Siddhartha tam 29 sene saraydan çıkmadan çok mutlu bal börek yediği önünde yemediği arkasında bir hayat geçirmiş. Yaşlılık, ölüm, sakatlık gibi kavramları hiç bilmemiş.
İşte bu şartlarda 29 sene o sarayda yaşayan Siddartha bir gün saraydan çıkıp bilmediği dünyayı görmek tanımak ister. Saraydan ayrılır ve 6 yıl boyunca hayatın gerçeklerini arar. Acının, ölümün, yaşlılığın, hastalıkların hayatın gerçeklerinden bazıları olduğunu görür. Çileci rahiplere katılır mesela. Bir süre onlarla takılır. Çile çeker. Sonra onları reddeder. İnsanın kendine zarar vermesinde bir kurtuluş görmez. “Kendime neden zarar vereyim” der bunu manasız bulur. Açlığı tanımak ister, oruç tutar. Onu da soruların cevabı olarak görmez. Zenginliğin bu acılara bir çözüm olmadığını da görür. Mutluluk kavramını düşünür. Hep bu soruların cevaplarını arar. Sevinçli olmayı düşünür sevgiyi düşünür fakirliği düşünür. Mutluluk nedir? Bunları arar.
Sonra bir gün şu an Hindistan sınırlarındaki Bodh-Gaya adlı bir şehirdeki bir ağacın altına çöker. 7 gün orda oturur. Meditasyon yapar. Kendini dinler içini dinler insanı dinler
Siddhartha bir ağacın altında 7 gün oturuyor. 7 günlük bir meditasyon ve kendi iç sesini dinleme sürecinin ardından hayatın sırrını çözüyor ve Buddha(Aydınlanmış kişi demektir) oluyor. Ömrünün sonuna kadar bu öğretisini yaymak için diyar diyar dolaşıyor. Öğretisine de Budizm denir.
Peki kimdir bu Siddartha? Buddha ne demektir? Budizm nedir? Batı neden Budizmi anlayamaz? Yoga nedir? Doğu felsefesi nedir? Size şimdi bunları uzun bir yazıyla anlatıcam. Yazının sonunda aydınlanıcaksınız, budizmi aşağı yukarı çözmüş hale geliceksiniz.
Ağacın altından yaklaşık 30 sene geriye gidelim. Yani yaklaşık MÖ500 falan. Siddartha bir prens. Babası kral. Kast sisteminin asker ve yönetici kısmına mensup. Kral oğlunu hayatın tüm sorunlarından uzakta sarayında yaşatmış. Kendinden sonraki kral olarak yetiştirmek istemiş. Saraydan bile çıkartmamış. Onun kötülükle, sorunlarla, mutsuzlukla bozulmasını istememiş. Siddhartha tam 29 sene saraydan çıkmadan çok mutlu bal börek yediği önünde yemediği arkasında bir hayat geçirmiş. Yaşlılık, ölüm, sakatlık gibi kavramları hiç bilmemiş.
İşte bu şartlarda 29 sene o sarayda yaşayan Siddartha bir gün saraydan çıkıp bilmediği dünyayı görmek tanımak ister. Saraydan ayrılır ve 6 yıl boyunca hayatın gerçeklerini arar. Acının, ölümün, yaşlılığın, hastalıkların hayatın gerçeklerinden bazıları olduğunu görür. Çileci rahiplere katılır mesela. Bir süre onlarla takılır. Çile çeker. Sonra onları reddeder. İnsanın kendine zarar vermesinde bir kurtuluş görmez. “Kendime neden zarar vereyim” der bunu manasız bulur. Açlığı tanımak ister, oruç tutar. Onu da soruların cevabı olarak görmez. Zenginliğin bu acılara bir çözüm olmadığını da görür. Mutluluk kavramını düşünür. Hep bu soruların cevaplarını arar. Sevinçli olmayı düşünür sevgiyi düşünür fakirliği düşünür. Mutluluk nedir? Bunları arar.
Sonra bir gün şu an Hindistan sınırlarındaki Bodh-Gaya adlı bir şehirdeki bir ağacın altına çöker. 7 gün orda oturur. Meditasyon yapar. Kendini dinler içini dinler insanı dinler. Fakirler zenginlik peşinde, 1 milyonu olanlar 10 milyon peşinde fıstık gibi manken sevgilisi olanlar komşu kızının peşinde. Ve bu arayış içerisinde hiçbir zaman mutlu olamıyorlar. Hayat manasız bir yarıştır. Bunu nasıl düzeltebilirim? 7 gün sonunda bu meditasyondan uyandığında o artık Buddha'dır. Peki bu adam o ağacın altında 7 gün ne düşündü? Neyi buldu? Nedir bu hayatın sırrı ona göre.
Günümüzde Bodh-Gaya da Siddartha'nın aydınlandığı ağacın bir dalından tekrar üretilen bir ağaç bulunmaktadır ve budistlerin hac merkezidir.
