zaman uçurumu

0 /
reis
hikaye başlığıma hoş geldiniz! hikaye yazma kararım haddinden fazla spontane gelişti. Yıllardır başka büyük sözlüklerde doğaçlama hikayeler yazdım, güven sözlüğümüz için kolları sıvayacağım gün bugüne kısmetmiş. okuyanlar olur diye kısa kısa yazacağım, hem de mobilde olduğum için kısa kısa yazmak daha az yoracaktır, iyi okumalar. :]

her zaman olduğu gibi, yine iş yerimden çıkmış, günün yorgunluğu ile eve dönüş yolundaydım. henüz güneş batmamıştı ancak hava oldukça soğuktu, üzerimde sadece ince, beyaz bir gömlek vardı. elimdeki evrak çantamı, çok sert esen rüzgara karşı sımsıkı tutuyordum, çocuklar parklarda oyun oynuyor, etraf cıvıl cıvıldı ancak bıçak gibi keskin bir soğuk vardı.
reis
havanın soğuğuna karşı hızlı adımlarla eve giden sokağıma saptım, nefes nefeseydim, soğuğun etkisinden göğüs kafesim ağrıyordu, yüzümü hissetmiyordum. nihayet apartmana girmiştim, içerisi ılıktı ancak binada işinden en erken çıkan ben olduğum için binada benden başka hiçbir ev sahibi evinde değildi. dairemin olduğu kata çıktım ve anahtarımı taktım, çok güçsüz ve halsizdim, ağır ağır anahtarı çevirdim ve nihayet eve gelmiştim, kapıyı kilitledim ve yemekten bile önce çay koydum, açtım ancak ısınmam lazımdı, duş alacak gücüm olmadığı için bir bardak çay içmek gayet iyi gelecekti.
reis
çayımı koydum ve yatak odasına gidip rahat bir şeyler giyindim, yüzüm soğuktan kıpkırmızı olmuştu. bilgisayarımı almak için küçük odaya gittim ve o sırada salondan büyük bir gürültü işittim, bilgisayarımı bıraktım ve yavaş adımlarla salona doğru ilerliyordum. Anlık gelişen heyecan, korku ve şaşkınlık ile birlikte salona girdim ve balkon kapısının şiddetli rüzgardan dolayı açıldığını gördüm, rüzgar, perdeyi tavana kadar savuruyordu. kapıyı kapadım ve kilitledim. çayımı mutfaktan aldım ve battaniye ile koltuğa uzanıp televizyon izlemeye karar verdim.
4
reis
televizyonu izlerken sızıp uyumuşum, uyandım ve saate baktım, saat henüz 21:22 idi. koltuktan kalktım ve bilgisayarımı almak için odama gittim, tam o sırada kapı çaldı. bilgisayarı bırakıp kapıya gittim, deliğe baktım kimse yoktu. aşağıdan çalınmış olabilir diye diyafon telefonunu kulağıma dayadım ve ekrana baktım. kapıda çok yaşlı bir teyze vardı, bu saatte neden kapımı çalan bir teyze vardı? neyse, nasıl olsa diğer daireleri çalar, onlar da açarlar diyerek odama dönüp bilgisayarıma yöneldim ve zil 2 kez serice çalındı. diyafona baktığımda kimseyi göremedim, içimden "çaldı ve gitti veya başkalarının zilini çalarak binaya girdi." tahminlerimle odama geçtim, nihayet bilgisayarıma ulaşmıştım, ilk işim her zaman olduğu gibi e-postalarımı kontrol etmek olacaktı.
reis
