serendipity

serendipity

@serendipity admin yazar
1,304
entry
126
takipçi
149
takip edilen
5,313
beğeni
3,459
favori
48,997
puan
Efsane Yazar
çevrimdışı
23 eylül 2018'dan beri üye
günün sözü
Ormanın içinde kesişen iki yol vardı ve ben, en az ayak izi olan yolu seçtim.
kararsızlık
Tecavüzcüsünün çocuğunu taşırmışcasına ızdıraplı, hiç geçmeyen saliselerin de kanseri olan durumdur. En az 2 seçenek arasında gidip gelsen de; aklında ki başka kalbindeki başka, çevresel koşullar ne olacak başkalığı arasında başkalaşım geçirdiğin o sıralarda kendini belki de en iyi tanıdığın evre olarak görüyorum ben bu durumu.Karar almayı becerebilirsen ileride böyle durumlar yaşandığı takdirde asla 'karar' almak için gecikmeyeceksin. Bir daha bu kadar değerli yıllarının olmayacağını, kendini heba edeceğin başka bir zamanın olmadığı o malum evrede en iyi sen göreceksin. Bir bebek gibi beraber büyüyeceksiniz. Beraber emekleyip, beraber hasta olacaksınız. Hep daha iyi olacak. Bir gün olacak. Hangisi daha iyi olacak derken yukarıdakinin senin için gönderdiği o malum mesajı artık almış olman lazım.
En kötüsü de ne biliyor musunuz? Kötüler arasında kötünün iyisini seçebilmenin kararsızlığıdır. Hem zamandan, hem kendinden alan 'düşman başına' dedirten başka durum var mı ki?
Özünde mükemmeliyetçilik yatar siz farkında olmasanız da. Belki dayatmacı toplum belki kendi stilinizin titizliğinden? Seç! yeter ki sen seç' Aldığın karar yanlış olsa da; işte o benim yanlışım! diye ebeveyn edasında dur arkasında.

Öneri olarak; Kalp kedi gibi sinsidir, aldatır. Akıl; sadık köpeğiniz gibi hep yanınıza kılavuz olarak duracaktır. Bu sebeple karar alırken duygularınızın gözlerinizi de ele geçirmesine müsaade etmeyip akılcı kararlardan yana olunuz.
alınan ilginç iletiler
Yazmadığı kimse kalmamış,'çapkınlık' konusunda adı dünya listelerine giren bir erkek arkadaşım yine seviyeleri yerlere düşürerek listesinde tavlamak üzere kenara ayırdığı 30 kadına şu mesajı atmıştı;
''Eğer tanışmayı 20.00'a kadar kabul edersen akşam sana lahmacun yerine iskender sipariş edip üstüne künefe söyleyeceğim.''

Çok ilginçtir ki bu mesajlarına geri dönen de olmadı.
yanlış bilinen kelimeler
Herkeşlerin yanlış bildiği 'herkes'tir özünde altını çiziyorum. Haa bir de herke+z(herkez) de değildir o!
''doğrusu herke+ s=herkes''

Vur ensesine al ekmeğini diyen nesillerin geleceği olarak bize yutturalan o koca 'pontulun' yanlış değil olduğu gibi yalan olup özünde 'pantolon' olduğu gerçeği gibi.

Karasal kış iklimi baz alınarak; Söylenirken hem ağzını hem boğazını Hz Yusuf'un atıldığı kör kuyu derinliğinde açarak söylemek zorunda kaldığın 'k' (ka/ke) harflilerin, daha yarım ağız söyleneceği düşünülerek, boğazına kar dolmasın diye çoğu 'k' harfi ile başlayan kelimelerin ırzına geçilmiş ve 'g' statüsüne kavuşmuştur.
-gazak
-garabiber
-galorifer (galefer bazı yörelerde)

Bir de geçen bir panele katıldım. Sunum yapanlar yerli olmasına rağmen Allah Allah dedim, Hadi bir tanesi söyledi, ikincisi söyledi, dördüncüsü de şans eseri benim yıllarca bildiğim 'ceket'i 'çeket' olarak ifade edince bir ara kendimden şüphe duymuş olsam da, efenim 'ceket' bildiğimiz cekettir.
eski sevgiliye dönmek
Yemek yiyeceğin tabağın içinde; 5 adet kara sinek, 29 gr saç teli, 3 hamam böceği, 8 kurbağa larvası olduğunu gördüğün halde o yemeği yemeye benzer.
eski sevgiliniz bir eşya olsaydı
-Kartuşu bitmeyen yazıcı
tek başına yürüyen kadına korna çalmak
Müteşebbis ruhların, andaval kafaların yegane fantezilerinden biri olan durumdur.
Öncelikle atağa geçmemenizden önce; Artık tek başına olmak yetmiyor, isterse 6 kadın bir arada olsun hatta bu konunun zırvanadan çıkıp artık erkeklerin de korna tacizine uğradığını görüyor, duyuyor olduğumuzu biliniz. Konuya yine cinsiyetçi yaklaştığımı düşünen olursa, 'sen de hep böyle kadın miletini savunuyorsun yaahuuuu!' diye gevrek gevrek konuşanlar olursa gördüğüm ilk yerde kornalayacağımı bilmenizi isterim.
Bu olay için sadece şehir merkezleri olması gerekli değil, hızlı tren beklerken vatman bile korna çalıyorsa, korna çeşitliliği ve mekansal dokunuşlar diye başka başlık açmak zorunda kalırım. Özellikle tırlar, otobüsler, dolmuş şoförleri, altındaki arabaya güvenen bazı gerzekler kornayla sizden alamadığı bakışları, sellektör yaparak ta destekledikleri oluyor. Durakta kendi halinde bekleyen kadınlar, erkekler, kız öğrenciler, küçük yaştaki çocuklar.. (sübyancılar için zaten cinsi önem arz etmeksizin) gelişine 'dat, dat, daaaatt!'
Bir gün biri, kaldırımın en köşesinde olmama rağmen kornayla yetinmeyip arabayı üstüme sürmüştü. Sol bacağım belki yoktu şu anda. Hatta yaptığı o kadar hoşuna gitmişti ki; 'Ne vardı hıaaaaa swh, gel istediğin yere bırakayım dedim, nazlandın. Noldu haa noldu?' diyerek yarı gülüp, yarı kızarak ara ara ağzının içinde milli piyango topları gibi tur atan sigarasıyla göz göze geliyordum. aklı sıra gözümü korkuttu. Tabi ben bunu yer miyim! Ya savunmasız birine denk gelseydi..
Bu ülkede kadın olup, kornalanmayan yoktur. Hatta erkeklerimiz bile kornalanıyor artık. İster yaya ister trafikte, fantezilerin büyüklüğüne bağlı.
Dilerim Allah'tan bir gün, Kornalamaya devam ettiğiniz, yürekleri ağızlara getirdiğiniz kişilerin yüzü gözü hürmetine; Anneniz, kız kardeşiniz, eşiniz, kuzeniniz, sevgiliniz her neyse canınızdan en sevdiğiniz yakınınızı tam gözünüzün önünde kornalayıp, taciz etsinler.
sıla'nın ahmet kural'dan şikayetçi olması
Ahmet Kural'ın, 'gör bak sana neler edeceğim!' bakışını anlayamayıp, içli köfte misali dertlenen genç kızlarımıza kapak olsun dediğim haberdir.
Hz. Mevlana misali; Gerek yok her sözü laf ile beyana. Bir bakış bin söz eder, bakıştan anlayana.
Entry görseli
kışın yataktan kalkmanın daha zor olması
Yaz aylarında, şahnişinin kenarına kıvrılıp, uyuyarak malum saat gelene kadar bu durumu alışkanlık haline getirdik çoğu zaman. güneydoğu yönünden henüz gelen ilk çapkın güneşin göz kapaklarının üzerinde adeta Bachata yaptığını görüyor ama nazlanıyorduk. “Artık yeter!” Edasıyla Dudinin, zemin katta bulunan mutfağımızdan gelen “sırlı” vanilya kokusu, alarmın 08.00 olmasından önce uyandırdığı zamanlar bitmiştir. Yazın çiftlik yaşamının doğal güzelliği kursağımızda kalarak; tatilin bitmesiyle betonik şehir hayatına yani 54 katlı rezidanstaki 36. Kattaki hayatımıza geri dönmek acı veriyordu. Mutfaktan gelecek sırlı koku yerini; pannkakor, taze olsa da perogieler, Avusturulya'dan dün gelen Vegemite olsa artık mutlu etmeyecektir. Haliyle erken kalkıp ta napayım? Tavrına hayran bırakıp, 08.05'e ötelediğimizi hatırlatan hüzünlü hikayemizi hatırlatan başlıktır.