Siddartha şunu söyler. “Bir olay olduğu anda iyi veya kötü o olayı herşeyiyle olduğu gibi kabul etmek kurtuluştur” der. Kendini bilmek kavramını erdem kabul eder. Mutluluğun peşinde koşmaz. Bunu yapabilmek için de kullandığı bazı meditasyon teknikleri vardır. Bun tekniklerden biri de yogadır. Yoga insanın kendini tanımasına yardımcı olan bir meditasyon çeşididir. (Yoga Siddartha'dan önce de vardı. Aslında onun bulduğu bişey değildir. Onun öğretilerine ulaşmak için kullanılması gereken bir yöntemdir. Bir nevi ibadettir.
ister bu yüzden hep doyumsuzdur. En büyük kralından en zavallı insana kadar bu böyledir. İşte Siddartha bu noktada şunu söyler. Sizler bir üzüntü yaşadığınızda ondan kurtulmak yerine onu olduğu gibi kabul ederseniz, ya da mutlu bir anınızda onun biteceği yok olacağı ihtimalini düşünmezseniz bu acılardan kurtulursunuz. Acı geldiğinde onu olduğu gibi kabul ettiğiniz an üzüntünüz sürecektir ama artık acı çekmeyeceksiniz demektir. Meditasyon bunun için vardır. Bunları yapabilirsiniz. Zordur ama yapabilirsiniz. İnsanın kendini dinlemesi mutluluk kavramını aramayı bırakması acılarını bile kendi çıkarına kullanacak hale gelmesi yani biz halk dilinde kısaca “ermesi” diyelim çok çok çok zor bişeydir ama budizme göre imkansız değildir
taethorden
@taethorden yazar
144
entry
7
takipçi
6
takip edilen
358
beğeni
159
favori
6,578
puan
Uzman Yazar
felsefe
Felsefe sözcüğünün Yunanca aslı φιλοσοφία(philosophía)' dır ve iki ayrı sözcükten oluşur. “philo” sevgi anlamına gelir; “sophía” ise “bilgelik” anlamındadır. “Philosophia” bilgelik sevgisi demektir. “Philosophos (filozof) da, “bilgeliği seven”, “bilgiyi arayan ve ona ulaşmak isteyen” dir. “Filozof” adını ilk defa Pisagor(mö.570-495) kullanmıştır. Kendine “bilge” yerine bilgelik sevdalısı demiştir. Diğer insanlarca verilen bilge,zeki,üstat gibi unvanlardansa; ancak bilgelik sevdalısı olabileceğini söylemiştir. Filozof, bilge olmama tevazusunu gösteren kişidir.
kaliforniya
Avrupalıların bugünkü Kaliforniya'nın bulunduğu bölgeye ilk gelişleri, Yeni Dünya'nın zenginliklerini aramak üzere yola çıktıkları Keşif Çağı'nda olmuştur. 1500'lerde ilk Avrupalı kaşifler bölgeye geldiklerinde, burada 300 bin kadar Yerli yaşamaktaydı. Kuzey Amerika'da hiçbir yerde Kaliforniya'daki kadar çok Yerli dili ve kültürü çeşitliliği bulunmamıştır. Kuzeyde Wiyot, Central Valley'de Yokuts ve güneyde Diegueño başta olmak üzere 100'den fazla kabileye ayrılan bu Yerli topluluklarının nüfusu 19. yüzyıl sonlarına doğru yarıya düşmüştür.
İspanyollardan ve Portekizlilerden oluşan ilk misyonerler Kaliforniya'ya 1700'lerde gelmeye başlamışlardır. Bu misyonerler 18. yüzyıl başlarına kadar San Francisco'dan San Diego'ya kadar olan okyanus kıyısı boyunca 21 misyon kurmuşlardır. Dini yayma görevinden fazlasının da icra edildiği bu misyonlarda Yerli topluluklarına ayakkabı, mum, sabun yapımı, at ve sığır bakıcılığı ile ekip biçme gibi el becerileri de öğretiliyordu.
1821 yılında yapılan ve Meksika Bağımsızlık Savaşı olarak da bilinen Meksika-Amerika Savaşı'nın ardından, Kaliforniya 25 sene boyunca Meksika yönetiminde kalmıştır. 1846 yılında bağımsız hale gelen Kaliforniya, California Republic (Kaliforniya Cumhuriyeti) adını almıştır. Bundan kısa bir süre sonra, 1848 yılında, Sierra Nevada dağlarında altının keşfedilmiştir. Bununla birlikte “Gold Rush” (Altına Hücum) ortaya çıkmış ve pek çok kişi zengin olma hayalleriyle batıya göç etmeye başlamıştır. Bunun sonucunda Kaliforniya'nın yerli olmayan nüfusu 2 yılda 15,000'den 300,000'in üzerine yükselmiştir.
Bağımsızlığını sadece 4 sene sürdürebilmiş olan Kaliforniya, 9 Eylül 1850'de 31. eyalet olarak Amerika Birleşik Devletleri'ne katılmıştır.
İspanyollardan ve Portekizlilerden oluşan ilk misyonerler Kaliforniya'ya 1700'lerde gelmeye başlamışlardır. Bu misyonerler 18. yüzyıl başlarına kadar San Francisco'dan San Diego'ya kadar olan okyanus kıyısı boyunca 21 misyon kurmuşlardır. Dini yayma görevinden fazlasının da icra edildiği bu misyonlarda Yerli topluluklarına ayakkabı, mum, sabun yapımı, at ve sığır bakıcılığı ile ekip biçme gibi el becerileri de öğretiliyordu.
