Dünyada ve ülkemde müslümanlar zulüm altındayken, deniz canlılarının tüketilmesi ile ilgili fetva yayınlayan kurum. Belli ki boş kalmışlar, masterchef izliyorlar, evde pilavüstü kuruya ekmek banan abiler sürekli midye, karides yapılmasını garipsemişler, "dur bi fetva yayınlayak" demişler.
- Evet, bize tabağını anlat bahalım evladım.
+ Şefim, öncelikle haramı aldım, fitne ile çektirip kısık dedikoduda mekruh yatağına yatırdım. Müstehabı asitle dengeledim, 4 mezhebe göre mübah bir sosla tatlandırdım. Üzerine de çıtırlık versin diye haramdan arttırdıklarımdan tuile yaptım.
- Şu kenardaki toplarda ne var?
+ Müfsit topları şefim.
- Abdestli miydi peki?
+ Süre kısıtlı olduğu için abdest yetişmedi şefim.
- Peki teşekkürler
nushirevan
@nushirevan yazar
1,683
entry
16
takipçi
13
takip edilen
4,079
beğeni
1,359
favori
37,585
puan
Efsane Yazar
3 kız babası, bilgisayar programcısı, tarım teknikeri, tv editörü, meteorolojist
benim yemeğim
360 kanalında, rafet ince şef'in sunumunu yaptığı yemek/yetenek yarışması. Televizyon fazla izlemem. sinestezi sahibi olduğum için sesleri kolay ayırt ederim. Baktım bunlar masterchef gerginlik müziği koymuşlar, tadım yapıyorlar gözleri bağlı. Dikkatli baktım, Anaaa! La bunlar masterchef stüdyosunun ışıklarını kapatıp kullanmıyorlar mı? bgv Ulen acun ılıcalı ineğin etinden, sütünden, derisinden hatta dışkısından para kazananı gördüm ama senin gibisini görmedim. Aynı stüdyoyu iki ayrı kanala program yaptırmak da ney?
put
Kendisine atfedilen kutsiyetle tapınılan nesne. Sorduğunda "biz bu taşa tapmıyoruz ki, onun temsil ettiği şeye inanıyoruz" derler. Oysa din, zahiri kabul eder. Bir insanın hangi dine mensup olduğu, ibadetinden kılık kıyafetine kadar her şeyiyle kendini belli eder. Bu yüzden iman "kalp ile tasdik"tir ama buna ek olarak "dil ile ikrar"a da gerek duyar. Yani siz bir lahit mezarın karşısında saygı duruşunda bulunup, maneviyatına methiyeler düzdüğünüzde zahiren putperest olmuşsunuz demektir. Sorsan onlar da tıpkı putperestler gibi, "biz mezardaki ölüye tapmıyoruz ki, onun manevi değerlerini önemsiyoruz" derler. Putun en önemli özelliği de tapınan kişinin kendisini ona adamasıdır. Bu yüzden büyükler "hayatta en çok sevdiğin şey senin putundur" derler.
3600
Cumhurbaşkanı Recep tayyip erdoğan'ın tüm memurlara vaad ettiği Ek gösterge derecesi. Başkanlık yarışını kazandı ama bu söz hâlen yerine getirilmiş değil. Toplu sözleşmeler imzalandı ama hâlen şifahen verilen sözlerden fazlası yok elde.
