adını hatırlamadığım bir japon gazetecinin köşe yazısında "güzel olmaktan başka bir yeteneği olmayan kadınların uğraşı" şeklinde tanımladığı medya.
haklılık payı olsa da, bu tür şeylerden farklı şeyler de bulabilirsiniz.
ben genelde şiirlerimi ve gitar çalışmalarımı paylaşıyorum ve onlarla ilgilenen insanlarla takipleşiyorum genelde.
jean baptiste de la croix
@jean baptiste de la croix yazar
327
entry
19
takipçi
19
takip edilen
784
beğeni
405
favori
11,556
puan
Efsane Yazar
shi
japonca'da şiir kanjisinin (詩) ses değeri (ya da çince okunuşu, hangisi hoşunuza giderse).
gazi mustafa kemal atatürk
haftada bir kitap bitirmeye çalışan birisi olmama rağmen kütüphanesini her ziyaret ettiğimde kendimi çok tembel hissettiğim türkiye cumhuriyeti kurucusu.
özür dilerim paşam, ama olmuyor işte ne kadar denesem de. 2-3 saat anca odaklanabiliyorum bir şeye.
özür dilerim paşam, ama olmuyor işte ne kadar denesem de. 2-3 saat anca odaklanabiliyorum bir şeye.
sevgisi bol olsun usta
kalbi aç bir yazara benzeyen yazar. hoşgelmiş.
tanrı
türkçe ve eski çince'deki ortak kelimelerden birisi.
"nasıl lan?!" demiştim ilk gördüğümde. çince'de "gökteki akıl" gibi bir anlamı var.
o günden beri çinlilerin ve türklerin atasının ortak olduğunu düşünürüm hep.
elbette ki "biyolojik havva" diye bilimsel bir gerçeklik var. sonuçta hepimiz ortak bir atadan geliyoruz ama ya türkler esasında çinlilerle ortak adan gelip daha sonradan iskit kültürüne karıştılarsa?
"nasıl lan?!" demiştim ilk gördüğümde. çince'de "gökteki akıl" gibi bir anlamı var.
o günden beri çinlilerin ve türklerin atasının ortak olduğunu düşünürüm hep.
elbette ki "biyolojik havva" diye bilimsel bir gerçeklik var. sonuçta hepimiz ortak bir atadan geliyoruz ama ya türkler esasında çinlilerle ortak adan gelip daha sonradan iskit kültürüne karıştılarsa?
yazarların zaafları
kadınlar.
ne yazık ki çok zaafım var ve çoğu zaman bu sebeple hayatımı boka çevirebiliyorum.
mesela benden ayrıldığı için bir kızın kapısında sabahladığımda sanki o ayrılık acısını daha geçen gün çekmemişçesine onunla dışarıda kahvaltı yaparken "hmm şu kadının bacak-ayak oranı mükemmel" şeklinde düşüncelere daldığım olmuştu.
haliyle kızdan yine küfür yemiştim.
ama artık dersimi aldım diye umut ediyorum.
bunun haricinde müziğe bağımlıyım diyebilirim. hayatımdaki olmazsa olmazlardan birisi.
ne yazık ki çok zaafım var ve çoğu zaman bu sebeple hayatımı boka çevirebiliyorum.
mesela benden ayrıldığı için bir kızın kapısında sabahladığımda sanki o ayrılık acısını daha geçen gün çekmemişçesine onunla dışarıda kahvaltı yaparken "hmm şu kadının bacak-ayak oranı mükemmel" şeklinde düşüncelere daldığım olmuştu.
haliyle kızdan yine küfür yemiştim.
ama artık dersimi aldım diye umut ediyorum.
bunun haricinde müziğe bağımlıyım diyebilirim. hayatımdaki olmazsa olmazlardan birisi.
yazarların dokunmaktan en çok zevk aldığı şey
sevdiceğin teni.
tabii o olmadığı için, şimdilik klasik gitarımın telleri.
tabii o olmadığı için, şimdilik klasik gitarımın telleri.
samurai
japonya'da toprak ağalarının çıktığı dönemde ortaya çıkmış olan japon askeri birimi.
