sözlük yazarlarının anıları

pikachu
bugün parkta oturuyorum. şehir dışından misafirleri gezdirmeye çıktık. çay söyledik geldi içtik. benim de telefonumun sarjı bitti tabii sıkıntıdan yeri inceliyorum. bir anda gözüme bi karınca takıldı. aldım masadan bi küp şeker yere koydum. bu lavuk gördü tabi geldi hemen ittirmeye çalıştı ittiremedi. döndü arkasını gitti. 2 dakika sonra bu almış arkasına 4 5 tane karınca topluca geliyor. küp şekeri yerden aldım. bu geldi baktı şeker yok.

galiba aralarında şeker nerde aha buradaydı yalanına sokam senin tarzı bir tartışma yaşandı. ben de kalktım eve doğru gittim.

bu da böyle bir anımdır.
mosii
Yaklaşık 4-5 yaşlarındayken beni gül bahçesine itip popomu süzek gibi yapan komşumuzun kızından intikam almak, kuzenim yanıma gelince mümkün oldu. Sürekli solucanlarla oynayan iş birlikçim ve durmadan puding yemeye bayılan ablam sağolsun; barışma çağrısında bulunduğum x kişisine, ezilmiş solucanı puding içinde yedirmeyi başardık. Bu olay sonunda tekrar fiziki hasar almış olsam da.. afiyetler olsundu... İntikam soğuk servis edilir sonuçta.
siyahhanim
1. Sınıfta çok fazla hareketli bir çocuk olduğum için sağa sola koşarken okulumun taşlık alanına düşmüştüm. Yüzümün sol tarafı komple yara bere içinde kalmıştı (dizlerimi saymıyorum bile), kan revan içinde öğretmenler beni kaldırdıktan sonra yine öğretmenlerin kollarından sıyrılıp koşmaya devam etmiştim. Buda benim bir anım olsun.
(Allahtan hiçbir iz kalmadı)
mekanizebakteri
altı yaşındayken ip atlayan kızlara çok özenirdim ama benden büyük oldukları için oyunlarına katılamaz, seyretmekle yetinirdim. evimiz ikinci kattaydı fakat kalorifer dairesi yerin altında değil üstünde olduğu için giriş katın balkonu yüksekti.

yine bir gün balkondan ip atlayan kızları seyrediyordum. birden yağmur yağmaya başladı ve ıslanmamak için giriş katın balkonunun altına girdiler. bir süre konuşma sesleri duydum, sonra ip atlamaya devam ettiklerini fark ettim.

merak bu ya, illa seyredeceğim. etrafıma bakındım. annem üstüne çıkmayalım diye balkona sandalye, tabure namına hiçbir şey koymazdı. ince minderleri fark ettim. hepsini alıp ikiye katladım ve üst üste koydum. sonra güzelce tırmanıp aşağı sarktım.

ve bom!

havada kalmam yaklaşık birkaç saniyemi aldı. annem anlatır, beni göremeyince son çare olarak korka korka balkondan aşağı bakmış ve yerde yarı baygın, başımın altında küçük çaplı bir kan havuzuyla yatarken görmüş. sonrasını hatırlamadığını söylüyor.

komşuların anlattığına göre çok yüksek sesle adımı söylemiş ve herkes dışarı çıkmış. apar topar hastaneye gitmişiz.

o gün kafa tasımda bir delik açılmış, bu yüzden biraz kafayı üşütmüş olabilirim.

