nushirevan

nushirevan

@nushirevan yazar
1,683
entry
16
takipçi
13
takip edilen
4,079
beğeni
1,359
favori
37,578
puan
Efsane Yazar

3 kız babası, bilgisayar programcısı, tarım teknikeri, tv editörü, meteorolojist

çevrimdışı
15 mart 2019'dan beri üye
bakkallardaki fahiş fiyat
[ebkz]76139[/ebkz]
az bilinen muhteşem filmler
şöyle çok bilinen bişey olmasın, fantastik olsun, komik olsun, eccük de nostaljik olsun derseniz terence hill 'den Supersnooper 'ı öneririm. süper güçlere sahip bir polis memurunun hikayesi. süper güçleri kırmızı renk görmediği sürece işe yarıyor yalnız bgv

YouTube video
kin
2021 yılı yapımı yerli netflix filmidir.

Entry görseli


Yılmaz erdoğan'ın başrolünü ve senaryosunu üstlendiği gerilim-suç türündeki film, the grudge adlı bir kore filmi uyarlaması. Kore versiyonunu izlemeyenlerin filmden zevk alabileceğini tahmin ediyorum ancak benim gibi izleyenler için, uyarlama oldukça kötü olmuş.

Konusu kısaca şöyle: gösterdiği üstün başarılar sonunda ödüle layık görülen başkomiser harun çeliktan'ın, emniyet müdürü olmasına ramak kalmıştır. Ödül kutlaması için çıkılan mekandan ayrıldığı taksinin şoförünü yanlışlıkla öldürdüğünde, talihi ters döner. Cinayetin üstünü kapatma çabası, sabah uyandığında emniyet müdürlüğünün karşısına vince asılı cesedi öğrendiğinde boşa çıkar. Çünkü asılı ceset, geçen akşam öldürdüğü taksi şoförüdür.

Entry görseli


Film, vasatı aşmıyor. Araba sahnelerinde, camdaki yapay arka plan görüntüleri o kadar sırıtıyor ki, hatta bir sekansta fazla zoom girilmiş ve devasa bir arabanın yanında duruyor görüntüsü oluşmuş. Benzer aksaklıklar, filmin aceleye geldiği izlenimi veriyor ve bu sizi izlerken oldukça rahatsız ediyor. Yılmaz erdoğan gibi bir kalemin elinden çıkmasına rağmen senaryodaki diyaloglar da yapay. Bizde hiç bir polis ve amir ilişkisi bu değil ama uyarlama olunca elden bu geliyor sanki. Oyunculuklara da değinmeden edemiycem. Yılmaz Erdoğan donuk bir oyunculuk sergiliyor ama bazı figüranlar o kadar amatör oynamışlar ki flash tv performansını aratır olmuş. Zaten her filmde "bitse de eve gitsek yanına koyim" der gibi oynayan ahmet mümtaz taylan gibi ustanın abartılı oyunculuğu da kendisine ve filme yakışmamış. Ustalara rağmen genç oyuncular iyi iş çıkarmış. Filmde bariz bir reji sıkıntısı var. Son zamanlarda gayet iyi prodüksiyon çıkarıyoruz ama maalesef bunu senaryo ve oyunculuklarla taçlandıramadık. Eminim bu fim 60 günde filan çekilmiştir. 6-7 aya yayılsa daha iyi film çıkacaktı belki ama yapımcı necati akpınar faktörünü unutmayalım.

Boş zamanda izlenir. Puanım: 6/10
sanatçı
Aşırı politize olmuş memleketimde, apolitik olması gereken meslek erbabı. Bakın ölümüne tüm türkiye'nin üzüldüğü sanatçılarımız vardı bizim. barış manço ile cem karaca'nın ideolojileri birbirine terstir mesela. Ancak her ikisi de vefat ettiğinde, her ideolojiden insanı üzmüştür. Bunun sebebi elbette büyük sanatçılar olması ama bir o kadar da politize olmadan, tüm türkiye'yi kucaklayıcı beyanatlar vermeleridir. Başka bir deyişle sanatlarını, belli bir ideolojiye peşkeş çekmeden yapmışlardı. Bugün aynı dönem sanatçıları olmasına rağmen, kemal sunal'ı sevenlerin sayısı, ilyas salman'ı sevenlerden çok daha fazladır. Çünkü kemal sunal, halkın problemlerini masaya yatırırken ideoloji gözetmeden, pragmatist eleştrilerde bulunuyordu. Oysa salman, hedef gösteriyor, hakaret ediyordu.