toprak ağaları zamanla topraklarını korumak için asker beslemek zorunda kalmış ve böylece samurai sınıfı ortaya çıkmıştır.
bu sınıf zamanla iktidarı ele almış ve meiji dönemi'ne kadar imparatorların devlet işlerine karışamamasına sebep olmuştur. haliyle imparatorlar da kendilerini sanata ve dine vermiş kültürel çalışmalarda bulunmuşlardır.
yaygın kanının aksine sürekli kılıç kullanmamışlardır. portekizlilerin japonya'ya tüfeği getirmesi üzerine kılıç sadece yakın dövüşlerde kullanılmaya başlanmıştır. bu dönemde savaş taktikleri genelde önce toplar ve tüfeklerle karşı orduyu dağıtmaya çalışmak ve ardından yakın dövüşe geçmek şeklinde olmuştur.
19. yüzyıl ile beraber batının sömürgesi olma tehlikesiyle yüzleşen japonlar bir an önce ülkeyi modernize etmeye çalışmışlar ve artık 19. yüzyılda çağdışı kalmış olan bu sistemi kaldırmışlardır.
yerine prusya sistemine dayalı modern ve merkezi bir ordu kurulmuştur ki 1905 yılında rusları kepaze etmiştir bu ordu.
toprak ağaları zamanla topraklarını korumak için asker beslemek zorunda kalmış ve böylece samurai sınıfı ortaya çıkmıştır.
bu sınıf zamanla iktidarı ele almış ve meiji dönemi'ne kadar imparatorların devlet işlerine karışamamasına sebep olmuştur. haliyle imparatorlar da kendilerini sanata ve dine vermiş kültürel çalışmalarda bulunmuşlardır.
yaygın kanının aksine sürekli kılıç kullanmamışlardır. portekizlilerin japonya'ya tüfeği getirmesi üzerine kılıç sadece yakın dövüşlerde kullanılmaya başlanmıştır. bu dönemde savaş taktikleri genelde önce toplar ve tüfeklerle karşı orduyu dağıtmaya çalışmak ve ardından yakın dövüşe geçmek şeklinde olmuştur.
19. yüzyıl ile beraber batının sömürgesi olma tehlikesiyle yüzleşen japonlar bir an önce ülkeyi modernize etmeye çalışmışlar ve artık 19. yüzyılda çağdışı kalmış olan bu sistemi kaldırmışlardır.
yerine prusya sistemine dayalı modern ve merkezi bir ordu kurulmuştur ki 1905 yılında rusları kepaze etmiştir bu ordu.
sırpsındığı savaşı
kelime anlamı "sırpların kılçtan geçirilmesi" gibi bir anlam taşıyan savaş ki hakikaten öyledir.
zira osmanlı ordusu kendisinin 6 kadar büyük bir orduyla savaşmıştır ve karşı taraf binlerce kayıp vermiştir.
hem sırplar hem de osmanlılar bu sebeple bu savaşı böyle anarlar.
zira osmanlı ordusu kendisinin 6 kadar büyük bir orduyla savaşmıştır ve karşı taraf binlerce kayıp vermiştir.
hem sırplar hem de osmanlılar bu sebeple bu savaşı böyle anarlar.
isadora duncan
1927 yılında kaşkolunun arabanın tekerine sıkışması üzerine boynu kırılarak ölen amerikalı dansçı.
kendisi uzun kaşkol giymeyi çok severmiş. bu da ölümüne sebep olmuş böylece.
kendisi uzun kaşkol giymeyi çok severmiş. bu da ölümüne sebep olmuş böylece.
imkan olsa yazarların seçeceği meslek
orkestra şefi
klasik gitarist
zaten bu ikisi için çabalıyorum da konservatuar okumadığım için imkansıza yakın. ama imkansız olduğunu düşünmüyorum hala. ömrüm yeter mi bilemem ama.
klasik gitarist
zaten bu ikisi için çabalıyorum da konservatuar okumadığım için imkansıza yakın. ama imkansız olduğunu düşünmüyorum hala. ömrüm yeter mi bilemem ama.
klavye delikanlılığı
dünyanın her yerinde var olan insan türü.
