynı şey gibi görünse de, aslında değil.
Gelin biraz daha geriye gidelim: Ne demişti Mustafa Kemal? "yurtta sulh cihanda sulh" Zamanın şartlarına göre de doğru bir stratejiydi. Öyle ya, düvel-i muazzama'nın işgali altında, sulh çağrısı yapmamak cephe genişletmek anlamına gelirdi ki, zamanın güçsüz kuvvetsiz Türkiye'sinin kaldırabileceği bir yük değildi. Dolayısıyla "yurtta sulh cihanda sulh"tan oluşan dört kelimenin altındaki tek kelime ile savaşı bitirdik: taviz'di. Dönemin tüm anlaşmalarında, cihan imparatorluğunun savaşı sonlandırmak için tavizler verdiğini görürsünüz. Peki bu ilke, günümüz için geçerli mi?
Misal cihanda sulh ilkesi gereği Suriye ile sulh yapmak isteyelim: Kimyasal silahlarla milyonları öldürdüğü bm raporlarıyla kanıtlanan adamla el sıkışalım mı? Reyhanlı patlaması için istihbarat örgütünü kullanan, sırf düşmanlık etmek için pkk'nın bilimum koluyla birlikte çalışmış ve güneyde bir koridor kürt devletine müsade eden Esad'la?
Yunanistan'la sulh edelim mi? Cumhurbaşkanına askeri helikopterle ateş açan hainleri ve tüm fetö kaçaklarını kırmızı halıyla kabul eden Yunanistan'la? Meis adasından sınır çekerek Ege'de yaptığı gibi akdeniz'de de sana denizde hak tanımayan, Kıbrıs'lı türklerin anasının ak sütü gibi hakkı olan doğal yeraltı kaynaklarında hak sahibi olduğunu iddia edip, adada kendinden olmayana ambargo uygulayan Yunanistan'la?
Kimle sulha gidelim birader, yardım taşıyan mavi marmara'da masum insanları şehit eden, yarım yüzyıldır filistin halkına zulmeden israil ile mi sulh yapalım?
Cihanda sulh şöyle olur diyin, oturup konuşalım. Olmuyorsa da miadı dolmuş fikirleri dönüp bugüne dayatmayın. Sizin yaptığınızın tersini, yobaz dediğiniz adamlar yapıyor. Diş macunu ve fırça dişleri tertemiz ediyor ama adamlar misvak'tan başka bir şey kullanmayı reddediyor. Yurtta sulh, cihanda sulh ilkesini, güncellemeden bugüne dayatmak da aynı şey.
İşte hudut kavramı da burada başlıyor. Nedir hudut? Bilmem kaç milyon km²'lik vatan topraklarını çevreleyen haritadaki bir çizgi midir? Musul ve Kerkük'ü de içine alan Misak-ı milli sınırları mıdır? Yoksa tarihini arkana alıp, karşılıklı sevgi ve saygı hukukuna dayalı bir gönül birlikteliği midir? Somali bize yakın olduğu için mi yardım ediyoruz, yoksa zulümden kaçan müslümanlara, hıristiyan olduğu halde misafir eden habeş kralı'nın memleketi olduğu için vicdani bir vefa mı taşıyoruz? Çok mu seviyoruz Bosna'yı yoksa aliya izzet begoviç gibi bir kutup yıldızının emaneti olduğu için mi?
Velhasıl hudut namustur, evet, doğrudur beyler. Ancak sizin gördüğünüzü sandığınız hudut, cihan imparatorluğunun varisçileri olarak bizim için sadece çizgilerden ibaret. Bizim gönül hududumuz dünyayı çevreliyor ama bunu anlamanız henüz zor. Hani diyordu ya Fatih: "bizim kudretimizin ulaştığı yerlere onların hayalleri bile erişemez"
zevce
Erkeğin nikâhlandığı kadın, karı, eş, refika.