1936'da Yahudi yönetmen carl ebert'in, ülke topraklarına girdiği andan beri zerk ettiği "sanatçı muhalif olur" tezi yüzünden, sanatlarını ileriye taşımaktan yoksun yetkinlikteki tipler, belli bir siyasal yapıyı arkalarına alarak ilerlemeyi tercih ettiler. Bu da zaten politize olmuş toplumun sanat anlayışında derin çatlaklar oluşturdu. "Senin mahallenin soytarısı, benim mahallemin sanatçısı" kalıbı, alttan alta memleketteki sanat anlayışının girdiği dar bir kaba dönüştü.

tarık akan büyük sanatçıydı ama ateist olduğunu ilân ederek, bir siyasal yapıya dahil olarak tüm türkiye'nin sanatçısı olma şansını tepmiş bulundu.

ahmet kaya eşsiz bir müzisyendi ama bir etnik kökenin etrafına toplanan terör yuvalarının, bilerek ya da bilmeyerek oyuncağı hâline dönüştü.

ferhan şensoy tuluat tiyatrosunun yaşayan son temsilcilerindenken, muhalif olmayı dümbüllü'nün kavuğunu verme şartı olarak algılıyordu.

Bugün şener şen hâlen büyük bir sanatçıysa, siyasal fikrini kendine sakladığı, hiçbir ideoloji çatısı altında durmadığı içindir.

Hiçbir siyasî görüşün imaj yüzü olmayın ey sanatçılar! Sanatınızın yüzü olun.
para mutluluk getirir mi sorunsalı
para mutluluğu satın alabilir mi
para mutluluğu satın almaz
aramaya inanmak
spiral
Testere filmlerinden uyarlanan 2021 yılı devam filmi.

Entry görseli


Testere filmlerini seversiniz sevmezsiniz ama hep belli bir kalitesi vardır. oyun içinde oyun tabirini en iyi yaşatan filmlerdendir. Genellikle yaratıcı cezalandırma sahneleri ve çarpıcı finalleri ile korku-gerilim severlere iyi bir deneyim sunar.

İlk film oldukça iyidir. Devam filmleri ise gitgide bir önceki filmden daha kötüdür genellikle. Serinin son filmi ise bütün serinin en kötü filmi diyebilirim çünkü yukarıda saydığım hiç bir özelliği barındırmıyor. Öncelikle konusuna kısaca değinelim:

Polis teşkilatının efsane olmuş amirinin oğlu olan Ezekiel, kirli bir polisi ifşa ettiğinde bütün teşkilat ona karşı cephe alır. Zor bir iş hayatına alışmaya çalışan Ezekiel, bir anda patlayan jigsaw kopya cinayetleri ile sarsılır. Çünkü deliller, ölümlerdeki kurbanların bir şekilde kendisiyle ilgili olduğunu işaret etmektedir.

Testere davasının başına atanan başrolümüz, hem kendi teşkilatındaki, kendisine cephe almış iş arkadaşlarıyla organize olmak ve testere cinayetlerini çözmek zorundadır.

Samuel l. Jackson'un da konuk oyuncu kıvamında dahil olduğu film, usta oyuncuya rağmen vasatın üstüne çıkamamış. Posterde adını görenler heveslenmesin.

Entry görseli


Öncelikle chris rock'a özel bir parantez açmak lazım. Komedyen olarak bildiğimiz oyuncu, filmde o kadar kötü performans sergilemiş ki flash tv devam etseydi gerçek kesit'lerden birine yatay geçiş yapabilirdi. Bazı sahneler o kadar sırıtmış ki, film değil adeta ilkokul müsameresi izliyorsunuz tadı veriyor. Komedyenler, zaman zaman kendilerini ispat etmek için ciddi roller alırlar. Sadri Alışık, kemal sunal, şener şen gibi.. son yıllarda da jim carrey veya cem yılmaz bunlar arasında başarılı örnekler verdi mesela. Ancak Chris Rock tam bir faciaydı. 2021 yılının en kötü erkek aktörü ilan ediyorum kendisini.

Filme gelecek olursak, iyi bir prodüksüyona sahip olsa da hikaye maalesef beklentilerinizi karşılamıyor. Jigsaw'ın dehasının kırıntısı dahi yok.

spoiler (tıkla)
Üstelik İlk tahmin ettiğiniz kişi testere çıkıyor.

Hikayenin sonunda, tatmin olmadığınız gibi bazı mantık hatalarıyla da filmden daha bi soğuyorsunuz.

Beğenmedim. Testere filmlerine olan saygınızı yitirmek istemiyorsanız izlemeyin. Puanım: 5/10
güven sözlük kokoreç zirvesi
Aktif üyeler hesaba katıldığında, tek bir kişiye kilitlense dahi hesabın çok tuzlu gelmeyeceği zirve bgv
içimizdeki şeytan
İnsanın kendisinin eşref-i mahluk iken esfele safilin olma kapasitesini barındırdığını kabul etmemek için, alt benlikte yarattığı soyut kişilik. "İçimizde bir şeytan var" diyoruz çünkü bu kadar kötülüğü kendimize yakıştıramıyoruz. Hani diyorlar ya "herkes içten içe kendinin cennetlik olduğunu düşünür" neden? Çünkü cehennemi kendine yakıştırmaz. Benzer şekilde yapılan kötülüklerde de, insan kendini aklamak için suçu şeytana izafe eder. Oysa özgür irade ve seçim hakkı son nefese kadardır.

Hani bir hikaye var: Salih bir aile varmış. Bütün aile fertleri kulluk vazifelerini harfiyle yerine getirdiği gibi, mutlu mesut yaşıyorlarmış. Şeytan bunlara o kadar kızgınmış, o kadar kıskançmış ki, bu kutsiyetten dolayı adımını evin eşiğinden atamadığı için bahçesinde dolaşıyor, kendini yiyip bitiriyormuş. Hırsından bahçede bağlı olan koçun ipinin bağlı olduğu kazıkla oynamış. Kazık gevşemiş, ip boşalınca koç koşmaya başlamış. Doğruca evin eşiğinden atlamış ve antrede duran boy aynasındaki yansımasını görmüş. Başka bir koç olduğunu düşünüp doğruca aynaya tos vurmuş. Ayna paramparça olmuş. Evin hanımı koşup gelmiş bakmış ki ölen annesinden kalan ayna tuzla buz olmuş. Koç şaşkın şaşkın bakıyor. "Vay sen mi rahmetli annemin emanetini kırarsın" diyerek koçu kesip pişirmiş. Akşam evin beyi gelince çok sevdiği koçun kesildiğini görüp delirmiş. Hanımına bir tokat indirmiş. Zavallı kadın yere düşüp ölmüş. Bunun üzerine kadının ağabeyleri eve gelip kızkardeşlerinin cesedini ve başında katilini görünce intikam almak için eniştelerini öldürmüş. Şeytan olup bitene hayret ve biraz da sevinçle bakıyormuş. Ölen adamın babası, oğlunun öcü için çıkıp gelininin ağabeylerini öldürünce sülaleler birbirine girmiş ve olmadık bir kan davası başlamış. Her iki taraftan da nice canlar katlonulmuş. Nihayet son erkek kalınca, kanuna teslim olmuş. İfadesinde "içimdeki şeytana uydum" deyince diğer şeytanlar gelip bizim bu şeytandan bunu nasıl becerdiğini sormuşlar. Bizimki "vallahi bilmiyorum, ben sadece koçun kazığını gevşettim" demiş.