karşınıza çıkacak cesareti olmayan insanlar sürekli sanal ortamda size giydirirler. bir de farklı hesaplar kullanarak sürekli sosyla ağlardan sizi arada yoklarlar.
bir tanesine bir gün "derdin neyse gel görüşelim" dedim. bir daha hiç rahatsız etmedi beni.
karşınıza çıkacak cesareti olmayan insanlar sürekli sanal ortamda size giydirirler. bir de farklı hesaplar kullanarak sürekli sosyla ağlardan sizi arada yoklarlar.
bir tanesine bir gün "derdin neyse gel görüşelim" dedim. bir daha hiç rahatsız etmedi beni.
her dilde çeviri yapmak
ankara'daki tercüme bürolarının yaptıklarını iddia ettikleri şey.
bir gün yazılı afrika dilerinden birisiyle yazılmış bir metinle kapılarını çalmak istiyorum şahsen.
aslında en iyisi tuareg diliyle gitmek. hadi öğrenin bakalım ben size gelmeden önce. nasıl öğreneceksiniz bakalım. cezayir'e eleman gönderirsiniz artık.
bir gün yazılı afrika dilerinden birisiyle yazılmış bir metinle kapılarını çalmak istiyorum şahsen.
aslında en iyisi tuareg diliyle gitmek. hadi öğrenin bakalım ben size gelmeden önce. nasıl öğreneceksiniz bakalım. cezayir'e eleman gönderirsiniz artık.
mozart piyano konçertosu no. 24
k. 491 katalog numarasına sahip mozart bestesi.
do minör tonundadır.
gerçekten muazzam bir eser. ayrıca sevdiğim bir visual kei şarkısının bir riff'inin bu konçertodan alındığını görünce daha da mutlu oldum tesadüfen denk geldiğim için bu besteye. hatta geçenlerde çalmıştım. elbette tamamen almamışlar biraz değiştirip almışlar.
mitsuko uchido yorumu:
dinlerken tüylerimin diken diken olduğu mozart bestelerinden birisidir.
do minör tonundadır.
gerçekten muazzam bir eser. ayrıca sevdiğim bir visual kei şarkısının bir riff'inin bu konçertodan alındığını görünce daha da mutlu oldum tesadüfen denk geldiğim için bu besteye. hatta geçenlerde çalmıştım. elbette tamamen almamışlar biraz değiştirip almışlar.
mitsuko uchido yorumu:
dinlerken tüylerimin diken diken olduğu mozart bestelerinden birisidir.
air
enstrümental veya vokalli şarkı tarzındaki bestelere verilen isim.
barok dönemde besteciler genelde "s.tir et vokali" deyip enstrümental airler yazmışlardır ki sanırım en ünlülerinden birisi de bach amcamızın august wilhelmj tarafından aranje edilen air on the g string başlıklı bestesi.
ayrıca handel'in ingiliz kralı i. george'un sandal sefaları için yazdığı su müzikleri de ünlüdür.
lakin lully'nin idylle Sur La Paix içerisinde bulunan Air Pour Madame La Dauphine'i benim için her zaman birinci sıradadır.
barok dönemde besteciler genelde "s.tir et vokali" deyip enstrümental airler yazmışlardır ki sanırım en ünlülerinden birisi de bach amcamızın august wilhelmj tarafından aranje edilen air on the g string başlıklı bestesi.
ayrıca handel'in ingiliz kralı i. george'un sandal sefaları için yazdığı su müzikleri de ünlüdür.
lakin lully'nin idylle Sur La Paix içerisinde bulunan Air Pour Madame La Dauphine'i benim için her zaman birinci sıradadır.
ii. joseph
habsburg topraklarının, kutsal roma cermen imparatorluğu'nun 1764-1790 arası hükümdarı. marie antoinette'in abisi, efsane avusturya kraliçesi maria theresa'nın oğludur.
ailesi içindeki en mantıklı kişi olsa da bazen olmayacak yerlerde olmayacak işler yapmış ve avusturya'yı çöküşün eşiğine getirmiştir zaman zaman. ama yine avusturya bir şekilde ayakta kalmıştır.
