taethorden

taethorden

@taethorden yazar
144
entry
7
takipçi
6
takip edilen
358
beğeni
159
favori
6,573
puan
Uzman Yazar
çevrimdışı
13 aralık 2018'dan beri üye
beklemek
Hayatta hep bir şeyleri bekleriz. Bütün hayatımız beklemekle geçiyor aslında. Doğarız büyümeyi bekleriz, büyürken eğlenmeyi, severken sevilmeyi, ardından mutlu olmayı bekleriz. Hayallerimizin gerçekleşmesini bekleriz, ev sahibi olmayı, işe girmeyi, başarılı olmayı bekleriz, çocuklarımızın büyümesini, onlar büyürken başarılarını bekleriz, gide gide ölümü bile bekler oluruz.
Bunun yanında farkına varmadan geçip giden küçük beklemeler de hayatımızın içindedir hep. Saatlerin geçmesini bekleriz mesela sıkılıp dururken, otobüsün gelmesini, girdiğimiz kuyruğun bitip sıranın bize gelmesini, sınavın bitmesini, yemeğin pişmesini, tatilin gelmesini, hafta sonunu v.b. …
Beklemek hayatımızı boşa harcamanın en kestirme yoludur bence. Beklediğine değecekse beklenen o zaman hayatını boşa harcamayı da göze almaktır zaten. Bazen karanlıkta ışık aramaktır.
Beklemek, bekleyen ile bekleten arasında bir bağdır aslında... Bekleme sürecinde hiçbir şey elinizde değildir ki. Beklemek, bekleyen için zor, beklenen için vuslat anı olur ve bu süreçte kafanızdaki olasılıklarla öylece beklersiniz.
Hiç bir şey mutlu etmez insanı, ne gün ışığı, ne çocukların kahkahaları, ne izlediğin film, ne dinlediğin müzik ne de dostlarının esprileri. Sen içinde yarattığın diğer dünyaya kapılmışsındır, onunla dost olmuş, başka hiç bir şeyi/duyguyu oraya sokmazsın. Bir uyuşturucu gibi girer canına ve yavaş yavaş karışır kanına, ağlama isteği uyandırır içinde psikopatça canını yakarak ve daha çok zevkle düğüm atarsın boğazına...
hiçlik makamı
Nasrettin Hoca'ya sormuşlar:
“Kimsin?”
“Hiç” demiş Hoca, “Hiç kimseyim.”
Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş Hoca:
...“Sen kimsin?”
“Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara.
“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasrettin Hoca.
“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam.
“Daha sonra?” diye üstelemiş Hoca.
“Vezir” demiş adam.
“Daha daha sonra ne olacaksın?”
“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”
“Peki, ondan sonra?”
Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş:
“Hiç.”
“Daha niye kabarıyorsun be adam. Ben şimdiden senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: "Hiçlik makamında!
nick the chopper
YouTube video


