nushirevan
@nushirevan yazar
1,683
entry
16
takipçi
13
takip edilen
4,079
beğeni
1,359
favori
37,643
puan
Efsane Yazar
3 kız babası, bilgisayar programcısı, tarım teknikeri, tv editörü, meteorolojist
kadir mısıroğlu
Belgesiz konuşmayan yazar. Üstelik belgelerin çoğunluğu da karşı mahallenin kaynaklarından oluyor. Hakkında hapse girmemek için aldığı deli raporu ve giyim kuşamı dışında eleştiri getirebileni görmedim. Hakkındaki suçlamalar, genellikle önü arkası kesik videolardan edinilen yarım yamalak bilgiler oluyor. "Keşke yunan galip gelseydi" sözü mesela. Videoda adamın "Yunan galip gelseydi dilini, dinini, kıyafetini değiştirmeyecek, din adamlarını asmayacaktı, bak trakya müslümanları olduğu gibi kaldı" diyor mealen. E Mustafa Kemal'e karşı obsesif malum.. "Yunan galip gelseydi" sözüyle de "Bu kırımı içimizden biri değil de elin gavuru yapsaydı zoruma gitmezdi"ye getirdiği çok açık.
erkekleri itici yapan özellikler
sakalı ile göğüs kıllarının birleşik ve aynı uzunlukta olması, bunu da utanmadan gömlek düğmelerini açarak sergilemesi.
ömer hayyam
Derler ki 3 yetim, dönemin askerleri tarafından muhafaza edilmek üzere alınır. Adet olduğu üzere yetimlerin akıbeti, dönemin en irfan sahibi kimsesine emanet edilecektir. Askerler üç çocuğu Somuncu Baba olarak bilinen hikmetli kişiye getirirler. Bu zat çocukları iki omzundan kavrar ve gözlerinin içine bakar.
İlk çocuk için:
- Bunu saraya verin, devlet adamı olsun.. der
İkincisi için:
- Bunu mektebe verin, ilim irfan öğrensin.. der
Üçüncü çocuk gelince bakar ki sırtında urbası eksik, çıkarır bi tane giydirir.
- Bu da kendi yolunu kendi çizecek.. der.
İşte bu üçüncü çocuk Ömer Hayyam'dır.
Diğer çocuklar mı?
Sırasıyla Melikşah'ın Veziriazamı büyük devlet adamı Nizamülmülk, diğeri de Haşhaşi'lerin lideri Hasan Sabbah..
İlk çocuk için:
- Bunu saraya verin, devlet adamı olsun.. der
İkincisi için:
- Bunu mektebe verin, ilim irfan öğrensin.. der
Üçüncü çocuk gelince bakar ki sırtında urbası eksik, çıkarır bi tane giydirir.
- Bu da kendi yolunu kendi çizecek.. der.
İşte bu üçüncü çocuk Ömer Hayyam'dır.
Diğer çocuklar mı?
Sırasıyla Melikşah'ın Veziriazamı büyük devlet adamı Nizamülmülk, diğeri de Haşhaşi'lerin lideri Hasan Sabbah..
ismail yk
Yurtdışındaki konserleri müzikle değil, daha çok farmakoloji ile ilgili oluyor genellikle.

insanı iyi hissettiren şeyler
günün havasına, sıcaklığına uygun kalınlıkta giysi ve ayakkabı ile dışarıya çıkmış olduğunu farketmek.
yerli otomobil
İlk haberi çıktığında fotoğrafına bakıp "taklit" denilen otomobil prototipidir.

