yerel seçim sonrası beklentiler
düşük tuttuğum beklentilerdir. bugün ister sağ cenaha, ister sol cenaha bakın. 2019 yılının çetin bir yıl olacağı, haritalarda sınırların yeniden çizileceği, kadim dostlukların bitip, ezeli düşmanlıkların doğacağı bir yıl olacağı öngörülüyor. allah korusun tabi..
yoksa dolarmış, euroymuş, esed'miş, fetö'ymüş.. halledilir bi şekilde
sözlükte küfür ve argonun yasak olması
yeni öğrendiğim kural. küfür ve argoya karşı değilim. çoğunlukla da kullanırım ama burasını bir forum gibi değil de sanal bir ansiklopedinin sayfaları gibi düşünün. bu tür bilgi kaynaklarının temel amacı, yazarların psikolojik tatmin olması için saçıp savuracağı yerler olmak değil, "kime, ne değer katabiliriz"i konuşan beyin fırtınaları olmaktır diye düşünüyorum. bu sebeple küfür veya argo kullanımı ihtiyacı hisseden yazarın, bir oto sansür mekanizması geliştirmesi veya böyle bir sosyal alanda bu ihtiyacını dizginlemesi gerekir. "ha s***r!" dediğinde ne dediğin anlaşılır. kör göze parmağa gerek yok.
club brugge
nedense kendimi bildim bileli atletik, kontra atağa yatkın, renkli saçlı veya renkli ayakkabılı bir siyahi golcüsü oluyor.
çinko
metalimsi madde.
bir kalem pili alın ve üstündeki metal levhayı sökün.
hemen altında kalın bir kağıda benzer tabaka çinkodur.
koruyucu gözlük ve eldiven kullanarak,
çinkomsu tabakayı bir cam kola şişesine atın ve üzerine tuz ruhu dökün
madde tepkimeye gireceğinden nefesinize gelmemesine özen gösterin
bir balon alın ve ağzını şişenin ağzına sabitleyin.
eğer yeter miktarda kimyasal hazırladıysanız balonunuz hidrojenle dolacaktır.
uçan balonunuzun keyfini çıkarabilirsiniz ;)
osmanlıca
Bir zamanlar seçmeli ders olup olmaması hakkında milletin birbirini dövdüğü, aslında bir dil değil alfabedir. Çünkü Osmanlıca konuşulan dönemde de kelimelerin çoğu ya öz türkçedir ya da farsçadan, arapçadan dilimize geçmiş ve artık kanıksanan kelimelerdir. Harf devrimi gibi bir değişiklik olmasaydı, bugün çok daha zengin bir dile sahip olacaktık.
Necip Fazıl diyor ki:
-Bu işin saikini, amilini, illetini bir müessire bağlayamamamın sebebi nedir?
Şimdi bunu günümüz Türkçesi ile yazalım:
-Bu işin nedenini, nedenini, nedenini bir nedene bağlayamamamın nedeni nedir?
- ABD: 71.681
- Almanya: 70.400
- Japonya: 44.224
- İtalya: 31.762
- Fransa: 30.193
- S. Arabistan: 13.579
- Türkiye: 7.260
Bu rakamlar nedir biliyor musunuz?
İlköğretim okullarında okutulan ders kitaplarının içerdiği kelime ve kavram sayısı.
Araştırmayı yapan: Ankara üniversitesi TÖMER Dil Öğretim Merkezi.
İlkokulu bitiren bir Amerikan çocuğu 70 bin kelime öğreniyor.
Aynı yaştaki bir Türk çocuğu ise 7.000 kelime.
Söyleyeceklerim bu kadar.
sakal
memuriyette serbestisi olmayan ancak bilimum bakan ve milletvekilinin keyfine göre şekillendirdiği yüzde çıkan kıllar bütünü.
hollanda’da silahlı saldırı
Yeni Zellanda'nın aslında Hollanda sömürgesi olduğunu düşündüğümüzde manidar saldırıdır. Hollandalıların Avustralyayı keşfetmesi ve ardından oraya "New Amsterdam" demesinin ardından, daha global bir isim olması gerekliliği doğmuş ve bu isimden vazgeçilmiş. Ancak Hollanda halkında bu durum biraz burukluk yaratmış. Yeni Zellanda keşfedildiğinde, bir başka Hollanda kenti olan "zealand" bu yarım kalan ukdenin gerçekleşmesine sebep olmuş. "Zealand" ingilizce sea ve land kökü ile aynıdır ama sea değil zea yazılmasının sebebi de Hollanda sömürgesi olmasındandır.