1821 yılında yapılan ve Meksika Bağımsızlık Savaşı olarak da bilinen Meksika-Amerika Savaşı'nın ardından, Kaliforniya 25 sene boyunca Meksika yönetiminde kalmıştır. 1846 yılında bağımsız hale gelen Kaliforniya, California Republic (Kaliforniya Cumhuriyeti) adını almıştır. Bundan kısa bir süre sonra, 1848 yılında, Sierra Nevada dağlarında altının keşfedilmiştir. Bununla birlikte “Gold Rush” (Altına Hücum) ortaya çıkmış ve pek çok kişi zengin olma hayalleriyle batıya göç etmeye başlamıştır. Bunun sonucunda Kaliforniya'nın yerli olmayan nüfusu 2 yılda 15,000'den 300,000'in üzerine yükselmiştir.
Bağımsızlığını sadece 4 sene sürdürebilmiş olan Kaliforniya, 9 Eylül 1850'de 31. eyalet olarak Amerika Birleşik Devletleri'ne katılmıştır.
saat
ilkel devirlerde yaşayan insanlar, gündelik vakitlerinde zamanı öğrenmek için güneşe bakardı. İlkel devirlerde sürdürülen hayatta gün ışığından, gündelik işleri yapabilmek için faydalanılırdı. İlkel devirlerde güneşin doğması ve batması vakit ölçmek için o devirlerde yaşayan insanlara yetiyordu. Ancak ilerleyen dönemlerde nüfusun artması, insanlar arası ilişkilerin değişmesi, bir üst otoritenin (devlet) kurulması ve bu otoritenin görevlerini bir düzen içerisinde yapmaya çalışması ile oluşan toplum şekli zamanın daha ayrıntılı bir biçimde anlaşılması gereksinimini getirdi. Bu şartlar altında ilk saat, MÖ 4000'li yıllarda Mısır'da icat edilen güneş saatidir.
kazandibi
Kazandibi, dibi tutturularak hafifçe kızartılan muhallebi.
İki çeşit kazandibi vardır. Normalde kazandibi tavukgöğsünden yapılır. Tavukgöğsü katılmamış olanına "Muhallebi Kazandibi" adı verilir. Muhallebi Kazandibinin yapılışı aşağıdaki şekildedir.
Süt, şeker, nişasta ve pirinç unu ile yapılır. Pişirildikten sonra bir tepsiye pudra şekeri serpilir. Pişen muhallebi, yarım parmak kalınlığında tepsiye dökülür. Ateş üzerinde çevirerek dibi kızartılır. Soğuduktan sonra karelere kesilir. Bir keskiyle çıkartılan parçalar tabağa ters çevrilir. Üzerine pudra şekeri ve gül suyu serpilir.
İki çeşit kazandibi vardır. Normalde kazandibi tavukgöğsünden yapılır. Tavukgöğsü katılmamış olanına "Muhallebi Kazandibi" adı verilir. Muhallebi Kazandibinin yapılışı aşağıdaki şekildedir.
Süt, şeker, nişasta ve pirinç unu ile yapılır. Pişirildikten sonra bir tepsiye pudra şekeri serpilir. Pişen muhallebi, yarım parmak kalınlığında tepsiye dökülür. Ateş üzerinde çevirerek dibi kızartılır. Soğuduktan sonra karelere kesilir. Bir keskiyle çıkartılan parçalar tabağa ters çevrilir. Üzerine pudra şekeri ve gül suyu serpilir.
halil inalcık
Eserleriyle Osmanlı-Türk tarihine hem siyasî ve ekonomik konularda hem de kültür ve medeniyet tarihi alanında orijinal katkılarda bulunmuş bir bilim adamıdır.[7l Tüm Balkan dillerine ve Arapçaya çevrilmiş olan "The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600" ve "An Economic and Social History of the Otoman Empire" gibi kitapları dünya üniversitelerinde başlıca ders kitabı olarak kullanılmaktadır.[7] Tarih alanındaki üstün çalışmaları ve yetiştirdiği öğrenciler sebebiyle Şeyh-ûl Müverrihin (Tarihçilerin şeyhi) ve Tarihçilerin Kutbu gibi isimlerle de anılmıştır.[8][9] İnalcık, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde 32 yıl hizmet verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi'nde Osmanlı Tarihi Kürsüsünü, 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurmuştur.
kısır
Kısır; ana bileşeni bulgur, salça, domates, maydanoz ve sarımsak olan, kimi yörelerde (örneğin Antakya) nar ekşisi de eklenerek yapılan soğuk yemek türü.