Güney Koreli Hyundai ve Kia: Ford lisansıyla montaj yapmaya başladı. 1974'ten bu yana kendi markasını üretiyor. Hatta 1991'de motor dahi üretti. Şimdi Mitsubishi'ye motor satıyor.
İranlı Samand: Peugeot, Rus Lada, Fiat firmaların lisansıyla üretip, sonra kendi markasıyla yola devam etti.
Malezyalı Proton: Teknolojisini Japon Mitsubishi'den bire bir kopyaladı.
Japon Toyota: Üretimine Ford'u taklit ederek başladı, zamanla özgünleşti.
Çinli LandWind: Jaguar Land Rover 'ın tepeden tırnağa aynısını kendi üreterek piyasaya sundu.
Alman Volkswagen: Polo adında bir araba üretirken, Çekler Skoda Fabia ve İspanyollar Seat Ibiza 'yı aynı model ve komponentte piyasaya sürdü.
Alman Opel: Corsa'yı ürettiğinde, benzeri Ford Fiesta ortaya çıktı. Opel, Meriva modelini ortaya koyduğunda, Ford Fusion aynadaki yansıması gibiydi. Kopyalanmaktan bıkmış olmalı ki bu defa Opel (yeni) Astra modelinde, Peugeot 307'den ilham almışa benziyordu.
ne Korelilerde, Japonlarda, Çinlilerde,
ne İranlılarda, Malezyalılarda,
ne Amerikalılarda,
Ne Alman ne de Fransızında, rakiplerinden önce kendi halkından ''taklit!'' sesleri duyulmadı..
Bu gurur(!) sadece bizlere mahsus.

Güney Koreli Hyundai ve Kia: Ford lisansıyla montaj yapmaya başladı. 1974'ten bu yana kendi markasını üretiyor. Hatta 1991'de motor dahi üretti. Şimdi Mitsubishi'ye motor satıyor.
İranlı Samand: Peugeot, Rus Lada, Fiat firmaların lisansıyla üretip, sonra kendi markasıyla yola devam etti.
Malezyalı Proton: Teknolojisini Japon Mitsubishi'den bire bir kopyaladı.
Japon Toyota: Üretimine Ford'u taklit ederek başladı, zamanla özgünleşti.
Çinli LandWind: Jaguar Land Rover 'ın tepeden tırnağa aynısını kendi üreterek piyasaya sundu.
Alman Volkswagen: Polo adında bir araba üretirken, Çekler Skoda Fabia ve İspanyollar Seat Ibiza 'yı aynı model ve komponentte piyasaya sürdü.
Alman Opel: Corsa'yı ürettiğinde, benzeri Ford Fiesta ortaya çıktı. Opel, Meriva modelini ortaya koyduğunda, Ford Fusion aynadaki yansıması gibiydi. Kopyalanmaktan bıkmış olmalı ki bu defa Opel (yeni) Astra modelinde, Peugeot 307'den ilham almışa benziyordu.
ne Korelilerde, Japonlarda, Çinlilerde,
ne İranlılarda, Malezyalılarda,
ne Amerikalılarda,
Ne Alman ne de Fransızında, rakiplerinden önce kendi halkından ''taklit!'' sesleri duyulmadı..
Bu gurur(!) sadece bizlere mahsus.
ufku sekiz katına çıkaran bilgiler
çin inanışına göre 8 aylık bebeğin süt dişleri çıkar
8 yaşında çocuğun süt dişleri dökülür
8' in iki katında olgunluğa erişir,
64'de (8x8) ise üreme yeteneğini kaybeder.
(sekiz demediniz mi lan?)
8 yaşında çocuğun süt dişleri dökülür
8' in iki katında olgunluğa erişir,
64'de (8x8) ise üreme yeteneğini kaybeder.
(sekiz demediniz mi lan?)