Hollanda'daki müslüman nüfus, ince bir faşizm çizgisinde yürümektedir. Kısıtlanan olanaklar, ikinci sınıf sosyal vatandaşlık ve ülke anayasasının 1.maddesiyle yasaklanan fakat alabildiğine uygulanan ayrımcılık sayesinde müslümanlar aşırı uçlara mahkum gibidir. Ya sosyal ve kültürel hayatta Hollandalı gibi yaşamak ve dini değerleri minimize etmek, ya da radikal islamcı kuzey afrika halklarının, ortadoğuya özgün tarikatların taatlerine uymak zorunda kalmıştır. Sosyal hayat o kadar katıdır ki ne kadar uzun süre kalırsanız, bu uçlardan birine asimile edilirsiniz. Düşünün ki orada X ve Y neslinden sonra Z nesli bu şartlarda büyüyor ve radikalcilik onları potansiyel terörist veya terör sempatizanı yapıyor. Hollanda Diyanet Vakfı'nın buna el atması lazım ama çoğu klasik bürokrat ve "azıcık aşım ağrısız başım" modunda hac organizasyonları dışında bir efektleri yok.
müzik
sinestezik olduğum için her duyduğumda gözümün önünde rengarenk sarmalların oluşmasına neden olan işitsel olay. bu dairesel grafikleri taklit ettiğimde elime aldığım bir çok enstrümanla ilk defa duyduğum parçayı en fazla 10 dakikada çalabiliyorum. şimdiye kadar saz, gitar, keman, kanun, ney, flüt, akordion, org ve ksilofon'da bunu başardım. bilemiyorum ????
anne özdeyişleri
analar taş yesin, yarımşardan beş yesin ????
ormancı
orman genel müdürlüğü'nde çalışanlar için kullanılan sıfat.
kedi tırmalayınca aşı vurdurmaya giden insan
kurbağa görünce "siğil atar" diye kaçan insanla aynı kategoridedir.
kabil
olabilir, mümkün anlamında.
çayır çimen geze geze
geveze olmaya sebep olmaktadır.
bebek kokusu
eğer sigara kullanmıyor ve mantar hastası değilseniz, uzun süre hamamda kaldığınızda soğumadan hemen öncesinde sahip olmaya yaklaşabileceğiniz koku. çünkü kokular, genellikle mikro partiküllerden oluşur ve vücudunuza, elbiselerinize yapışır.. temizlendiğinizde üzerinizdeki partikülleri atmanızı sağlar ve kısa bir süre bebek kokusuna yakın koku elde edersiniz. aslında bebek kokusu denilen şey, herhangi bir partiküle sahip olmayan pürüzsüz bebeğin kokusuzluk halidir.
bunu antilop yavrularında da görebilirsiniz. doğum yapan bir antilop, aslanlar için kolay avdır. yırtıcı yaklaşırken antilop doğurur ve kaçmaya başlar. yavru henüz ayaklanmadığından otlar arasında görünmezdir. aslan onu gözüyle bulamadığı sürece koklayarak bulamaz çünkü bu yavru da doğduğunda kokusuzdur.
celal şengör
Dünyadaki örneklerinin aksine, turkiyedeki ateistlerin kronik obsesif islam düşmanlığına sahip bilgili abi.. "hayır ateist değil misin, senin bütün dinleri eleştirmen lazım neden sadece islam?" diye sorarlar
dejavu
kimilerine göre hatıralarımızın birer yansımasıdır.
Yüce allah, yaratılıştan önce dünyaya gelecek bütün insanların ruhlarını yarattı. Onları ilahî huzurda topladı ve kendilerine, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sordu. Ruhlar da, “Evet, bizim Rabbimiz Sen'sin!” dediler. Bu zamana "kalu bela" denir.
