türkiye'de özlemi duyulan şeyler
Medeniyet
aynı başlıktaki diğer entry'ler
leblebi tozu
taso
tombi
yumiyum
atari
kaybolmayan sakız
calimero
colpo grosso old isi
tutti frutti opold isi
taso
tombi
yumiyum
atari
kaybolmayan sakız
calimero
colpo grosso old isi
tutti frutti opold isi
Sosyal medya keşi olmayan sohbetiyle cana yakın insanlar.
içten bir merhaba
ah o eski bayramlar...
Akşam saatlerinde evden biraz uzaklaşarak yürüyüş yapayım diye evden çıktım ve yaklaşık 45 dakika yürüyerek çocukken büyüdüğüm mahalleye kadar geldim. Her yer yeni binalarla dolmuş, akşama kadar koşturduğumuz boş arsaların yerini bloklar almıştı. Bahçesinde top oynadığımız bir gecekonduyu görünce durdum ve bacasının tütmesini izledim. Ankara'nın keskin ayazıyla burnuma kadar gelen kokuyu hissedince çocukluğum aklıma geldi. Annemin akşam yemeği niyetine elime tutuşturduğu ekmek arası bir elimde top bir elimde dertsiz tasasız sokaklarda büyüdüğüm yılların özlemini hissettim. Ben en çok çocukluğumu özlemişim.
Tabi bir zamanlar telefon yoktu, internet zaten evlerimin önüydü..
Gençlik zamanları, ergensin dünya benim Mısır piramiti etrafında dönüyor dediğin zamanlar...
Duygular henüz kirlenmemiş, “gerçek” dediğin her şeyin “gerçek” olduğu zamanlar..
Belki şimdiki ergenuslar asla bilmezler ama sizin tabirinizle mesajınız var yeşili biz de (çocukken tabi) eve gidince kitaplarının arasında şans eseri bulduğun ilan-ı aşk mektupları ve isimsiz kahramanlar vardı.
Belli o mektuplar günler öncesinden en güzel yazıyla hazırlanmış, satır sonlarına göz yaşlarıyla yerli yersiz okunmayan yerleri olurdu.
Durup durup tekrar okuyup, acaba bu kim diye haftalarca seni etrafında kesen herkese şüpheli gözle bakardın. Ama “mektup” önemliydi...
Zamanın değişimiyle birlikte, duygularda renk değiştirdi.
Aşk borsası, kara borsaya düştü.
Kimin eli kimin beline dolandı, kimin bacağı kimin ağzından çıktı belli değil...
“Bir mektuptuk ulaşılamayan” statü yazısına atıfta bulunarak, özlenen asıl şeyin “samimi duyguların” olduğunu naçizane anlatmak istedim.
Umarım anlaşılmıştır!
Gençlik zamanları, ergensin dünya benim Mısır piramiti etrafında dönüyor dediğin zamanlar...
Duygular henüz kirlenmemiş, “gerçek” dediğin her şeyin “gerçek” olduğu zamanlar..
Belki şimdiki ergenuslar asla bilmezler ama sizin tabirinizle mesajınız var yeşili biz de (çocukken tabi) eve gidince kitaplarının arasında şans eseri bulduğun ilan-ı aşk mektupları ve isimsiz kahramanlar vardı.
Belli o mektuplar günler öncesinden en güzel yazıyla hazırlanmış, satır sonlarına göz yaşlarıyla yerli yersiz okunmayan yerleri olurdu.
Durup durup tekrar okuyup, acaba bu kim diye haftalarca seni etrafında kesen herkese şüpheli gözle bakardın. Ama “mektup” önemliydi...
Zamanın değişimiyle birlikte, duygularda renk değiştirdi.
Aşk borsası, kara borsaya düştü.
Kimin eli kimin beline dolandı, kimin bacağı kimin ağzından çıktı belli değil...
“Bir mektuptuk ulaşılamayan” statü yazısına atıfta bulunarak, özlenen asıl şeyin “samimi duyguların” olduğunu naçizane anlatmak istedim.
Umarım anlaşılmıştır!
Kaliteli çikolata
yorumlar (0)
yorum yapmak için giriş yapın