dipnot: belimden yukarısı beton zemine, belimden aşağısı toprak zemine gelecek şekilde düşmem şanssız bir insan olacağımın ilk göstergesiymiş. tabi benim bunu fark etmem 20 yılımı aldı.
lawyer x
Üniversitedeyim. Arkadaşlarla bir masadayız tanımadığım insanlar da var. Neyse bir kız bir seminere gitmiş bu pelteklikle alakalı onu anlatıyor. Ben de konuya kulak kesildim. "Kardeşimin bir sınıf arkadaşı var. Çocuk r'leri söyleyemiyor 2 adında ve soyadında r var " dedim ismini söyledim" kız döndü dedi ki o benim kardeşim. Cidden çok utandığım ender anlardan biridir.
lawyer x
Bir gün de yine üniversiteyim tam cuma vakti. O zamanlar da biraz densiz ve hadsiz biriyim. Dış görünüşe bakıp peşin hüküm verip güya mücahide takılıyorum ortalarda. Bir çocuk gördüm aynı hayko cepkin saçının uzunluğu boyası, sakalı, gözünü boyaması dövmeleri filan. Neyse içimden "yazık şunun haline ya bi de cuma vaktinde oturmuş lak lak ediyor" diyorum (densizliğime bak ya kendimi tokatlıcam resmen aklıma geldikçe sinirleniyorum) neyse okulun mescidi de fotokopi filan çekilen yere çok yakın ben de yavaş yavaş oraya yürüdüm, arkadaş mesaj attı " mescidin kapısında bekle, namaz bitsin benim de işim var" ulan namaz bi bitti, bi baktım benim sui zanda bulunduğum çocuk namazdan çıkıyor. Gözlerim doldu, yanına gittim, "hakkını helal et, durum böyleyken böyle hakkına girdim" dedim. Tebessüm etti, "hakkım helal olsun, sen de haklısın, sui zanda bulunmana ben sebep oldum" dedi. Odur budur değerli dostlar kimseyi kılığıyla, kıyafetiyle, cismiyle yargılamam. Allah affetsin.
nushirevan
keçiören - kızılay hattında gidip gelirken, tam ulus meydanında inip oradaki marketten çekirdek gazoz alıp iş arkadaşımla hava kararana kadar laflardık. bir yandan ulus meydanında ne için dışarıda gezdiğini anlayamadığımız yaşlı amcalara bakıp tahminlerde bulunuyorduk. arkadaşım "hiç bakma! heykeldeki atın hangi ayağı havada?" diye sordu birden. "olsa olsa ön ayaklarından biridir" diye düşünerek "sağ ön ayağı.." dedim ve kafamı çevirdim. aynı anda arkadaş kahkahayı patlattı. o an, 21 yıldır ankaralı olan ben ulus heykelindeki atın dört ayağının da yerde olduğunu bilmediğime şaşırdım. "anaaa hakkat la" diyerek heykele doğru yürümeye başladık. tam heykelin dibine gelmiştik ki zaman durdu. yere konan güvercinler bile bir kaç nano saniye sessizliğe büründü. o kısacık zamanda "o meydandaki herkesin kalbi 'hayırdır inşallah' diye atıyordu" deseler, altına imzamı atardım. öyle bir andı ki, sanki meydandaki topluluğun hemen hepsinin 6. duyusu açılmış ve kötü bir şeyler olacağını anlamış gibiydi. hemen üstümüzdeki otobüs durağının, 4 şeritli yolun karşısına doğru uçtuğunu gördük. patlamanın gücünü anlamamız için üzerinden 15 dakika geçmesi gerekecekti. ulus heykelinin etrafında toplanan kalabalık hatırlayacaktır. herkes ani bir refleksle yere oturdu. 5 saniye boyunca ulus meydanı sessizliğe gömüldü ve ayakta benle birlikte bir kaç kişi kalmıştık. yere eğilmenin daha mantıklı olduğunu biliyordum ama şok etkisini atlatmam kolay olmamışa benziyordu. oturmak istedim ama oturamadım, bacaklarım kitlendi. ayakta kalan bir kaç kişi de aynı şeyi hissediyordu belli ki. 5 saniye sonra herkesin aklında o soru vardı ve çözülen diller telaffuz etmeye başladı: "ne oldu?"