fazla söze gerek var mı?
herhangi bir yazara bir şarkı armağan et
YouTube video


O kendini biliyor..... :)))
laiklik
Laiklik terimi, cismi ve bilimsel olan ile soyut ve dinsel olanın birbirine karıştırılmamasını ifade etmektedir. Laiklik, Türk yazınında, din ve devlet işlerinin ayrı tutulması ve bilhassa devlet işlerinin, toplum idari yapısının ve hukukun, dinsel hüküm ve yargılardan tümüyle bağımsız biçimde akıl ve bilime dayandırılması olarak anlam kazandı.
Karşıtları din adına devlete etki etme ve bu şekilde devleti ve toplumu idare etme amacını taşırlarken, Laik Yaşam Biçimi' ni tercih edenler kişisel ve vicdani kanaatlerini devlete mal etme ve bunların aracılığı ile devleti veya toplumu idare etme çabası içinde bulunmazlar. Laiklik, bir devlet ve toplum yönetimi biçimi olduğundan varlığı veya yokluğu kişilerin yaşam biçimine doğrudan tesir eder. Bu öneminden dolayı Laiklik, T.C. Anayasasının değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddeleri arasında sayılmıştır.
Türkiye'de laikliğin başlangıcı Tanzimat Dönemi' ne kadar uzanır. 18. yüzyılda başlayan yenileşme hareketleriyle birlikte toplumsal yaşayışın ve devlet düzeninin işleyişinde ikili bir durum ortaya çıkmıştır
Bazı ulema III. Selim'e: “Askere setre pantolon giydirip imanına halel getiren, önlerine muallim diye Frenkleri düşüren padişaha Allah tevfikatını çok görür” diye söylenmiş, bu dönemde başlayan ve ileride de sürecek olan ıslahat çabalarında muhalif ve çeşitli isyanların kışkırtıcısı olmuşlardır.
II. Mahmut, ulemaya yalnız din işleriyle uğraşmalarını, hükümet işlerinin yalnız padişahın mutlak yetkesine ait bir alanda olduğunu eylemleriyle belirtmiştir. Örneğin, düşünülen vergiler, medrese softalarının askere alınması, din kurumunun izni alınmadan haciz ve müsaderelere girişilmesi, vakıf işlerini ele alması, Frenk âdetlerine karşı aşırı ilgi göstermesi gibi konularda Şeyh'ül İslam'ın verdiği bir muhtırayı yırtarak bu gibi işlerin yalnız hükümdar yetkilerine ait olduğunu belirtmiştir.
Bu dönemde maarif, fen ve nafia (Yararlı İşler / Bayındırlık) gibi yeni kavramların yenileşme hareketinin ilk önemli göstergelerinden olarak kullanım alanına dahil olmaya başladıkları görüldü. Fen ve bunun çoğulu olan fünun kelimeleri ortaya çıkarıldı ve kullanıldı.
İlk bu dönemde kullanılmaya başlanan eğitim, bilgi, bilim alanları ile ilgili bulunan bu sözcükler ilgili bulundukları alanlardaki gelişme ihtiyacının bir göstergesi oldukları gibi Tanzimat Dönemi yazınına da miras olarak kalmış oldu.
Bu dönemde ilim kelimesi bugünkü anlamı ile fen bilimlerini değil Kuran, Sünnet, İcma ve Kıyas sıralamasını oluşturan fıkıh vasıtası ile ortaya çıkarılan bir din bilgisi ve dinsel hukuk alanını ifade etmekte idi. Bu nedenle dinsel bir hukuk olan şeriat, kendisini devlet yönetimi üzerinde söz sahibi olmaktan öte bir idare hukuku biçiminde tanıtmaktadır
II. Mahmut döneminde, devlet ve din işleri ayrılmaya çalışılırken yeni ve bilimsel bilgi ağırlıklı eğitim veren okullar açılmış olmakla birlikte eğitimde ilköğrenim vakıflara bağlı medreseler elinde bırakıldığından köklü bir değişim olmamıştır.
İlk örnekleri 1839 yılında açılan Rüşdiye (Orta) Mekteplerine ek olarak 1840'da Adli Maarif Okulu açıldı. Bu okul iki bölüme ayrılarak birincisi Maarif-i Adliye, ikincisi edebi bilimler ile ilgili eğitim vermek üzere Maarif-i Edebiyye Mektebi adını aldı. Bu okullar ve diğer rüştiye mektepleri bu dönemde adından çokça bahsedilen fen, sanayi, nafia, maarif alanlarında uzmanlaşmaya yönelik değil, ortaeğitim üzerinden memur yetiştirme amacına hizmet ettiler. Rüşdiye Mekteplerinden mezun olmak memur olmak için getirilen koşullardan oldu. Bu dönemde açılan okullardan en çok mülkiye ve hariciye memurları yetiştirildi.
Eğitimin çağdaşlaştırılması çabalarının ürünü olarak ortaya çıkan öğretmen yetiştirme ihtiyacına cevap vermek üzere 1848'de Darül Muallemin Mektebi ve kız öğretmen yetiştirmek üzere 1870'te Darül Muallemat adı ile öğretmen okulları kuruldu. Bu zamana kadar kızların mahalle mektebinde sadece dinsel nitelikli eğitim almaları biçiminde sürdürülen geleneksel uygulamaya son verilmiş oldu. Tıbbiye adını alan Tıp Okulu ilk mezunlarını 1843 yılında verdi.
1869'da çıkarılan Maarif-i Umumiye Nizamnamesinin 79 ve 129. Maddelerine göre İstanbul'da çağdaş anlamda teşkil edilecek ilk üniversitenin kurulması ve bu üniversitenin Edebiyat, Hukuk ve Fen Fakültelerini barındırması kararlaştırıldı. 20 Şubat 1870'te Darülfünun adı ile açılışı yapılan üniversitenin açılışında konuşan Safvet Efendi, ülkenin geri kalmış olmasını ilk iki yüzyılı içinde bilim ve fen alanlarına gösterilen ilgi, saygı ve teşvikin sonraları devam etmemiş olmasına bağlayarak Darül Fünun' un işte bu eksikliği kapatacak nitelikte olacağını belirtti. Başvurular arasından tespit edilen 450 öğrencinin çoğunluğunu medrese çıkışlı talebeler oluşturmuştur.
türklere has tehdit cümleleri
-Sen benim kim olduğumu biliyor musun heeaa?