ayrıca fransız ihtilali ile ortaya çıkacak olan "halkçılık" akımının kokusunu ihtilalden yıllar önce almış ve kendini halkına sevdirmek için gerektiğinde hapse bile düşmüştür (bunları yaparken henüz imparator değildir tabii). sahte kimlikle halkın arasına girmeyi pek severmiş kendisi. ama zaman zaman bunu da abarttığı zamanlar olmaktaymış.
kendisi marie antoinette'i fransa'da ziyaret ettiği bir dönemde fransa'yı uçtan uca gezmiş ve "bana bak kız, adam akıllı bir kraliçe ol; yoksa vallaha halkın kellleni alıverir" deyip kızkardeşine ayrı, xvi. louis'ye ayrı ayar vermiştir. xvi. louis'yi sünnet olmaya ikna etmiş ve böylece kral en sonunda 20'li yaşlarında yıllardır evli olduğu (evlendiklerinde louis ve marie 15-16 yaşlarındadır) marie antoinette ile joseph sayesinde halvet olabilmiştir.
fransa'da gördüklerinden sonra devrin değiştiğine kanaat getiren joseph, ülkesine dönünce bir dizi reform hareketine girişir. okuma yazma öğrenmeyi ve ilkokul tahsilini tüm vatadanşları için zorunlu kılar, yükseköğretim için başarılı öğrencilere burslar hazırlatır. eğitimi tüm azınlıklara (yahudiler dahil) serbest yapar. avusturya'nın resmi dilini latince'den almanca'ya değiştirir. o dönemde hiçbir avrupa ülkesinde olmayan sosyal güvenlik için adımlar atar. ama işte türünün ilk örneği olduğu için açılan ilk devlet hastanesine giden insanlar, hastanenin bakımsızlığı sebebiyle daha da hasta olur. yukarıda da dediğim gibi adam cidden zamanının ötesinde fikirleri olan ama bunları çok erken devreye sokan birisi.
kendisinin sanatsever kişiliğine de değinmemek olmaz. mozart'a, beethoven'a "beste yapın ulenn!!" diye para verir. beethoven bir beste yapar ama onu da kimse çalamaz, o da ayrı bir konudur. bu arada amadeus filmindeki ii. joseph ile gerçek ii. joseph arasında dağlar kadar fark vardır bunu da söylemeden geçmeyeyim. filmde güya mozart almanca konusunda ısrar ediyor ama gerçekte joseph mozart'a almanca opera yaz diye para veriyor.
sonuç olarak değişik bir insandır joseph efendi.
bir de marie antoinette ile ortak arkadaşı vardır kendisinin ki bu adamdaki bal başka hiçbir tarihi figürde yoktur sanırım. adamın yerinde olmak için çok şey feda ederdim ama imkansız işte...
hans axel von fersen
ailesi içindeki en mantıklı kişi olsa da bazen olmayacak yerlerde olmayacak işler yapmış ve avusturya'yı çöküşün eşiğine getirmiştir zaman zaman. ama yine avusturya bir şekilde ayakta kalmıştır.
ayrıca fransız ihtilali ile ortaya çıkacak olan "halkçılık" akımının kokusunu ihtilalden yıllar önce almış ve kendini halkına sevdirmek için gerektiğinde hapse bile düşmüştür (bunları yaparken henüz imparator değildir tabii). sahte kimlikle halkın arasına girmeyi pek severmiş kendisi. ama zaman zaman bunu da abarttığı zamanlar olmaktaymış.
kendisi marie antoinette'i fransa'da ziyaret ettiği bir dönemde fransa'yı uçtan uca gezmiş ve "bana bak kız, adam akıllı bir kraliçe ol; yoksa vallaha halkın kellleni alıverir" deyip kızkardeşine ayrı, xvi. louis'ye ayrı ayar vermiştir. xvi. louis'yi sünnet olmaya ikna etmiş ve böylece kral en sonunda 20'li yaşlarında yıllardır evli olduğu (evlendiklerinde louis ve marie 15-16 yaşlarındadır) marie antoinette ile joseph sayesinde halvet olabilmiştir.
