küfür etmeden önceki yönelme eki
"ben onun ta... $%&€#@@" gibi
nushirevan
@nushirevan yazar
1,683
entry
16
takipçi
13
takip edilen
4,079
beğeni
1,359
favori
37,646
puan
Efsane Yazar
3 kız babası, bilgisayar programcısı, tarım teknikeri, tv editörü, meteorolojist
tarafsız habercilik
ne ülkemizde ne de dünyamızda olmayan ama sürekli herkes tarafından tekrarlanan, (sözde) taraf tutmayan habercilik anlayışı.
her kuruluşu insanlar yönetiyor ve insanlar, apolitik olamaz, sadece öyle davranırlar bazen. çünkü aklî melekeleri çalışan her bireyin, çevresinde olup bitenlerle ilgili öyle ya da böyle bir fikri vardır. tarafsız olduğu söylenen haberci de, patronlarının ondan istediğini vermekle yükümlüdür. vermeyen de piyasadan silinir gider zaten.
aslında bunun bir turnusolu da var. herhangi bir haberci, herhangi bir gazete, herhangi bir kanal hakkında "abi şu tarafsız gerçekten" diyebileceğiniz örnekleriniz var mı? inanın yok. çünkü bizler bile omuriliklerimizden beynimize akan sinyallerle, arzu ettiğimiz haberciliği görmeyi ya da en azından takip etmeyi tercih etmeye zorlanıyoruz. "ben onu da izliyorum bunu da izliyorum" diyenlerinizi duyar gibiyim. evet, her ikisini de izliyosun ama birini ötekine tercih ediyorsun benliğinde. sadece bunu itiraf edip subjektif olduğunu kabul etmemeye zorluyorsun kendini.
"evrende herşey zıddı ile kaimdir" derler. eğer halk tv haberciliği olmasaydı a haber haberciliğine ihtiyaç duyulmayacaktı. güneş gazetesi olmasaydı, sözcü gazetesini bu kadar mütecaviz görebilecek miydik acaba?
bu dünyada tarafsızlık diye bir şey yoktur. olsa olsa onun adı pasif taraflılık veya umursamazlık olur.
her kuruluşu insanlar yönetiyor ve insanlar, apolitik olamaz, sadece öyle davranırlar bazen. çünkü aklî melekeleri çalışan her bireyin, çevresinde olup bitenlerle ilgili öyle ya da böyle bir fikri vardır. tarafsız olduğu söylenen haberci de, patronlarının ondan istediğini vermekle yükümlüdür. vermeyen de piyasadan silinir gider zaten.
aslında bunun bir turnusolu da var. herhangi bir haberci, herhangi bir gazete, herhangi bir kanal hakkında "abi şu tarafsız gerçekten" diyebileceğiniz örnekleriniz var mı? inanın yok. çünkü bizler bile omuriliklerimizden beynimize akan sinyallerle, arzu ettiğimiz haberciliği görmeyi ya da en azından takip etmeyi tercih etmeye zorlanıyoruz. "ben onu da izliyorum bunu da izliyorum" diyenlerinizi duyar gibiyim. evet, her ikisini de izliyosun ama birini ötekine tercih ediyorsun benliğinde. sadece bunu itiraf edip subjektif olduğunu kabul etmemeye zorluyorsun kendini.
"evrende herşey zıddı ile kaimdir" derler. eğer halk tv haberciliği olmasaydı a haber haberciliğine ihtiyaç duyulmayacaktı. güneş gazetesi olmasaydı, sözcü gazetesini bu kadar mütecaviz görebilecek miydik acaba?
bu dünyada tarafsızlık diye bir şey yoktur. olsa olsa onun adı pasif taraflılık veya umursamazlık olur.
tırnak eti soyulması

bu kadar küçük bir deri parçasının nasıl bu kadar ızdırap verdiğini, vücudun her hareketine nasıl bu kadar eşlik edip her defasında bir yerlere takılmayı becerdiğini merak ettiğim soyulmadır. tırnakların çevresini saran deri, küçük çentikler atılmışcasına yerinden kalkar. tırnağa yakın kısımlarda diken gibi sert, biraz daha uzak kısımlarında deri döküntüsü gibi olurlar. tutup çekerseniz, koptuğunda altında hazır bekleyen kılcal damarlar kanamaya başlar. tek çare; bir tırnak makası ile derinin çıkan parçasını budamaktır. yoksa gün boyunca bir yerlere takılacak ve sizi sinirden deliye çevirecektir.
kansızlık, cilt kuruluğu gibi çeşitli nedenleri olsa da genellikle c vitamini eksikliğinin bir sonucudur.

