Kendimi bildim bileli, her dini bayram öncesinde trajedi halindeki özellikle pencerenin arkasında yapayalnız bekleyen nene, dedelerin hüznünü konu olan şeker reklamlarından Sonra günümüze uyarlanmış, standartlarının dışında “anlayana çok şey” şeklinde hazırlanmış, beni de bir o kadar üzmüş olan videodur.
Sabırla videoyu sonuna kadar izlemenizi tavsiye ederim.
serendipity
@serendipity admin
yazar
1,304
entry
126
takipçi
149
takip edilen
5,313
beğeni
3,459
favori
48,889
puan
Efsane Yazar
gulurkensandalyedenduseneksicininkafasindakibere
48 harfli, tek nefeste okunamayacak kadar uzun ve bir o kadar zor olduğunu düşündüren nickname sahibi değerli 2. Nesil yazarımızdır. Ayağının tozuyla kısa sürede kendisinden bahsettirmeyi başardıysa devamında neler olacağı konusunda heyecanla beklemekteyim.
Tek düşüncem şudur ki;
Bu kadar uzun nick ile sisteme giriş yaparken parmaklarınızı hissedebiliyor musunuz* * *
Tek düşüncem şudur ki;
Bu kadar uzun nick ile sisteme giriş yaparken parmaklarınızı hissedebiliyor musunuz* * *
hayırlı bayramlar
''Nerde kaldı o eski bayramlar!'' veryansınını etmemize sebep, istemsiz çoğumuzun aklına ''ah ederek'' gelmesine sebep olsa da özellikle müslümanların birbirlerinin dini bayramlarına denk geldiği günlerde kullanılan dilek cümlesidir.
Bu vesileyle tüm sözlük camiamızın mübarek Ramazan Bayram'ını kutlar, hayırlara vesile olmasını dilerim.
El öpmeye gelirsiniz diye akşamdan harçlıklarınızı ve kaseler dolusu şekerlerinizi hazırladım. Sözlük sitesinden giriş yapınca antrede duran varaklı dresuar üstünde duran şekerlerinizi almayı unutmayınız.
Sevgiler..
Bu vesileyle tüm sözlük camiamızın mübarek Ramazan Bayram'ını kutlar, hayırlara vesile olmasını dilerim.
El öpmeye gelirsiniz diye akşamdan harçlıklarınızı ve kaseler dolusu şekerlerinizi hazırladım. Sözlük sitesinden giriş yapınca antrede duran varaklı dresuar üstünde duran şekerlerinizi almayı unutmayınız.
Sevgiler..
girdiği iddia sonucu felç kalan genç
Girdiği iddia sonucu arkadaşlarına kendisini ispatlamaya çalışan iki gençten birisi yüzmeye çalıştığı esnada hipotermi nedeniyle tıkanan beyne bir süre oksijen gitmemesi ve şok geçirmesi nedeniyle felç geçirmiştir. Kök hücre tedavisi için uygun donör bulunmuş, sadece gerekli parasal yardımın toplanması gerekmektedir.
haberin detayları
haberin detayları
güven sözlük 8. ay dönümü
Hava biraz bulutluydu bugün, Biraz da zamanım vardı.
Anekdotlara şöyle bir göz atayım dediğim sırada Ahmet Arif'in Leylim'i yani Leyla'sı için kaleminden dökülen satırları istemsiz gözüme çarptı.
''Sabah gözlerimi sana açarım.Akşam, uykularımı senden alırım.
Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade baş dönmesini bulurum. Böyleyken gene de şükretmem halime, hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. Aklıma gelmez ki seni usandırır, sana gına getiririm. Sana dert, sana ağırlık, sana sıkıntı olurum. Nemsin be? Sevgili, dost, yar, arkadaş...Hepsi. En çok da en ilk de Leyla-sın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun. Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum, üşüyorum kapama gözlerini.''
Kendi hitabıyla Leylim'i ile dost olan, imkansız aşka tutulmuş olan şair,sevdiceğine mektup gönderebilmek için posta pulunu uğruna hamallık yapan yüce gönüllü insanda takılı kaldım bugün.
Tabi bu anekdot'a bakarken arka planda çalan Jane Maryam şarkısı eşlik ediyordu bana.
Zaman nasıl geçmiş yine anlamadığım o sırada hatıralara gömüldüm ve o eskilerin yaşadığı dediğim ''eski ama eskimeyen duygular'' deyip deyip kendimce imrendim durdum.