gelen e-postaları kontrol ettikten sonra spam gelen postalara kontrol etmek için spam klasörüne girdim. Klasör, her zaman karşılaştığım saçma sapan sitelerin reklamlarıyla doluydu. biraz daha aşağılara inince gönderen mail adresinin olmadığını ve mail başlığının rasgele sayılar vardı. gayri ihtiyari postaya tıkladım, postayı incelerken bir ek görüntü belgesi olduğunu gördüm, görüntüyü indirdim ve açtım. değişik sembollerle, sayılarla ve harflerle dolu bir görüntüydü, sayıların bazıları ters yazılmıştı ancak yazılanlar ve çizilenler tamamen el yazısıydı ve oldukça eski bir yazı tipi gibi görünüyordu. bu görüntüyü yazdırma kararı aldım ve yazıcıdan çıktısını aldım, saat epey geç olmuştu, yarın işe gitmem gerektiği için bilgisayarımı kapattım ve uyumak üzere yatağıma girdim.
reis
zifiri karanlık odamda şaşkın gözlerle tavana bakıyordum, "o görüntü ne idi?, sayıların bir anlamı var mıydı?, o değişik semboller neyin nesiydi?, bu posta neden bana gönderilmişti?" sorularıyla boğuşurken kendi kendime, "sorulara bak ya, aptal mısın birader sen? spam işte, e-posta servisinin yapay zekası bile bunun spam olduğuna karar vermiş, sen beyninle bu kanıya varamayıp komplo teorileri kuruyorsun, kendi kendine çalıp oynuyorsun, kaç yaşında adamsın ya, yarın iş var daha fazla boş düşüncelerle şu ufak beynini meşgul etme de uyu bir an önce" dedim ve uykuya daldım.
4
reis
telefonumun acı ve itici alarmıyla uyandım. kahvaltı için mutfağa girerken kapının önünde birkaç kişinin konuşma sesini duydum, sabah saat 06.00 civarıydı, haliyle henüz güneş daha yeni doğuyordu, bu yüzden evin içi karanlıktı, ben de ışıkları açmadan parmak uçlarımda kapıya yöneldim ve delikten kapımın önüne baktım. karşımda bulunan dairenin kapısı açıktı, daire sakinlerinin hepsi, çocuklarına kadar kapıdaydı, karşılarında ise 2 polis memuru vardı, memurların elinde birer tane kağıt ve kalem vardı, evin annesi ve babası polise bir şeyler anlatıyor, memurlar anlatılanları not alıyor ancak merdiven boşluğunun yankı yapmasından dolayı konuşulanları anlayamıyordum ancak neler döndüğünü az da olsa anlamak adına kapıda bekleyerek delikten izliyordum.
reis
vakit daralıyordu, bir şeyler atıştırıp yola koyulmam gerekiyordu, zaten polisler de karşı dairemdekilere teşekkür ediyorlardı, yani gidiyorlardı. hiçbir komşumla merhabadan ileri bir iletişimim olmadığı için bu konu benim için kapalı bir kutu olarak kalacaktı. tüm bu düşünceler içindeyken kapıdan yavaş adımlarla ayrılarak mutfağa doğru yürümeye başladım. tam mutfağa girecekken kapım, tokmak ile sert bir şekilde çalındı. o çalış sesini duyunca aklım yerinden çıkmıştı, yüzüm kireç rengine dönmüştü. kulaklarım yanarak kapının kilitlerini hızlı hızlı çevirmeye başladım. kilitler bitmişti, kapıyı açtım ve aynı polis memurları ellerinde kağıt ve kalemle selam vererek başladılar neden burada olduklarını anlatmaya:

"günaydın efendim, sizi bu saatte rahatsız ettiğimiz için üzgünüz ancak mobese kameralarına yansıyan bir görüntü için binanızı rahatsız ediyoruz. dün akşam saatlerinde 80 yaşlarında bir teyze bu binaya gelerek anladığımız kadarıyla rasgele zillere basmış, apartmana girmiş ve birkaç dakika sonra apartmandan kalbine saplanmış bir silah mermisi ile çıkıp bir adım attıktan sonra yere yığılarak can verdiğini mobese kameralarından tespit ettik, acaba o saatlerde bu teyze sizin de kapınızı çalmış mıydı?"

anlatılanlar karşısında şoktaydım ancak hiçbir şekilde ani ve yanlış tepki vermemem lazımdı, soğukkanlı olup kendimden emin bir şekilde haberimin olmadığını söylemeliydim, aksi takdirde işlemediğim bir suçtan ötürü hapis cezası alacaktım.
reis
sakinleştim, kendimi toparladım ve akşam saatlerinde televizyon karşısında uyuduğumu ve kapımın çalınmadığını söyledim, cümlemi bitirir bitirmez salondan büyük bir gürültü koptu, polislere bir dakika diyerek salona koştum, yine balkon kapısı açılmıştı, acele bir şekilde kapıyı kapadım ve polislerin yanına, daire kapısına koştum, kapıda kimse yoktu, polisler gitmişti, merdiven boşluğundan bağırdım ancak çıt yoktu binada. gidişlerine anlam veremeyerek kapıyı kapadım ancak bana anlattıkları o dehşet verici hikaye hala aklımdaydı, yemek yiyecek iştahım kalmamıştı, apar topar evraklarımı çantama doldurup çıkacaktım ancak gözüme gece o e-postanın görüntü çıktısı çarptı, onu da evrak çantama koydum ve evden koşar adımlarla çıktım.
2
reis
karışık düşünceler içerisinde hızlı hızlı yürüyordum, içimde kötü ve beni daraltan bir his vardı, sanırım sadecepsikolojik olarak rahatsız hissediyordum çünkü o akşam kapıyı çalan teyzeye kapıyı açsaydım, daireme çıksaydı ve içeri alsaydım o gece ölmeyecekti. neden böyle bir şey oldu ki? teyzenin geldiği saatlerde evdeydim, bir silah sesi de duymamıştım, hem bir insan neden 80 yaşında bir teyzeyi kalbinden vurarak canice öldürür ki? kalbinden vurulduktan sonra yere yığılması gerekmez miydi? neden kapıya kadar yürüyebildi ve tam kapıya gelince yere yığıldı? sanırım bunun cevabı merdiven boşluğundaki kameranın kayıtlarını ve mobese kayıtlarını izlemekti, bu düşüncelerle aniden yolun sağından fırlayan araç ani fren yaparak kornaya bastı, az kala eziliyordum, bir yığın hakaret yedim, karşılığında özür dileyerek yoluma devam ettim, iş yerime gelmiştim.
reis
iş arkadaşlarımı selamlayarak odama çıktım, sekreterden bir kahve rica ederek iş yerimdeki bilgisayarı açtım, yine bir sürü e-posta gelmişti, hepsi cevaplanmayı bekliyordu. incelemelere başladım, gerekli işlerimi tamamlayıp posta sitesinden çıktım ancak bir anda spam kutusunu kontrol etmek aklıma geldi, bir hışımla kapanan sekmeyi geri açtım ve spam klasörüne girdim. yeni bir mail yoktu, dün gelen o maili incelemeye başladım, o sırada kahvem geldi, sekretere teşekkür ederek kahvemi elime aldım ve spam klasöründe kırmızı yuvarlak dairenin içinde beyaz renkli "1" rakamı vardı.
reis
hemen klasöre geri döndüm, gelen mailin başlığı şu şekildeydi

"!!!!!! !!!!!! !!!!!! - || --> \\ ->> //"

yine postayı gönderenin mail adresi belli değildi, bu postanın sahibi dün mesajı gönderen kişi olmalıydı. postaya girdim ve bu sefer kiril alfabesiyle bir not yazıyordu, tercüme ettim ve şunlar yazıyordu

"değişen günlere karşı hazırlıklı ol, zamanın daraldı, belki de daralmadı, bu sana bağlı."

sanırım birileri benimle oyun oynuyordu, bir görüntü eki daha vardı, eki bilgisayarda açtım ve 3 tane farklı görüntü olduğunu gördüm, dün gönderilen belgelere benziyordu ancak bu sefer bazı sayılar silik, bazı sembollerin sadece silüeti duruyordu, fazla net değildi ancak dün gönderilen gibi sayıların bazıları ters ve çapraz, semboller yine anlam verilemez sembollerdi. 3 belgeyi de bilgisayarımdan yazıcıya verdim, yazdır emrini verdikten sonra bir posta daha geldi, bu sefer herhangi bir başlığı bile yoktu, yine kiril alfabesiyle gelmişti, şunlar yazıyordu:

"bunu yapmanı ikimizde istemeyiz."

arkamdaki camı, sağımda ve solumda bulunan camları kontrol ettim, dışarı baktım kimse yoktu, kapımın önüne çıktım, sekreterim beni selamladı, acaba benimle birileri oyun mu oynuyordu? sekreterim oynuyor olamazdı çünkü önündeki bilgisayardan posta servisine erişim yoktu. bir oyuna geldiğimin farkındaydım, odama dönüp yazıcıyı kapattım ve evrak çantamdan dün çıkardığım 1. görüntü ekini kontrol ettim.
reis
kontrol ettim etmesine ancak yine boş gözlerle kağıda baktım, bir anlam veremeyip çantama koydum, acaba evrağı imha etmem mi gerekiyordu? çünkü gelen mesaj görüntüleri yazıcıdan çıkarmama müsaade etmedi. burası emniyetli değildi, o yüzden bunu eve gidince imha etmem gerekiyordu, öğle yemeği vakti gelmişti, bir şeyler atıştırmak için dışarı çıkmıştım, aslında pek aç da değildim, tam karşıya geçecekken önümde bir polis aracı durdu, kalbimin atışı bir anda ikiye katlamıştı ve soğuk terler akmaya başlamıştı, aracın camı yavaşça indirildi. gözlüklü, haki yeşili kalın bir kabanı olan, pala bıyıklı biri eliyle eğil işareti yaptı, kulağımı eğdim ve benden kimliğimi istedi.

elim titreyerek cüzdanımı ve ardından kimliğimi çıkardım, adama uzattım. adam bir kimliğime, bir bana bakıyordu, aracın kapısını açtı, yüzüme baktı ve kimliğini verdi, bana "seni tanıyorum" dedi, içimden "evet, hayırlı olsun, buraya kadarmış." dedim. adam elini beline attı, içimden "kelepçeleri çıkarıp büyük ihtimalle beni tutuklayacak" dedim, belinden cüzdanını çıkarttı ve kimliğini bana uzattı.
reis
kimliğini aldım, polis kimliğini vermişti, hizmeti bölümünde "emniyet genel müdürlüğü istihbarat daire başkanı" yazıyordu, bunu gördüğüm an isim ve soy ismine bakmadım bile, kimliği geri uzattım, tedirgin bakışlarla adama bakıyordum. adam bana bakarak, "ne düşünüyorsun?" dedi, hiç cevap vermedim. cüzdanını çıkardı ve kimliğini çıkarttı, bana "araca bin" şeklinde el işareti yaptı. polis aracına bindim, adam ön koltuktaydı, ben ise arkada. araçta ölüm sessizliği vardı, adam bir paket sigara çıkardı, peşinden demir zippo tarzı bir çakmak çıkardı, sigarayı bana tuttu, kullanmadığımı söyledim ancak almam konusunda ısrar etti, bir tane sigara aldım ve arkaya dönerek sigaramı çakmağıyla tutuşturdu, emniyet genel müdürlüğüne gelmiştik, filmlerden bildiğim kadarıyla bir temiz sorgulayarak dövecekleri adamları önceden bu şekilde araca alıp, sigara vs. tutuyorlardı, kendimi hazırlamaya çalışıyordum ancak pek de başarılı olamıyordum, tedirgindim ancak bunu saklamaya çalışıyordum, öğle arası vakti çoktan dolmuştu ve ben işime dönmek yerine karakola gelmiştim.
reis
polis otosunu süren memur, "efendim, ek güce gerek olursa birimleri haberdar edebilirim." dedi. adam kaşları çatık bir şekilde şoföre uzun uzun baktı, şoför hemen başını öne eğdi, aracı tamamen durdu ve aynadan bana baktı, adam araçtan indi, daha sonra ben de indim. adam ilerlemeye başladı, ben de arkasından geliyordum, binaya girdik ve adamı gören herkes ceketlerini ilikleyerek hoş geldiniz efendim diyordu. adamın arkasındaydım, metal kapı dedektöründen geçerken görevli beni durdurdu ve elindeki dedektörle üzerimi aramaya yöneldi, adam aniden dönerek, sert bir ses tonuyla "o benimle geliyor." dedi. asansör yerine merdivenlere yöneldi, ben de arkasından kendisini takip ediyordum, çık çık bitmiyordu, 6. kata kadar çıktık.
reis
sanırım odasına doğru yöneldi, sekreterler mermi gibi ayağa fırlayıp hoş geldiniz efendim, dedi. adam deri kaplamalı büyük kapıyı açtı ve bana buyur işareti yaptı, beni odasına getirmişti. içeri girdim, bana geç otur dedi. adam kabanını çıkarttı ve askılığa astı, gözlükleri hala gözündeydi, koltuğuna oturdu. bana döndü ve "bu kadar mı yani? hala çıtın çıkmıyor, mesai saatine kadar böyle mi olacak?" dedi. "beni neden buraya getirdiniz, bir şeyler atıştırmak üzere iş yerimden çıkmıştım, önümü kestiniz ve beni araca aldınız, resmen paketleyip buraya getirdiniz." dedim.