türkiye'den bilim insanı çıkmamasının sebebi
Tarihi şartlardır.
Osmanlı'da bilim adamları ilim ve fende mahir yetiştirilirdi. Bilim bir dil olsa; Matematik, Fizik, kimya, tıp ve hatta müziği anadili gibi konuşabilecek İbni Sina, aynı zamanda 10 yaşından beri Kuran hafızı ve islam filozofudur mesela..
Yavuz Sultan Selim; Mısır'ı fethedip, kutsal emanetleri İstanbul'a getirince, halife ünvanı ile bölgenin en büyük islam alimlerini de davet etti. Böylece İstanbul, medeniyetin islamla en büyük kucaklaşmasına şahitlik edecekti. Osmanlı'nın en büyük padişahlarından biri olan Yavuz, Devlet-i ali'nin sonunu hazırladığının da farkında değildi.
Arap yarım adasındaki islam alimleri Eşari, Anadolu alimleri Maturidi'ydi.
Özetle:
Eşari görüş; müslümanın dünya hayatına %10, ahiret hayatına %90 değer biçmesi gerektiğini savunur.
Maturudi'lerde bu oran %50-%50 dir. Bu yüzden de bilimsel ilerleme devam etmektedir de zaten.
Ancak Tebe-i Tabiyyun (Peygamberden bizzat ders alanlardan ders alanlar) 'dan olan arap alimler, İstanbul'da daha çok hürmet görmeye başlayınca, Maturidi inanç gerilemeye başlamıştır. Alimler, günün çoğu saatini araştırma yapmaları gerekirken, ibadet ve taate ayırdıklarından bilimsel inovasyon neredeyse yok olmaya başlamıştır.
Yıllar böyle devam etmiş, kimi idareler bunu düzeltmeye çalışmışsa da kimileri daha da kötüye gitmesini sağlamışlardır.
Cumhuriyet döneminde arap alfabesi yerine latin alfabesine de geçilince, var olan tüm tarihi bilinç ve zenginlik tozlu sayfalara karışmıştır.
11.yüzyılda yazılan İbn-i Sina'nın şifa kitabı, bugün dünyanın en saygın üniversitelerinde okutulur. Bizim önümüze şimdi orjinalini koysalar, öylece bakar kalırız :(
Osmanlı'da bilim adamları ilim ve fende mahir yetiştirilirdi. Bilim bir dil olsa; Matematik, Fizik, kimya, tıp ve hatta müziği anadili gibi konuşabilecek İbni Sina, aynı zamanda 10 yaşından beri Kuran hafızı ve islam filozofudur mesela..
Yavuz Sultan Selim; Mısır'ı fethedip, kutsal emanetleri İstanbul'a getirince, halife ünvanı ile bölgenin en büyük islam alimlerini de davet etti. Böylece İstanbul, medeniyetin islamla en büyük kucaklaşmasına şahitlik edecekti. Osmanlı'nın en büyük padişahlarından biri olan Yavuz, Devlet-i ali'nin sonunu hazırladığının da farkında değildi.
Arap yarım adasındaki islam alimleri Eşari, Anadolu alimleri Maturidi'ydi.
Özetle:
Eşari görüş; müslümanın dünya hayatına %10, ahiret hayatına %90 değer biçmesi gerektiğini savunur.
Maturudi'lerde bu oran %50-%50 dir. Bu yüzden de bilimsel ilerleme devam etmektedir de zaten.
Ancak Tebe-i Tabiyyun (Peygamberden bizzat ders alanlardan ders alanlar) 'dan olan arap alimler, İstanbul'da daha çok hürmet görmeye başlayınca, Maturidi inanç gerilemeye başlamıştır. Alimler, günün çoğu saatini araştırma yapmaları gerekirken, ibadet ve taate ayırdıklarından bilimsel inovasyon neredeyse yok olmaya başlamıştır.
Yıllar böyle devam etmiş, kimi idareler bunu düzeltmeye çalışmışsa da kimileri daha da kötüye gitmesini sağlamışlardır.
Cumhuriyet döneminde arap alfabesi yerine latin alfabesine de geçilince, var olan tüm tarihi bilinç ve zenginlik tozlu sayfalara karışmıştır.
11.yüzyılda yazılan İbn-i Sina'nın şifa kitabı, bugün dünyanın en saygın üniversitelerinde okutulur. Bizim önümüze şimdi orjinalini koysalar, öylece bakar kalırız :(
yedialtı
Sene 1999
''Bu Akşam Ölürüm'' diyerek çıkan gizemli bir sanatçının albümü yok satıyor.. Murat Kekilli denen bu şahıs, reality showlarda ''köyüme dönmek soğan yetiştirmek istiyorum'' diyerek müteviziliğin dibine vuruyor o zaman..
şarkısıyla intihar edenler geyiği adamı baya baya fenomen haline dönüştürüyor. efsane albümün ardından 3 sene bi ortadan kayboluyor. ''köyüne döndü'' dedikoduları var.
2002' de zırt diye geri dönüyor.. herkes merak içinde acaba bu kez hangi şarkıyla alemin damına tüy dikecek diye.. albüm adı açıklanıyor: yedi altı