Giden günlere değil, gelmeyecek, değişen o özlediğimiz samimi duyguların yok oluşuna çaresizce üzüldüm. Sonra aklıma geldi. Sözlük sitemiz de tam olarak o aranılan ama unutulan ''samimiyet'' dediğimiz kavram üzerine yola çıkmadı mı dedim!
Hep birlikte kendimizden yahut adını bile bilmediğimiz o duyguların kaleme dökülüşünü okuyalım, yazalım, eleştirelim belki de takdir edelim içten içe demedik mi!
Ahmet Arif'in Leylim'i için biriktirdiği mektupları kadar olmasa da şu kısa sürede biz de sizlerle birlikte ne çok anılar biriktirdik değil mi!
Rasgtele butonuna tıklayınca bazen gülüyor bazen hüzünleniyorum içeriklerinizle. Hatta bazılarınıza mesaj atmamak için zor tutuyorum kendimi *
Size bu satırları yazarken bir yandan da gözüm sağ alt köşede bulunan takvime gidiyor. Zaman yine bir ayın 23'ünü gösteriyor. Biliyorsunuz ki her ayın 23'ü bizim için özel bir o kadar da anlamlı. Ne kadar çok büyüdüğümüzü sayısal verilerden değil bir sonraki ay ile birlikte doldurduğumuz yaşımızla anlayabiliyoruz. Düşünüyorum da 8 ay önce çıktığımız bu yolda ne kadar değerli anılar biriktirdik. Gelenlerimiz ve gidenlerimizle koca bir ömür geçmiş gibi oysa ki..
Sesimi duymadınız, ben de hiçbirinizin sesini duymadım. Ama kaleminizden çıkan her harfin dahi vaveylasını hissederek okudum tüm yazdıklarınızı.
Tüm sessiz seslere ses olmak için çıktığımız bu zorlu yolculukta bizi yalnız bırakmadınız. Belki daha az online olsanız bile arka planda 'hadi ama' diyerek biraz da kızarak bizi takip etmeye devam ettiğinizi biliyorduk.
8 ay öncesine geri dönerek hayatımızı da gözden geçirince neler olmuş, bitmiş, tükenmiş, tekrardan canlanmış belki can suyu olmuş türlü hadiseleri, badireleri atlattık kim bilir dedik içten içe.
Belki en sevdiğimizden ayrıldık, belki ailemizle aramız bozuldu, belki lanet hoca bilerek bizi sınıfta bıraktı belki patronumuzla ters düştük, Belki yine iş bulamadık belki yine mesaj atmadı belki bebeğiniz yine hasta oldu belki en sevdiğiniz öldü belki de tüm bunların tam tersi en güzelleri oldu ara sıra, ama biz kötülüklerden iyileri göremedik bile.
Bazen en yakınlarımız bile bizi anlamıyor diyerek, belki de rahatlamak adına tüm o üst üste gelen şeyler bizi ya kalemi elimize almamıza yahut kalemi uzunca bir süre bıraktırmaya sebep oldu.
Biz kimin geldiğini kimlerin gittiğini o bayram şekeri reklamlarında pencerede umutsuzca bekleyen yaşlı nene ve dedeler gibi izledik sizleri. Halen daha bekliyoruz geleceksiniz diye. Online olmayıp küsenlerimizi bile bekliyoruz 'bayramda küslük olmaz'' derler.
Sabır gösterip Ahmet Arif'in beni duygulandıran mektup yolculuğunda size içerik hazırlamak yerine mektup yazmayı tercih ettim, Sabır gösterip okuduğunuz için minnettarım.
Biz o kırık beyaz perdenin arkasında sizlerin yolunu gözlüyor olacağız...
8.ayımız kutlu olsun!
sevgiler...
Anekdotlara şöyle bir göz atayım dediğim sırada Ahmet Arif'in Leylim'i yani Leyla'sı için kaleminden dökülen satırları istemsiz gözüme çarptı.
''Sabah gözlerimi sana açarım.Akşam, uykularımı senden alırım.
Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade baş dönmesini bulurum. Böyleyken gene de şükretmem halime, hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. Aklıma gelmez ki seni usandırır, sana gına getiririm. Sana dert, sana ağırlık, sana sıkıntı olurum. Nemsin be? Sevgili, dost, yar, arkadaş...Hepsi. En çok da en ilk de Leyla-sın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun. Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum, üşüyorum kapama gözlerini.''