bu kadar küçük bir deri parçasının nasıl bu kadar ızdırap verdiğini, vücudun her hareketine nasıl bu kadar eşlik edip her defasında bir yerlere takılmayı becerdiğini merak ettiğim soyulmadır. tırnakların çevresini saran deri, küçük çentikler atılmışcasına yerinden kalkar. tırnağa yakın kısımlarda diken gibi sert, biraz daha uzak kısımlarında deri döküntüsü gibi olurlar. tutup çekerseniz, koptuğunda altında hazır bekleyen kılcal damarlar kanamaya başlar. tek çare; bir tırnak makası ile derinin çıkan parçasını budamaktır. yoksa gün boyunca bir yerlere takılacak ve sizi sinirden deliye çevirecektir.
kansızlık, cilt kuruluğu gibi çeşitli nedenleri olsa da genellikle c vitamini eksikliğinin bir sonucudur.
ben x yaşındayım mı yaşımdayım mı sorunsalı
x bir sayı değildir, ona değer yükleyen bizleriz ey sözlük..
güven yapım
"elimde bomba senaryolar var" diyerek katılabileceğim başlık
yabancı dil öğrenmek
gerekli şartlar sağlandığında minimum 2 ayda öğrenilebilir. şartlar nedir? türkçe konuşmayacaksınız, yabancı dili kullanmaya gayret edeceksiniz. düşünürken türkçe düşünürsünüz elbet ama diliniz daima o dili kullanacak. bilmesen bile yes-no ile idare edeceksin. ikinci kural adaptasyon. bu yüzden türk arkadaşınız bu süre zarfında olmayacak. onunla türkçe konuşma ihtimali yüzünden değil; onun türk gibi hareket etmesi zihninizin adaptasyonunu bozar. farklı bir kültüre adapte olmak için "bu kısa süre için sadece" alışkanlıklarınızdan vazgeçin. son olarak, korkmayın, utanmayın. çat pat ne biliyosanız söyleyin. bugün ortalama bir amerikan vatandaşı günlük hayatını 50 kelime ile devam ettiriyor inan. gramer mramer de hak getire ha! çekinme yani bas "i go you go we go"yu suratına suratına..
ben ingilizce konuşulmayan bir ülkede selam dışında bir kelime bilmeden 6 ay geçirdim. yukarıdaki şartlarda, 6 ay sonunda onların dilinde "ankara'da son iki yıl sigortalı çalıştım. prim gün sayısında boşluk olmadığından sigortamın kesintisiz devam etmesini istiyorum" diyordum..
dil öğrenmek, biraz yüzme öğrenmek gibi.. illa biri sizin boğulma tehlikenize aldırmadan o havuza atacak.. atacak ki çırpına çırpına öğreneceksiniz yüzmeyi
ben ingilizce konuşulmayan bir ülkede selam dışında bir kelime bilmeden 6 ay geçirdim. yukarıdaki şartlarda, 6 ay sonunda onların dilinde "ankara'da son iki yıl sigortalı çalıştım. prim gün sayısında boşluk olmadığından sigortamın kesintisiz devam etmesini istiyorum" diyordum..
dil öğrenmek, biraz yüzme öğrenmek gibi.. illa biri sizin boğulma tehlikenize aldırmadan o havuza atacak.. atacak ki çırpına çırpına öğreneceksiniz yüzmeyi
görülmüş en saçma rüya
bir tımarhanede kendimi görüyorum ama başka bir bedende. üstelik zihinsel olarak konuşabilmeme rağmen özürlü bir bedende hapis olmuşum sanki. benimle beraber bir kaç hasta daha var. herkesin fiziksel olarak yapabildikleri sınırlı. sonra fark ediyorum ki zihnimde benimle konuşan biri var. öteki odadan onu duyuyorum zihnimde. bir mafya babasıymış, içeri alınmış. bu yeteneğin nerden geldiğini o da bilmiyor ve onun da bedeni farklı. hatta o tekerlekli sandalyeye mahkum yaşlı bir kadın bedeninde. bense kel, ağzından saylalar akan, eli ayağı yamuk duran bir bedendeyim.
neyse efenim, zihnimde konuştuğum mafya babası tipli adamla planlar yapıyoruz. önce ben çevremdeki zihinsel özürlü arkadaşların fiziksel kapasitelerini kullanarak bulunduğum odanın kapısını açıyorum. özürlü bir bedenin idaresi zor. ilk defa zihnim bedenimden hızlı hareket ediyor. odadan çıkınca herkes dağılıyor doğal olarak. mafya babasının olduğu odanın kapısını açıyorum zorlukla. bakıyorum ki tekerlekli sandalyede bir teyze. zihnimdeki ses, erkek sesi ve bedenin ona ait olmadığını söylüyor. onun da saldalyesini iteliyorum.
mafya babası bi kadının daha böyle konuşabildiğini söyleyince onu da kurtarmaya gidiyoruz. bu sırada diğer deli arkadaşlar çoktan ortalığı birbirine katmış, alarmlar çalıyor. neyse efenim o kadının sesini de takip ediyoruz ve 6-7 yaşlarında bir kız çocuğu buluyoruz. kadına göre kendisi 36 yaşında..
saçmalıklar bu kadarla da bitmiyor. üçümüz bir araya gelince bir şekilde fiziksel özrümüz azalıyor ve hareket kabiliyetimiz daha da artıyor. nihayet bizi tutan tesisin kalın demir kapısına geldiğimizde zihin aracılığı ile konuşan bu üçlü, telekinetik güçlere sahip olduğumuzu fark ediyoruz. bir anda demir kapıyı uçuruveriyoruz. kapı açılınca dışarıda mavi renkte bir duman olduğunu fark ediyoruz. sis bombası atılmış gibi ama rengi mavi. dışarıda tam teçhizatlı özel askerler bize doğru nişan almışlar. gürültüyü duyup koşan diğer deliler kapıdan dışarı çıkmaya başlayınca bu ekibin onları öldürdüğünü fark ediyoruz. ağzından salyalar akan ben, yaşlı bir kadın bedeninde mafya babası, 6-7 yaşlarında bir çocuk gibi görünen 36 yaşındaki bir teyze siper alarak, telekinetik güçlerimizi kullanarak ilerliyoruz.
ancak korkunç gerçekle o an karşılaşıyoruz. bütün tesis mavi bir gaz bulutunun içindeki cam bir kubbe içinde. kubbenin dibinde son vuruşu yapıyor ve kaçıyoruz. biraz uzaklaşınca meseleyi bir şekilde kavrıyoruz.
meğer devlet, ölüme mahkum edilmiş idamlıkları, kanser hastalarını ve ötenazi isteyen gönüllüleri almış bu tesise. über zengin dayılar, bizim genç bedenlerimize geçerken, istasyon beden olarak da zihinlerini kullanamayan bu zavallı akıl hastalarını kullanmış ve zihinlerimizi bunlara aktarmış. ancak projede bir şey ters gitmiş ve biz bu özürlü bedenlere geçerken, zihinsel kapasitelerimiz aşırı yükselmiş. bu yüzden bu güçlere sahipmişiz..
evet çok film izliyorum ve yatmadan önce 4 lahmacun gömünce böyle oluyor..
neyse efenim, zihnimde konuştuğum mafya babası tipli adamla planlar yapıyoruz. önce ben çevremdeki zihinsel özürlü arkadaşların fiziksel kapasitelerini kullanarak bulunduğum odanın kapısını açıyorum. özürlü bir bedenin idaresi zor. ilk defa zihnim bedenimden hızlı hareket ediyor. odadan çıkınca herkes dağılıyor doğal olarak. mafya babasının olduğu odanın kapısını açıyorum zorlukla. bakıyorum ki tekerlekli sandalyede bir teyze. zihnimdeki ses, erkek sesi ve bedenin ona ait olmadığını söylüyor. onun da saldalyesini iteliyorum.
mafya babası bi kadının daha böyle konuşabildiğini söyleyince onu da kurtarmaya gidiyoruz. bu sırada diğer deli arkadaşlar çoktan ortalığı birbirine katmış, alarmlar çalıyor. neyse efenim o kadının sesini de takip ediyoruz ve 6-7 yaşlarında bir kız çocuğu buluyoruz. kadına göre kendisi 36 yaşında..
saçmalıklar bu kadarla da bitmiyor. üçümüz bir araya gelince bir şekilde fiziksel özrümüz azalıyor ve hareket kabiliyetimiz daha da artıyor. nihayet bizi tutan tesisin kalın demir kapısına geldiğimizde zihin aracılığı ile konuşan bu üçlü, telekinetik güçlere sahip olduğumuzu fark ediyoruz. bir anda demir kapıyı uçuruveriyoruz. kapı açılınca dışarıda mavi renkte bir duman olduğunu fark ediyoruz. sis bombası atılmış gibi ama rengi mavi. dışarıda tam teçhizatlı özel askerler bize doğru nişan almışlar. gürültüyü duyup koşan diğer deliler kapıdan dışarı çıkmaya başlayınca bu ekibin onları öldürdüğünü fark ediyoruz. ağzından salyalar akan ben, yaşlı bir kadın bedeninde mafya babası, 6-7 yaşlarında bir çocuk gibi görünen 36 yaşındaki bir teyze siper alarak, telekinetik güçlerimizi kullanarak ilerliyoruz.
ancak korkunç gerçekle o an karşılaşıyoruz. bütün tesis mavi bir gaz bulutunun içindeki cam bir kubbe içinde. kubbenin dibinde son vuruşu yapıyor ve kaçıyoruz. biraz uzaklaşınca meseleyi bir şekilde kavrıyoruz.
meğer devlet, ölüme mahkum edilmiş idamlıkları, kanser hastalarını ve ötenazi isteyen gönüllüleri almış bu tesise. über zengin dayılar, bizim genç bedenlerimize geçerken, istasyon beden olarak da zihinlerini kullanamayan bu zavallı akıl hastalarını kullanmış ve zihinlerimizi bunlara aktarmış. ancak projede bir şey ters gitmiş ve biz bu özürlü bedenlere geçerken, zihinsel kapasitelerimiz aşırı yükselmiş. bu yüzden bu güçlere sahipmişiz..
evet çok film izliyorum ve yatmadan önce 4 lahmacun gömünce böyle oluyor..
ütü yapabilen erkek
benim.
ütü yapmam adeta sanat eseri çıkarırım. ütülediğim gömlekler daha sonra tersanede jilet olarak kullanılır. geçen yıl pantolonda bıraktığım çizgiyi greenwich'e sıfır boylamı olarak atadılar. ütülediğim masa örtüsü, masayla bütünleşti spatula ile kazıyamadılar masadan. buharlı teknolojinin dibine vururum, kışlık montunuzu fiskos sehpa örtüsü gibi dümdüz ederim. o derece.
ütü yapmam adeta sanat eseri çıkarırım. ütülediğim gömlekler daha sonra tersanede jilet olarak kullanılır. geçen yıl pantolonda bıraktığım çizgiyi greenwich'e sıfır boylamı olarak atadılar. ütülediğim masa örtüsü, masayla bütünleşti spatula ile kazıyamadılar masadan. buharlı teknolojinin dibine vururum, kışlık montunuzu fiskos sehpa örtüsü gibi dümdüz ederim. o derece.
mülakat
- Şey.. ben başkanlık kontenjanı için gelmiştim..
+ Lütfen oturun soru cevap şeklinde gideceğiz
- Tamam..
+ Daha önce bir ilahiyat fakültesinde akademisyen olarak bulundunuz mu?
- Evet
+ Kendinizi dingin ruhlu mu yoksa heyecanlı biri olarak mı tanımlarsınız?
- Dinginim, böyle sakin filan.. mır mır konuşurum kimse anlamaz
+ Peki diyelim ki memlekette fıkhi bir mesele çıktı, toplum ayrışmada.. ne yaparsınız?
- Ortalığın durulmasını beklerim, bir kaç hafta sonra da fetvamı çoğunluğun hoşuna gidecek şekilde yayınlarım
+ Peki ya azınlığın hoşuna gitmezse?
- Problem değil, uzun cümlelerle işi oldu bittiye getiririm kimse okuduğunu anlamaz. Ne şiş yansın ne kebap düsturum olmuştur hep..
+ Bütçe tartışmalara neden olursa stratejiniz ne olur?
- Saçma sapan bir fetva yayınlarım, millet bununla meşgul olur, sosyal medyada birbirlerini gömerlerken unutulur gider..
+ Güzeel.. Fetö konusunda ne söyleyebilirsiniz?
- Şimdilik bu konuda açıklama yapmak istemiyorum, emekli olduktan sonra kitap çıkarır telifin dibine dibine vururum diye düşünüyorum..
+ Çok akıllıca.. Peki tartışmalı bir fetö geçmişiniz var mı?
- Tabi ki de..
+ 5 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?
- Boyalı saçlarımla Halk Tv'de siyasi gündemi yorumlayabilirim.
+ Resmi davetlere cübbe ile katılmak sorun olur mu?
- Hayır, nasılsa bir iş yapacağım yok çuval bile giyerim dilerlerse..
+ Harika.. Gözlük kullanımı ve sakal bırakma konusunda bir takıntınız var mı?
- Gözlerim iyi ama bilge görünmek için söylüyorsunuz sanırım. Elbette bi numarasız gözlük takarım. Üç numara makine ile de yuvarlak hatlı bir sakal bırakabilirim.
+ İyi bir konuşmacı mısınız, iyi bir dinleyici mi?
- Ben dinlerim.. Sonra da siz dinlersiniz.. Aramızda bir diyalog gelişir.. Buna da ''dinler'' arası diyalog deriz.
+ Muhteşem! Yarın gelin Dİyanet İşleri Başkanı olarak işe başlayın!
+ Lütfen oturun soru cevap şeklinde gideceğiz
- Tamam..
+ Daha önce bir ilahiyat fakültesinde akademisyen olarak bulundunuz mu?
- Evet
+ Kendinizi dingin ruhlu mu yoksa heyecanlı biri olarak mı tanımlarsınız?
- Dinginim, böyle sakin filan.. mır mır konuşurum kimse anlamaz
+ Peki diyelim ki memlekette fıkhi bir mesele çıktı, toplum ayrışmada.. ne yaparsınız?
- Ortalığın durulmasını beklerim, bir kaç hafta sonra da fetvamı çoğunluğun hoşuna gidecek şekilde yayınlarım
+ Peki ya azınlığın hoşuna gitmezse?
- Problem değil, uzun cümlelerle işi oldu bittiye getiririm kimse okuduğunu anlamaz. Ne şiş yansın ne kebap düsturum olmuştur hep..
+ Bütçe tartışmalara neden olursa stratejiniz ne olur?
- Saçma sapan bir fetva yayınlarım, millet bununla meşgul olur, sosyal medyada birbirlerini gömerlerken unutulur gider..
+ Güzeel.. Fetö konusunda ne söyleyebilirsiniz?
- Şimdilik bu konuda açıklama yapmak istemiyorum, emekli olduktan sonra kitap çıkarır telifin dibine dibine vururum diye düşünüyorum..
+ Çok akıllıca.. Peki tartışmalı bir fetö geçmişiniz var mı?
- Tabi ki de..
+ 5 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?
- Boyalı saçlarımla Halk Tv'de siyasi gündemi yorumlayabilirim.
+ Resmi davetlere cübbe ile katılmak sorun olur mu?
- Hayır, nasılsa bir iş yapacağım yok çuval bile giyerim dilerlerse..
+ Harika.. Gözlük kullanımı ve sakal bırakma konusunda bir takıntınız var mı?
- Gözlerim iyi ama bilge görünmek için söylüyorsunuz sanırım. Elbette bi numarasız gözlük takarım. Üç numara makine ile de yuvarlak hatlı bir sakal bırakabilirim.
+ İyi bir konuşmacı mısınız, iyi bir dinleyici mi?
- Ben dinlerim.. Sonra da siz dinlersiniz.. Aramızda bir diyalog gelişir.. Buna da ''dinler'' arası diyalog deriz.
+ Muhteşem! Yarın gelin Dİyanet İşleri Başkanı olarak işe başlayın!
ulamak
ulama yapmak.
sessiz biten harften sonra sesli harfle başlandığında sesler birbirinin üstüne geçiyor. örnek: mehmet akif ersoy'u hızlı söylerseniz "mehme taki fersoy" duyulur.
sessiz biten harften sonra sesli harfle başlandığında sesler birbirinin üstüne geçiyor. örnek: mehmet akif ersoy'u hızlı söylerseniz "mehme taki fersoy" duyulur.
masal
her akşam kızlarıma anlattığım çocuk hikayeleri. yalnız öyle sıradan masallar olmuyor benimkiler, çocuklar da şaşırıp kalıyor. Anlatayım bi tane mesela:
Evvel zaman içinde bi kedi varmış. Bigün yüksek bi yerden atlamış ve ayağını kırmış. Bu kez evine gidememiş. Oradan geçmekte olan bir kaplumbağa kediye yardım teklif etmiş:
"istersen sırtıma bin seni evine kadar bırakayım kedi kardeş" demiş.
Kedi:
"teşekkür ederim kaplumbağa kardeş, zahmet olucak, teşekkür ederim" deyip kaplumbağanın sırtına çıkmış.
Çıkmış ama kaplumbağa da çok yavaş ilerliyormuş. Kedi:
"hadi ama kaplumbağa biraz daha hızlanamaz mısın?" demiş.
Kaplumbağa yoldan gözlerini ayırmadan cevap vermiş:
"kusura bakma kedi, ben bir kaplumbağayım, hızım bu kadar" demiş. Kedi üç-beş üf püf ettikten sonra yine seslenmiş:
"hadi leeeen biraz hızlan ama bu ne yaaaa" demiş.
Kaplumbağa:
"bizde böyle kardeş. daha hızlı gitmem mümkün değil" demiş.
Biraz sonra kedi yine sızlanmış:
"hadi ama yaaaa bu kadar da yavaş gidilmez yıaaaa" demiş.
Kaplumbağa dönmüş kediye şöyle bi bakmış:
"in la aşşağa.. in! in aşşaa! sövücem şimdi haaa" demiiiiiiiş.
Gökten üç elma düşmüş. Birinin kilosunu 2 liradan satmışlar. Birini yerden kaldıran olmamış kurt girmiş. Sonuncusunu da kimse almak istememiş çünkü yeşil elmaymış, kırmızı olsaymış annen alırmış..
Iyi geceleeer...
Evvel zaman içinde bi kedi varmış. Bigün yüksek bi yerden atlamış ve ayağını kırmış. Bu kez evine gidememiş. Oradan geçmekte olan bir kaplumbağa kediye yardım teklif etmiş:
"istersen sırtıma bin seni evine kadar bırakayım kedi kardeş" demiş.
Kedi:
"teşekkür ederim kaplumbağa kardeş, zahmet olucak, teşekkür ederim" deyip kaplumbağanın sırtına çıkmış.
Çıkmış ama kaplumbağa da çok yavaş ilerliyormuş. Kedi:
"hadi ama kaplumbağa biraz daha hızlanamaz mısın?" demiş.
Kaplumbağa yoldan gözlerini ayırmadan cevap vermiş:
"kusura bakma kedi, ben bir kaplumbağayım, hızım bu kadar" demiş. Kedi üç-beş üf püf ettikten sonra yine seslenmiş:
"hadi leeeen biraz hızlan ama bu ne yaaaa" demiş.
Kaplumbağa:
"bizde böyle kardeş. daha hızlı gitmem mümkün değil" demiş.
Biraz sonra kedi yine sızlanmış:
"hadi ama yaaaa bu kadar da yavaş gidilmez yıaaaa" demiş.
Kaplumbağa dönmüş kediye şöyle bi bakmış:
"in la aşşağa.. in! in aşşaa! sövücem şimdi haaa" demiiiiiiiş.
Gökten üç elma düşmüş. Birinin kilosunu 2 liradan satmışlar. Birini yerden kaldıran olmamış kurt girmiş. Sonuncusunu da kimse almak istememiş çünkü yeşil elmaymış, kırmızı olsaymış annen alırmış..
Iyi geceleeer...
horasan
Erzurum'un bir ilçesi.
Horasan ile ilgili ilginç bir tespit var. Said Nursi'nin tevilinde "islam deccali süfyan horasan taraflarından zuhur edecek" denmiş. Süfyan, uzun mevzu ama kısaca deccal'in ön gösterimi denilebilir.
Rivayet o ki; harita üzerinde, Erzurum'un Horasan'ından, İran Horasan'ına doğru düz bir çizgi çektiğinizde, Çizgi tam olarak Erzurum, Pasinler, Korucuk köyünden geçiyormuş. O da Fethullah Gülen haininin doğduğu köy oluyor tam olarak. Google earth'te denedim doğru ama düz bi haritada denemedim.
Horasan ile ilgili ilginç bir tespit var. Said Nursi'nin tevilinde "islam deccali süfyan horasan taraflarından zuhur edecek" denmiş. Süfyan, uzun mevzu ama kısaca deccal'in ön gösterimi denilebilir.
Rivayet o ki; harita üzerinde, Erzurum'un Horasan'ından, İran Horasan'ına doğru düz bir çizgi çektiğinizde, Çizgi tam olarak Erzurum, Pasinler, Korucuk köyünden geçiyormuş. O da Fethullah Gülen haininin doğduğu köy oluyor tam olarak. Google earth'te denedim doğru ama düz bi haritada denemedim.
mizaç
lise çağlarında şekillendiğini düşündüğüm ruhsal yapı. bu dönemde çok kitap okuyun, iyi bir insan olma ihtimaliniz yükselir.
migren
21.yüzyılda hala nedeni çözülememiş, tedavisi için değil sadece tedbir amaçlı ilaçları bulunan, çoğu zaman başkaları tarafından abartıldığı düşünülen şiddetli baş ağrısı. en acayibi de baş ağrısının mide bulantısı yapıyor oluşu. kadınların belli dönemlerinin başında ve sonunda şiddetini arttırdığını duydum. migren hastası için yapabileceğiniz pek bişey yoktur, atak hafifleyene kadar hastayı nasıl istiyorsa öyle rahat ettirebilirsiniz ancak. evlerden ırak..
krep
yumurta, süt, un ve bir tutam tuz ile yapılabilecek pratik bir yemek. bekâr erkekler için ideal.
2 yumurta, 1 bardak süt, bir tutam tuz ve yoğurt kıvamına gelecek kadar unu karıştırın. sırası önemli değil. topak kalmayacak şekilde kıvama getirdiğiniz karışımı, çok az margarin sürülen tavaya bir miktar dökün. tavayı hareket ettirerek karışımın yayılmasını ve ince bir tabaka oluşmasını sağlayın. piştiğinde krep tavadan ayrılır, hareket edebilir hale gelir. bu defa diğer yüzünü pişirmek üzere ters çevirin. hamur olmadığından emin olduğunuzda krepi servis edebilirsiniz.
margarin çabuk yanabileceğinden, tavaya dökerken ve ters çevirirken hızlı hareket etmelisiniz.
krep çeşitli şekillerde tüketiliyor ama ben genelde üzerine pekmez döküp dürüm yapıyor, dilim dilim tüketiyorum.
2 yumurta, 1 bardak süt, bir tutam tuz ve yoğurt kıvamına gelecek kadar unu karıştırın. sırası önemli değil. topak kalmayacak şekilde kıvama getirdiğiniz karışımı, çok az margarin sürülen tavaya bir miktar dökün. tavayı hareket ettirerek karışımın yayılmasını ve ince bir tabaka oluşmasını sağlayın. piştiğinde krep tavadan ayrılır, hareket edebilir hale gelir. bu defa diğer yüzünü pişirmek üzere ters çevirin. hamur olmadığından emin olduğunuzda krepi servis edebilirsiniz.
margarin çabuk yanabileceğinden, tavaya dökerken ve ters çevirirken hızlı hareket etmelisiniz.
krep çeşitli şekillerde tüketiliyor ama ben genelde üzerine pekmez döküp dürüm yapıyor, dilim dilim tüketiyorum.
kendinden birkaç ay büyük birine abi veya abla demek
avrupa'da amerika'da pek görülmeyen hitap şekli. bizde hemen bi akrabalık kuruluyor. ingiltere'de "sör, pliiz kalm davn sör.."
metro turizm
daha bir müşterisinin memnun ayrıldığını görmediğim, iç denetim mekanizması sıfır, her şoförün otobüsünde derebeyi, muavinin kâhyası olduğu şirket.
milletvekili
seçimden seçime, mitingten mitinge yüzünü gösteren, halkı dinlermiş gibi yapıp aldığı notları danışmanları aracılığı ile sümen altı eden, telefonu eli kolu gibi kullanıp, dilediğini seven, dilediğine tokat atan, torpil müessesesinin medar-ı iftihar'ı "ankara'daki dayı"
daha düşük maaş, daha kısıtlı itibarı olsaydı gerçek vatanseverleri oluşturacak meslekti.
daha düşük maaş, daha kısıtlı itibarı olsaydı gerçek vatanseverleri oluşturacak meslekti.
her şey dahil otellerde karşılaşabileceğiniz manzaralar
tabağın bitsin diye başında bekleyen garsonlar