nushirevan

nushirevan

@nushirevan yazar
1,683
entry
16
takipçi
13
takip edilen
4,079
beğeni
1,359
favori
37,645
puan
Efsane Yazar

3 kız babası, bilgisayar programcısı, tarım teknikeri, tv editörü, meteorolojist

çevrimdışı
15 mart 2019'dan beri üye
ülkemiz insanına has özellikler
Kapı arkasından "kim o?" Sorusuna kendini tanıtma ihtiyacı duymadan "beeeen" diye cevap vermek.
ticareti yapılacak en karlı işler
Cevap: Erkeklere özel don satılan iç çamaşırı

21.yy'ın en tutan işleri konsept işler oldu. Misal simit mi üretiyorsun, simidin sarayını kuracaksın. Kahve mi satıyorsun, bardağına isim yazdıracak özel kafeler açacaksın. Et mi satıyorsun, tuzu dirseklerinden döküp ete şaplak atacaksın.

20. Yy'da bir girdiğinde herşeyi bulabildiğin, her b*kun püsürün olduğu işletmeler revaçtaydı. Ancak avm'ler çoğalınca, bu defa belirli ve tek bir sektörde ürün üreten ancak bu ürünü piyasa fiyatından pahalıya satarak kaliteli olduğunu iddia eden firmalar türedi. Lokmacısıydı, kahvecisiydi, etçisiydi, çiğ köftecisiydi vs. Ortalık konsept firmalarla doldu.

Konsept fikir cepte mi? Tamam. Gelelim don mevzusuna bgv

Biz erkekler, alışveriş yapmayı sevmeyiz kadınlar gibi ama yapmak gerektiğinde de aslanlar gibi gider yaparız. Tek bir istisna ile.. Don, iç çamaşırı alırken kedi oluyoruz maalesef.. Evet, bunu kabul edelim abiler. Konsol oyun almaya giderkenki motivasyon ile boxer almaya gittiğin o beyaz tezgahın önündeki üniversite öğrencisi olup aynı zamanda para kazanan o tezgahtar kızın önünde don seçmekte zorlanıyoruz. İşimiz bir an önce bitsin de, defolup gidelim havasındayız. Belki üzerinde şirinler motifli boxer almak istiyorum ama o tezgahtar kızın müstehzi bakışına maruz kalacağım diye alamıyorum. (Şaka bi yana şirinler sadece örnekti beni yargılamayın, power rangers'lı da olabilir bgv)

Haliyle bunu alışveriş yapan hanımlara; eşine, annene, kız kardeşine filan bırakıyorsun. Onlar n'apıyor? Gidip şalvardan bozma, pötikareli "seher" don alıyor yerli üretim..

Şimdi fikir şu:

Bir iç çamaşırı mağazası olacak, evet konsept mağaza. 20 liralık mala 50-100 tl değer biçeceksin tıpkı nusret, starbucks gibi..

Bitti mi? Hayır. Mağazada sadece erkek çalışanlar olacak. Asla kadın çalışan olmamalı ki aynı sorunla karşılaşmayalım. Buna cinsiyetçi de diyebilirsiniz ama belli sektörlerde bu ayrım elzem hale gelmiş olabilir.

Son olarak, fikrin bomba tarafını açıklıyorum: Evet, kadın çalışan olmayacağı gibi, kadınların da mağazaya girişi yasaklanacak. Dışarıdan içerisi görünmeyen mağazaya sadece erkek müşteri kabul edilecek. Kadınlar içeride ne olduğuyla ilgili meraktan kudurabilir zira biz de kadın kuaförlerinin arka kısımlarını hiç göremedik mesela. Kapıya eşler mi geldi? "Ablacım kadınlar giremiyor mağazamıza" diyeceksin. "Aaa! Öyle şey olur mu? Sizin yaptığınız faşizm!" filan diyip ayrılacaklar ama o erkek yüzde yüz geri dönecek mağazaya..