Kendi hitabıyla Leylim'i ile dost olan, imkansız aşka tutulmuş olan şair,sevdiceğine mektup gönderebilmek için posta pulunu uğruna hamallık yapan yüce gönüllü insanda takılı kaldım bugün.
Tabi bu anekdot'a bakarken arka planda çalan Jane Maryam şarkısı eşlik ediyordu bana.
Zaman nasıl geçmiş yine anlamadığım o sırada hatıralara gömüldüm ve o eskilerin yaşadığı dediğim ''eski ama eskimeyen duygular'' deyip deyip kendimce imrendim durdum.
Giden günlere değil, gelmeyecek, değişen o özlediğimiz samimi duyguların yok oluşuna çaresizce üzüldüm. Sonra aklıma geldi. Sözlük sitemiz de tam olarak o aranılan ama unutulan ''samimiyet'' dediğimiz kavram üzerine yola çıkmadı mı dedim!
Hep birlikte kendimizden yahut adını bile bilmediğimiz o duyguların kaleme dökülüşünü okuyalım, yazalım, eleştirelim belki de takdir edelim içten içe demedik mi!
Ahmet Arif'in Leylim'i için biriktirdiği mektupları kadar olmasa da şu kısa sürede biz de sizlerle birlikte ne çok anılar biriktirdik değil mi!
Rasgtele butonuna tıklayınca bazen gülüyor bazen hüzünleniyorum içeriklerinizle. Hatta bazılarınıza mesaj atmamak için zor tutuyorum kendimi *
Size bu satırları yazarken bir yandan da gözüm sağ alt köşede bulunan takvime gidiyor. Zaman yine bir ayın 23'ünü gösteriyor. Biliyorsunuz ki her ayın 23'ü bizim için özel bir o kadar da anlamlı. Ne kadar çok büyüdüğümüzü sayısal verilerden değil bir sonraki ay ile birlikte doldurduğumuz yaşımızla anlayabiliyoruz. Düşünüyorum da 8 ay önce çıktığımız bu yolda ne kadar değerli anılar biriktirdik. Gelenlerimiz ve gidenlerimizle koca bir ömür geçmiş gibi oysa ki..
Sesimi duymadınız, ben de hiçbirinizin sesini duymadım. Ama kaleminizden çıkan her harfin dahi vaveylasını hissederek okudum tüm yazdıklarınızı.
Tüm sessiz seslere ses olmak için çıktığımız bu zorlu yolculukta bizi yalnız bırakmadınız. Belki daha az online olsanız bile arka planda 'hadi ama' diyerek biraz da kızarak bizi takip etmeye devam ettiğinizi biliyorduk.
8 ay öncesine geri dönerek hayatımızı da gözden geçirince neler olmuş, bitmiş, tükenmiş, tekrardan canlanmış belki can suyu olmuş türlü hadiseleri, badireleri atlattık kim bilir dedik içten içe.
Belki en sevdiğimizden ayrıldık, belki ailemizle aramız bozuldu, belki lanet hoca bilerek bizi sınıfta bıraktı belki patronumuzla ters düştük, Belki yine iş bulamadık belki yine mesaj atmadı belki bebeğiniz yine hasta oldu belki en sevdiğiniz öldü belki de tüm bunların tam tersi en güzelleri oldu ara sıra, ama biz kötülüklerden iyileri göremedik bile.
Bazen en yakınlarımız bile bizi anlamıyor diyerek, belki de rahatlamak adına tüm o üst üste gelen şeyler bizi ya kalemi elimize almamıza yahut kalemi uzunca bir süre bıraktırmaya sebep oldu.
Biz kimin geldiğini kimlerin gittiğini o bayram şekeri reklamlarında pencerede umutsuzca bekleyen yaşlı nene ve dedeler gibi izledik sizleri. Halen daha bekliyoruz geleceksiniz diye. Online olmayıp küsenlerimizi bile bekliyoruz 'bayramda küslük olmaz'' derler.
Sabır gösterip Ahmet Arif'in beni duygulandıran mektup yolculuğunda size içerik hazırlamak yerine mektup yazmayı tercih ettim, Sabır gösterip okuduğunuz için minnettarım.