Arap mutfağındaki Tabule salatası ve Akdeniz usulü kuskus salatalarına benzeyen kısır, genellikle soğan (kuru ve/veya yeşil), domates salçası, domates, maydanoz, salatalık, kıvırcık vb. sebzeleri ihtiva eder. Kısırda pilavlık bulgurun yerine köftelik ince bulgur kullanılır. Sos olarak genellikle limon ve zeytinyağı tercih edilirken bazı yörelerde limon yerine nar ekşisi de kullanılabilir. Kısır Türk kültüründe özellikle çayla beraber veya çayın önünden servis edilir. Türkiye'de özellikle Osmaniye, Adana, Mersin, Antalya, Karaman, Konya, Gaziantep, Kilis ve Antakya, Kahramanmaraş'da çok sık tüketilen bir yiyecektir. Şanlıurfa'da kısır farklı şekilde yapılıp daha çok kadın günü veya altın günü gibi günlerde servis edilir.
Arap mutfağındaki Tabule salatası ve Akdeniz usulü kuskus salatalarına benzeyen kısır, genellikle soğan (kuru ve/veya yeşil), domates salçası, domates, maydanoz, salatalık, kıvırcık vb. sebzeleri ihtiva eder. Kısırda pilavlık bulgurun yerine köftelik ince bulgur kullanılır. Sos olarak genellikle limon ve zeytinyağı tercih edilirken bazı yörelerde limon yerine nar ekşisi de kullanılabilir. Kısır Türk kültüründe özellikle çayla beraber veya çayın önünden servis edilir. Türkiye'de özellikle Osmaniye, Adana, Mersin, Antalya, Karaman, Konya, Gaziantep, Kilis ve Antakya, Kahramanmaraş'da çok sık tüketilen bir yiyecektir. Şanlıurfa'da kısır farklı şekilde yapılıp daha çok kadın günü veya altın günü gibi günlerde servis edilir.
alfabedeki f harfi
Newton'un hareket yasalarının 2.si,
F=ma
Buna dinamiğin temel ilkesi de denir. Birinci yasada dengelenmiş kuvvetlerin etkisinde bir cismin hızının değişmediği yani ivmesinin sıfır olur. İkinci yasa, bir cismin üzerine etkiyen dengelenmemiş kuvvetler varsa hareket durumunun değişeceğini söyler. Net kuvvet sıfırdan farklıysa cisim ivmelenir. İvmelenme miktarı uygulanan kuvvetle doğru cismin kütlesiyle ters orantılıdır. Kuvvet ne kadar büyükse ivme o kadar büyük, kütle ne kadar büyükse ivme o kadar küçük olur. Matematiksel ifadesi Fnet = ma şeklindedir. (F=ma yazıldığında aslında Fnet kastedilmektedir.)
Bir cismi dururken harekete geçirmek, hareket ederken hızlandırmak ya da yavaşlatmak ve yönünü değiştirmek için cisme mutlaka bir kuvvet uygulanması anlamına gelir. Tersinden söylersek eğer bir cisme uygulanan bileşke kuvvet sıfırdan farklıysa cisim mutlaka ivme kazanır.
F=ma
Buna dinamiğin temel ilkesi de denir. Birinci yasada dengelenmiş kuvvetlerin etkisinde bir cismin hızının değişmediği yani ivmesinin sıfır olur. İkinci yasa, bir cismin üzerine etkiyen dengelenmemiş kuvvetler varsa hareket durumunun değişeceğini söyler. Net kuvvet sıfırdan farklıysa cisim ivmelenir. İvmelenme miktarı uygulanan kuvvetle doğru cismin kütlesiyle ters orantılıdır. Kuvvet ne kadar büyükse ivme o kadar büyük, kütle ne kadar büyükse ivme o kadar küçük olur. Matematiksel ifadesi Fnet = ma şeklindedir. (F=ma yazıldığında aslında Fnet kastedilmektedir.)
Bir cismi dururken harekete geçirmek, hareket ederken hızlandırmak ya da yavaşlatmak ve yönünü değiştirmek için cisme mutlaka bir kuvvet uygulanması anlamına gelir. Tersinden söylersek eğer bir cisme uygulanan bileşke kuvvet sıfırdan farklıysa cisim mutlaka ivme kazanır.
orhun yazıtları
Köktürk yazılı metinlerinden ilk defa 13. yüzyılda İlhanlı tarihçisi Alâeddin Ata Melik Cüveynî bahsetmiştir. Tarihçi İbni Arabşah da 15. yüzyılda yazdığı "Acâibü'l-Makdûr fi Nevâib-i Teymur" adlı eserinde Köktürk harflerinden söz etmiştir. Romen seyyah ve şarkiyatçı N.Gavriloviç Milescu, Batıda Yenisey yazıtlarından bahseden ilk kişi olmuştur. Milescu'dan sonra Batıda Yenisey yazıtlarından bahseden ikinci isim Nicolaes Witsen'dir. 1687'de Rusya ve Sibirya haritasını çizen Witsen, 1692'de yayımladığı Noord-en Oost Tartarye (Kuzey ve Doğu Tataristan) adlı eserinde "Tobol'a dökülen Tura nehri üzerindeki Verhoturye kasabası civarında rastladığı kaya üzerine yazılı meçhul harflerden bahsetmektedir.
1721 yılının son günlerinde Güney Sibirya'da Abakan bölgesinde genç bir doktor olan Alman bilgin Messerschimidt ile genç bir harita subayı, dağ bayır dolaşarak araştırmalar yapmaktadırlar. Genç subay, 8 Temmuz 1709'daki Poltava savaşında Ruslara esir düşerek Sibirya'da ikamete mecbur tutulan İsveçli yüzbaşı Johann Philipp Tabbert (von Strahlenberg)' tir.