+Google'de arattım. Bir halt değilmişsin. :)
seytan
dikkat edin! hemen kendisinin var olmadığına ilişkin ikna çalışmasına başlayabilir. :)
kutadgu bilig
kut ( mutlu) anlamına gelir. Bilig ökü bilmektir. mutluluk bilgisi anlamına gelir. Gündoğdu kraldır
aydoldu vezirdir ve mutluk hakkında öğüt veriri. öğülmüş devlet yönetimi hakkında bilgi verirken odgurmuş ölüm v.b. metafizik konularda öğüt verir.
çaresizlik
biraz fantastik öğeler barındırıyor ama kesinlikle bu...

YouTube video
hindistan
YouTube video


akla gelen ilk şey
simya
Simya veya Al Kemi, kutsal kimya veya olası olarak Nil nehrinin yıllık sellerinin bıraktığı çamur birikintilerinden “kara toprak”tan türediği inanılan Arapça veya Mısırca bir terimdir. Bir diğer görüşe göre etimolojik olarak Simya sözcüğü Türkçede varolan Kimya sözcüğü ile aynı kökenden gelmektedir. Kökeni Arapça olan bu sözcükler Arapçaya da “Kara Ülke” anlamına gelen Khem sözcüğünden gelmiştir. Bu “Kara Ülke”ise Mısır'dır. Etimolojik olarak da Simyanın kökeni Mısır olarak gözükmektedir. Simyanın kökeni ruhsal gelişme anlamına gelir.” Simya gerçekte bir dönüşüm sanatıdır. Kirli olanı, hasta olanı birçok süreçten geçirerek, arınmış ve mükemmel olana dönüştürmeyi amaçlar. Simya öğrenimi inisiyasyona dayanmakta, kullanılan semboller sadece bu eğitimi geçmiş kişiler tarafından anlaşılabilmektedir. Simya felsefesinde ise Tanrı'nın birliği ve ruhun ölümsüzlüğü yer almaktadır.
The pianist
2. dünya savaşını anlatan güzel bir film.
mış gibi yaşamak
bir doğan cüceloğlu klasiğidir.
toprak ateş hava su
empedokles'e göre yaratılışın tözü(arkhe)dür.
orta dünya
köken olarak Iskandinav mitolojisine dayanır. zira ''Midgard'' tanımı orta dünyadır.
ilk çağ filozofları
öğrenmek için Diogenes laertios kitabını okuyun lütfen.
kadın şehir olsa nasıl şehir olurdu
theodora ve constantinapolis diyorum başka bişey demiyorum.
sadece türklere özgü olduğu düşünülen davranışlar
yemeği kesmek için bıçak değilde çatalın yanını kullanmak.
runik yazı
odin borrson'un ygdrasill kollarında öğrenebilmek için bir gözünü feda ettiği bilgeliktir.
roma krallığı
hep aklıma cumae şehrinin sibyll 'i gelir. o zaman Rex( kral) Tarquinius superbius(kibirli) idi.
10 kitap şeklinde kehanet kitapları sunar ve para ister. kral kabul etmez. sibyll 5 kitabı yakar ve 2 katı fiyat ister. kral yine kabul etmeyince 4 kitabı yakar ve son kitap için fahiş fiyat talebinde bulunur. kral mecbur kabul eder. bu kitap roma tehlikeye düştüğünde kullanılırmış. ama kitabın akibeti meçhul.