Şaka şaka; Masaya Hafragrautur'un üstüne fıstık koymayı unuttukları için kışın erken kalkmıyorum!
metreslerini telefon rehberinde farklı isimlerle kaydetmek
Toplumun tatlı ifadesiyle ''gizli ilişkisi'' bana göre ''kapatması'' sorunsalının günümüzde vücut bulmuş, en nihayetinde düzlüğe inerek yerlerde sürünen bu konunun bir gün ciddi sorun olacağını hiç düşünmemiştim.
Aklıma bu konuyu getiren olay şuydu ki;
Bir gün bir kadın eşinin şakamatikleri olduğunu öğreniyor, üstüne gidiyor. Eş te yurt dışında çalışıyor ara ara geliyor ülkesine. Eş olarak tavrından yıllar sonra (?) ancak şüpheleniyor. Adamın bu yaşına kadar rehberini karıştırmamış. Bir gün şüphelerinin üstüne giderek, malum telefonu eline alarak başlıyor rehberinde göz gezdirmeye. Kendi numarasını arıyor bulamıyor?
-eşim?
ııhh
-hayatım?
ııhh?
-İsmini arıyor?
yine yok..
En sonunda akıl edip numarasını aratıyor. Sonuç;
10 yıllık eş olmuş ''avrat1''
Devamına bakarak bir de ne olsun;
-Avrat 2
-Avrat 3
-Avrat...
Gidiyor gönlümün efendisi timsali konu büyüyor..
Mahkemede alıyorlar soluğu..
Kadın avrat metreslerini görünce sinir krizi geçiyor efendim. Gözümün önünde uzaktan da olsa cereyan etmiş konu da tek takıldığım yer;''neden bir insan metresini ''avrat2, avrat3, avrat...98'' diye kayıt eder?
Eşinden farkı yoktu, madem bu iş te sıradandı, macera ruhuna hitap etmiyordu o zaman bırak ''gizli ilişkileri'' de becerebilenler yapsın.

Dip Not: Elbette çoğul ilişkileri desteklemeyip, avrat2,3, ....98'lerin onuru olduğunu düşünmeyip, konu başlığı altında aleni kinaye yaparak, yerdim herkesi.
kabak tadı veren şeyler
-''ben senin yaşındayken ohoooo.........!'' şeklinde böbürlenip neredeyse sol böbreğini kaybettirecek dede, nine sözleri kabak tadı vermekle kalmayıp, patlıcanı acı kırağı çalmıştır.
bugün ne öğrendim
Bugün istemsiz olarak yanımdaki kişinin telefonunda şu şekilde mesaj gördüm;
Siz gidin Gratislerden 500-800 liralık alışveriş yapın, buluşacağınız gün erkek arkadaşınız sadece yüzünü yıkayıp gelsin.
Yüzünü dahi yıkamayanları hatırlattı ya neyse!
iktsuarpok
Heyecanlı bir şekilde durum ya da kişilerin akıbetini sabırsızlık, hüsran yahut endişe içinde bekleme durumunu anlatan eskimo dilindeki kelimedir.
Türkçe olarak bu durumu şu şekilde açıklarsak;
Misal; Whatsapp üzerinden mesaj gönderdiniz, mesajınızın gönderildikten sonra 2 tik olduğunuz gördünüz, mesaj gönderilen kişinin online oluşuyla acaba ne zaman mavi tik olacak arasındaki yaşadığınız süreçteki buhranlı, dürtüsü bol hallerinizdir.
Şöyle bir göz atayım, nerde kaldı halidir.