Messerschimidt, 1722 yılının Ocak ayında bir Kazak köylüsünün de yardımıyla Yenisey'e dökülen Uybat ırmağının kollarından Bey nehri kıyısında, Çarkov köyü yakınlarındaki bir tepenin üstünde, 3.20 metre yüksekliğinde bir taş bulur. Bu taş, Yenisey bengü taşlarından Üçüncü Uybat yazıtıdır. Messerschimidt Abakan şehrine dönünce, dostu yüzbaşı Johann Tabbert'e bu keşfini anlatır. İki arkadaş yeni taşlar bulmak ümidi içinde merakla araştırmalarına devam ederken yine bir Kazak köylüsünden insan boyundaki bir taş heykelin haberini alırlar. 1722 yılının 24 Ocağında yüzbaşı Tabbert birkaç yardımcısı ile birlikte Yenisey'i geçerek Tes ırmağı kıyılarına gelir. Burada, yüzü doğuya dönük, 1.76 metre boyundaki Yenisey-Tes yazıtını bulurlar.
1721 yılının son günlerinde Güney Sibirya'da Abakan bölgesinde genç bir doktor olan Alman bilgin Messerschimidt ile genç bir harita subayı, dağ bayır dolaşarak araştırmalar yapmaktadırlar. Genç subay, 8 Temmuz 1709'daki Poltava savaşında Ruslara esir düşerek Sibirya'da ikamete mecbur tutulan İsveçli yüzbaşı Johann Philipp Tabbert (von Strahlenberg)' tir.
Messerschimidt, 1722 yılının Ocak ayında bir Kazak köylüsünün de yardımıyla Yenisey'e dökülen Uybat ırmağının kollarından Bey nehri kıyısında, Çarkov köyü yakınlarındaki bir tepenin üstünde, 3.20 metre yüksekliğinde bir taş bulur. Bu taş, Yenisey bengü taşlarından Üçüncü Uybat yazıtıdır. Messerschimidt Abakan şehrine dönünce, dostu yüzbaşı Johann Tabbert'e bu keşfini anlatır. İki arkadaş yeni taşlar bulmak ümidi içinde merakla araştırmalarına devam ederken yine bir Kazak köylüsünden insan boyundaki bir taş heykelin haberini alırlar. 1722 yılının 24 Ocağında yüzbaşı Tabbert birkaç yardımcısı ile birlikte Yenisey'i geçerek Tes ırmağı kıyılarına gelir. Burada, yüzü doğuya dönük, 1.76 metre boyundaki Yenisey-Tes yazıtını bulurlar.
fizik
Fizik, evrende olup bitenleri anlamamıza yardım eden bilim dallarından birisidir. Evrendeki nesneleri, olay ve olguları inceleyip, akılcı açıklamalar getiren, ulaştığı sonuçları kanunlarla ortaya koyan bir bilim dalıdır. Atomlardan galaksilere kadar bütün her şey fiziğin alanına girer. Fizik evreni oluşturan madde ve enerjiyi inceler. İçinde yaşadığımız dünyayı, dünyayı da içine alan evreni keşfetmeye yönelik çalışmaları konu alır. Çevremizdeki hareketi, maddeyi, kuvveti, enerjiyi, ısıyı, ışığı, inceler.
1) Mekanik Fiziği : Evrenin hareketlerini , kuvvet hareket, ilişkisini cisimlerin durgunluk şartlarını ve Güneş sistemini inceleyen fizik dalıdır. Klasik Fizik ve ya Newton fiziği de denilebilir.
2) Elektrik Fiziği : Elektrik yükünü elektrik yükünün hareketiyle oluşan elektirk akımını yükün hareketsiz durumu, potansiyeli inceleyen fizik dalıdır
3) Manyetizma Fiziği : Demir, Nikel, Kobalt gibi maddeleri çeken cisimleri , mıknatısın çevresinde oluşan manyetik alan, manyetik kuvvet ve bunların etkileşimlerini inceleyen fizik dalıdır.
4) Atom Fiziği : Maddenin yapısını oluşturan atomları ve atomlar arası ilişkileri inceleyen fizik dalıdır. Bu incelemeyi yaparken maddenin yoğurduğu veya saldığı elektro manyetik ışımaları inceleyen spektrometreden faydalanır.
5) Termo Dinamik : Fizik olaylarının oluşum şartlarını enerjiyi enerji değişimlerini, enerji aktarımlarını, enerji dönüşümlerini, ısı, sıcaklık, genleşme ve bunlar arasındaki ilişkiyi inceler.
6) Optik : Işığın yapısını, kırılma, yansıma, kırınım, girişim olaylarını inceler. Mercek, dürbün, mikroskop, teleskop yapımlarında optikten dalından yararlanılır.
7) Nükleer Fizik : Atom çekirdeğindeki olayları çekirdeklerde bulunan nötron ve protonları bir arada tutan nükleer kuvvetleri, çekirdeğin saldığı ışımaları ve bunların etkilerini inceleyen daldır.