İşte derler ki kalu bela'da yaptığın sözleşmede ruhlara, iradeleri tesir etmeyecek şekilde yaşayacakları dünya hayatı gösterilmiş. İşte zaman zaman yaşadığımız "La ben bunu daha önce yaşadım sanki" hissi de ruhumuzdan beynimize süzülen bu hatıralardan ibaret.. mişş
zerdüştlük
"Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin" ayetini hatırlamama neden olan inançtır. Şöyle ki:
Zerdüştlerin o zamanki hükümdarı 2 müslümanın insanları tek tanrılı bir dine davet ettiğini görünce ölüm cezasına çarptırır. cezaları kutsal büyük ateşe atılmaktır. Müslümanlar ölmeden önce Hz.Ibrahim'in Nemrut 'la yaşadığı olayı hatırlatıp inandıkları dinin esaslarını hükümdara kısaca anlatır. Hidayet bir zaman meselesidir ve hükümdar o anda iki müslümanı affeder. Vezirler ve halk bu affa kızarlar ama hükümdarın din değiştirip ibrahimi olduğunu açıklaması, zerdüştleri çileden çıkarır. Vezirler darbe yaparlar ve hükümdarı 2 müslümanı affettiği ateşe atmaya karar verirler. Hükümdara son sözü sorulur. O da cezaya direnmemek karşılığında "eğer ateşten canlı çıkarsa kendisini salıvermelerini, çünkü hurmalıklarda doğacak olan Ahmed adlı son peygambere tabi olmak üzere ülkeden gitmek istediği şartını koyar"
Vezirler kutsal ateşten çıkmanın mümkün olmadığını bildikleri için şartı halk huzurunda kabul ederler. Hükümdar Hz.ibrahim gibi dua eder ve Allah'ın izniyle hükümdar, tıpkı peygamber gibi ateşten sağ salim çıkar. Bunun üzerine şok geçiren halkı yatıştırmanın, hükümdara verilen sözü tutmak, onu salmakla mümkün olduğunu anlarlar vezirler. Hükümdara yol verilir, o da sadece üzerindekiler olmak şartıyla çöllere düşer.
"Hurmalıklar" olarak bildiği bölge, Hz.Ibrahim'in de yapısı Kabe'nin olduğu yer Mekke'dir. Yolda şekli şemali bozuk iki yahudi dervişle karşılaşır. Dervişler de kendi kitaplarında yazan "Ahmed" isimli peygamberi bulmak üzere yola çıkmışlardır. Ancak yahudi dervişler, hurmanın medine'de daha çok yetiştiğini bu yüzden kitaplarda adı geçen Ahmed'in burada zuhur edebileceğini söylerler. Tevrat alimi bu iki derviş, çulsuz hükümdarı ikna ederler ve Medine yollarına düşerler. Ne var ki bedenen zayıf olan bu dervişler, çöl iklimine yenik düşüp hayatlarını sırayla kaybederler. Son sözleri "Eğer Ahmed'e yetişirse, onunson peygamber olarak kabul ettiklerini bildirmesidir"
Medine'ye asıl kimliğini söylemeden gelen Zerdüşt diyarının eski anlı şanlı hükümdarı, bir süre sokaklarda aç bilaç "Ahmed" adındaki bu peygamberi aramaya koyulur. Kimi zaman diğer hurmalık olan şehirlerde de onu arar fakat bulamaz. Günlük çalışarak hayatını kazanan hükümdar, uzun yıllar araştırmasının sonunda Medine'de karar kılar ve burada "Ahmed"i beklemeye başlar. Anlatılan rivayetler onun Medine'ye geleceğini işaret etmektedir. Hükümdar günlük çalıştığı hamallık parasının yarısına her gün bir tuğla alır ve gün be gün bir ev inşa etmeye başlar. Medine halkı tarafından meczubun biri olarak kabul edilir çünkü yıllar sonra evini bitirdikten sonra bile evin içinde yatmaz, kapı eşiğinde uyur. Hatta bu yeni evin kapısına gelip "Çulsuz adamın tekisin. Bu evi bana sat, sana iyi para veririm" diyenlere de "Hayır, bu ev benim değil Ahmed peygamber için yaptım, satamam" diye cevaplar verir. Nihayet yaşlılık zamanı gelip öleceğini anladığında Ebu Leyla adında birine evini devreder. Çünkü Ebu Leyla da kendisi gibi İbrahimidir. Tapunun yanında bir de Ahmed'e verilmek üzere mektup bırakır gözleri sürmeli Ebu Leyla denen bu yeni tanıştığı gence..
Aradan 200 küsür sene geçer. Ev, kimi zaman ölüm, kimi zaman satış yoluyla bir kaç kez el değiştirir.
