ahlak ve etik kavramları kötü niyet olmaksızın yanlışlıkla birbirinin yerine kullanılmaktadır.
ahlak kavramı özgür irade ile yaratılan eylemleri işaretler. peşinen insan eylem ve bu eylemler ile ilgili toplumsal “kural”ları ifade eder. bundan sebep ahlak nötr bi kavram olarak her toplumda vardır.
etik ise davranışlarımızda uymamız gereken “ilke”leri ifade eder. bu ilkeler akıl ve onun yansıması olarak değer ve yasaları ifade eder. toplumsal hayatı düzenlerken aklı kullanan toplumlarda etik vardır.
sonuç: etik ile ahlak aynı kavram değildir. bu kavramların tarihi ve sosyolojik ayrı zeminleri vardır?
örn: “çocuk gelin” sorunu etik mi yaksa ahlak sorunudur. bu soru “çocuk anne” sorunu içinde aynı sorunu sorabiliriz. mültecilere yaklaşımımızı etik-rasyonel ilkelere göremi yoksa ahlak sistemimize göre mi davranacağız?
batı ile anlaşamayan bizler için sorun buradadır. mesela peygambere hakaret içeren karikatür olayını biz ahlak ve kural üzerinden değerlerimize göre değerlendirirken onlar daha soğukkanlı davranarak ilke-etik üzerinden değerlendirmektedir. peki ortası yokmu bu işin var. potansiyel olarak hem batılı görünüm(en azından yasalarımız) hemde doğulu olarak üçüncü yolu dünyaya gösterebiliriz.
ama tabiki ahlak ve etik kavramlarını aynı gibi düşünmeyerek ...
yazarların rezil olduğu anlar
Bu başlık için elimde oldukça fazla anı var maalesef ama ben en eski ve travmatik olanından başlamak istiyorum.
6-7 yaşlarındayım. annem ve babamla birlikte bir alışveriş merkezinde geziyoruz. Yine bir şeyden sebep anneme kızmışım, trip ata ata hafif uzak durarak dolaşıyorum yanlarında. Bir giyim mağazasındayız, onlar babam için gömlek bakıyor ben de mağazanın içinde turluyorum. Neyse bir ara arkamı döndüm, baktım ki babam mağazadan çıkıyor. Beni burada bırakıp gidecekler telâşıyla koştum elini tuttum. tam rahat bir nefes almıştım ki bir anda kahkaha sesleri yükseldi arkadan. Babam sandığım adam, babamla aynı renk ceket ve pantolon giymiş bir adammış meğer. ışık hızıyla, arkada kahkalara boğulmuş annemin ellerine yapıştım bu kez. O günden sonra da dışarıdayken yanımdaki büyüğün elini bırakmadan yürümeyi alışkanlık edindim. Kaybolmamak için değil de, rezil olmamak için herhâlde. *
6-7 yaşlarındayım. annem ve babamla birlikte bir alışveriş merkezinde geziyoruz. Yine bir şeyden sebep anneme kızmışım, trip ata ata hafif uzak durarak dolaşıyorum yanlarında. Bir giyim mağazasındayız, onlar babam için gömlek bakıyor ben de mağazanın içinde turluyorum. Neyse bir ara arkamı döndüm, baktım ki babam mağazadan çıkıyor. Beni burada bırakıp gidecekler telâşıyla koştum elini tuttum. tam rahat bir nefes almıştım ki bir anda kahkaha sesleri yükseldi arkadan. Babam sandığım adam, babamla aynı renk ceket ve pantolon giymiş bir adammış meğer. ışık hızıyla, arkada kahkalara boğulmuş annemin ellerine yapıştım bu kez. O günden sonra da dışarıdayken yanımdaki büyüğün elini bırakmadan yürümeyi alışkanlık edindim. Kaybolmamak için değil de, rezil olmamak için herhâlde. *
bekir
ışıl parlakyıldız'ın bir türk masalı serisinin üçüncü kitabı.
duygu onun için kan diyor. o ise "kan olmak değil mesele... mesele can olmaktı"
duygu onun için kan diyor. o ise "kan olmak değil mesele... mesele can olmaktı"
muhyiddin ibnü'l-arab
Ekberilik düşüncesinin kurucusu.
1 temmuz 1926
Denizciligin en az 100 kat büyümesi adına kutlamak dileğiyle.
zımpara
Çok sert alümin billûrları kapsayan ve aşındırıcı olarak kullanılan doğal kaya.
yaradılış
Bir kimsede doğuştan bulunan vücut ve ruh özelliklerinin tümü, mizaç, huy, tıynet
açık sözlü olmak
Herşeyi olduğu gibi "pat" diye, "dan" diye soyleyivermek kesinlikle olmamalı. zamanı gelince, usulünce, kırmadan, yakıp yıkmadan, taşı gediğine koymak olmalı, yoksa fincancı katırlarını ürkütürsünüz daha beter olur zannımca.
geceye bir şarkı bırak
yine depresyondayım. sadece dolunaydan..