1) Mekanik Fiziği : Evrenin hareketlerini , kuvvet hareket, ilişkisini cisimlerin durgunluk şartlarını ve Güneş sistemini inceleyen fizik dalıdır. Klasik Fizik ve ya Newton fiziği de denilebilir.
2) Elektrik Fiziği : Elektrik yükünü elektrik yükünün hareketiyle oluşan elektirk akımını yükün hareketsiz durumu, potansiyeli inceleyen fizik dalıdır
3) Manyetizma Fiziği : Demir, Nikel, Kobalt gibi maddeleri çeken cisimleri , mıknatısın çevresinde oluşan manyetik alan, manyetik kuvvet ve bunların etkileşimlerini inceleyen fizik dalıdır.
4) Atom Fiziği : Maddenin yapısını oluşturan atomları ve atomlar arası ilişkileri inceleyen fizik dalıdır. Bu incelemeyi yaparken maddenin yoğurduğu veya saldığı elektro manyetik ışımaları inceleyen spektrometreden faydalanır.
5) Termo Dinamik : Fizik olaylarının oluşum şartlarını enerjiyi enerji değişimlerini, enerji aktarımlarını, enerji dönüşümlerini, ısı, sıcaklık, genleşme ve bunlar arasındaki ilişkiyi inceler.
6) Optik : Işığın yapısını, kırılma, yansıma, kırınım, girişim olaylarını inceler. Mercek, dürbün, mikroskop, teleskop yapımlarında optikten dalından yararlanılır.
7) Nükleer Fizik : Atom çekirdeğindeki olayları çekirdeklerde bulunan nötron ve protonları bir arada tutan nükleer kuvvetleri, çekirdeğin saldığı ışımaları ve bunların etkilerini inceleyen daldır.
i. abdülhamid
I. Abdülhamit tahta geçtiğinde Rus Savaşı devam etmekteydi. Bükreş Antlaşması'nın görüşmeleri yarıda kalmıştı. Kışın gelmiş olması ve veba salgını yüzünden barış görüşmeleri tekrar başladı. 21 Temmuz 1774'te Ahmet Resmi ve İbrahim Münib Efendiler ile Rus temsilcisi Prens Repnin arasında Küçük Kaynarca Antlaşması yapıldı. Bu antlaşmaya göre Kırım, Kuban ve Bucak yalnız dini bakımdan halifeye bağlı olmak üzere müstakil oluyor; Yenikale, Kerç, Azak, Kılburun kaleleri Rusya'ya geçiyordu. Eflak, Boğdan ve Cezayir-i Bahr-i Sefid sahili gibi savaşta Ruslar tarafından işgale uğramış yerler ise Osmanlı Devleti'ne geri veriliyordu. Rus donaması Karadeniz'e girebilecek ve Osmanlı Devleti, Rusya'ya savaş tazminatı ödeyecekti. Anlaşmanın en ağır maddelerinden biri Türk toprakları üzerindeki Ortodokslar'ın himayesinin Ruslara verilmesiydi. Rusya bu sayede Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışma fırsatı bulucaktı. Osmanlı Devleti'nin imzaladığı en ağır antlaşmalardan biri olan Küçük Kaynarca Antlaşması ile Türk ve Müslüman olan Kırım Vilayeti elden çıkmıştı. Aynı zamanda Rusya'ya kapitülasyonlar da verildi.
Antlaşmanın tartışmalı maddelerini açıklığa kavuşturmak için Fransa'nın aracığılıyla 21 Mart 1779'da Osmanlı Devleti ile Ruslar arasında Aynalıkavak Tenkihnamesi imzalandı. Buna göre Kırım bağımsız bir devlet olmaya devam edecek, hanlar Kırım halkı tarafından seçilecekti. Kırım halkı üzerindeki Osmanlı halifeliği hakkı devam ediyordu ancak Osmanlı Devleti, Kırım'ı geri alabilmek için hiçbir girişimde bulunmayacaktı. Kırım'da olağanüstü bir durum oluştuğunda bu mesele iki devlet arasında çözüme kavuşturulacaktılizler ve Fransızlar'a tanınan Karadeniz ve Akdeniz'de haklar aynen Ruslara da tanınacaktı. Osmanlı Devleti bu antlaşmayla Rus yanlısı Şahin Giray'ın Kırım Hanlığı'nı tanımış oluyordu.
I. Abdülhamid, savaş zamanında devletin çeşitli bölgelerinde çıkmış isyanları bastırmak ve askeri sahada ıslahatta bulunmak istiyordu. İsyanları bastırmak üzere Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa ve ıslahat yapmak için de sadrazam Halil Hamit Paşa görevlendirildiler. Kapıkulu Ocakları'nın ıslahı için Fransa'dan mühendisler getirildi. Mühendishane-i Berri-i Hümayun (Devlet Kara Mühendishanesi) kuruldu. Lale Devri'nden beri kullanılmayan İbrahim Mütefferika matbaası açıldı.