Hicret ederek Medine'ye gelen Hz.Muhammed'e medine halkının büyük bir ilgisi vardır. "Taleal bedru aleyna.." ezgileriyle peygamberini karşılayan halktan her kimse, onun kendi evinde kalması gerektiğini savunur. Anlaşmazlık büyüyünce Hz.peygamber beyaz devesi kasva'yı serbest bırkacağını, kimin evinin önünde durursa onun evinde kalacağını söyler.
Deve yürür ve Ebu Eyyub El Ensari'nin evinde durur. Eyyub çok sevinir. Bu 200 küsür sene önce el emeği ile her bir tuğlası Ahmed'i görmek için serilen zerdüşt hükümdarın evidir. Eyyub, zamanla eskiyen evin üstüne bir kat daha çıkmıştır. Peygamberin üst katta kalması gerektiğini söyler ama hz.peygamber için mana aleminde bu evin hali bir başkadır. Bu yüzden ilk olarak alt katta kalacağını bildirir. Eyyub, peygamberin bulunduğu katın üstüne ayak bastığı için utanç duymaktadır ama değişim yapmayı peygamber kabul etmez. Nihayet eve gözleri sürmeli bir genç gelir:
- Benim kim olduğumu biliyor musun ya resulallah? diye sorar
+ Sen ebu leyla'sın ve bana bir dostumdan mektup getirdin, diye cevap verir peygamber.
Mektubu takdim eden bu garip adam, geldiği gibi gider ve gözden kaybolur. Hz.Peygamber mektubu özenle açar. Bir zamanların anlı şanlı zerdüşt hükümdarı şöyle yazmıştır:
"ey alemlerin rabbi olan allah'ın son peygamberi ahmed! benim zamanım yakındır, yakında öleceğim. eğer sana yetişseydim, senin getirdiğin dine iman ettiğimi söyleyecektim. ama galiba senin vaktin gelmedi henüz. şunu bil ki ahiret hayatında senin sancağının altında toplananlardan olmak istiyorum, kabul et.. sana bir güzel de bir ev yaptım gelip kalırdın diye ama kısmet.. Bu dostunu unutma"
kendinden birinci çoğul şahıs olarak bahsetmek
beni 15. yy'a götüren başlıktır.
derler ki osmanlı akıncıları bizans surlarının dibine kadar at sürer, surların üstünde duran bizanslıları taciz eder, direncini kırarlarmış. bir genç bu akıncılara katılmış ve ''yapamazsıncılara'' inat sur dibine kadar at sürmüş. ancak gençliğinin verdiği tecrübesizlikle surların dibinde atından düşmüş..
bunu gören bizans askerleri de gencin bu haline çok gülmüş. çünkü o zamanlarda bir erkek için en büyük ayıplardan birisi de ''attan düşmek'' imiş. akıncılar yardımına koşup yerden kaldırmış. genç kalkmış ama gururu incindiğinden kimse ile bir daha konuşamamış. taa ki zamanın hocalarından birisi gencin bu hali üzerine:
''üzülme evlat.. sen de bu surların dibinde öyle bişey yap ki, kimse senin attan düştüğünü hatırlamasın'' diyinceye kadar..
gel zaman git zaman büyük komutan Fatih 'in askerleri arasına katılan bu genç, kendisini tarih sahnesine kazıyan hadiseyi gerçekleştirmiştir. vücuduna yediği onlarca kılıç, ok, mızrak darbesine rağmen surların üzerine sancağı dikerek, savaşın kaderinde önemli rol oynamıştır. Evet o artık Ulubatlı Hasan'dır. bu şehidin onlarca ölümcül darbeye rağmen surlarda tutunabilmesinin nasıl mümkün olduğuna dair sorular oluşur, herkes bişeyler söyler.. nihayet Hasanı teselli eden hoca durumu kendince özetler:
''surlara tırmanırken peygamber efendimizin hadisi şerifine nail olmayı düşünüyordu belki... kimbilir.. ne zaman ki sancağı dikti, sur dibinde attan düştüğünü hatırladı ve nefsi cihadının önüne geçti.. o ana kadar hayata tutunan asker, aldığı yaraları o zaman hissetti ve ''biz'' bilinci ''ben'' e dönüştü.. işte o zaman öldü..''