buyur? yedi altı? 7-6? ''o ney lan'' diyor herkes..
kekilli açıklama yapıyor: ''bu bir felsefe. ama açıklayamam Türk halkı buna hazır değil..''
vay anasını sayın seyirciler.. ulen üzerinden 11 sene geçti halen söylemedi ya la! aklıma geldi sinirim bozuldu bak. seni çılgın, hadi oradan..
''Bu Akşam Ölürüm'' diyerek çıkan gizemli bir sanatçının albümü yok satıyor.. Murat Kekilli denen bu şahıs, reality showlarda ''köyüme dönmek soğan yetiştirmek istiyorum'' diyerek müteviziliğin dibine vuruyor o zaman..
şarkısıyla intihar edenler geyiği adamı baya baya fenomen haline dönüştürüyor. efsane albümün ardından 3 sene bi ortadan kayboluyor. ''köyüne döndü'' dedikoduları var.
2002' de zırt diye geri dönüyor.. herkes merak içinde acaba bu kez hangi şarkıyla alemin damına tüy dikecek diye.. albüm adı açıklanıyor: yedi altı

buyur? yedi altı? 7-6? ''o ney lan'' diyor herkes..
kekilli açıklama yapıyor: ''bu bir felsefe. ama açıklayamam Türk halkı buna hazır değil..''
vay anasını sayın seyirciler.. ulen üzerinden 11 sene geçti halen söylemedi ya la! aklıma geldi sinirim bozuldu bak. seni çılgın, hadi oradan..
tom and jerry
Çocukluğumuzun unutulmaz çizgi filmlerindendir.
Ayrıca;
Çizgi filmlerdeki gizli anlamlar konusu her daim ilgi çeken konulardır. Tom & Jerry 'ninkini duydunuz mu bilmiyorum..

Dünya savaşı sırasında İngilizler'e Tommies, Almanlara Jerreys dendiğini duymuşsunuzdur. Rivayete göre bu karakterler ve mücadeleleri bu iki milleti temsil ediyor. İngilizler onca gücüne rağmen, Alman zekasına her defasında yeniliyor ve bu durum Amerikan çizgi film sektöründe yer alan firmaların oldukça hoşuna gitmiş gibi.. Bu milletlerin savaş sırasında nerede durduklarına bakarsanız olayı daha kolay analiz edebilirsiniz. Öte yandan bu fenomen, yapım şirketi ve yazar ekibine de soruluyor. Hak sahipleri bu iddianın asılsız olduğunu, bunun sadece bir yakıştırma olabileceğini iddia ediyor. Ancak filmde bir ana karakter daha var.. O da Spike isimli bulldog köpek.. Tarafsız olmakla birlikte, daha çok Tom'a haddini bildirmesiyle meşhur.. Peki iddiaya geri dönersek Spike'ı nereye koyabiliriz? Zaten kırmızı tasmasından tahmin etmiş olmalısınız. Evet o, Rusya! İddiayı daha da ilginç kılan Spike kelimesinin ingilizce, "sivri uçlu demir" anlamına geliyor olması.. Savaşta Rus askerlerinin miğferlerini hatırladınız mı?

İddiayı güçlendiren bir başka şey de bir diğer karakter Quacker adlı küçük ördek yavrusu.. Kendisi sürekli bir depresyon halinde ve pasif şiddet karşıtı olarak karşımıza çıkıyor.

"Vak vaklayan" olarak tercüme edilebilirse de, yine 17.yy'da The Religious Society of Friends adlı bir grubun İngiltere ve Almanya'ya göçler yaparak, bu barışçıl inanışın savaşı durdurmasında ve savaş suçlarının önlenmesinde önemli bir rol oynadığı kabul edilir. Bu grubun bir diğer adıysa Quackers 'dır. Sadece bu kadar da değil..
Tom(İngiltere) 'un aşık olduğu Toots (tatlı şey) adlı kedinin isminin de İngilizlerin yan sanayisi Avustralya olduğu da bir başka detay..

Her karakterin bir şeylerin metaforu olduğu gerçeği, çizgi filmlerin masumiyetini sorgulatıyor..
Ayrıca;
Çizgi filmlerdeki gizli anlamlar konusu her daim ilgi çeken konulardır. Tom & Jerry 'ninkini duydunuz mu bilmiyorum..

Dünya savaşı sırasında İngilizler'e Tommies, Almanlara Jerreys dendiğini duymuşsunuzdur. Rivayete göre bu karakterler ve mücadeleleri bu iki milleti temsil ediyor. İngilizler onca gücüne rağmen, Alman zekasına her defasında yeniliyor ve bu durum Amerikan çizgi film sektöründe yer alan firmaların oldukça hoşuna gitmiş gibi.. Bu milletlerin savaş sırasında nerede durduklarına bakarsanız olayı daha kolay analiz edebilirsiniz. Öte yandan bu fenomen, yapım şirketi ve yazar ekibine de soruluyor. Hak sahipleri bu iddianın asılsız olduğunu, bunun sadece bir yakıştırma olabileceğini iddia ediyor. Ancak filmde bir ana karakter daha var.. O da Spike isimli bulldog köpek.. Tarafsız olmakla birlikte, daha çok Tom'a haddini bildirmesiyle meşhur.. Peki iddiaya geri dönersek Spike'ı nereye koyabiliriz? Zaten kırmızı tasmasından tahmin etmiş olmalısınız. Evet o, Rusya! İddiayı daha da ilginç kılan Spike kelimesinin ingilizce, "sivri uçlu demir" anlamına geliyor olması.. Savaşta Rus askerlerinin miğferlerini hatırladınız mı?

İddiayı güçlendiren bir başka şey de bir diğer karakter Quacker adlı küçük ördek yavrusu.. Kendisi sürekli bir depresyon halinde ve pasif şiddet karşıtı olarak karşımıza çıkıyor.

"Vak vaklayan" olarak tercüme edilebilirse de, yine 17.yy'da The Religious Society of Friends adlı bir grubun İngiltere ve Almanya'ya göçler yaparak, bu barışçıl inanışın savaşı durdurmasında ve savaş suçlarının önlenmesinde önemli bir rol oynadığı kabul edilir. Bu grubun bir diğer adıysa Quackers 'dır. Sadece bu kadar da değil..
Tom(İngiltere) 'un aşık olduğu Toots (tatlı şey) adlı kedinin isminin de İngilizlerin yan sanayisi Avustralya olduğu da bir başka detay..

Her karakterin bir şeylerin metaforu olduğu gerçeği, çizgi filmlerin masumiyetini sorgulatıyor..
matrix