Biz o kırık beyaz perdenin arkasında sizlerin yolunu gözlüyor olacağız...
8.ayımız kutlu olsun!
sevgiler...
sahibinden.com'daki satılık ada ilanı
Ayvalık'ta bulunan 265.000 metrekare olan, tesis yapmaya uygun deniz ortasında bulunan adanın sahibinden.com sitesinde satılığa çıktığını teyitleyen ilandır.
satın almak için
satın almak için
insan gübreleme yöntemi
ABD'nin Washington eyaletinde 'insan gübreleme' adı verilen yöntemle ölülerin(cesetlerin) hızla toprağa dönüştürülmesine izin veren tasarı, eyaletin Valisi Jay Inslee tarafından imzalanarak yasalaştı.
Washington eyaleti 'insan gübreleme' adı verilen, ölülerin hızla toprağa dönüştürüldüğü bir yöntemle cesetlerin imhasına izin veren ilk eyalet oldu.

Washington eyaleti 'insan gübreleme' adı verilen, ölülerin hızla toprağa dönüştürüldüğü bir yöntemle cesetlerin imhasına izin veren ilk eyalet oldu.


twitter'ın aleyna tilki'nin hesabını kapatması
2000 yılı doğumlu olan şarkıcı Aleyna Tilki de 13 yaşından önce Twitter kullanmaya başladığı gerekçesiyle hesabı kapatıldı.
Twitter topluluk kuralları gereği 13 yaşın altındaki çocukların kullanımına izin vermiyor.
Çoğu paylaşımı silinen çocuk şarkıcı tepkisini sosyal medya hesabından da dile getirdi.
Twitter topluluk kuralları gereği 13 yaşın altındaki çocukların kullanımına izin vermiyor.
Çoğu paylaşımı silinen çocuk şarkıcı tepkisini sosyal medya hesabından da dile getirdi.

başakşehir stadı'ndan fatih terim'in isminin kaldırılması
Pazar akşamı oynanan Galatasaray- Başakşehir maçından sonra, Başakşehir'in golü ile ortalık karışmış, Başakşehir kulübesinin üzerine yürüyen Fatih Terim, Robinho'ya yumruk göstermişti.
Yaşanan gerilimin ardından Başakşehir yönetimi, iç saha maçlarını yaptıkları stattan Fatih Terim'in ismini kaldırmaya karar verdi. Yönetim, yapacağı ilk toplantıda bu konuyu değerlendirip bir karar alacak, ardından da Türkiye Futbol Federasyonu ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'ne başvuracak.

haber kaynağı
Yaşanan gerilimin ardından Başakşehir yönetimi, iç saha maçlarını yaptıkları stattan Fatih Terim'in ismini kaldırmaya karar verdi. Yönetim, yapacağı ilk toplantıda bu konuyu değerlendirip bir karar alacak, ardından da Türkiye Futbol Federasyonu ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'ne başvuracak.

haber kaynağı
tek kullanımlık plastik ürünlere yasak gelmesi
Atıklarla mücadele için gelecek yasaklar arasında en sık karşılaşılan, tek kullanımlık plastik ürünler 2021 yılından itibaren yasaklanarak yürürlüğe girmesine AB konseyi onay verdi.
Deniz ve kıyılarda en çok bulunan tek kullanımlık plastik atıkların kullanımını yasaklamaya yönelik düzenlemenin ardından 2021 yılından itibaren piyasalardan yasaklanacak.
Ürün Grupları arasında;
-Plastik kulak pamukları
-bıçak setleri
-tabaklar
-pipetler
-içecek karıştırıcılar
-balon çubukları ve gıda kapları AB ülkelerinde kullanılmayacak.
haber kaynağı
Deniz ve kıyılarda en çok bulunan tek kullanımlık plastik atıkların kullanımını yasaklamaya yönelik düzenlemenin ardından 2021 yılından itibaren piyasalardan yasaklanacak.
Ürün Grupları arasında;
-Plastik kulak pamukları
-bıçak setleri
-tabaklar
-pipetler
-içecek karıştırıcılar
-balon çubukları ve gıda kapları AB ülkelerinde kullanılmayacak.
haber kaynağı
eshab-ı kehf külliyesi
Hristiyanlığı kabul ettikleri için putperestlerin zulmünden kaçan 7 gencin Roma Dönemi, köpekleri Kıtmir ile sığındığı ve yüzlerce yıl burada uyudukları mekan olarak bilinen, milattan sonra yapılan mescididir.
UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alan külliye Kahramanmaraş'ta bulunmaktadır.

UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alan külliye Kahramanmaraş'ta bulunmaktadır.


banu alkan'ın zor günleri
Afrodit Lakaplı eski oyuncu Banu Alkan kendisine yöneltilen soru sonrasında hazin ve bir o kadar cevap vermesi dahi zor olan konuyla ilgili yani ''ekonomik koşullarının ne kadar zorlaştığı'' ile ilgili şunları söyledi;
''Herkes ekonomik olarak zor zamanlar geçirmiştir. Benim zamanında yalımın mazotunu alamadığım günler olmuştu. Saçımı boyatmak için yurt dışına, Paris'e gider gelirdim. Paris'e saçımı boyatmaya gidemediğim zamanlar da olmuştu. Allah bir daha yaşatmasın.''
amin
haber kaynağı
''Herkes ekonomik olarak zor zamanlar geçirmiştir. Benim zamanında yalımın mazotunu alamadığım günler olmuştu. Saçımı boyatmak için yurt dışına, Paris'e gider gelirdim. Paris'e saçımı boyatmaya gidemediğim zamanlar da olmuştu. Allah bir daha yaşatmasın.''
amin
haber kaynağı

güven sözlük 7. ay dönümü
Unuttuğumuzu sanmış olabilirsiniz ancak unutmadık!
23.09.2018 yılından itibaren yayın ve yayım hayatımızı devam ettiğimiz şu günlerde tam da 7. Ay yani 23 Nisan 2019 tarihine tekabül eden o malum gün ve sonrasında yani Yani şu ki olay Çocuk Bayramı'na kendimizi fazla kaptırıp dönme dolabın tepesinde bir müddettir mahsur kaldık. Çarpışan arabaya binen bazı yazarlarımızı kaybettik karakollarda sabahladık, balerine binen yazarlarımızdan bazıları midesi bulandı hastanelerde kaldık, eee luna park'a Cemil cümlemiz gelmişken en tehlikelisine binmemek olmazdı deyip zirvede takılı kaldık...
Kalış o kalış!
Aksilikler bir dizi boyu olup 8. Ay'ımıza girmemize birkaç güncük kalsak bile her günümüze şükür her geçen ayımıza kutlamalar sunduk.
Zaman su gibi gelip geçti!
Evlatlar büyüdü, bazıları bizi beğenmez oldu.
Büyüdükçe öyle oluyor demişlerdi de inanmamıştım.
Bayram geliyor, el öpmeye gelirsiniz diye antrenin girişine 160 kg şeker aldım.
7. Ay'dan 8. Ay'a geçişe ramak kala ben ve bekleyenler olarak pencerenin ardında sizleri izliyor ve heyecanla kapıyı çalışlarınızı bekliyor olacağız.
Sevgiler...
23.09.2018 yılından itibaren yayın ve yayım hayatımızı devam ettiğimiz şu günlerde tam da 7. Ay yani 23 Nisan 2019 tarihine tekabül eden o malum gün ve sonrasında yani Yani şu ki olay Çocuk Bayramı'na kendimizi fazla kaptırıp dönme dolabın tepesinde bir müddettir mahsur kaldık. Çarpışan arabaya binen bazı yazarlarımızı kaybettik karakollarda sabahladık, balerine binen yazarlarımızdan bazıları midesi bulandı hastanelerde kaldık, eee luna park'a Cemil cümlemiz gelmişken en tehlikelisine binmemek olmazdı deyip zirvede takılı kaldık...
Kalış o kalış!
Aksilikler bir dizi boyu olup 8. Ay'ımıza girmemize birkaç güncük kalsak bile her günümüze şükür her geçen ayımıza kutlamalar sunduk.
Zaman su gibi gelip geçti!
Evlatlar büyüdü, bazıları bizi beğenmez oldu.
Büyüdükçe öyle oluyor demişlerdi de inanmamıştım.
Bayram geliyor, el öpmeye gelirsiniz diye antrenin girişine 160 kg şeker aldım.
7. Ay'dan 8. Ay'a geçişe ramak kala ben ve bekleyenler olarak pencerenin ardında sizleri izliyor ve heyecanla kapıyı çalışlarınızı bekliyor olacağız.