Erkeklerin don seçme özgürlüğü engellenemez. bgv
whatsapp grupları
Çoğu zaman bilginin tek elden çok kişiye ulaşması açısından faydalı gördüğüm özelliktir. Ancak faydalarının yanında zararları da vardır.

Misal bir arkadaşın, hiç hazzetmediğin birini eklemiştir gruba. Art arda konuşursan, sanki göz göze gelmiş gibi olacaksındır. O yazdıktan sonra birilerinin cevap vermesini bekler, ondan sonra yazarsın ki, "baak ben senle ilgilenmöyorom" havası olsun.

Bunun tam tersi de olabilir. Çok iyi anlaştığın kafa dengi arkadaşlarla gruptasındır. Aklına çok iyi olduğuna inandığın bir şaka gelir, yaparsın. Last seen'i takip etmekten gözlerin ağrır. Allahım o tepki neden gelmez? Neden? Komik değil miydi ki? diye düşünmeye başlarsın. Nihayet birileri "ehe he" yazar da avunursun. Sonra biraz zaman geçer, bir başkası aynı şakayı yapıverir. Sen sanki bunu hiç dememişsin, o şakayı yapmamışsın gibi, patenti sana ait olan şaka adam tarafından öyle bir satılır ki, ekran gülmekten ağlayan sarı emojilerle dolar. "Ulan demin ben yapmadım mı o şakayı, o zaman niye gülmediniz lan?" diye haykırmak istersiniz ama olmaz. "Hüç tepkü vermüycem, bakalum anlayacaklar mu?" diyip küsersiniz kendi kendinize..

Eğer grupta tanımadığın insanlar varsa, profil fotoğrafına bakıp hayatı hakkında bir analize girişirsin. "Haaa bak deniz kenarında çekmiş fotoyu, demek ki tatile gitmiş geçen yaz görüyonnu?" dersin.

Doğum günü, vefat haberi, bayram, mübarek günler ve geceler derken ömür törpüsüne dönüşür. Bir kişi "filanca ölmüş" demeyegörsün.. 72 kişi altına "Allah rahmet eylesin" yazarken, 16 kişi "sadece Allah rahmet eylesin demiyim, ecük farklı olsun" diye düşünerek "Mekânı cennet olsun, rabbim kalanlara sabr-ı cemil nasip eylesin" derler fiyakalı.. Ne ölen kişinin yakıni vardır grupta, ne bu taziyeleri iletecek biri..

Geç gelen tepkiler.. artık bildirimler mi kapalıdır, interneti mi bitmiştir, oyun mu oynuyodur bilmem. Gruba birisi sabah saatlerinde bir şey yazmış, gece 2 buçukta cevap yazıyor öteki. Tiri lili tiri lili diye gecenin bir yarısı kalkıp, geç tepki veren hıyarağasına söversin uykunu kaçırdığı için.

Yazıyor... sorunsalı.. Bir şey sorarsın, karşıda görünüyor adam "yazıyor.." diye. Bekle allah bekle.. yazar da yazar, yazar da yazar. Sanırsın ki birazdan orhun abideleri gibi lök! diye koyacak önüne paragrafı.. Ne gezer? Cevap "peki.." Ulan giris-gelişme-sonuç içeren koca bir destan attım sana bu mudur tepki? Cevap "peki tamam" olur.

Megabayt düşmanı videolar. Yemin ediyorum, 30 saniye video çekiyorum, gönder deyince orasını kırp burasını kırp kısacık bişey gidiyor gruba. Millet bi gönderiyor 5 dakika 45 saniye maşallah! Bi de 1080p mi çekmiş, 4k mı itelemiş ne yaptıysa indirmek için 10 dakka bekliyorsun. Gelen ne? Abdurrahman Önül'den Bilal-i Habeşi ilahisi, altında "hayırlı cumalar" ulan sen!.. La oğlum se.. Aha.. Ne düy.. Neyse sakinim..
yazarların evde beslediği hayvanlar
Dün itibariyle 3 lepistes 2 çöpçu balıklardır. Köyde eski bir akvaryum vardı. Yıkadım temizledim, içine süs filan aldım, dooğru akvaryumcuya.. Japon balıklarından çok çektiğim için "hocam şöyle birbirinin kuyruğunu kanadını yemeyecek, efendi efendi suyunda yüzecek bir kaç balık önerir misin?" diye sordum. Adam "ulan ben bunu nasıl kazıklarım, ooh ay sonu çıktı" bakışını attıktan sonra adını bilmediğim isim tamlamalı balık adlarını saydı. Fiyatları tuzlu gelince, balık dünyasının suriyelileri gibi davranılan lepistes'lere göz diktim. Ucuz işçilik, tam verim.. Neyse motoruydu, bitkisiydi filan derken aldık bunları eve koyduk. Hanımla bir süre "hangi sehpanın üzerine yakışır" efendime söyleyim "balkon camına mı koysaydık?" filan derken, "çocuklar neticede ilgilenecek" deyip onların odasına koyduk. Çok da güzel yaratıklar, 3 farklı renk.. Şimdilik sevdik. Siyasi görüşlerini bilmiyorum ama suyu bulandırmada maharetli görünüyorlar. Kimisi "metilen mavisi dök" diyor, kimisi "metileni çok dökmüşsün aga" diyor. En sonunda karar kıldım, "metilen isteyen var mı beyler?" diye bağırıyorum akvaryuma. Lepistesler ilgilenmiyor, çöpçu dipten bakıyor "çek aga bize bi 35'lik" der gibi. İnşallah uzun yaşarlar.
sözlük yazarlarının kaleminden şiirler
[ebkz]75824[/ebkz] numaralı giri'de biraz duygusal yazmış olabilirim. Belki de yazmamam gerekirdi. Hastalıklar, hem bu dünya hem de ukba için birer imtihandır. İş odur ki imtihanı geçmeye gayret edelim, sınavı tamamlayalım. Eklemlerim tutmaz olduğu bir dönem şu şiiri yazmıştım:

Eyyub'tan katre kadar ibret almadım sanma
Bilmem şifa dilemek sabırdan imtina mı?
Hikmetinden de sual olunmaz derler ama
Rahmetinden ötürü bitmez mi imtihanı?

Kana boğuldu yine karanlık dehlizlerim
Seccade görmez oldu eğilmeyen dizlerim
Allah'a ayan ama kullarından gizlerim
Sanki yıllardır bünye sıhhate aşina mı?

Şişme ey nefsim şişme, var bunun da kötüsü
Eklemden fakirsen de sağlam tut menisküsü
"Bilemedim ben" dedi, hekim ordinaryüsü
Her hasta onuldu da benimki mutena mı?

Bakma; etmem şikâyet, kabullendim hilkati
Şükretmeli bugüne, sürse de meşakkati
O lütfu hoş olanın, kahırda hakikati
Ya Şafi kabul eyle aciz hamdüsenamı
ey yazar dök içini
Birbirinin tedavisini imkânsiz kılan hastalıklarım var. Birini tedaviye götürdüğümde, öteki aşılmaması gereken o sınırı aşmak zorunda kalıyor. Ötekini tedavi ettirsem, beriki kalıcı hasar alıyor ve tedavi edilemez hale geliyor. 2 tane majör, 3'ten fazla da "hani şu 10 binde 1 kişide görülebilecek tarzda" enteresan rahatsızlıklarım var. Hepsini vereceğim son nefese kadar beden kafesindeki maphus arkadaşlarım olarak görüyorum. Yoksa bu hayat çekilmez olurdu. Buna da şükür.
oksijen
2021 yılı netflix yapımı bir fransız bilim kurgu filmi.

Entry görseli


Kroyojenik uyku kapsülünde uyanan kadının, hapsolduğu yerden kurtuluşu, kaybettiği hafızasını tekrar kazanmaktan geçmektedir. Bu yaşam mücadelesinde tek muhatabı prosedürleri yöneten "milo" adlı bir yapay zekâdır.

Entry görseli


Entry görseli


Entry görseli


Oxygen tek mekân gerilim filmi olarak fena değil. Puanım:6/10
kullanılmayan giysileri ne yapmalıyız
Sosyal yardım derneklerine bağışlayabiliriz. Üstelik sadece giysiler değil mobilyalar için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Evde çocuğun sığmadığı, oldukça yeni bir çocuk yatak odası takımım vardı. Daha önce letgo 'dan satardım ama bu defa ihh'yı aradım. Fotoğrafını çekip gönderdim ve "gelin alın" dedim. 2 saat sonra il görevlisi ve yanında adamları ile birlikte gelip "Allah kabul etsin" deyip komple söküp götürdüler. Yetmedi, bi de yeni doğum yapmış suriyeli bir annenin evine yerleştirirken de fotoğraflarını çekip gizlice bana attılar. Annenin sevinci görülmeye değerdi. Eğer bölgenizde bu gibi sosyal yardım kuruluşları yoksa, bölgenizin en büyük camiisine gidip cemaatin girmediği o diğer kapıya bırakabilirsiniz. Çünkü imamlar da bu gibi görevlerde veya bu görevlerde olan kişileri tanıyorlar.
pubg mobile
Call of duty mobile oynadığımdan hiç denemediğim oyun
suskunlar
Türk dizi tarihinin ilk 3, hadi ilk 5 sıralamasına girebilecek kalitedeki drama serisidir. Karantina süresinde yeniden başlayayım dedim. Her bölüm çok derin aforizmalar veriyor dizi. Bir de türkçe katili bir diziymiş:
- Gelicen mi?
- gelmicem
- napıcan?
- bakıcam aga!
- neye bakıyon neye neye?!
- sormıycan o zaman
- aynen..
gizli tutulması gereken şeyler
sadaka, infak vb.
yaşamak
Bir rüya halidir. Ebedi hayata inananların, 70-80 yıllık bir zaman dilimine kıymet biçmesi ancak rüyalarda olabilir.

Ne diyor Metin Altıok

"insan usul usul ölmek için gelir dünyaya
başlar her gün biraz daha insan olmaya
ve ölürken usul usul ne tuhaf;
aşık olur, kedi besler, isim verir eşyaya"
aşı reddi
Bir haktır. Elbette insanlar aşı olup olmama konusunda bedenleri konusunda özgürlük sahibidirler. Ancak özgürlüğün tanımında olduğu gibi, bir başkasının özgürlük alanına müdahale kabul edilemez. Bunun adı özgürlük değil faşizm olur.

Günümüzde, koronavirüs belasından sonra geliştirilen aşılar var. Türkiye dahil, bir çok ülke aşı programlarında oldukça ilerledi ve hatta bir kaçı bu konuda çoktan sonuca vardılar bile.

Devletimiz de bu aşıların yapılmasını tavsiye ve teşvik ediyor. Elbette dileyenin aşı olmama özgürlüğü var. Kendi tercihidir, bir şey diyemezsin. Ancak senin aşı olmaman, hasta olmamak için aşı olanın hakkını korumuyorsa, devlet de bir takım önlemleri almakla yükümlüdür. Bilimsel olarak hastalığın önlenmesine karşı bir aşı geliştiriliyor ve dünyanın en büyük otoriteleri bunu kabul ediyorsa, sırf senin "çip takacaklar, kısır bırakacaklar" paranoyan yüzünden, aşı olanın hakkını yedirmeyiz kardeşim! Devlet yarın öbürgün, "aşı olmayan toplu taşımaya binemez" derse mesela, buna "faşizm!" diye bağıracak hatırı sayılır "şuursuz" bir kitle yok değil. Anlamadıkları şu:

- Evet, sen bütün dünyanın kabul ettiği tedaviyi reddedebilirsin ama bu reddin sonuçlarına da kendin katlanırsın.

Devlet bedava tedavi ediyor mesela.. Aşı reddi için başvuranın teşhisinde korona tespit edilirse, tedavisi tıpkı dünyanın geri kalanında olduğu gibi ücretli olsa bu da mı faşistlik olacak? Oldu, ben gideyim %97 koruma sağlayan aşımı olayım, sen benim o %3'lük risk oranımı, sırf paranoyan yüzünden zorla! Oldu canım, başka?
sözlük kadrosunun değişmiyor olması
Gerekli olduğunu düşünmediğim durum. Bir aile gibi görüyorum burayı. Düşünsene sabah kalkıp kahvaltı masasında oturanlara bakıp diyosun ki "ohhoooo hep aynı kişiler! yeni birileri yok mu?" Baban elindeki somunla sana bakıyor filan..
the uncanny counter
Entry görseli

Entry görseli


Netflix platformunda yayınlanan, fantastik drama türündeki kore dizisi.

Küçükken geçirdikleri kazada anne ve babasını kaybeden Mun'un hayatı, kendilerini erişte dükkanında çalışanlar gibi gizleyen kayıp ruh avcıları ekibine rastlayınca değişir.

Komada kalan kişilere, dünyada insan bedenine giren şeytanlardan kurtarmak için özel güçler verip hayata döndüren bir grup ruhani varlık, bu kez Mun adlı genci seçmiştir. Grup üyeleri, ilk defa komaya girmeden ruh avcısı olmaya hak kazanan bu gencin yeteneklerini geliştirmesi için ona yardımcı olacaklardır. Mun, bir yandan yeni yeteneklerini keşfederken, bir yandan da sosyal hayatıyla uyum sağlamaya çalışacak ve geçmişi ile yüzleşecektir.

Entry görseli

Entry görseli


Fantastik öğelerin çokça yer verilmediği, fakat dram ve aksiyonun ve yer yer komedinin oldukça güzel işlendiği bir seri. Bir kez izlemeye başlayınca bırakamıyorsunuz.
eşkıya dünyaya hükümdar olmaz
Pijama, eşofman düşmanı dizi. Varsa yoksa takım elbise. Sabah kalkarlar jilet gibi takım çekerler. Ulan ben çankırı caddesinde mafya gördüm, çakma adidas eşofman ve şortluydu. Biraz rahat olun ama di mi?

Diyaloglarda kurulan cümlelerin ardından, konuşan muhatabının adıyla bitirir cümlesini.

- Bugüne kadar neredeydin Ömer!
+ Dün neredeysek ordayız Ali!
- Dün olduğun yeri unutma Ömer!
+ Bugün durduğum yeri hatırla Ali!
- Dün dündür bugün bugündür Ömer!
+ Dün ile bugün kavga ederse yarın kaybedersin Ali!

Ayrıca yine diyaloglarda iki kişi atasözleri ve deyimlerle konuşurken, 3. kişi araya girip "yani abim şöyle demek istiyor" diye açıklama ihtiyacı duyar:

- bahtsız bedeviyi çölde kutup ayısı öper ahmet abi.
+ işte çöle düşmeyelim diye diyorum ya mehmet!
- ya abi bırak allahaşkına onların çapı ne? kim onlar kim?
* ne sen kutup ayısısın ne onlar bahtsız bedevi, yani tedbir alalım diyor ahmet abim
+ Boş boş konuşma bacanak!
* Doğrusu da bu.

Her karakterin bir yancısı var. Ceket taşımaktan silah saklamaya, ceset kaldırmaktan çay getirmeye kadar her işini bu yancılar görür. Eğer yanında her girdiği mekâna girip bakış atmayan adamı olmayan bir kabadayı varsa muhtemelen ölür. Yancısı ölen kişinin yerini alır.

Ayrıca silsile şeklinde devam eden bir kötü adamlar listesi var. Bölüm sonu canavarı zannettiğin adam, 2 bölüm sonra ölmeden önce bir level üstü olan adına çalıştığı adamın adını verir. Onun adını duyanlar "vaaay o mu gelmiş? O çok psikopattır" filan derler, sonra aynı süreç tekrarlanır. Belli bir hiyerarşi yok. Misal kurtlar vadisi'nde bir konsey vardı. Kabadayılar sefirlere, sefirler konsey üyesine, konsey üyesi barona, baron global emperyal güçlere çalışırdı. Düzen belliydi. Ama bu lanet dizide en baba düşman dedikleri adam bile, 2 bölüm sonra yancı statüsüne düşüveriyor.
sen hiç ateşböceği gördün mü
"Her tiyatro eserinden film olmaz" sözünün altını dolduran film. Baştan aşağı seyirci tepkilerine göre derinleşen yapısı, Gülseren karakterinin asi yapısını da anlamamızı ve içselleştirmemizi sağlıyor. Tiyatro oyununda Gülseren olaylara tıpkı bizim gibi, uzaktan bir izleyici gözüyle bakıp, durumlardaki mantık hatalarını, saçmalıkları ifşa ediyordu. Demet Akbağ'ın canlandırdığı tiyatroda bunu alabildiğine hissettik. Ancak film bize bunu "Ecem Erkek'in muazzam oyunculuğuna rağmen" veremiyor. İster istemez, "madem bu kadar akıllı bir kadın, ortama uyum sağlayabilecek sosyal tanıları da farkedebiliyor olması lazım değil mi?" diye sorduruyor. Tiyatro eserindeki Gülseren asi ve sıradışı olmayı severken, sinemadaki Gülseren bariz bir şekilde obsesif kompulsif bozukluk sahibi gibi duruyor. Film bu yüzden oyuncu ve reji gayretine ve başarısına rağmen vasatın üstünde değil. Puanım: 6/10
eskisi kadar keyif vermeyen durumlar
Elektrik kesintisi. Eskiden kesildi mi önce bi "aaaaa" sesi duyulur, sonra koyu bir sohbet başlardı. Yapılan espriler daha komik olurdu. Korku hikayeleri anlatılır, komşuların şarjlı ışıldaklarından ekonomik durumu tespit edilir, mumlarla oynanırdı. Şimdi elektrik kesilince küfredeni mi ararsın, internet kesildi diye bağırıp çağıranı mı dersin, dağıtım şirketini twitter'dan şikayet edeni mi.. Yok yok, kesinlikle eskisi kadar keyif vermiyor.
almanya denince akla gelenler
Çikolata ve Bosch fabrikası. 5 aylıktan 5 yaşına kadar babamın memuriyeti sebebiyle Bonn şehrindeymişiz. Uzak hafızam kuvvetlidir. Oyuncak bir dürbünle evimizin karşısındaki tepede, ağaçların arasında kurulmuş fabrikanın üstündeki Bosch yazısını hatırlıyorum.

Entry görseli


Bir yandan da Kinder çikolata yiyordum, aynısını yıllar sonra Türkiye'de de buldum ama aynı tadı vermedi.

Entry görseli
eprimek
Trikolarda dokumanın giderek eskimesi ve bağlarının giderek genişlemesi sonucu esnemesi, sünmesi. Var bi tane böyle bi kazağım. Dedim ki "biraz dökümlü dursun, rahat olsun" internetten ısmarladım bi tane. Normalde L giyerim ama bu defa XL istedim. Kargo geldiğinde denedim, harika oldu. Gayet de oturdu. Ancak gel gör ki yer çekimine meydan okuyamıyordu kazak. Esnedi, esnedi, esnedi.. Oldu mu XXXL? Kolunu çekiyorum, beli düşüyor, omzumu düzeltiyorum boğazım açılıyor.. Geldiği gün farketmemiştim kazaktaki sınırsız genişleme kapasitesini. Sabah giyiyorum, 2 saat sonra tunik oluveriyor. Yıkanınca normale dönüyor ama adamlar düşünmüş bunu. Tekrar giyilene, giyene eziyet olana kadar normal ebatlarını koruyor. Bir gün boyunca giyip, ebatları maksimum boyutlara geldiğinde terziye götürüp, malzemesinden 3 kazak çıkartmayı planlıyorum sözlük.