ülkemizde engelli vatandaşların sorunları
Vardır ancak Engelli vatandaşlarımızın sorunları olmasının sebebi engeli olmadığını düşünen bizleriz. Özellikle engelli bireyin anne-babasının çocuğuna yaklaşımı bunu belirleyen önemli bir unsur. "Çocuk bizi dövüyor" diyor ebeveyn, doktor da ilaç tavsiye ediyor. Anne babası da, toplum baskısı ve kabullenememe yüzünden bu ilaçları vermekten imtina ediyor. Evet bazı ilaçlar, engelli bireyi sakinleştirmek adına ağzı salyalı bir bibloya çeviriyor, doğrudur. Ancak bu, bünyeye ve hastalık derecesine göre dozajı belirlenecek bir durum. Küçükken bedenini keşfedememiş çocuk, büyüdükçe ve hacim kazandıkça, çevresindeki akranların gelişiminin farkına varıyor, bu da sosyal hayata katılımında aşırıya kaçmasına ve uyumsuzlukla, şiddetle sonuçlanıyor. Selam veriyorsun, geliyor küt! koyuyor yumruğu böğrüne.. Art niyetli olduğundan mı, elbette değil, sosyal uyumu sağlayamadığı için böyle davranıyor çocuk. Muhtemelen o yumruktan önce anne baba çocuğu misafirler geldiğinde odasına kapatıyordur. Sosyal hizmetlerin "haftada şu kadar gün okula gelsin" tavsiyesini, konu komşu görmesin diye görmezden gelmiştir. İlaç vermiştir doktor, ilk hafta ağzından salya akıtıyor diye vazgeçmişlerdir. Ne yapacak enerjiyi bu çocuk? İlk sosyal etkileşimde aşırıya kaçması, böğrüne o yumruğu atması da bu yüzden. Hiç kızmayın ona, ana babasına da "engelli çocuğu var" diye acımayın. Çünkü onlar zaten bunu kabullenmedikleri için çocuk bu durumda! Günde 2 ilaç alıyorsa 1'e düşür. En olmadı gün aşırı ver ki, çocuk da rahatlasın, sosyal becerilerini geliştirsin, sen de sağda solda allah'ın bu imtihanı yüzünden utanma ey ebeveynler!
hudut namustur
Bir grup gencin, ülkemize gelen göçmen akınlarına karşı prostesto için astığı pankart ve muhalefet tarafından onaylanan slogan.

Peki hudut namus mudur? Bir yargıya varmadan önce sözü biraz inceleyelim. Sondan alalım, "namustur" diyerek; vazgeçilmez, dokunulamaz, kutsal kabul edilen bir tanımlama getiriliyor. Vatan toprağı kutsaldır yargısından hareketle, namus kavramı çabuk içselleştiriliyor. Yalnız, vatan toprağı demiyor dikkat edin: hudut diyor.. Yani sınır. Türkiye Cumhuriyeti topraklarını çevreleyen resmi sınırlardan bahsediyor. Aynı şey gibi görünse de, aslında değil.
Gelin biraz daha geriye gidelim: Ne demişti Mustafa Kemal? "yurtta sulh cihanda sulh" Zamanın şartlarına göre de doğru bir stratejiydi. Öyle ya, düvel-i muazzama'nın işgali altında, sulh çağrısı yapmamak cephe genişletmek anlamına gelirdi ki, zamanın güçsüz kuvvetsiz Türkiye'sinin kaldırabileceği bir yük değildi. Dolayısıyla "yurtta sulh cihanda sulh"tan oluşan dört kelimenin altındaki tek kelime ile savaşı bitirdik: taviz'di. Dönemin tüm anlaşmalarında, cihan imparatorluğunun savaşı sonlandırmak için tavizler verdiğini görürsünüz. Peki bu ilke, günümüz için geçerli mi?
Misal cihanda sulh ilkesi gereği Suriye ile sulh yapmak isteyelim: Kimyasal silahlarla milyonları öldürdüğü bm raporlarıyla kanıtlanan adamla el sıkışalım mı? Reyhanlı patlaması için istihbarat örgütünü kullanan, sırf düşmanlık etmek için pkk'nın bilimum koluyla birlikte çalışmış ve güneyde bir koridor kürt devletine müsade eden Esad'la?
Yunanistan'la sulh edelim mi? Cumhurbaşkanına askeri helikopterle ateş açan hainleri ve tüm fetö kaçaklarını kırmızı halıyla kabul eden Yunanistan'la? Meis adasından sınır çekerek Ege'de yaptığı gibi akdeniz'de de sana denizde hak tanımayan, Kıbrıs'lı türklerin anasının ak sütü gibi hakkı olan doğal yeraltı kaynaklarında hak sahibi olduğunu iddia edip, adada kendinden olmayana ambargo uygulayan Yunanistan'la?