Sevgiler...
bir ülkeyi yıkmak için gerekli şeyler
Osmanlı zamanında henüz altın çağını yaşıyorken bazı dünyayı yönettiği iddia edilen Ülkelerin ajanları bizim topraklarımıza gelip bilgi toplayıp efendilerine anlatırlarmış olan biteni.
Yine öyle anların birinde ajanlardan birisi ülkemize ziyarette bulunup rasgele katıldığı bir duruşmada olan biteni efendisine şöyle anlatır;
İkileme düşmüş ve hak” iddiası taşıdıkları düşüncesiyle mahkemeye gelen iki kişi arasında tartışma yaşanmıştır:
Mahkeme huzurunda henüz sesler yükselmeye devam edince hakim kızarak konuyu anlattırır..
Taraflardan biri şöyle der;
-Efendim ben bu yanımdaki adamdan ... semtindeki parseli satın aldım. Parselde dolaşırken ayağım takıldı, ayağımın takıldığı yerde eşeleyince baktım ki bir küp dolusu altın!
Ben bulduğum altını sahibine Yani bana bu arsayı satan kişiye iade etmek isterim!
Diğer şikayetçi tarafta şöyle der;
-Efendim, ben bu arsayı/parseli sattım. Haliyle bulduğu altın kendisindir, benim asla hakkım yoktur, kabul etmem böyle bir şeyi!
Ajan ülkemizdeki adalet çizgisindeki inceliği ve dürüstlüğü efendisine anlatırken efendi bozulur ve biz ne yaptıysak Osmanlı yıkılmadı, aralarına rüşvet sokalım o vakit der!
Gel zaman git zaman dediklerini yaparlar ve yukarıdaki anlatılan hikayenin tam tersini ajanlar artık anlatmaya devam etmişler/halen daha devam etmektedirler....
Yine öyle anların birinde ajanlardan birisi ülkemize ziyarette bulunup rasgele katıldığı bir duruşmada olan biteni efendisine şöyle anlatır;
İkileme düşmüş ve hak” iddiası taşıdıkları düşüncesiyle mahkemeye gelen iki kişi arasında tartışma yaşanmıştır:
Mahkeme huzurunda henüz sesler yükselmeye devam edince hakim kızarak konuyu anlattırır..
Taraflardan biri şöyle der;
-Efendim ben bu yanımdaki adamdan ... semtindeki parseli satın aldım. Parselde dolaşırken ayağım takıldı, ayağımın takıldığı yerde eşeleyince baktım ki bir küp dolusu altın!
Ben bulduğum altını sahibine Yani bana bu arsayı satan kişiye iade etmek isterim!
Diğer şikayetçi tarafta şöyle der;
-Efendim, ben bu arsayı/parseli sattım. Haliyle bulduğu altın kendisindir, benim asla hakkım yoktur, kabul etmem böyle bir şeyi!
Ajan ülkemizdeki adalet çizgisindeki inceliği ve dürüstlüğü efendisine anlatırken efendi bozulur ve biz ne yaptıysak Osmanlı yıkılmadı, aralarına rüşvet sokalım o vakit der!
Gel zaman git zaman dediklerini yaparlar ve yukarıdaki anlatılan hikayenin tam tersini ajanlar artık anlatmaya devam etmişler/halen daha devam etmektedirler....
google'ın huawei'den desteğini çekmesi
Aklıma parasını verip te bir türlü iade edilmeyen s-400'ler neticesinde savunma sanayisine ağırlık verip kendi uçağımızı üretmeye kalktığımız ve geliştirmeye devam ederken yeni uçak ve geniş ağımızda bulunan tüm savunma mekanizmasındaki mühimmatların satışına başladığımız mevzu geldi.
Çin ekonomisiyle başa çıkmaya çalışan Amerika anlık gafletlerinin kurbanı olup kendi ayağına kurşun sıkmakta olduğunun belki farkında belki değil belki çok geç olacak lakin Huawei kendisi için yazılım ürettiğinde diğerlerinin pabucunu dama atması da an meselesidir.
Bizi ekonomimizle tehdit eden Abd, dediğini yapmış dolar lobisiyle ve güzel ülkemin yumurta şey ağzına gelmeden alamadığı önlemleri tüm dünya izliyor olup herkes kendisine hangi tehditler altında zamanı gelince benzer ya da aynı sorunsallar ile karşı karşıya geleceklerini görmektedirler/Görmekteyiz/Göreceğiz de!