adam, "ne kadar ayıp, olayı bilmeyen biri gerçekten böyle oldu sanacak. aç mısın? istediğin mekana gidelim, masayı donatalım, paketlemek mi? kimliğine baktım, kimliğimi verdim, ona rağmen tepki vermedin." dedi ve gözlüğünü çıkardı. adam halamın kocasıydı, ayağa kalktı, ben de kalktım ve gülerek yanıma geldi, sıkıcı bana sarıldı, ben de kendisine sarıldım ve makam koltuğuna dönmedi, geldi önüme oturdu.
reis
eniştem, "yaa ciğerim! ne kadar uzun zaman oldu değil mi? baban nasıl? hala aynı görevde mi? evdekiler nasıl, çok uzun zaman oldu, seni yolda gördüğümde altın bulmuş kadar sevindim, buralarda olduğunu bilmiyordum, sana benzeyen bir adam bulmuş olabilirim endişesiyle kimliğini istedim, ne vefasız adamsın, kimliği verdik, kimlikten bile beni tanımadın, yazıklar olsun sana kerata seni!" dedi.

kendime gelmiştim, kalbimin hızı yavaş yavaş normale dönüyordu, sorduğu sorulara cevap verdim, halamı ve kuzenlerimi sordum, çaylarımız geldi, içtik, sohbet koyulaştı, 3 bardak 5 bardak derken günü bitirdik. eniştem, "akşam bizde misafirsin, hiç kimseye randevu vermemişsindir umarım, evli değilsin değil mi? eğer annen, baban buralardaysa onlarda gelsinler, numaraları bende yok durumları biliyorsun, hem kaynaşmış oluruz." dedi. burada tek olduğumu, üniversite okurken şirketimi yönettiğimi ve haliyle evlenmediğimi söyledim. "arkadaşın varsa çağırabilirsin o zaman" diyerek bıyık altından güldü. ben de "enişte bizde öyle işler olmaz, ben görev adamıyım biliyorsun, dikkat dağınıklığına gelemem." dedim, gülüştük ve aşağı in, ben geliyorum dedi.
reis
aşağıda eniştemi beklerken, bir anda evrak çantamın iş yerinde, odamda ancak masanın üzerinde açık olarak bıraktığım aklıma geldi. terlemeye başlamıştım, eniştemi beklerken sabırsızlanıyordum, aşağı indi ve arabaya bindik, enişteme evrak çantamın iş yerinde olduğunu ve almam gerektiğini söyledim, o da bana "ya oğlum bir günde tatil yap, boşver işi gücü, zaten bizim gibi değilsin, hesap vereceğin bir üst yok, salla başını al maaşını ya, biraz rahat ol, ne bu stres? yok iş yeri evrak falan, doğru bize gidiyoruz." dedi. tedirginliğim artmıştı, odamı temizleyen görevliler umarım çantanın içindekilere bir zarar vermemiştir diyerek eve geldik.
reis
yedik, içtik, kuzenlerimle ve halamla eski günleri yâd ettik, sohbetler, meyveler, tatlılar derken gece olmuştu, saat hayli geçmişti, eniştem kalktı ve "bana müsaade, yarın iş var, çok geç olmuş, siz oturun hasret giderin." dedi. daha sonra halamda kalktı, kuzenlerimle kalmıştım, bana işimle ilgili sorular sordular, ben de onlara okullarını sordum, beni daha yeni yeni tanıyorlardı, yıllardır görüşmüyorduk ancak çok iyi kaynaşmıştık, çok eğleniyorduk ancak benim aklım hala evrak çantamdaydı. saat gece 03.00 civarıydı ve artık kuzenlerim de yarın okul olduğunu ve yatmaları gerektiğini söylemişti, ben de bana ayrılan odaya geçtim ve uzandım, yine boş boş tavana bakarak düşüncelere daldım.
reis