Matrix'in 6.versiyonunda insan zihninin olasılıkları zorlama ihtiyacının adının "umut" olduğunu fark eden makineler, oluşturulan yeni hayal dünyasını bir kurtuluş senaryosuyla güncellerler. Kurtarıcı Neo'nun uyandırılması görevini üstlenen Morpheus, kurtarıcının Thomas Anderson adlı bir krizalit bedende olduğunu fark eder. Anderson'un karşısına iki seçenekle çıkar:
"Mavi hapı alırsan; bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın"
"Kırmızı hapı alırsan; harikalar diyarında uyanırsın. Ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm"
Seçimi kendisine bırakılan iki kader çizgisinin; ne yaparsa yapsın aslında makinelerin yazdığı aynı yazgı oldugunu bilemez Anderson.. Mavi hapı alıp zaten yaşadığı bir dünyada kalmak yerine, kırmızı hapı seçip programın onu götürdüğü sonuca doğru bir adım atmış olur.
Filmi ilk kez izleyenler; Anderson'un onu adım adım kurtarıcı Neo sürümüne yükseltmesini heyecanla izlerken,
ikinci ve sonrasında izleyenler, kırmızı ve mavi hap tercihlerinin, aslında aynı sonuca ulaşan iki farklı yöntem olduğunu fark ederler. Çünkü "sahte, yalancı, kurgusal" olmakla suçlanan Matrix de, makinelerle mücadelede efsanevi bir kale olan Zion da, Matrix'in 6.versiyonunun birer programıdırlar. Ne kadar asiler ordusu gibi görünse de; bu güncel sürümdeki kendilerini özgür zanneden, idealist bireyler bile (Morpheus, Trinity, Neo vs..) aslında makinelerin onları programladığı şekilde hareket etmektedirler. Gerçek zannedilen Zion'u kurtarma mücadelesi, aslında kendini tekrarlayan bir programdan ibarettir. Zion daha önce 5 kez, zaten yok edilmiştir.
Anderson; kırmızı hapı (zor yolu) seçerek harikalar diyarında mücadeleyi denedi. Mavi hapı seçseydi de sonuç değişmeyecekti.
Önümüze bazen seçenekler çıkar.. Olaylar örgüsü ve perdeler ne kadar belirgin olursa olsun; kırmızı ve mavi hapların götüreceği sonuç, filmin finalini değil, senaryoda size biçilen rolü hangi yöntemle tercih edeceğinizi şekillendirir.

Matrix'in 6.versiyonunda insan zihninin olasılıkları zorlama ihtiyacının adının "umut" olduğunu fark eden makineler, oluşturulan yeni hayal dünyasını bir kurtuluş senaryosuyla güncellerler. Kurtarıcı Neo'nun uyandırılması görevini üstlenen Morpheus, kurtarıcının Thomas Anderson adlı bir krizalit bedende olduğunu fark eder. Anderson'un karşısına iki seçenekle çıkar:
"Mavi hapı alırsan; bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın"
"Kırmızı hapı alırsan; harikalar diyarında uyanırsın. Ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm"
Seçimi kendisine bırakılan iki kader çizgisinin; ne yaparsa yapsın aslında makinelerin yazdığı aynı yazgı oldugunu bilemez Anderson.. Mavi hapı alıp zaten yaşadığı bir dünyada kalmak yerine, kırmızı hapı seçip programın onu götürdüğü sonuca doğru bir adım atmış olur.
Filmi ilk kez izleyenler; Anderson'un onu adım adım kurtarıcı Neo sürümüne yükseltmesini heyecanla izlerken,
ikinci ve sonrasında izleyenler, kırmızı ve mavi hap tercihlerinin, aslında aynı sonuca ulaşan iki farklı yöntem olduğunu fark ederler. Çünkü "sahte, yalancı, kurgusal" olmakla suçlanan Matrix de, makinelerle mücadelede efsanevi bir kale olan Zion da, Matrix'in 6.versiyonunun birer programıdırlar. Ne kadar asiler ordusu gibi görünse de; bu güncel sürümdeki kendilerini özgür zanneden, idealist bireyler bile (Morpheus, Trinity, Neo vs..) aslında makinelerin onları programladığı şekilde hareket etmektedirler. Gerçek zannedilen Zion'u kurtarma mücadelesi, aslında kendini tekrarlayan bir programdan ibarettir. Zion daha önce 5 kez, zaten yok edilmiştir.
Anderson; kırmızı hapı (zor yolu) seçerek harikalar diyarında mücadeleyi denedi. Mavi hapı seçseydi de sonuç değişmeyecekti.
Önümüze bazen seçenekler çıkar.. Olaylar örgüsü ve perdeler ne kadar belirgin olursa olsun; kırmızı ve mavi hapların götüreceği sonuç, filmin finalini değil, senaryoda size biçilen rolü hangi yöntemle tercih edeceğinizi şekillendirir.
algida classics extra
televizyonlarda her yaz başka bir subliminal mesajla reklamlarını döndüren marka.