Edit: Sözlük Sitemize üye olmak isteyip, dışarıdan ziyaret edenlerin farkındayız. Kendilerine henüz nick bulamamış saygıdeğer ziyaretçilerimize ''nick önerisi'' olarak sunabilirim.
cemal kaşıkçı
Washington Post yazarı Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın, Suudi Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu'nda öldürülmesine ilişkin soruşturmasına ilişkin süreç devam ederken; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı cinayet hakkında yazılı açıklamada bulundu.
Açıklamaya göre; "Cemal Kaşıkçı, girdiği Suudi Arabistan Krallığı İstanbul Başkonsolosluğu'nda, daha önceden yapılan planlama doğrultusunda, başkonsolosluk binasına girer girmez boğularak öldürülmüştür. Cesedi, boğularak yine önceden yapılan planlama doğrultusunda parçalanarak yok edilmiştir" denildi.
razbliuto
Zamanında çok sevdiğiniz lakin artık sevmediğiniz insan/insanlar için bir şey hissedememe duygusu yani boşluk duygusunu ifade eden kelimedir.
Ruşça kökenli bu kelimenin etimolojik yapısını inceleyecektim. Sonra kalsın dedim.
Türkçe karşılığı; ''Sevmiyorum artık, hevesim (sevesim) kaçtı.'' demektir.
oecd
Açılımı: Organization for Economic Cooperation and Development
Türkiye, 1961 yılından itibaren ekonomik işbirliği ve kalkınma teşkilatı'nın kurucu üyesidir.
2. Dünya savaşı sonrası kendini toparlamaya çalışan Avrupa'nın hızla ekonomisinin büyümesine katkı sağlamak için kurulan düşünce örgütüdür.
marshall planı
erp
unutulmaz dizi ve film replikleri
secret window
Entry görseli
izale-i şuyu
''Öküz öldü ortaklık bitti'' sözüne mensup ortakların; müşterek mülkiyette, hisse sahiplerinin mülkiyet hisselerini kendi hisseleri oranında anlaşarak paylaşmasıdır.
Ülkemizde en çok rastladığımız konusu ise; Büyüklerinden kalan miras sonrası, mirasçılardan bazılarının hissesini satmak isteyip diğerlerinin satmak istememesidir. Bu durumda satışı isteyen kişiler izale-i şuyu davası açarak, mahkeme kararıyla belirlenen bilirkişilerin tayin ettiği bedel üzerinden satışı sağlayarak satış bedelinin mirasçılara veraset ilamındaki paylarına göre dağıtılmasını sağlar.
itiraf köşesi
Günah çıkartma köşesine ben de ne zaman uğrayacağım diye düşünüyordum. Kısmet bugünmüş.
Evrende açıklayamadığımız milyonlarca konu varken kendimde de açıklayamadığım, kitapta yeri var mı diye çoğu kez cevap arayıp, cevaplayamadığım bir konu hakkında itirafta bulunacağım.
Bu itirafım sizi korkutmasın öncelikle!

Kalbimin etrafı zardan değil çoğunlukla çelikten olduğunu düşünüp kimsenin beni kırmasına izin vermiyorum. Daha doğrusu kırdığını görsem bile ''he he, hu hu'' ile geçiştiriyorum. Çok önemli sebeplere gerek yok, bir gün bardaktaki taşmayı bekleyen su misali son damlasına kadar bekleyip, son damla da gelince sonrasında olanlar oluyor.
Beddua etmeyi de sevmem. Herkese kendi adaleti tecelli etsin isterim. Ama yalan yok, son damla sonrası sıkı bir beddua etmeyi içimden geçirsem de; ''Sen müslümansın, sus!'' deyip yoluma koyulurum. Allah'ım yaşadığım tarifsiz acının boyutunu sen biliyorsun, sana havale ediyorum, sen ıslah et!'' derim hep. Dün yine buna benzer bir durum yaşandı. Ama benim canımı sıkan konu şu ki; ben böyle söylendikten hemen sonrasında kişiler; vefat ediyor, felç geçiriyor, evlat acısı çekiyor, iflas ediyorlar. Bu kadar tesadüfü açıklayamıyorum artık!
Edit: Bu kadar yazmışım ama ne olduğunu açıklamamışım. Uzun bir süredir canımı sıkan bir konu vardı. Yaklaşık 1.5 yıldır sabır ediyordum. Dün canımı sıktıkları yerde birinin olmayacak türden ölüm haberini aldım.
Böyle haberleri alıyorum ama Mutlu değilim!
özlemek
Akla düşünce nedendir bilinmez; kokusunu da beraberinde getirir. Tek getirdiği kokusu olmamakla birlikte, tekrarlı mide kramplarına , kalp spazmı gelmeden keman resitalini aortta bekletip, gereksiz adrenalin salgılatıp susamaya da sebebiyet verir.
Evet! özlemek susamaktı biraz da..
Getirdiği kokusunu biraz içine çekip, biraz durduktan sonra yol alıp, tüm hücrelerine milyarlarca kez eziyet edip ''unut, unut, geçer birazdan'' baskılarıyla çileden çıkartırdı çoğu zaman.
Halbuki akışına bıraksan çözülecekti tüm düğümler..
Ana rahmine düşen ilk cenin gibi, ılık ılık büyütürken içinde, görmezden geldiğin her saniye ve dakikalarda kaçınılmaz doğum sancılarının tüm bedenini saracağından da mı haberin yoktu..
Beş duyuyla algılanabilen; Boğazda ki ''düğüm'', burundaki ''sızı'', gözündeki ''tütü'' dür.
Gururludur...
Hoş gelmiştir ama hoşçakalla uğurlamak istemezsin.
Ölüm gibi sessizdir...
Hele gelmeyecek olanı özlemekse bin kat ölümdür.
Tüm evren amin tutarken dualarına belki de hiç gelmeyecek olandır.