yine senaryolar kurmaya başladım, bir anda kafamda bir ampul yandı ve eniştemin arabasını alarak iş yerine gitme fikri kafamda yer etmeye başladı. "yav yok, daha neler, adamlarla yıllardır görüşmüyorduk, yıllardan sonra ilk kez böyle bir şey yapmak çok büyük kabalık, hem ben öyle bir insan değilim, çok ayıp, duymamış olayım." diyerek kendimi dizginliyordum. daha sonra dayanamadım ve kalktım, saat 4'e geliyordu. odamın kapısını yavaşça açtım, eniştemin yattığı odaya girdim ve aracın anahtarını buldum, anahtarı elime aldım, sıktım ve enişteme döndüm, horluyordu, bunu yapmam büyük bir terbiyesizlik olacaktı ama 30 dakikada gidip geleceğim için herkes uyurken işimi halledecektim.
reis
odadan çıkmak üzere kapıya yöneldim. kapı koluna elimi attım ve tekrar enişteme döndüm, bunu ona yapamazdım, yapmamam gerekiyordu. kapı kolunu bıraktım ve içeri tekrar girerek anahtarı yerine bıraktım. odama tekrar döndüm ve uyumak üzere uzandım. gürültüler yüzünden uyandım, saat 6'yı geçiyordu, gün henüz açılmamıştı, doğruldum, kalktım ve odadan çıktım, ev halkını selamlayarak banyoya yönelip elimi yüzümü yıkadım, daha sonra kahvaltı masasına oturduk, eniştem beni iş yerime bırakacağını söyledi, ne kadar kabul etmesem de iş yerim uzak olduğundan dolayı itiraz etmememi söyledi. kahvaltıyı bitirmiştik, eniştemle kalktık, kuzenlerime ve halama sarıldım, her şey için teşekkür ettim ve evden çıktık.
reis
araca bindik, enişteme "madem benle geliyorsun, o zaman bir kahvemi içmeden seni bırakmam." dedim. "yok, olmaz, işim var." demesine rağmen kendisini dinlemedim, iş yerime geldik, araçtan indim ve eniştemi ikna ederek binaya birlikte girdik, cihazdan geçtikten sonra asansöre yöneldim, arkamı döndüm ve güvenlik görevlisi eniştemi tam kontrol edecekken "o benimle geliyor." dedim, eniştem bastı kahkahayı. asansöre binmiştik, sohbet ederek odamın bulunduğu kata doğru çıkıyorduk. indik ve odama geldik, sekretere eniştemi tanıttım ve içeri girdik, kahvelerimizi söyledim ve ben de koltuğumu bırakıp eniştemin önüne oturdum. sohbet ediyorduk ancak eniştem durmadan saatine bakıyordu, "çıkar şu saati ya, kırk yılın başı bir ziyarete gelmişsin, durmadan saate bakıyorsun, bu kadar mı benden kaçma meraklısısın yav!" dedim, o da devlet kurumuna bağlı çalıştığı için makamında bulunması gerektiğini söyledi, anlayışla karşıladım ancak durmadan saatine bakıyordu. 2 gün önceki olayı enişteme anlatacaktım ancak gerçekten acelesi vardı ve işine yetişmesi gerekiyordu.
reis
ayaklandı ve "bana müsaade, işe yetişmem lazım, biliyorsun durumları işte." dedi, ben de, "tamam ama sana danışmam gereken bir konu var" dedim, o da "tamam dinliyorum, anlat" deyince "uzun bir konu enişte, gerçekten yardımın lazım" dedim, kendisiyle kuruma gelmemi söyledi, apar topar aşağıya indik, araca bindik ve sürmeye başladı. o sırada telefonuma postaların bildirimi geldi, eniştem "o ne?" deyince, önemli olmadığını söyledim ancak çekinmememi ve bakmamı söyledi. açtım ve gelen kutusuna bakmak yerine direkt olarak spam klasörünü kontrol ettim, 2 yeni ileti vardı, iletinin birinin başlığı 08:12 idi. girip içeriğini okumadım, telefonumu kilitledim, gelmiştik. araçtan indik, eniştem geç kaldığını söyledi, saate baktığımda saat 08:09'du, "yok be enişte 10 dakikayı problem etmezler, bu kadar işini önemseme, salla başını al maaşını, nasıl olsa başkan değil misin?" diyerek kahkaha attım, o da tebessüm etti, odaya çıktık.