Bu ülkede herşey yavaş yavaş da olsa düzelir ama kapitalist yeşil sermayenin reklam pastasından pay kapmak için görmezden geldiği görüntülerin ardı arkası kesilmez..
Ülker'in darbe mesajlı reklamına gösterdiğimizin 10'da 1'ini şu dondurma reklamlarına versek ufak bir mesafe kat edeceğiz ama nerde bizde o feraset?! Bakın birazdan söyleyeceklerim eğer size komplo teorisi olarak geliyorsa, en ufak bir kaygı duymuyorsanız, reklam yapımcıları istediklerini başarmış demektir.
Kutu dondurma aile için olunca "maşallah"lı dedeli reklam çekiliyor da, çubuklu dondurma reklamlarında neden alttan alta ahlaksız mesajlar verilir?
Magnum zaten malum, nedendir bilinmez hiç Magnum yiyen erkek yok reklamlarda.. Kadınlar cinsel meta olarak kullanılıyor zaten ama bu canına yandığımın magnumunu erkekler yemiyor hiç!
Neyse bir kaç tespit daha var: Algida bu işin başını çekenlerden.. Algida Classics Extra diye bir ürün çıkarıyor. Classic tekil bir isim ama sonuna "s" getirilmesinin anlamlı bir nedeni yok. Ticari bir nedeni var. Classics Extra kelimelerini ard arda söylediğinizde "sex" kelimesini telaffuz edersiniz. Reklamcılıkta bu kelimenin bilinçaltı mesajı etkisini okumuşsunuzdur.
Bir reklam daha dönüyor: 3 tane kız sıcaktan şikayetçi.. Classics animasyon karakter, "bir Classics yiyin.." (telaffuza dikkat yine) diye tavsiyede bulunuyor. Kızlar bir ısırık aldığında ne olsa beğenirsin? Hop yarıçıplak kalıveriyorlar.. Önlerinde bir havuz beliriyor, atlarken hop! havuz kayboluyor ve karakter "bunlar anca reklamlarda olur ama havanız değişti kabul edin" diyor.
İlk bakışta normal gibi mi? İlk ısırık? İlk günah? Çıplak kalmaları? Uyandın mı biraz?
Sen şimdi kabul et ya da etme.. Beynine şu düşünce zerk edildi haberin dahi yok. İlk günahı temsil eden ısırık, semavi kitaplarda da anlatıldığı gibi yarıçıplak bıraktı. Hatta bu inanışa sahip 3 semavi dini temsilen 3 kız kullanılıyor olabilir.. Sonra cennetten kovulan Adem ve Havva gibi mavi havuzdaki temsil olan dünyaya atıldı. Ama düşerken gördüler ki aslında havuz yok! Yani aslında bu hikaye yalan..
Öyle ki reklamla alakasız bu cümleyi tekrar oku: Kabul edin HAVAnız değişti..
"Havva değişti.. bunu kabul et!"
Çok mu uçuk geldi? Şimdi reklamı aç ve arkada çalan müziğe odaklan..
Classics mi diyor? Clas -sex mi?