Antlaşmanın tartışmalı maddelerini açıklığa kavuşturmak için Fransa'nın aracığılıyla 21 Mart 1779'da Osmanlı Devleti ile Ruslar arasında Aynalıkavak Tenkihnamesi imzalandı. Buna göre Kırım bağımsız bir devlet olmaya devam edecek, hanlar Kırım halkı tarafından seçilecekti. Kırım halkı üzerindeki Osmanlı halifeliği hakkı devam ediyordu ancak Osmanlı Devleti, Kırım'ı geri alabilmek için hiçbir girişimde bulunmayacaktı. Kırım'da olağanüstü bir durum oluştuğunda bu mesele iki devlet arasında çözüme kavuşturulacaktılizler ve Fransızlar'a tanınan Karadeniz ve Akdeniz'de haklar aynen Ruslara da tanınacaktı. Osmanlı Devleti bu antlaşmayla Rus yanlısı Şahin Giray'ın Kırım Hanlığı'nı tanımış oluyordu.
I. Abdülhamid, savaş zamanında devletin çeşitli bölgelerinde çıkmış isyanları bastırmak ve askeri sahada ıslahatta bulunmak istiyordu. İsyanları bastırmak üzere Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa ve ıslahat yapmak için de sadrazam Halil Hamit Paşa görevlendirildiler. Kapıkulu Ocakları'nın ıslahı için Fransa'dan mühendisler getirildi. Mühendishane-i Berri-i Hümayun (Devlet Kara Mühendishanesi) kuruldu. Lale Devri'nden beri kullanılmayan İbrahim Mütefferika matbaası açıldı.
constantine
hangi Constantine
1- Konstantin: Cezayir'in doğusunda olan şehir.
2-konstantin: istanbul
1- Konstantin: Cezayir'in doğusunda olan şehir.
2-konstantin: istanbul
avrupa parlamentosu
Avrupa Birliği'nin danışma ve yasama organı olarak faaliyet gösteren Avrupa Parlamentosu (AP), üye ülkelerin parlamenterlerinden oluşuyor. İlk toplantısını 19 Mart 1958'de yapan AP, AB'ye katılacak tam üyeler, AB Komisyonu Başkanı ve komiserlerinin seçimi, AB bütçesinin belirlenmesi konularında son sözü söyleme hakkına sahip bulunuyor.
versay anlaşması
iki tane var;
1-1871 Versay antlaşması
2- 1919 Versay antlaşması
en bilineni 1.dünya savaşı ile ilgili olan almanya-itilaf devletleri arasında olan 1919 olanıdır.
1-1871 Versay antlaşması
2- 1919 Versay antlaşması
en bilineni 1.dünya savaşı ile ilgili olan almanya-itilaf devletleri arasında olan 1919 olanıdır.
şanghay işbirliği örgütü
Şangay işbirliği örgütü, bölgesel bir işbirliği örgütü. Ana işbirliği konusu güvenliktir. ilk olarak 1996'da Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından "Şanghay Beşlisi" adıyla kuruldu. 2001'de Özbekistan'ın da katılmasının ardından adını Şanghay İşbirliği Örgütü olarak değiştirdi.
Örgütün uluslararası yapısında düzenli olarak toplanan Devlet Başkanları Konseyi ve Hükümet Başkanları Konseyi'nin yanı sıra sekretarya, Bölgesel Anti-Terör Yapısı, Dışişleri Bakanları Konseyi gibi yapılar yer alıyor.
Örgütün sekretaryası Çin'in başkenti Pekin'de, "Bölgesel Terörle Mücadele Kuruluşu" ise Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te bulunuyor.
Bugün örgütün 6 üyesinin yanı sıra 6 gözlemcisi ve 6 "diyalog ortağı" bulunuyor.
Gözlemciler; Afganistan, Belarus, Hindistan, İran, Moğolistan ve Pakistan.
2006 yılında üyelik başvurusu yapan Pakistan ve 2014 yılında üyelik başvurusu yapan Hindistan'ın 2017'de ŞİÖ'ye üye olmaları bekleniyor.
Örgütün diyalog ortakları ise Ermenistan, Azerbaycan, Kamboçya, Nepal, Sri Lanka ve Türkiye.
ŞİÖ üyesi 6 ülke, dünya nüfusunun yaklaşık çeyreğini oluşturuyor.
Buna gözlemciler ve diyalog ortakları da eklendiğinde ŞİÖ, dünya nüfusunun yaklaşık yarısını içeriyor.
Örgütün uluslararası yapısında düzenli olarak toplanan Devlet Başkanları Konseyi ve Hükümet Başkanları Konseyi'nin yanı sıra sekretarya, Bölgesel Anti-Terör Yapısı, Dışişleri Bakanları Konseyi gibi yapılar yer alıyor.
Örgütün sekretaryası Çin'in başkenti Pekin'de, "Bölgesel Terörle Mücadele Kuruluşu" ise Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te bulunuyor.
Bugün örgütün 6 üyesinin yanı sıra 6 gözlemcisi ve 6 "diyalog ortağı" bulunuyor.
Gözlemciler; Afganistan, Belarus, Hindistan, İran, Moğolistan ve Pakistan.
2006 yılında üyelik başvurusu yapan Pakistan ve 2014 yılında üyelik başvurusu yapan Hindistan'ın 2017'de ŞİÖ'ye üye olmaları bekleniyor.
Örgütün diyalog ortakları ise Ermenistan, Azerbaycan, Kamboçya, Nepal, Sri Lanka ve Türkiye.
ŞİÖ üyesi 6 ülke, dünya nüfusunun yaklaşık çeyreğini oluşturuyor.
Buna gözlemciler ve diyalog ortakları da eklendiğinde ŞİÖ, dünya nüfusunun yaklaşık yarısını içeriyor.
osiris
Osiris Mısır kültünde, en önemli tanrılardan biridir. Tanrıça İsis'in hem kocası, hem kardeşi. Horus'un ise babasıdır. Osiris bu dünyanın kural koyucusudur. Aynı zamanda tarımın ve bereketin simgesidir.
Mitolojiye göre insanlar Osiris'i severler. Koyduğu kuralları severek yerine getirirler. Kardeşi Seth onun bu başarısını kıskanır.Seth Osiris'ten kurtulmak için bir plan yapar. Kardeşinin ölçülerine uygun bir tabut yaptırır. Bir şölen düzenler ve Osiris'i de o şölene davet eder. Şölenin en sonunda önceden yaptırdığı tabutu çıkararak bu tabutun kime uyarsa ona verileceğini söyler. Herkes dener ve tabut sadece Osiris'e uyar. Bunun üzerine Seth hemen tabutun kapağını kapatır ve Osiris'in içinde oldugu tabutu Nil'e atar.
Osiris
Osiris'in karısı İsis kocasını aramaya başlar. Sonunda tabutunu bulur ve onu da alıp Mısır'a döner. Cenaze töreni yapmak için tabutu bir bataklığa saklar. Seth avdan dönerken tabutu bulur ve çok sinirlenir. Osiris'in vücudunu tabuttan çıkarıp parçalara böler ve Mısır'ın çeşitli yerlerine dağıtır. İsis bu parçaları teker teker bulur. Bir parçası eksiktir. Buna rağmen sihir ve büyü gücünü kullanarak dağılmış parçalarından Osiris'i canlandırır. İsis ve Osiris'in Horus adında bir çocukları olur. Horus büyüyünce Seth'e savaş açar. Bu savaşın sonuçları çeşitli şekillerde anlatılmaktadır.
Bu savaşın sonucunda Osiris - yer altı dünyasının kralı, Horus yaşamın kralı, Seth ise şeytanlık ve kötülüğün kralı olarak kabul edilmeye başlanmıştır.
Mitolojiye göre insanlar Osiris'i severler. Koyduğu kuralları severek yerine getirirler. Kardeşi Seth onun bu başarısını kıskanır.Seth Osiris'ten kurtulmak için bir plan yapar. Kardeşinin ölçülerine uygun bir tabut yaptırır. Bir şölen düzenler ve Osiris'i de o şölene davet eder. Şölenin en sonunda önceden yaptırdığı tabutu çıkararak bu tabutun kime uyarsa ona verileceğini söyler. Herkes dener ve tabut sadece Osiris'e uyar. Bunun üzerine Seth hemen tabutun kapağını kapatır ve Osiris'in içinde oldugu tabutu Nil'e atar.
Osiris
Osiris'in karısı İsis kocasını aramaya başlar. Sonunda tabutunu bulur ve onu da alıp Mısır'a döner. Cenaze töreni yapmak için tabutu bir bataklığa saklar. Seth avdan dönerken tabutu bulur ve çok sinirlenir. Osiris'in vücudunu tabuttan çıkarıp parçalara böler ve Mısır'ın çeşitli yerlerine dağıtır. İsis bu parçaları teker teker bulur. Bir parçası eksiktir. Buna rağmen sihir ve büyü gücünü kullanarak dağılmış parçalarından Osiris'i canlandırır. İsis ve Osiris'in Horus adında bir çocukları olur. Horus büyüyünce Seth'e savaş açar. Bu savaşın sonuçları çeşitli şekillerde anlatılmaktadır.
Bu savaşın sonucunda Osiris - yer altı dünyasının kralı, Horus yaşamın kralı, Seth ise şeytanlık ve kötülüğün kralı olarak kabul edilmeye başlanmıştır.
romanya
Romanya pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Roma İmparatoru Trajan tarafından ele geçirildikten sonra Roma İmparatorluğu'nun kenti haline gelen Romanya topraklarında Gotlar, Hunlar, Peçenekler, Macarlar, Avarlar, Slavlar ve Osmanlı tarafında ele geçirilmiştir.
arykanda antik kenti
Arykanda ismi, Anadolu'nun yerli dili olan Luvice'de "Yüksek Kayalığın Yanındaki Yer" anlamına gelir.Homeros'un yedi renkli denize sahip ülke olarak betimlediği dünün Likya'sı, bugünün Teke Yarımadası'dır.
etik
“etik” kavramının tanım ve içeriği üzerinde henüz bir fikir birliği sağlanılamadığı için “etik” teriminin “töre bilimi” anlamını içeren Yunanca “ethos-ethikos” sözcüğünden türetildiği düşünülmektedir. Yunan dilinde bu sözcük “ahlâk sistemi, ilke, insan davranışı, gelenek” anlamlarını ifade etmektedir.