tam konuyu anlatmaya başlayacağım sıra çok yüksek desibelli bir gürültüyle bina da sarsıntı başladı, sarsıntı git gide şiddetini artırıyordu deprem olduğunu düşünerek masaların altına girdik ve beklemeye başladık, masanın altındayken duvar saatinin tam 08:12 olduğunu gördüm ve kulaklarım kapandı, sadece "diiiit" sesi geliyordu kulağıma, kalp atışım hızlandı, "diiit" sesiyle birlikte boğuk bir şekilde kalp atışımın sesini duyuyordum, gözümün önü kararıyor ve tüm vücudumdan soğuk terler akıyordu.
reis
sarsıntı bitti ancak dışarıdan gelen gürültüler akli dengemizi zedeleyecek cinstendi, sanki dışarıyı fil basmıştı, şiddetli fil hortum sesleri geliyordu, sarsıntı tekrar başladı ve masanın üstündeki su bile titreşimden masanın köşesine geldi. eniştem, "sakin olalım, bina depreme dayanıklı, 13 kez güçlendirme yapıldı ve binamız, cihazlarımızın dinlenmesini önlemek için özel yapı malzemeleriyle inşa edildi. bu sadece çürük evleri etkileyecek şiddetli bir deprem, sarsıntının tam durduğundan emin olduktan sonra aşağıya ineceğiz, sakin ol çünkü çevremizdeki evlerin çoğu yıkılmış olacak, soğukkanlılığımızı koruyarak ambulansı arayacağız." dedi. söylediği her şeye kafa salladım, kafa sallarken seri şekilde telefonuma mail bildirimleri geliyordu, şarjım çok azdı, telefonu açtım ve spam klasörüne 5 yeni mesajın geldiğini gördüm, üstüne tıkladığımda telefonum şarjı bittiği için kapandı, birkaç saniye sonra ise sarsıntı kesildi.
reis
hemen masaların altından çıktık, eniştem makamına oturup kurumun telefonundan diğer birimlere erişmek için arama yapıyordu, depremden olsa gerek, hiçbir şekilde şebeke çekmiyordu, hiçbir numaraya ulaşılamıyordu, aklımıza çok kötü şeyler geliyordu, haberlere bakmak için televizyonu açtık, deprem henüz ajanslara düşmemişti, eniştem kapıya yöneldi, ben de arkasından takip etmeye başladım, asansörün arıza yapabileceğini göz önünde bulundurarak hızlıca merdivenlerden indik, sarsıntı merdivenlerde yakalarsa çok kötü şeyler olabilirdi ancak zemin kata inmiştik, güvenliği selamladık ve dışarı çıktık, benim aklım hala o gürültüdeydi, kapının önünde eniştem bir sigara yaktı ve bana da uzattı, ben de bir tane aldım ve binanın çevresini gezeceğimi söyledim.
Sözlük
https://dovizkurlaricanli.com