Bu ülkede herşey yavaş yavaş da olsa düzelir ama kapitalist yeşil sermayenin reklam pastasından pay kapmak için görmezden geldiği görüntülerin ardı arkası kesilmez..
Ülker'in darbe mesajlı reklamına gösterdiğimizin 10'da 1'ini şu dondurma reklamlarına versek ufak bir mesafe kat edeceğiz ama nerde bizde o feraset?! Bakın birazdan söyleyeceklerim eğer size komplo teorisi olarak geliyorsa, en ufak bir kaygı duymuyorsanız, reklam yapımcıları istediklerini başarmış demektir.
Kutu dondurma aile için olunca "maşallah"lı dedeli reklam çekiliyor da, çubuklu dondurma reklamlarında neden alttan alta ahlaksız mesajlar verilir?
Magnum zaten malum, nedendir bilinmez hiç Magnum yiyen erkek yok reklamlarda.. Kadınlar cinsel meta olarak kullanılıyor zaten ama bu canına yandığımın magnumunu erkekler yemiyor hiç!
Neyse bir kaç tespit daha var: Algida bu işin başını çekenlerden.. Algida Classics Extra diye bir ürün çıkarıyor. Classic tekil bir isim ama sonuna "s" getirilmesinin anlamlı bir nedeni yok. Ticari bir nedeni var. Classics Extra kelimelerini ard arda söylediğinizde "sex" kelimesini telaffuz edersiniz. Reklamcılıkta bu kelimenin bilinçaltı mesajı etkisini okumuşsunuzdur.
Bir reklam daha dönüyor: 3 tane kız sıcaktan şikayetçi.. Classics animasyon karakter, "bir Classics yiyin.." (telaffuza dikkat yine) diye tavsiyede bulunuyor. Kızlar bir ısırık aldığında ne olsa beğenirsin? Hop yarıçıplak kalıveriyorlar.. Önlerinde bir havuz beliriyor, atlarken hop! havuz kayboluyor ve karakter "bunlar anca reklamlarda olur ama havanız değişti kabul edin" diyor.
İlk bakışta normal gibi mi? İlk ısırık? İlk günah? Çıplak kalmaları? Uyandın mı biraz?
Sen şimdi kabul et ya da etme.. Beynine şu düşünce zerk edildi haberin dahi yok. İlk günahı temsil eden ısırık, semavi kitaplarda da anlatıldığı gibi yarıçıplak bıraktı. Hatta bu inanışa sahip 3 semavi dini temsilen 3 kız kullanılıyor olabilir.. Sonra cennetten kovulan Adem ve Havva gibi mavi havuzdaki temsil olan dünyaya atıldı. Ama düşerken gördüler ki aslında havuz yok! Yani aslında bu hikaye yalan..
Öyle ki reklamla alakasız bu cümleyi tekrar oku: Kabul edin HAVAnız değişti..
"Havva değişti.. bunu kabul et!"
Çok mu uçuk geldi? Şimdi reklamı aç ve arkada çalan müziğe odaklan..
Classics mi diyor? Clas -sex mi?
güven sözlük
her yazarının bir diğerinin ufkunu açtığı, adı ulusal bir krize karışmayan, nefret söylemlerinden uzak ama eleştiriye açık, karşılıklı saygı ve nezaket içerisinde kalınmasını ümit ettiğim sözlük.
altıncı his
M. Night Shyamalan imzalı 1999 yapımı psikolojik filmdir. Başrolünde Hollywood'un kel ve karizmatikler listesinden Bruce Willis emmi vardır. Sadece spoiler yemeden film izlendiğinde keyif alabileceğiniz bir filmdir.
tiyatro bileti almak için 26 saat sıra beklemek
otobüsün ön koltuğuna oturduğu zaman gidilen yere daha erken gideceğini zanneden yolcudan farksızdır
tarihselci kuran anlayışı
"her şey zıddı ile kaimdir" sözünü hatırlatan anlayış. Kuran ve sünnetin özünü bir kenara bırakıp şekilcilikle uğraşanlar kıymet görmeye başlayınca, tam tersi bir anlayış da doğmuş demek ki. Bir grup "misvak kullanmak sünnet" diyip diş fırçası kullanmaz, ötekisi "misvaktaki amaç diş temizliği" deyip misvağı ağzına sürmez, sünnetten uzaklaşır. oysa düşününce her ikisini de yapmanın önünde bir engel yok. yüce kitabımız kuran, insanın çevresinde optimist bir fayda çemberi çizer, bu çerçevenin içinde kalıp kalmaması insanın kendi iradesine emanettir. kuranı bir yasaklar kitabı veya kurallar kitabı gibi düşünenler oldukça bu gibi acayiplikler, ifrat ve tefrit anlayışları doğacaktır.
yılmaz özdil’in 2500 tl’lik özel basım kitabı
Her kült; kendi liderinden türetilene değer verir ve bu değer, bu inancı paylaşmayanlar tarafından garipsenir. Adnan Hoca'ya bayık bakan kadınlar, şeyhinden ötürü protez kolu öpenler ve Yılmaz Özdil 'in yazdığı toplama bilgisayar tadındaki Atatürk (2500 TL) kitabı..