Melek bizim yanımızda değil, melekten de öteyiz. Şeytan bizim içimizde değil, şeytanın ta kendisiyiz.
öpüşmek
90'lar türkiye'sinde televizyonlarda bir tabu iken, bugünlerde yerli dizilerde öpmeyeni dövüyorlar dedirten durum. Hatırlıyorum, hüp klibinde tarkan yeni yetme bir mankenin boğazına dil atarken başlattı bu akımı. İlk anda; normal zamanlarda okeye dönen rtük klibe yasak koymuştu. Yasaklar cezbedici olduğundan, libidosu yüksek tüm türkiye klibi izlemenin yollarını arayıp buldular. Zaten üzerinden 5 yıl bile geçmeden heteroseksüel olmadığına dair fotoğraflar düştü medyaya. Tarkan çıkıp "evet fotoğraflar bana ait, benden çalındı" filan dedi. Neyse uzatmayalım, tarkan'ın yıktığı bu tabu'dan sonra yerli dizilerde zaman zaman ufak dudak dokundurmaları başladı. Halk tepki göstermiyordu çünkü tarkan'ın klipteki açık bademcik ameliyatı kadar şehvet içermiyordu. Yapımcılar, libido destek paketini gittikçe genişletti. Öpüşmelerin süresi ve derinliği artmaya başladı. Bir süre sonra, türkiye öyle bir dönüşüm geçirdi ki, tarkan'ın öpüşmesine hayretle bakan orta direk, yerli dizideki dil güreşlerini ailecek izlemeye başladı. Dansöz çıktığında kafasını çeviren oğullardık biz. Şimdi bizim çocuklarımız, dijital platformlardaki her türden cinsel ilişkiyi sesini bile kısmadan izliyor. Youtube trend videolarına bir bakın, ilk 10'da en az 3-4 tane öpüşme sahnesi görürsünüz. Kafalar yine çevriliyor ama bu kez ekrana doğru. Sadece o sahnelerin internette aratıldığı, televizyonda o dakikaların reyting rekorları kırdığı zamanlardayız. İşin dini, ahlâki yönü bir yana, kültürel olarak da yoz bir dönemi yarattık böylece. Öpüşmelerin alenen yaygınlaşması, sevginin derinliğini de azalttı. Yüzeysel yaşanan aşkların çoğu da, önünde sonunda kayboldu gitti. Bizim dedelerimiz, hanımlarını başkalarının yanında bırak öpmeyi, övmezdi bile. Bu sayede 3 çeyrek asır birlikte yaşlandılar. Şimdi ilişkilerin ömrü ortalama 6 ay. "Benim" diyenin ömrü 2 sene oluyor. Hiç düşündünüz mü neden diye? Tüketim toplumu yaftası, iliklerimize kadar işlemiş çünkü. Yeni tanışan bir çiftin ilk buluşması öpüşmeyle bitiyor zamanımızda. Eskiler mendil atarmış, camdan bakarmış filan. Bizim zamanımızda en ileri boyutumuz el tutmak, sarılmak filan olurdu. Şimdi öyle mi? "Bu gidiş nereye?" deniyor ya hani? Bazı şeylerin mahrem kalması iyidir ey sözlük. Öpüşme de, bunların taç yapraklarıyla saklanan polen tozu gibi özel kalmalıdır. Ben buna inanıyorum. Benim gibi eski kafalı kaldı mı onu da bilmiyorum da, neyse..
dolandırmak
İki akşam önce edilgen olarak dahil olduğum hadise. Hayatımda ilk defa dolandırıldım. Aslında bu yazıyı yazarların başına gelen ilginç olaylar başlığına yazacaktım ama bu olay hem o kadar ilginç değil hem de o başlığın altını tek başıma doldurmuşum gibi geliyor bgv

Neyse konumuza dönelim, lise yıllarımdan tanıdığım bir arkadaşım var. 2'si bilgisayar ve bilişim teknolojileri üzerine 4 üniversite bitirmiş bir yarı dahi.. temiz, düzgün de bi çocuk. Geçen akşam bana facebook messenger'dan ulaştı. Ptt'nin yıldönümü müymüş neymiş, bedava çekiliş bileti varmış elinde, sevdiği bir arkadaşı olduğum için de birini benim için düşünmüş. Iphone 11'den koltuk takımına kadar envai ödülden bahsetti. Açıkçası hiç şüphelenmedim. Hatta canhıraş teşekkür filan ediyorum bu lütufa.. Neyse telefon numaramı istedi (aslında telefonum onda vardı ama hızlı bir işlem yapacağını filan düşündüm) Verdim, bana gelen mesajı "evet" yazarak cevaplamamı istedi. Yazdım kek gibi.. 120 TL Pubg hesabınıza aktarıldı diye mesaj geldi cevaben. Ben pubg oynamadığım için işkillendim (hele şükür dediğinizi duyar gibiyim) ama hemen efendim "120 tl diye bi mesaj gelir merak etme o reklam metni" dedi. Devamında "kontrol bende" dediği anda jeton düştü. Çünkü dolandırıcılığa maruz kalanların ortak ifadesidir suçlunun "kontrol bende" telkini..

Hemen sordum "kaç mezunusun?" Öyle ya benim devremdi, bilmesi lazımdı. Cevaben diyor ki "ben la ben niye soruyon" filan.. Bir anda iletişimi kesti. Orada dolandırıldığımı farkettim. Telefonla kendisini aradığımda facebook, instagram ve twitter hesaplarının ele geçirildiğini söyledi. İq'su 3 haneli olduğu için saygı duyduğumuz teknokrat adam 3 platformun şifresini aynı yapacak kadar amatör davranmış. Üstüne whatsapp durumuna bu durumu yazmayınca bi sürü insan dolandırılmış benim gibi. Köydeki amcasından 5000 tl gitmiş..

Demem o ki, en yakınınız bile olsa sizden bir mesaj göndermenizi istediğinde bunu sesli olarak teyit edin. Ben yandım siz yanmayın canlar.

spoiler (tıkla)
Entry görseli

Entry görseli

Entry görseli

Entry görseli
yazarların şu an duymak istediği cümle
Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ülkede tiktok uygulaması tamamen yasaklanmıştır.
uyku apnesi
Bunu yapan rahatsızlık:
Entry görseli
murphy kanunları
Oynadığım oyunda eğer rekor bir skor elde ettiysem ya birazdan banka reklamı için telefonum çalar ya da yemek vaktidir. Kötü oynadığımda toz oynamıyor yerinden.
gönül dağı
Her pazar trt 1 ekranlarında, saat 21:20'de başlayan underrated yerli dizidir. Gayri ahlakî televizyon izleme alışkanlığı edinmiş bizler için antibiyotik kıvamında hikayelerle süslüdür. Misal bu dizide hiç kimse birbirinin namusuna göz dikmez, dedikodu yapmaz, yalan söyler belki zaman zaman ama iyi niyettendir, pişman da olur hatta. İzleyicinin kalıplaşmış düşüncelerinin aksine, doğruyu öne alır ve izleyiciye sunar. Misal kadınla erkek boşanır, erkek boşanan karısına beklendiği gibi eziyet etmek yerine "allah yolunu açık etsin" der. Dedikoducu zannedilen kahvecinin kulağına bir sır fısıldanır gece, sabaha kadar uyuyamazlar ama sabah bakarlar ki kahvecinin ağzı kilit. Kız kaçırılır mesela ama gönül rızasıyla. Peki kız ne yapar? Babasına kıyamayıp geri döner mesela. Birbirlerinin hayatlarına dokunan insanlarla doludur gönül dağı. Hani neşet babanın "kalpten kalbe bir yol vardır görünmez" dediği istikameti gösterir. Bilim ve teknolojiyi kovaladığı halde, cep telefonunu nadiren de olsa sadece iletişim için kullanır karakterler. Velhasıl, örnek bir dizidir. Muhtemelen yapıma sızmış kriptolar var ama yine de İzleyin, izlettirin.
yazarların başına gelen ilginç olaylar
Yatılı lisede yatakhane nöbetçiliği vardır. Nöbetçi kişi, yatakhanede kimsenin kalmadığından emin olduktan sonra girişi kilitler çıkar ki kimsenin seher marka donu, aiwa kulaklıkları veya adiduiqs spor ayakkabıları çalınmasın.

O gün nöbetçi benim. Bi arkadaş da bana eşlik ediyor. Yatakhaneleri kontrol ettiğimizde Mehmet isimli arkadaşımızın haricinde herkesin yatağının boş olduğunu gördük. Bu mehmet, hastalanmış, müdürden izin almış, öğlen yemeğine kadar uyuyacakmış. Hatta gittik kontrol ettik, pijamayla yatıyor, ateşi de baya yüksekti. "Bişey ister misin öğlene kadar sıkıntı olmasın?" Dedik. "Yok kanka siz gidin ben uyuyacam öğlen gelir açarsınız kapıyı" dedi. "Peki madem" deyip ayrıldık. Demir kapıyı kilitledik, merdivenlerden aşağı iniyoruz. Bir iki merdiven indik ki aşağıdan bir öğrenci yukarı doğru geliyor. Ana! Bi baktık bizim Mehmet! Okul kıyafeti var üzerinde, saçları taralı.. Biz nöbetçi arkadaşımla birbirimize baktık bir an. "La mehmet sen ne ara giyindin de, nereden aşağı indin?" Diye şaşırdık. Çünkü başka merdiven yoktu. Demir kapıyı üstüne kilitledik bi de onu hiç düşünmüyoruz o an. Mehmet aramızda 4-5 merdiven kala durdu "kanka anahtarı ver de bişey unuttum yatakhanede" dedi. O sırada yanımdaki arkadaş "lan 1 dakika olmadı seni yatakhaneye kilitledik biz" dedi. Gülümseyen mehmet'in yüzü düştü. Somurttu manasında demiyorum, yüzü bildiğin aşağı doğru yağ gibi kaymaya başladı. "Lan tansiyonum mu düştü gözüm bozuldu" filan diyorum kendime, bi an yanımdaki nöbetçiye baktım yüzü bembeyaz oldu ağzı açık bayıldı kaldı merdivende. O bayılınca merdivenden aşağı doğru yuvarlanmaya başladı. Mehmetin yanından geçerken mehmetin hafif aralık ağzından, alt dudağından itibaren merdivenlere kadar uzadığını gördüm. Suratında donuk bir ifade vardı. Düşen arkadaştaki netlikle karşımdaki görüntüyü kıyaslayan beynim, bunun bir göz aldatmacası olmadığını farkettiğinde etraf karardı. Meğer ben de bayılmışım. Okul kantininde uyandığımda, nöbetçi arkadaş ağlıyordu. Bizi arkadaşlar bulmuş, kantine taşımışlar. Bana "noldu?" Diye sordular, ben de "biz mehmeti yatakhaneye kilitledik hasta diye, sonra merdivenlerde okul üniformasıyla karşılaştık" diyebildim ama karşımdaki kalabalığın arasında terden sırılsıklam olmuş, okul futbol takımının formasıyla mehmet duruyordu. Bütün arkadaşlar dönüp mehmete baktı. Mehmet "s**tir lan biz sabahtan beri antremandayız" dedi. Diğerleri de onay verdi. Üstelik kaleci olduğu için kaytarma şansı da yoktu. "Peki biz kimin üstüne kapıyı kilitledik a*** k***?" Dedim. Bütün sınıf yavaş adımlarla merdivenleri çıktık, yatakhanenin kapısını açtık. Mehmetin yatağı haricinde tüm yataklar jilet gibi. Sadece mehmetin yatağı kırışık, nemli.. Mehmet dedi ki "la benim yatağıma naaptınız dümdüz yapmıştım çıkarken". Mehmet kırışık yatağın battaniyesini bi kaldırdı, hepimiz yerimizden hopladık. Bir insan avucuna sığmayacak büyüklükte bir hamam böceği antenlerini oynatıyordu. 1-2 saniye bakıştık. Mehmet'in "ananns***" tepkisiyle yerden süpürgeyi kapması bir oldu. Ani verilen tepkiyle böcek (ya da hayvan mı diyelim artık) hızlı bir hamleyle aşağı atladı. 10-12 kişi ayakkabı, sopa, demir ne bulduysak kovalıyoruz. Böcek gitti tuvaletlere doğru. Peşinden koşan arkadaş devamını şöyle anlattı: "gardaş ben bunu govalıyom gitti 101'e (wc'ye 100 numara dendiği için sıralı tuvaletlerden birine verilen isim) girdi. Goştu goştu tuvaletin deliğine zıpladı girdi. Nası girdi pofff diye duman çıktı depeye!"

O gün ne yaşanıldı kimse anlam veremiyor. Nöbetçi arkadaş ve benim mehmetin yatağına böcek koyup böyle bir hikaye uydurduğumuza inananlar çoğunlukta. Ama bazılarımız o gün o okulda başka türden şeyler yaşandığının farkında. "Her şeyin bir açıklaması vardır" diyen gruba, tuvaletten çıkan duman bulutunu sorduğumuzda bile "la birisi kurumuş bokun üstüne yanan sigara atmıştır, o da tutuşmuştur tezek gibi, böcek atlayınca yandı duman ondan" dediler.

Hikâyenin en acayip kısmı ise şu: haftasonu beden eğitimi hocası turnuvaya gidecek takımı açıklarken mehmet'i listede okumadı. Nedenini sorduğumuzda bize o gün antremana hiç katılmadığı için böyle bir karar aldığını söyledi. Ona göre mehmet, olay günü bizim iddia ettiğimiz gibi hasta ve müdürden izinli olduğunu beyan etmiş ve antremana katılmamış. Bu tavır yüzünden hoca bunu takımdan kovmuş kafasında o gün.

Şimdi soru şu: yatakta, merdivende ve antremanda 3 mehmeti gören var ama aslında orada olmadığını iddia edenler de var. Bizim birlikte okuduğumuz mehmet, o gün hasta olduğunu zannettiği için müdürden izin almayı düşündüğünü ama asla izin istemediğini, herkesle birlikte yemekhaneye inip (yemekhanede gören yok ama ona ait yemek fişi kullanılmış) antreman affı için beden hocasını beklediğini ama gelmeyince sınıfa çıktığını iddia ediyor. (Etti mi 4 mehmet?) Yani çoğunluğun antremanda gördüğü kaleci mehmet, hakkımızdaki tüm iddiaları çürütüyor. Antremana çıkmadığını Hatta yatağında bulduğumuz böcek hikayesini de hatırlamadığını söylüyor. "Ben yoktum kanka yanlış hatırlıyorsunuz" diyor. Asıl mehmet o gün nerede, mehmet bile bilmiyor yıllar sonra. "Ne bileyim a*** k*** geçmiş zaman..." diyor.
11.22.1963
Stephen King 'in Nadiren başarılı şekilde sinema/televizyona aktarılan eserlerinden birisi. En sevdiğim romanlarından birisi dreamcatcher vardır mesela, sinema filmi o kadar kötüdür ki, birine izlettirseniz "bu mu lan okuyup beğendiğin kitap?!" tepkisi alırsınız. Zaten the shining'ten beri bu nakıs döngü nadiren kırılıyor.

Bu dizi olmuştur. Olması gerekeni en iyi şekilde, sabırla anlatan, merak uyandıran bir dizidir. Puanım: 7/10
serdar ortaç'ın beşiktaş'a hakaret etmesi
gaza gelmek
güven sözlük 3. yıl dönümü
Açıkça söylemekte fayda var: diğer sözlükler kurulduğu zamanki amaçlarını çoktan aştı. Ekşisini tatlısını incisini kömürünü çoktan geçtim, daha samimi, daha amatör bir arayış içindeydim. "Her b*ku ben bilirim"ciler arasında değil, içten paylaşımlar görmek istedim. Bu yüzden ufak ufak diğer sözlüklere kaydım. En samimi duruşu da burada buldum. Tek handikap olarak görülen aktif kullanıcı sayısına da o kadar takılmayın. Burayı bir site gibi düşünün: Yüzlerce bloktan oluşan, onbinlerce ailenin mi derdi dinlenir, yoksa 3-5 bloklu daha az sayıda ailelerin mi? Bugün ekşide "ölüyorum" yazsam "geber ameka bize ne?" Derler. Burada "canım sıkkın" yazsam benim derdimle dertlenecek kullanıcılar var. Kissinger diyor ki "kitle büyüdükçe zekâ seviyesi düşer"

Kıymetimizi bilelim bu küçük ailenin. Nice yıllara.
1 sene içerisinde evrim geçiren fiyat listesi
Ülkede Serbest ve karma ekonominin bir işe yaramadığının görüldüğü listedir. Tarladan çıkan ürünün %800 farkla raflara gelmesi doğal değil. Devlet gıda sektöründe, hadi en olmadı temel gıdalarda (peynir, yağ, yumurta, et, ekmek vs.) Liberal ekonomik yanını tamamen törpülemeli. Evet sosyalist-faşist bir anlayışla temel gıdayı vatandaşına ulaştırmalı. Yoksa bu yol, yol değil..
yanlış bilinen kelimeler
Abonelik. Doğalgaz dönüşüm sürecinde yönetici "abonmenlik", "abonolek" veya "abonementlik" diye diye doğrusunu unutturdu adam bize