Kimle sulha gidelim birader, yardım taşıyan mavi marmara'da masum insanları şehit eden, yarım yüzyıldır filistin halkına zulmeden israil ile mi sulh yapalım?
Cihanda sulh şöyle olur diyin, oturup konuşalım. Olmuyorsa da miadı dolmuş fikirleri dönüp bugüne dayatmayın. Sizin yaptığınızın tersini, yobaz dediğiniz adamlar yapıyor. Diş macunu ve fırça dişleri tertemiz ediyor ama adamlar misvak'tan başka bir şey kullanmayı reddediyor. Yurtta sulh, cihanda sulh ilkesini, güncellemeden bugüne dayatmak da aynı şey.
İşte hudut kavramı da burada başlıyor. Nedir hudut? Bilmem kaç milyon km²'lik vatan topraklarını çevreleyen haritadaki bir çizgi midir? Musul ve Kerkük'ü de içine alan Misak-ı milli sınırları mıdır? Yoksa tarihini arkana alıp, karşılıklı sevgi ve saygı hukukuna dayalı bir gönül birlikteliği midir? Somali bize yakın olduğu için mi yardım ediyoruz, yoksa zulümden kaçan müslümanlara, hıristiyan olduğu halde misafir eden habeş kralı'nın memleketi olduğu için vicdani bir vefa mı taşıyoruz? Çok mu seviyoruz Bosna'yı yoksa aliya izzet begoviç gibi bir kutup yıldızının emaneti olduğu için mi?
Velhasıl hudut namustur, evet, doğrudur beyler. Ancak sizin gördüğünüzü sandığınız hudut, cihan imparatorluğunun varisçileri olarak bizim için sadece çizgilerden ibaret. Bizim gönül hududumuz dünyayı çevreliyor ama bunu anlamanız henüz zor. Hani diyordu ya Fatih: "bizim kudretimizin ulaştığı yerlere onların hayalleri bile erişemez"

Peki hudut namus mudur? Bir yargıya varmadan önce sözü biraz inceleyelim. Sondan alalım, "namustur" diyerek; vazgeçilmez, dokunulamaz, kutsal kabul edilen bir tanımlama getiriliyor. Vatan toprağı kutsaldır yargısından hareketle, namus kavramı çabuk içselleştiriliyor. Yalnız, vatan toprağı demiyor dikkat edin: hudut diyor.. Yani sınır. Türkiye Cumhuriyeti topraklarını çevreleyen resmi sınırlardan bahsediyor. Aynı şey gibi görünse de, aslında değil.
Gelin biraz daha geriye gidelim: Ne demişti Mustafa Kemal? "yurtta sulh cihanda sulh" Zamanın şartlarına göre de doğru bir stratejiydi. Öyle ya, düvel-i muazzama'nın işgali altında, sulh çağrısı yapmamak cephe genişletmek anlamına gelirdi ki, zamanın güçsüz kuvvetsiz Türkiye'sinin kaldırabileceği bir yük değildi. Dolayısıyla "yurtta sulh cihanda sulh"tan oluşan dört kelimenin altındaki tek kelime ile savaşı bitirdik: taviz'di. Dönemin tüm anlaşmalarında, cihan imparatorluğunun savaşı sonlandırmak için tavizler verdiğini görürsünüz. Peki bu ilke, günümüz için geçerli mi?
Misal cihanda sulh ilkesi gereği Suriye ile sulh yapmak isteyelim: Kimyasal silahlarla milyonları öldürdüğü bm raporlarıyla kanıtlanan adamla el sıkışalım mı? Reyhanlı patlaması için istihbarat örgütünü kullanan, sırf düşmanlık etmek için pkk'nın bilimum koluyla birlikte çalışmış ve güneyde bir koridor kürt devletine müsade eden Esad'la?
Yunanistan'la sulh edelim mi? Cumhurbaşkanına askeri helikopterle ateş açan hainleri ve tüm fetö kaçaklarını kırmızı halıyla kabul eden Yunanistan'la? Meis adasından sınır çekerek Ege'de yaptığı gibi akdeniz'de de sana denizde hak tanımayan, Kıbrıs'lı türklerin anasının ak sütü gibi hakkı olan doğal yeraltı kaynaklarında hak sahibi olduğunu iddia edip, adada kendinden olmayana ambargo uygulayan Yunanistan'la?
Kimle sulha gidelim birader, yardım taşıyan mavi marmara'da masum insanları şehit eden, yarım yüzyıldır filistin halkına zulmeden israil ile mi sulh yapalım?
Cihanda sulh şöyle olur diyin, oturup konuşalım. Olmuyorsa da miadı dolmuş fikirleri dönüp bugüne dayatmayın. Sizin yaptığınızın tersini, yobaz dediğiniz adamlar yapıyor. Diş macunu ve fırça dişleri tertemiz ediyor ama adamlar misvak'tan başka bir şey kullanmayı reddediyor. Yurtta sulh, cihanda sulh ilkesini, güncellemeden bugüne dayatmak da aynı şey.
İşte hudut kavramı da burada başlıyor. Nedir hudut? Bilmem kaç milyon km²'lik vatan topraklarını çevreleyen haritadaki bir çizgi midir? Musul ve Kerkük'ü de içine alan Misak-ı milli sınırları mıdır? Yoksa tarihini arkana alıp, karşılıklı sevgi ve saygı hukukuna dayalı bir gönül birlikteliği midir? Somali bize yakın olduğu için mi yardım ediyoruz, yoksa zulümden kaçan müslümanlara, hıristiyan olduğu halde misafir eden habeş kralı'nın memleketi olduğu için vicdani bir vefa mı taşıyoruz? Çok mu seviyoruz Bosna'yı yoksa aliya izzet begoviç gibi bir kutup yıldızının emaneti olduğu için mi?
Velhasıl hudut namustur, evet, doğrudur beyler. Ancak sizin gördüğünüzü sandığınız hudut, cihan imparatorluğunun varisçileri olarak bizim için sadece çizgilerden ibaret. Bizim gönül hududumuz dünyayı çevreliyor ama bunu anlamanız henüz zor. Hani diyordu ya Fatih: "bizim kudretimizin ulaştığı yerlere onların hayalleri bile erişemez"
cahilim demenin alternatif yolları
"taliban sünnidir, onlardan zarar gelmez" demek. İki çeşit insan var: iyi insan, kötü insan.. sünnisinde de şiasında da iyisi var, kötüsü var. Mezhepçilik, müslümanların arasındaki en kadim problem olsa gerek.
deception
İngilizce "aldatma" anlamındaki sözcük.

Ayrıca 2018 yapımı suç dizisi. Konusu kısaca şöyle:
Oldukça popüler olan genç bir sihirbaz, cinayet suçuyla göz altına alınır. Ortaya çıkan gerçeklerden sonra sihirbazın, bir başka sihirbaz tarafından tuzağa çekildiği ortaya çıkar. Sihirbaz Cameron Black, bundan sonra adını temize çıkarmak ve kendisine tuzak kuran rakibini bulmak için fbi'ya yardım etmeye karar verir.
Eğer başrol Jack Cutmore-Scott'un youtuber orkun ışıtmak'a olan benzerliğinden rahatsız olmazsanız, vakit geçirmek için iyi bir dizi. Puanım: 6/10

Ayrıca 2018 yapımı suç dizisi. Konusu kısaca şöyle:
Oldukça popüler olan genç bir sihirbaz, cinayet suçuyla göz altına alınır. Ortaya çıkan gerçeklerden sonra sihirbazın, bir başka sihirbaz tarafından tuzağa çekildiği ortaya çıkar. Sihirbaz Cameron Black, bundan sonra adını temize çıkarmak ve kendisine tuzak kuran rakibini bulmak için fbi'ya yardım etmeye karar verir.
Eğer başrol Jack Cutmore-Scott'un youtuber orkun ışıtmak'a olan benzerliğinden rahatsız olmazsanız, vakit geçirmek için iyi bir dizi. Puanım: 6/10
sahaf
Eski kitabı getirip 1 TL karşılığında bir başkasını almamı sağlayan, Üniversitede "Her gün 1 kitap bitireceğim" projemin destekçisi olmuş esnaf. Eski kitapların arasında ne cevherler çıkıyor bi bilseniz...
taliban
"Oku" desen fatihayı düzgün okuyamayacak adamların, sırf bize göre korkutucu görüntüleri yüzünden eleştirdiği silahlı örgüt. Ben mezhebini, kökenini, şeriatını bilmem. Bunlar yıllarca gerek moskof'la gerekse bu neo-con'larla savaşmış mı? Savaşmış. Abd hükümeti, taliban'ın yönetimi ele geçirmesini endişe ile izliyor mu? İzliyor. E peki bu mollalar türkiye'yi veya yönetimini tağut ilan etmiş mi? Yok. O zaman sıkıntı da yok. Abd uçaklarının kanatlarına yapışacak seviyede köleliği, müstemleke'yi böylesine içselleştirenleri görünce "dur bi de bunları görelim" diyorum. Öyle ya? Belki de haddi aşmayacak, orta yolu izleyecekler -ki ilk verilen beyanatlar da bu yönde.
afganistan
Yönetimi taliban kuvvetlerine geçen kadim savaş memleketi.
ayranlı soda
Hazım için birlikte değil, sırayla içilmesi gereken karışım. Midede karışsın di mi?
vivo
netflix platformunda yayınlanan, müzikal drama ve komedi türündeki animasyon.

Konusu: Küba'da kendi halinde bir müzisyen olan amcamız, kinkajou olarak bilinen maymunumsu hayvanı bulur ve ona bakar. Hayvanın müzikal yetenekleri ile birlikte gösteriler yaparlar. Yaşlı adamın ilk aşkına yazdığı son şarkıyı, sevdiği kadın şarkıcılıktan emekliliğe ayrılmadan ulaştırmalıdır. Ne var ki kader şarkıyı ulaştırmada küçük hayvanı ve aykırı genç yeğenine görev verecektir.
Ailecek izlenebilecek, duygusal yönleri ağır basan, müzikal tadında bir animasyon.



Ben özellikle türkçe dublaj başarısına bayıldım.
Filme puanım: 6.5/10

Konusu: Küba'da kendi halinde bir müzisyen olan amcamız, kinkajou olarak bilinen maymunumsu hayvanı bulur ve ona bakar. Hayvanın müzikal yetenekleri ile birlikte gösteriler yaparlar. Yaşlı adamın ilk aşkına yazdığı son şarkıyı, sevdiği kadın şarkıcılıktan emekliliğe ayrılmadan ulaştırmalıdır. Ne var ki kader şarkıyı ulaştırmada küçük hayvanı ve aykırı genç yeğenine görev verecektir.
Ailecek izlenebilecek, duygusal yönleri ağır basan, müzikal tadında bir animasyon.



Ben özellikle türkçe dublaj başarısına bayıldım.
Filme puanım: 6.5/10
twitter
Bıraktığım sosyal platform.
Birine kızıyorum dava açıyor..
Ortaya kızıyorum, halkı kin ve düşmanlığa teşvik deniyor..
Atatürk'ün kendi el yazısını paylaşıyorum, hakaret etti deniyor..
Hükümeti eleştiriyorum, çapulcu gezizekalı oluyorum..
Ulen muhalefeti eleştiriyorum hülooğ makarna kafa..
Futbol takımımı destekliyorum tinerci çıkıyorum..
Film eleştiriyorum kültürsüz oluyorum..
Birine hal hatır soruyorum yalaka diyorlar..
Dünya Kedileri Sevme Günü'nde paylaşım yapmayınca hayvan düşmanı ilan ediliyorum..
Yabancılara yazıyorum provokatör ajan..
Amerikan başkanına yazıyorum "ulen kim seni naapsın?"lar..
İstihbarat paylaşıyorum, sonradan çıkınca sen bu işin içindesin..
Hayal kuruyor hikaye yazıyorum, ayakları yere basmayan oluyorum..
Bu canına yandığımın twitter'ında kimse olumlu düşünemiyor. Herkes kavga, niza peşinde.. bıraktım gitti..
Birine kızıyorum dava açıyor..
Ortaya kızıyorum, halkı kin ve düşmanlığa teşvik deniyor..
Atatürk'ün kendi el yazısını paylaşıyorum, hakaret etti deniyor..
Hükümeti eleştiriyorum, çapulcu gezizekalı oluyorum..
Ulen muhalefeti eleştiriyorum hülooğ makarna kafa..
Futbol takımımı destekliyorum tinerci çıkıyorum..
Film eleştiriyorum kültürsüz oluyorum..
Birine hal hatır soruyorum yalaka diyorlar..
Dünya Kedileri Sevme Günü'nde paylaşım yapmayınca hayvan düşmanı ilan ediliyorum..
Yabancılara yazıyorum provokatör ajan..
Amerikan başkanına yazıyorum "ulen kim seni naapsın?"lar..
İstihbarat paylaşıyorum, sonradan çıkınca sen bu işin içindesin..
Hayal kuruyor hikaye yazıyorum, ayakları yere basmayan oluyorum..
Bu canına yandığımın twitter'ında kimse olumlu düşünemiyor. Herkes kavga, niza peşinde.. bıraktım gitti..
vehmetmek
vehim yani kuruntu kökünden türeyen, yersiz yere korkuya, kuruntuya kapılmak anlamındadır. Misal dün berberdeydim. Adam bi güzel traş etti, dayadı, yıkadı, temizledi, sonra dedi ki "abi kulak çöpü ister misin?" Aldı beni bi düşünce.. Ulan yoksa kulaklarımda fıstık ezmesi mi gördü bu şimdi diye.. hayır temiz diye biliyorum ama acaba unutmuş olabilir miyim kulak temizliğimi? Yok yok kıl kaçmıştır diye düşündüm ama anladım ki bunun sonu yok. Adama "yok sağol" dedim ama eve gelene kadar kulağıma sokmadığım peçete kalmadı. İşte bunlar hep vehmetmek. Ya da öyle paranoyadır bilemedim şimdi..
24 ocak 2020 van'da afgan istilası
Komşu ülkelerin baskıları, iç savaş ve son olarak ABD 'nin "türkiye'den başvuru yapan bilmem kaç bin afganı ülkeme kabul ederim" şeklindeki kışkırtıcı tavrı nedeniyle 2021 senesinde de devam eden göç. Şimdi eminim sokaklarda suriyeli görmekten bıkmış olanlarınız beni anlamayacak, hatta ufaktan haşlayacaktır ama yurtdışında benzer bir muameleye maruz kalmış birisi olarak onlarla ister istemez empati kuruyorum. Üstelik ben bunlar gibi çulsuz da değildim. Ulusal ödüllü televizyoncuydum ama şu an sizin refüj aralarında tek kazak altı donsuz çocuğunu kucağında taşıyan kadına baktığın gibi bakıyorlardı bana da. Raşist, faşist aklına ne geliyorsa de ama avrupanın doğuya bakışı yüzyıllardır köle-sahip modundan öteye geçemedi. Bakın bir zenci abd başkanı oldu ama kraliçenin bakışları orta çağ avrupasını aratmıyor:

Benim tercihim; düzenli ve koordine olması kaydıyla sürekli göç alan ülke statümüzü korumak. Bilmem kaç yüz yıl dünyanın en güçlü devletini, etnik ayrımcılıkla idame ettirmedik biz. Osmanlı toplumu dünyanın en multikültürel yapısıyla 600 yıl hüküm sürdü. Bu göç dalgasının, kültürel tepkimesini yumuşatarak, ekonomimize sert bir darbe indirmesinin önüne geçerek kabul etmeli ve orijin ülkelere yatırımlar yaparak siyasi ve kültürel ilişkileri güçlendirmeliyiz. 21. Yüzyılda hiç bir ülke tankıyla topuyla tüfeğiyle bir başka ülkeyi ilhak etmiyor. Velakin ilişkileri güçlendirerek, uluslararası kamuoyu yaratmada destek kazanıyor. Abd'nin İsrail'le 80 yıldır yaptığı da bu esasen.. Somali, Pakistan, Azerbaycan, Bosna hersek bugün adeta bir Türk eyaletidir bu sayede.. Neden bu gücü Afganistan'a da taşımayalım?