Bu tehdit altında Çin'e bu blöf söker mi sökmez mi izleyip göreceğiz!
Çin ekonomisiyle başa çıkmaya çalışan Amerika anlık gafletlerinin kurbanı olup kendi ayağına kurşun sıkmakta olduğunun belki farkında belki değil belki çok geç olacak lakin Huawei kendisi için yazılım ürettiğinde diğerlerinin pabucunu dama atması da an meselesidir.
Bizi ekonomimizle tehdit eden Abd, dediğini yapmış dolar lobisiyle ve güzel ülkemin yumurta şey ağzına gelmeden alamadığı önlemleri tüm dünya izliyor olup herkes kendisine hangi tehditler altında zamanı gelince benzer ya da aynı sorunsallar ile karşı karşıya geleceklerini görmektedirler/Görmekteyiz/Göreceğiz de!
Bu tehdit altında Çin'e bu blöf söker mi sökmez mi izleyip göreceğiz!
minibüste eşini yumruklayan kişi
Mersin-Davultepe seferi yapan bir minibüste gerçekleşen olaya göre kimliği henüz belirlenemeyen bir koca, eşi olduğunu söylediği kadının yüzüne defalarca yumruk attı. Gözyaşları içinde kalıp, sessizce kendini korumaya alan kalan kadının eşi yolcuların kendisine engel olmasına aldırmadan yumruklamayı sürdürdü ve kendisine engel olmaya çalışanlara da tehdit, hakaretler savurdu.
haber kaynağı
haber kaynağı
dünya yetimler günü
Müslümanların Ramazan ayının 15.günü kutladığı, yetim çocukların dünya gündemindeki farkındalığının artmasını amaçladıkları Hicri ay takvimine göre özel bir gündür.
Yetime iyi davranmak, yetimi korumak ve himaye etmek Müslümanların görevidir. Allah Peygamber sav Efendimize;
“Sen de bir zamanlar yetimdin. Ben seni koruyup gözettim. Ben seni nasıl himaye etmişsem, sen de diğer yetim kullarıma sahip çık; onların derdiyle ilgilen; sıkıntılarını hallet!” buyurmaktadır.
Yetimler bize Allah'ın emanetidir.
Yetime iyi davranmak, yetimi korumak ve himaye etmek Müslümanların görevidir. Allah Peygamber sav Efendimize;
“Sen de bir zamanlar yetimdin. Ben seni koruyup gözettim. Ben seni nasıl himaye etmişsem, sen de diğer yetim kullarıma sahip çık; onların derdiyle ilgilen; sıkıntılarını hallet!” buyurmaktadır.
Yetimler bize Allah'ın emanetidir.
kimseyi sevememek
Konu başlığına binaen;
Allah hepimizi yaratırken kendi tılsımından minicik te olsa hepimize o sevgi tılsımından da yollayarak bizleri vicdan, merhamet, şefkat gibi güçlü ve tatlı duygularının yanı sıra belki de tüm insanlığın içten içe arayıp çoğunlukla da bulanamadığından yakınılan en büyük şeylerden biri olan sevgi daha doğrusu sevilmek olduğu bilinir.
Yeni doğan bebeklerin, biraz daha aklı eriştiğinde parıldayan o masum gözlerde saklıydı tüm aranılan sevgi
Yani demeye çalışıyorum ki, doğduğumuzdan itibaren de sevgi dolu olup, sevgi içinde o çipil gözlere Bakan insanların sevgisiyle nasipleniyorken yani Yani sonradan öğrenilmeyip doğuştan var olan bu güçlü duygu nasıl oluyor da sonradan olmuyor!
“Yok mu oluyor, tükeniyor mu, bir daha olmayacak mı!”
Evrendeki her şey birbirine dönüşürken, bizler bir gün topraktan geldik yine toprağa dönüşüyorken sevgi gibi güçlü duygu içimizde yaşıyorken ne oluyor da birden sevmiyor/sevemiyor oluyoruz Hem de “kimseyi!”