fransa'da gördüklerinden sonra devrin değiştiğine kanaat getiren joseph, ülkesine dönünce bir dizi reform hareketine girişir. okuma yazma öğrenmeyi ve ilkokul tahsilini tüm vatadanşları için zorunlu kılar, yükseköğretim için başarılı öğrencilere burslar hazırlatır. eğitimi tüm azınlıklara (yahudiler dahil) serbest yapar. avusturya'nın resmi dilini latince'den almanca'ya değiştirir. o dönemde hiçbir avrupa ülkesinde olmayan sosyal güvenlik için adımlar atar. ama işte türünün ilk örneği olduğu için açılan ilk devlet hastanesine giden insanlar, hastanenin bakımsızlığı sebebiyle daha da hasta olur. yukarıda da dediğim gibi adam cidden zamanının ötesinde fikirleri olan ama bunları çok erken devreye sokan birisi.
kendisinin sanatsever kişiliğine de değinmemek olmaz. mozart'a, beethoven'a "beste yapın ulenn!!" diye para verir. beethoven bir beste yapar ama onu da kimse çalamaz, o da ayrı bir konudur. bu arada amadeus filmindeki ii. joseph ile gerçek ii. joseph arasında dağlar kadar fark vardır bunu da söylemeden geçmeyeyim. filmde güya mozart almanca konusunda ısrar ediyor ama gerçekte joseph mozart'a almanca opera yaz diye para veriyor.
sonuç olarak değişik bir insandır joseph efendi.
bir de marie antoinette ile ortak arkadaşı vardır kendisinin ki bu adamdaki bal başka hiçbir tarihi figürde yoktur sanırım. adamın yerinde olmak için çok şey feda ederdim ama imkansız işte...
hans axel von fersen
tartuffe ou l'imposter
xiv. louis ve moliere ortaklığında yazılmış olan tiyatro eseri. moliere'in yazdığı ilk versiyon çok daha fena göndermeler içeriyormuş ama louis, "bak moliere; seni severim, bu tam benim istediğim gibi ama herkes benim gibi değil. çok sesli düşünüyorsun, bir günü fişini çekerler öylece kalıverirsin ortada" demiş ve bunun üzerine moliere "fiş ne ola ki?" diye içinden düşünse de "peki kralım" deyip louis'nin müdahalesini kabul etmiştir. bazı replikler xiv. louis tarafından yazılmıştır bu sebeple.
neyse efendim, oyun versailles'da açık havada sergilenir. sergilenir ama dindar kişiler "bu oyunla moliere dindarlara ne demek istemekte, nereye varmak istemektedir?" diye isyan ederler. en son paris başpiskoposu "her kim bu oyunu izlerse kilise dışıdır!" diye ferman yayınlamış ve böylece xiv. louis büyük baskı altında kaldığı için oyunu yasaklamak zorunda kalmıştır.
neyse efendim, oyun versailles'da açık havada sergilenir. sergilenir ama dindar kişiler "bu oyunla moliere dindarlara ne demek istemekte, nereye varmak istemektedir?" diye isyan ederler. en son paris başpiskoposu "her kim bu oyunu izlerse kilise dışıdır!" diye ferman yayınlamış ve böylece xiv. louis büyük baskı altında kaldığı için oyunu yasaklamak zorunda kalmıştır.
vampirella
ilk hikayesinde sevdiği adamın "ben hayvan eti yemem, ölürüm daha iyi" deyip gerçekten de ölmesiyle bir daha aşk konusunda şansı yaver gitmemiş vampir kadın.
bir de özellikle ilk sayılarındaki hikayeler oldukça yaratıcı. acayip hikayeler'in çizeri galip tekin acaba bunlardan etkilenmiş midir diye merak etmiyor değil insan. çünkü tam acayip hikayeler kafasında hikayeler işlenmiş.
bir de özellikle ilk sayılarındaki hikayeler oldukça yaratıcı. acayip hikayeler'in çizeri galip tekin acaba bunlardan etkilenmiş midir diye merak etmiyor değil insan. çünkü tam acayip hikayeler kafasında hikayeler işlenmiş.
zvyozdochka
ismini yuri gagarin'in koyduğu bir köpek.
uzaya gidip bir tur atıp geri dönmüştür.
uzaya gidip bir tur atıp geri dönmüştür.