Benim tercihim; düzenli ve koordine olması kaydıyla sürekli göç alan ülke statümüzü korumak. Bilmem kaç yüz yıl dünyanın en güçlü devletini, etnik ayrımcılıkla idame ettirmedik biz. Osmanlı toplumu dünyanın en multikültürel yapısıyla 600 yıl hüküm sürdü. Bu göç dalgasının, kültürel tepkimesini yumuşatarak, ekonomimize sert bir darbe indirmesinin önüne geçerek kabul etmeli ve orijin ülkelere yatırımlar yaparak siyasi ve kültürel ilişkileri güçlendirmeliyiz. 21. Yüzyılda hiç bir ülke tankıyla topuyla tüfeğiyle bir başka ülkeyi ilhak etmiyor. Velakin ilişkileri güçlendirerek, uluslararası kamuoyu yaratmada destek kazanıyor. Abd'nin İsrail'le 80 yıldır yaptığı da bu esasen.. Somali, Pakistan, Azerbaycan, Bosna hersek bugün adeta bir Türk eyaletidir bu sayede.. Neden bu gücü Afganistan'a da taşımayalım?
geceleri uyutmayan durumlar
Bingöl'de görev yaptığım sürede geleneksel kahvehanelerden birine gittim. Doğuda bu kültür oldukça gelişmiştir. Yola kadar taşan ufak taburelere genci yaşlısı tüm erkekler, günün dedikodularını, şehirdeki gelişmeleri ve spor müsabakaları hakkında sohbet ederler. Her gün önünden geçerdim, imrendim, oturdum bi köşeye. Şimdi maksat sohbet olunca onlarda, çay ikinci planda kalıyor. Çay istiyosun, ne zaman gelirse.. Kalabalık çünkü ocakta çalışan adam terden sırılsıklam olmuş. Tabi en aşağı 4 kişilik gruplar var kahvehanede, ben tekim. Elimi kaldırdım bi çay istedim, 5 dk gelmedi. Tekrar istedim, tamam dedi bu defa 10 dk getir(e)medi. "Usta 15 dakkadır bi çay bekliyom ya" diye sitem ettim. Çırağın eline tutuşturdu, o da köpeğe mama atar gibi koydu masaya çayı. Bi baktım, çayın içinde koca bir çay sapı! Çay suyundan çok denesi var, çay dolu içi. Hani içip bitirsen, telve gibi yarım bardak çay kalacak dibinde. Neyse dedim içeyim. Çayları yuttum ama parmağım kadar sap kaşık gibi batıyor dudağıma. Tam yarıladım ocakçı sinirle yanaştı yanıma "ne bağırıyon getirecez herhalde acelen ne?!" dedi deminki olaya. Mekân sahibi adam. Höt dese 10 adam toplar beni sakız gibi çiğnerler. Ne diyeceğimi bilemedim. "Çay da çay olsa.. ne yapacam bu sapı?" demiş bulundum. Bu söz, Bingöl'deki son kahvehane anımın da nişanesidir. Ayrıca iş bu başlıkta kast edilen gibi, zaman zaman aklıma gelip "ulan niye cevap veremedim" dediğim kötü, içimde kalan bir anıdır. "Ne yapacam bu sapı?" deyince ocakçı kulağıma kadar eğilip şunu dedi: "e g***ne sok?!"
kolay gibi görünen ama zor olan şeyler
Stor perde takmak. Nasıl oluyor bilmiyorum ama perdeci geliyor, kornişe lego takar gibi "tık" hallediveriyor. Ben bir deniyorum, dünyanın en zor işine dönüşüyor.
yaptığında herkes seni izliyormuş hissi veren durumlar
Yediğinin ambalajını elinde, çöp kovasını bulana kadar bekletmek ve oraya atmak. Sanki atar atmaz muhabirler ve televizyoncular etrafımı saracak, tema başkanı elime bi plaket tutuşturup "tebrikler yılın doğa gönüllüsü seçtik sizi" diyecek gibime geliyor. Oysa konteynerin içinde rahatsız ettiğin kediden başka haberi olan olmuyor genelde bgv