Aslında sevginin kaybolduğu yok, her sevgi ardında o güçlülüğünde nefret te barındırır, bizim kayboldu diye düşündüğümüz duygularımız yön değiştirir, boyut nasıl atlayıp kişiye/nesneye/konusuna bağlı olarak aşk/merhamet/sempati/saygı/bağımlılık/fanatiklik boyutunu alıyor yahut aşıyorsa da tam tersi yön değiştirmesinde sert rüzgarlarla birlikte etken varsa başka hal ve durumlar içinde yer alınmasına sebep olmaktadır.
Eğer kendinizde nefretlik boyutuna dönüştüğünüze saptadığınız anınız varsa bilin ki bu da geçecek, değişecek, dönüşecek. Evren de sevgiyle Yani sevginin getirisi olarak “iyilik” ile dönmektedir.
Evren halen daha döndüğüne göre o zaman umut var evet bugün kötü Hatta çok kötü bazı şeyler Hatta artık nefret dahi hissedemeyecek hale geliyoruz ama bu evre bilinmeli ki geçicidir.
Yeter ki kendimizi bu soyut ama somut olan düşünce Seline kaptırmayalım. Evrene az da olsa bir şeylerin değişeceğine biten her şeyin yeni kapının çalınmak üzere olduğunuz inancıyla enerjimizi yollayıp, blokaj etkisi yaratmayın!
Ne ekerseniz onu biçersiniz.
Evren'in karşılığı aynadır.
Sevmezseniz sevilmezseniz.
Önce sevmek lazım.
Hatta çok sevmek!
Her şeyi sevmek!
Kötü olanı bile...
Allah hepimizi yaratırken kendi tılsımından minicik te olsa hepimize o sevgi tılsımından da yollayarak bizleri vicdan, merhamet, şefkat gibi güçlü ve tatlı duygularının yanı sıra belki de tüm insanlığın içten içe arayıp çoğunlukla da bulanamadığından yakınılan en büyük şeylerden biri olan sevgi daha doğrusu sevilmek olduğu bilinir.
Yeni doğan bebeklerin, biraz daha aklı eriştiğinde parıldayan o masum gözlerde saklıydı tüm aranılan sevgi
Yani demeye çalışıyorum ki, doğduğumuzdan itibaren de sevgi dolu olup, sevgi içinde o çipil gözlere Bakan insanların sevgisiyle nasipleniyorken yani Yani sonradan öğrenilmeyip doğuştan var olan bu güçlü duygu nasıl oluyor da sonradan olmuyor!
“Yok mu oluyor, tükeniyor mu, bir daha olmayacak mı!”
Evrendeki her şey birbirine dönüşürken, bizler bir gün topraktan geldik yine toprağa dönüşüyorken sevgi gibi güçlü duygu içimizde yaşıyorken ne oluyor da birden sevmiyor/sevemiyor oluyoruz Hem de “kimseyi!”
Aslında sevginin kaybolduğu yok, her sevgi ardında o güçlülüğünde nefret te barındırır, bizim kayboldu diye düşündüğümüz duygularımız yön değiştirir, boyut nasıl atlayıp kişiye/nesneye/konusuna bağlı olarak aşk/merhamet/sempati/saygı/bağımlılık/fanatiklik boyutunu alıyor yahut aşıyorsa da tam tersi yön değiştirmesinde sert rüzgarlarla birlikte etken varsa başka hal ve durumlar içinde yer alınmasına sebep olmaktadır.
Eğer kendinizde nefretlik boyutuna dönüştüğünüze saptadığınız anınız varsa bilin ki bu da geçecek, değişecek, dönüşecek. Evren de sevgiyle Yani sevginin getirisi olarak “iyilik” ile dönmektedir.
Evren halen daha döndüğüne göre o zaman umut var evet bugün kötü Hatta çok kötü bazı şeyler Hatta artık nefret dahi hissedemeyecek hale geliyoruz ama bu evre bilinmeli ki geçicidir.
Yeter ki kendimizi bu soyut ama somut olan düşünce Seline kaptırmayalım. Evrene az da olsa bir şeylerin değişeceğine biten her şeyin yeni kapının çalınmak üzere olduğunuz inancıyla enerjimizi yollayıp, blokaj etkisi yaratmayın!
Ne ekerseniz onu biçersiniz.
Evren'in karşılığı aynadır.
Sevmezseniz sevilmezseniz.
Önce sevmek lazım.
Hatta çok sevmek!
Her şeyi sevmek!
Kötü olanı bile...