sadece 1 merdiven ötemizdeydi. kalabalık yüzüncü yıl çarşısına doğru koşmaya başladı. arkadaşım da kaçmak için kolumdan tutup çekiştiriyordu. az önce şok yüzünden yere sabitlenen bacaklarım, bu defa "kaçmak" kelimesini metabolizmama yakıştıramıyordu. kolumu çekip kalabalığın aksine, merdivenlere doğru koştum. son basamakları nasıl çıktım bilemiyorum, çünkü karşılaştığım manzara korkunçtu. zemin bozuk paradan biraz daha büyük yanmış et parçaları ile doluydu. sağa sola uçmuş cesetler, yaklaşık 20 metre uçup kolun karşısında kutu kola gibi büzüşen durak ve şok geçiren insanların garip hareketleri. aklı başında insanların bazıları gülüyor, bazıları ağlıyor, bazıları ölesiye korkmuş yerden kalkamıyordu. anafartalar çarşısının üst katındaki balkonumsu yapılar, durak hizasındaki insanların üzerlerine düşmüştü. hemen yakınımda 45 yaşlarında bir kadın ayağa kalkmak için ellerini bana uzatmıştı. bir anda koşup koltuk altından yakaladım ama şişman kadını yerden kaldıramadım. görünürde bir yarası yoktu ama belli ki o da şoktaydı. arkamdan yetişen arkadaşım kadının ayaklarından tuttu ve yaklaşık 20 metre olay mahalinin dışına taşıdık. yerden zar zor kaldırdığımız kadını taşırken, yerdeki insan uzuvlarına basmamaya özen göstermek zor oluyor sözlük. arkadaşım hüngür hüngür ağlıyordu. ben ise bilincimin yerine gelmesini bekliyordum. vücudum iradem dışında hareket ediyor gibiydi. hani rüya görürsün ya, onun gibi biraz. biraz sonra kadın, taşıdığımız noktada ayağa kalkıp koşmaya başladı bağırarak. o sırada bizim gibi yardım etmek isteyen ama yaşanan dehşetten olay mahaline giremeyen insanları gördük. tekrar dönüp "birini daha çıkaralım" dedik. o sırada belinden aşağı balkon tarafından ezilmiş, 40'lı yaşlarında bir adamın bize baktığını gördük. biz o balkonu kaldıramazdık. hem madden, hem de manen.. biraz sonra adamın gözleri silikleşti, canını teslim etti. bir genç oğlan gördük ikiye katlanmış gibi yatıyordu. tam ona koşarken arkadaşım ağlayarak kaçtı olay yerinden. yalnız kalmak bir başka koydu bu sefer sözlük. kahramancılık mı oynuyordum, olmadığım bir şeyi ispatlamaya mı çalışıyordum, yoksa tamamen içgüdüsel bir şey miydi bilemiyorum. çocuğa doğru ilerlerken, çıkrıkçılar yokuşu tarafından askeri öğrencilerin olay yerine koştuğunu gördüm. kalabalık bir gruptu. üstelik asker içgüdüleri, benden çok daha iyi kararlar verebileceğini vaat ediyordu zihnime. patlamanın ardından 1-2 dakika geçmişti. çevreden kalabalıklar toplanmaya başladı. insan parçalarına basmama gayretim yüzünden zaten kendi sınırlarımı çoktan aşmıştım. üzerine balkon düşen adamın gözlerinin ferinin silinmesini hiç unutamadım. o sırada iş hanından gelen "fısss" sesinin üzerine trafik polisleri insanlara "gaz patlayabilir! uzaklaşın!" diye bağırıyordu (sonradan patlayan su borusunun sesi olduğu söylendi) tehdit seviyesi, zaten sınırlarımı aşmış olan beni kendine getirdi. görevi askeri öğrencilere bırakıp hızla uzaklaştım. gençlik parkına kadar koşup, patlamadan henüz habersiz, doğal hayatını yaşayan insanların bulunduğu bir başka otobüse atladım. insanlar gülüyor, sohbet ediyorlardı. kimileri cep telefonuna bakıyor, kimileri koşturan insanların telaşını merak edip camdan bakıyordu.

eve geldiğimde ailem "sen nerelerdesin? patlama olmuş ulusta iyi ki orda değildin" dediler. hiç bir şey diyemeden banyoya gidip böğüre böğüre ağladım. şok yeni terkediyordu bünyemi.

ilginç olan, öldüğüne emin olduğum rahat 10-15 kişi görmüştüm. ama televizyonlar çok az sayıda ölüden bahsetti. o gün orada olanlar iyi bilir: orada o kadar az insan ölmedi ama infial olmasın filan diye mi açıklamadılar, bugün bile bilmiyorum
nushirevan
Bilen bilir, öyle sokak köpeklerinden pek hazzetmem. Ama yavru buldum mu da affetmem :)

bim'in önünde tek ayağı kırık yavru bir köpek gördüm. Öyle acizdi ki kırık ayağına basamıyordu ve tek gözündeki yara yüzünden gözbebeği dışa doğru kaymıştı. Sırtını bim'e dayamış, belli ki ısınmaya çalışıyordu. Alışverişim bitmişti ama kıyamadım, içeri girip bir süt alıp önüne koydum. Normalde kedi köpek sıvı yiyecekleri diliyle çeker. Bu hayvancağız insan gibi hüpletti kaptan sütü. Başını okşayıp uzaklaştım.

Aradan aylar geçti. Akşam caddede yürüyordum. Bir köpeğin bana doğru seke seke geldiğini gördüm. Üstü başı pis, tek gözü kördü. Kuyruğunu sallaya sallaya geldiği için saldırgan olmadığını anladım ama o kadar pis görünüyordu ki hastalık kapmamak için "hösst, hoşşt, braaah!" gibi garip sesler çıkartıp kendimden uzaklaştırdım. Eve gelirken aklıma dank etti. Evet, bu o küçük köpekti. Aynı bacağı kırık, aynı gözü kör.. "Hay salak kafam" dedim.. Köpeklerin koku duyuları çok gelişmiştir, muhtemelen beni o karanlıkta, aylar sonra bile kokumdan tanımıştı ama ben ona köpek çekmiştim.

Ertesi gün aynı yere gidip onu aradım. Ertesi gün ve ertesi gün. Belki 2 hafta oldu gözlerimin onu araması. Nihayet kızımı hastaneye götürürken yolun kenarında soğuktan donarak ölmüş halde buldum. Boğazım düğümlendi, vefasızlık etmişim gibi hissettim. İnsanız diyoruz da hayvanlardaki vefanın 10'da 1'ine sahip miyiz bilemiyorum sözlük.
mahur
Bundan yıllar önce, sanırım daha 17 yaşındayım. Ben lise son sınıfta, kardeşimde lise bire gidiyordu. Ramazan ayıydı. Kardeşimin sınıf arkadaşlarını iftara almıştık. iftara çok az bir vakit kalmıştı. Televizyonda açıktı ve haberleri izliyorduk. Haberde ramazan dolayısıyla yardım paketleri dagitiliyormus, ve izdiham çıkmış, bir sürü kavga falan. Bize de bunu haber niyetine sunan bir basın: tam türk medyası basın örneği. Bende tam bir boşboğaz olarak düşünmeden, yorumumu yapıştırdım; " kesin bunlar çingenedir, Bunlar hep böyle zaten" minvalinden sözler sıraladım. Ama o anda yer yarılsaydı da içine girseydim (cidden) daha iyiydi diye düşünmeden edemiyorum. Başımdan kaynar sular döküldü. Gelen misafirlerin içinde o cemiyete mensup bir kızda vardı. Ağızdan laf bir kere çıktı mi donduremiyorsun. Öylece kala kaldım. Dedim bir kere. O gece o kadar üzüldüm ki o kızın yüzüne bir daha bakamadım. Keşke özür dileseydim ama daha mi kötü olurdu, bilemiyorum. Şimdilerde ne zaman karşılaşsak halini hatrini sormadan geçmem. Belki gönlünü böyle alabilirim diye. Insan konuşurken bir defa değil birkaç defa düşünmeli. Ama insaniz işte.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol