bir gökdelenin yüksekliğini barometre ile nasıl bulursun? (neils bohr)
bu soru kopenhag'daki bir üniversitenin fizik sınavından alınmıştır:
"bir gökdelenin yüksekliğini barometre ile nasıl bulursunuz, anlatınız." öğrencilerden birinin cevabı: " barometrenin ucuna bir ip bağlarsınız. sonra gökdelenin tepesinden asıp sallarsınız. barometre yere değdiğinde ipin boyuyla barometrenin boyunun toplamı gökdelenin yüksekliğini verecektir."
bu oldukça orijinal cevap hocayı çileden çıkartmaya yetti ve öğrenci dersten kaldı. öğrenci cevabının doğruluğu konusunda itirazda bulundu ve üniversite durumu çözmek için başka bir hoca gönderdi.
bu noktada öğrenci hakkında ne düşünürdünüz? sizin kararınız ne olurdu?
çocuk kalmalı mı geçmeli mi ?
yeni hoca, cevabın aslında doğru olduğuna fakat kayda değer bir fizik bilgisinin varlığını göstermediğine karar verdi. sorunu çözmek üzere;
öğrencinin en azından asgari bir temel fizik bilgisi olup olmadığını anlamak için ona altı dakika vererek sorunun sözlü cevabını vermesi kararını aldı. ilk beş dakika genç sessizliğe gömüldü. alnı düşünceden kırış kırış olmuştu. hoca zamanın tükenmekte olduğunu hatırlattığında genç çeşitli cevaplarının olduğunu fakat hangisini kullanacağına karar veremediğini söyledi. tekrar acele etmesi tavsiye edilince genç şöyle cevapladı:
"ilk olarak, barometreyi gökdelenin tepesine çıkartıp kenarından aşağı bırakıp yere inene kadar geçen süreyi ölçersiniz. binanın yüksekliği (h=0.5 x g x t x t) formülü uygulanarak hesaplanabilir. fakat barometre için kötü bir seçim..."
"veya güneş parlıyorsa, barometrenin yüksekliğini ölçersiniz. sonra onu bir yere dikip gölge uzunluğunu ve sonra da gökdelen- nin gölge uzunluğunu ölçebilirsiniz. bundan sonrası basit bir orantıyı çözmek olacaktır"
"fakat bu konuda çok bilimsel bir cevap istiyorsanız barometrenin ucuna bir sicim bağlayıp onu bir sarkaç gibi sallandırabilirsiniz; önce yer seviyesinde daha sonra da gökdelenin tepesinde. yüksekliği t= 2 x 3.14 x karekök(l/g) formülünden yararlanarak bulabilirsiniz."
"yahut da gökdelenin dışarısında bir yangın çıkış merdiveni varsa barometreyi bir cetvel gibi kullanarak yukarıya çıkarken gökdelenin boyunu barometre yüksekliği biriminden sayıp bunları toplayabilirsiniz."
"eğer ille de sıkıcı ve ortodoks olmak istiyorsanız, tabii ki barometre ile gökdelenin tepesindeki ve yer seviyesindeki basıncı ölçer milibar cinsinden çıkan farkı feet'e çevirebilirsiniz ve yüksekliği bulursunuz."
"ancak bizler daima zihnin bağımsızlığı ve bilimsel metotlar kullanma konusunda teşvik edildiğimiz içindir ki en iyi yol şüphesiz hademenin kapısını çalmak ve yeni bir barometre isteyip istemediğini sorarak gökdelenin yüksekliğini söylemesi durumunda ona bu barometreyi vereceğimizi söylemek olurdu."
şimdi genci dinledikten sonra hala aynı şeyi mi düşünüyorsunuz? geçmeli mi kalmalı mı?
öğrencinin adı: niels bohr
fizik alanında nobel ödülü kazanan tek danimarka'lı .
normal adam
@normal adam yazar
162
entry
10
takipçi
2
takip edilen
397
beğeni
207
favori
7,452
puan
Uzman Yazar
usturlap
mö 240 -150 vakitleri arasinda appolinius ve hipparkos tarafından keşfedildiği söylenmektedir.
türkçesi birnevi yıldız yakalayan alettir.
ısminden anlaşıldığı gibi yıldızların yerini hesaplamak için kullanılırdı.
ıleri ki dönemlerde batlamyus usturlap kullanmıştır. batlamyustan gören ömer hayyam celali takvimi yaparken usturlaptan yararlanmistir.
teknolojinim günümüzdeki kadar gelişmediği dönemlerde islam alimleri tarafından namaz vakitleri usturlapla hesaplanirdi
türkçesi birnevi yıldız yakalayan alettir.
ısminden anlaşıldığı gibi yıldızların yerini hesaplamak için kullanılırdı.
ıleri ki dönemlerde batlamyus usturlap kullanmıştır. batlamyustan gören ömer hayyam celali takvimi yaparken usturlaptan yararlanmistir.
teknolojinim günümüzdeki kadar gelişmediği dönemlerde islam alimleri tarafından namaz vakitleri usturlapla hesaplanirdi
su kasidesi
fuzuli tarafından fahri kainat (sav)'e yazılmış kasidedir.
saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlare su
kim bu denli tutuşan odlare kılmaz çare su
âb-gûndur günbed-i devvar rengi bilmezem
ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvare su
zevk-i tiğinden aceb yok olsa gönlüm çak çak
kim mürur ilen bırakır rahneler divare su
suya versin bağ-ban gül-zarı zahmet çekmesin
bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gül-zare su
ohşadabilmez gubarını muhharir hattına
hame tek bakmaktan inse gözlerine kare su
arızın yadiyhle nem-nak olsa müjganım nola
zayi olmaz gül temennasiyle vermek hare su
hayret ilen parmağın dişler kim etse istima
parmağından verdiği şiddet günü ensar'e su
eylemiş her katreden bin bahr-i rahmet mevc-hiz
el sunup urgaç vuzu için gül-i ruhsare su
hâk-i payine yetem der ömrlerdir muttasil
başini taştan taşa urup gezer avare su
zerre zerre hâk-i der-gâhina ister sala nûr
dönmez ol der-gâhtan ger olsa pâre pâre su
zikr-i na'tin virdini derman bilir ehl-i hatâ
eyle kim def'-i humar için içer mey-hâre su
yâ habibu'llah yâ hayru'l-beşer müştâkinim
eyle kim leb-teşneler yanip diler hemvâre su
sensin ol bahr-i keramet kim şeb-i mirâc'da
şeb-nem-i feyzin yetirmiş sâbit ü seyyâre su
bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânıma
var ümîdim ebr-i ihsânın sepe ol nâre su
yümn-i na'tinden güher olmuş fuzûli sözleri
ebr-i nîsandan dönen tek lü'lü-i şeh-vâre su
hâb-i gafletten olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
hâb-ı hasretten dökende dîde-i bîdâre su
umduğum oldur ki rûz-i haşr mahrûm olmayam
çeşme-i vaslın vere ben teşne-i dîdâre su
gam günü etme dil-i bîmârdan tiğin diriğ
hayrdır vermek karanu gecede bîmâre su
iste peykânın gönül hecrinde şevkim sâkin et
susuzum bir kez bu sahrâda benim'çün ara su
ben lebin müştâkiyim zühhâd kevser tâlibi
nitekim meste mey içmek hoş gelir huş-yâre su
ravza-i kûyuna her dem durmayıp eyler güzâr
aşık olmuş gâliba ol serv-i hoş-reftare su
su yolun ol kûydan toprağ olup tutsam gerek
çün rakîbimdir dahi ol kûya koyman vâre su
dest-busı arzusiyle ger ölsem dostlar
kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su
içmek ister bölübülün kanın meger bir reng ile
gül budağının mizâcına gire kurtare su
tînet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
iktida kılmış tarîk-i ahmed-i muhtâr'e su
seyyid-i nev'-i beşer deryâ-yi dürr-i istifâ
kim sepiptir mu'cizâtı âteş-i eşrâre su
kılmak için tâze gül-zâr-i nübüvvet revnâkın
mu'cizinden eylemiş izhâr seng-i hâre su
mu'cizi bir bahr-i bî-pâyân imiş âlemde kim
yetmiş andan bin bin âteş-hâne-i küffâre su
saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlare su
kim bu denli tutuşan odlare kılmaz çare su
âb-gûndur günbed-i devvar rengi bilmezem
ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvare su
zevk-i tiğinden aceb yok olsa gönlüm çak çak
kim mürur ilen bırakır rahneler divare su
suya versin bağ-ban gül-zarı zahmet çekmesin
bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gül-zare su
ohşadabilmez gubarını muhharir hattına
hame tek bakmaktan inse gözlerine kare su
arızın yadiyhle nem-nak olsa müjganım nola
zayi olmaz gül temennasiyle vermek hare su
hayret ilen parmağın dişler kim etse istima
parmağından verdiği şiddet günü ensar'e su
eylemiş her katreden bin bahr-i rahmet mevc-hiz
el sunup urgaç vuzu için gül-i ruhsare su
hâk-i payine yetem der ömrlerdir muttasil
başini taştan taşa urup gezer avare su
zerre zerre hâk-i der-gâhina ister sala nûr
dönmez ol der-gâhtan ger olsa pâre pâre su
zikr-i na'tin virdini derman bilir ehl-i hatâ
eyle kim def'-i humar için içer mey-hâre su
yâ habibu'llah yâ hayru'l-beşer müştâkinim
eyle kim leb-teşneler yanip diler hemvâre su
sensin ol bahr-i keramet kim şeb-i mirâc'da
şeb-nem-i feyzin yetirmiş sâbit ü seyyâre su
bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânıma
var ümîdim ebr-i ihsânın sepe ol nâre su
yümn-i na'tinden güher olmuş fuzûli sözleri
ebr-i nîsandan dönen tek lü'lü-i şeh-vâre su
hâb-i gafletten olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
hâb-ı hasretten dökende dîde-i bîdâre su
umduğum oldur ki rûz-i haşr mahrûm olmayam
çeşme-i vaslın vere ben teşne-i dîdâre su
gam günü etme dil-i bîmârdan tiğin diriğ
hayrdır vermek karanu gecede bîmâre su
iste peykânın gönül hecrinde şevkim sâkin et
susuzum bir kez bu sahrâda benim'çün ara su
ben lebin müştâkiyim zühhâd kevser tâlibi
nitekim meste mey içmek hoş gelir huş-yâre su
ravza-i kûyuna her dem durmayıp eyler güzâr
aşık olmuş gâliba ol serv-i hoş-reftare su
su yolun ol kûydan toprağ olup tutsam gerek
çün rakîbimdir dahi ol kûya koyman vâre su
dest-busı arzusiyle ger ölsem dostlar
kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su
içmek ister bölübülün kanın meger bir reng ile
gül budağının mizâcına gire kurtare su
tînet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
iktida kılmış tarîk-i ahmed-i muhtâr'e su
seyyid-i nev'-i beşer deryâ-yi dürr-i istifâ
kim sepiptir mu'cizâtı âteş-i eşrâre su
kılmak için tâze gül-zâr-i nübüvvet revnâkın
mu'cizinden eylemiş izhâr seng-i hâre su
mu'cizi bir bahr-i bî-pâyân imiş âlemde kim
yetmiş andan bin bin âteş-hâne-i küffâre su
neptün
bir hayranlıkla baktığım daha doğrusu bakakaldigim gezegendir.
neptunun keşfi uranus sayesindedir.
uranusun dengesiz ve tutarsız hareketleri ardinda sebep arayan bilim adamlari neptunu kesfetmistir.
sayısal bilgileri ise ;
güneş'ten ort. uzaklığı 4,503,443,661 km / 30.1 ab
yörünge periyodu 60,190 gün (164.79 yıl)
ort. yörünge hızı 5.43 km/sn
eğiklik 1.767975° (güneş ekvatoruna göre 6.43°)
ekvatoral çap 49,528 km (3.883 dünya çapı)
kutup çapı 48,682 km (3.829 dünya çapı)
yüzey alanı 7.6408×109 km2 (14.98 dünya yüzeyi)
hacim 6.254×10^13 km3 (57.74 dünya hacmi)
kütle 1.0243×10^26 kg (17.147 dünya kütlesi)
ekvatoral yerçekimi 11.15 m/s2 (1.14 g)
kaçış hızı 23.5 km/sn
dönme periyodu 0.6713 gün
dönme hızı 2.68 km/sn (9,660 km/saat) (ekvatorda)
eksen eğikliği 28.32°
atmosfer bileşimi:
hidrojen %80±3.2
helyum %19±3.2
metan %1.5±0.5
etan~%0.00015
dev bir hidrojen ve helyum topu olan neptün'e mavi rengini metan gazı veriyor. ama bu kadar mavi olması için metan gazı tek başına yeterli bir bileşen değil. bunun için başka bir bileşen gerekli ama, biz bunu henüz bilmiyoruz. tabii tek gizem rengi değil. neptün güneş sistemi'nin en güçlü rüzgarlarına sahip. bu rüzgarlara sebep olan bir şey var ve bu gizemini koruyor. aynı zamanda neptün kısa sürede yok olan devasa koyu lekelere sahip, bu da bir diğer şaşırtıcı olay.
bu lekeler ve atmosfer olayları 2.100km/s'e varan hızlara sahip, güneş sistemi'ndeki en güçlü rüzgarlar tarafından gerçekleşir ve lekeler kısa zaman dilimleri içerisinde şaşırtıcı bir şekilde yok olur. örneğin; 1989'daki voyager 2'nin yakın geçişi sırasında gezegenin güney yarım küresinde jüpiter'deki büyük kırmızı lekeye benzer bir büyük kara leke vardı (lekeye bu yaratıcı ismi nasa'nın voyager görev ekibi verdi). büyük kara leke, yaklaşık dünya boyutundaydı ama o leke aslında neptün atmosferinin derinliklerine açılan, daha alt katmanlardaki koyu bulutları görmemizi sağlayan ve bu şekilde koyu görünen bir delikti. ilk olarak voyager aracının gözlemlediği bu lekeyi 1994'de nasa yörüngedeki teleskobu hubble'ı neptün'e çevirerek tekrar gözlemlemek istedi fakat, lekenin 5 yıl içerisinde ortadan kaybolduğunu gördü.
neptunun keşfi uranus sayesindedir.
uranusun dengesiz ve tutarsız hareketleri ardinda sebep arayan bilim adamlari neptunu kesfetmistir.
sayısal bilgileri ise ;
güneş'ten ort. uzaklığı 4,503,443,661 km / 30.1 ab
yörünge periyodu 60,190 gün (164.79 yıl)
ort. yörünge hızı 5.43 km/sn
eğiklik 1.767975° (güneş ekvatoruna göre 6.43°)
ekvatoral çap 49,528 km (3.883 dünya çapı)
kutup çapı 48,682 km (3.829 dünya çapı)
yüzey alanı 7.6408×109 km2 (14.98 dünya yüzeyi)
hacim 6.254×10^13 km3 (57.74 dünya hacmi)
kütle 1.0243×10^26 kg (17.147 dünya kütlesi)
ekvatoral yerçekimi 11.15 m/s2 (1.14 g)
kaçış hızı 23.5 km/sn
dönme periyodu 0.6713 gün
dönme hızı 2.68 km/sn (9,660 km/saat) (ekvatorda)
eksen eğikliği 28.32°
atmosfer bileşimi:
hidrojen %80±3.2
helyum %19±3.2
metan %1.5±0.5
etan~%0.00015
dev bir hidrojen ve helyum topu olan neptün'e mavi rengini metan gazı veriyor. ama bu kadar mavi olması için metan gazı tek başına yeterli bir bileşen değil. bunun için başka bir bileşen gerekli ama, biz bunu henüz bilmiyoruz. tabii tek gizem rengi değil. neptün güneş sistemi'nin en güçlü rüzgarlarına sahip. bu rüzgarlara sebep olan bir şey var ve bu gizemini koruyor. aynı zamanda neptün kısa sürede yok olan devasa koyu lekelere sahip, bu da bir diğer şaşırtıcı olay.
bu lekeler ve atmosfer olayları 2.100km/s'e varan hızlara sahip, güneş sistemi'ndeki en güçlü rüzgarlar tarafından gerçekleşir ve lekeler kısa zaman dilimleri içerisinde şaşırtıcı bir şekilde yok olur. örneğin; 1989'daki voyager 2'nin yakın geçişi sırasında gezegenin güney yarım küresinde jüpiter'deki büyük kırmızı lekeye benzer bir büyük kara leke vardı (lekeye bu yaratıcı ismi nasa'nın voyager görev ekibi verdi). büyük kara leke, yaklaşık dünya boyutundaydı ama o leke aslında neptün atmosferinin derinliklerine açılan, daha alt katmanlardaki koyu bulutları görmemizi sağlayan ve bu şekilde koyu görünen bir delikti. ilk olarak voyager aracının gözlemlediği bu lekeyi 1994'de nasa yörüngedeki teleskobu hubble'ı neptün'e çevirerek tekrar gözlemlemek istedi fakat, lekenin 5 yıl içerisinde ortadan kaybolduğunu gördü.
kirchoff kanunu
kirchoff kanunu seri , paralel ve karışık devrelerde kullanılan ohm kanunu tamamlayıcı nitelik taşıyan kanundur.
kirchoff kanunu 2 ye ayrılır:
1- kirchoff akım kanunu
2-kirchoff gerilim kanunu
kak ;
paralel olarak bağlanmış dirençlerin üzerinden geçen akımların toplamı, devreden geçen toplam akıma eşittir. ıt = ı1 + ı2 +…+ ın [a]
yani daha net anlatmak gerekirse;
paralel bağlı bir direnç devresinde bir noktaya gelen akımların toplamı o noktadan giden akımların toplamına eşittir.
(ı gelen = ı giden)
kgk;
kapalı bir elektrik devresine uygulanan gerilim, bu devrede yer alan alıcılar üzerinde düşen gerilimlerin toplamıdır.
kirchoff kanunu 2 ye ayrılır:
1- kirchoff akım kanunu
2-kirchoff gerilim kanunu
kak ;
paralel olarak bağlanmış dirençlerin üzerinden geçen akımların toplamı, devreden geçen toplam akıma eşittir. ıt = ı1 + ı2 +…+ ın [a]
yani daha net anlatmak gerekirse;
paralel bağlı bir direnç devresinde bir noktaya gelen akımların toplamı o noktadan giden akımların toplamına eşittir.
(ı gelen = ı giden)
kgk;
kapalı bir elektrik devresine uygulanan gerilim, bu devrede yer alan alıcılar üzerinde düşen gerilimlerin toplamıdır.
big bang
big bang en son hatırladığım kadarıyla teoriydi.
zamanın kisa tarihi adlı kitabında stephen hawking big bang teorisini savunur.
savunmayi anlatmadan önce yaraticinin var olduğuna inanmayan hawking big bang mantikli gelince yaraticiya inanmıştır ama hangisine ? bilmiyorum.
velhasili kelam big bang temelinde yatan ana durum şudur ; kainattaki her şey 1 nokta halinde idi bir anda sacilmaya başladı.
sonra evren genislemeye başladı .
gezegenler ,yıldızlar, karadelikler ve bir sürü şey oluştu.
yalnız big bangte şöyle bir durum söz konusu ilk başta sacildik iyi guzel ama nasıl ?
hawking bu kisimda yaraticiya inanır.
tanrının eli dokundu , diye düşünür .
tanrının eli dokunup genişlemeye başlayan evren sürekli genislemeyecektir.
ılk andaki genisleme ile şimdiki genisleme bir değil sebebi ise kütle çekim. her geçen gün biraz daha azalmakta olan genişleme ileride kütle çekime mağlup olacak ve tekrar 1 nokta haline gelinecegi savunulur.
zamanın kisa tarihi adlı kitabında stephen hawking big bang teorisini savunur.
savunmayi anlatmadan önce yaraticinin var olduğuna inanmayan hawking big bang mantikli gelince yaraticiya inanmıştır ama hangisine ? bilmiyorum.
velhasili kelam big bang temelinde yatan ana durum şudur ; kainattaki her şey 1 nokta halinde idi bir anda sacilmaya başladı.
sonra evren genislemeye başladı .
gezegenler ,yıldızlar, karadelikler ve bir sürü şey oluştu.
yalnız big bangte şöyle bir durum söz konusu ilk başta sacildik iyi guzel ama nasıl ?
hawking bu kisimda yaraticiya inanır.
tanrının eli dokundu , diye düşünür .
tanrının eli dokunup genişlemeye başlayan evren sürekli genislemeyecektir.
ılk andaki genisleme ile şimdiki genisleme bir değil sebebi ise kütle çekim. her geçen gün biraz daha azalmakta olan genişleme ileride kütle çekime mağlup olacak ve tekrar 1 nokta haline gelinecegi savunulur.
yıldız
yıldızlar, gökadalardaki moleküler bulutların görece yüksek yoğunluklu olan kısımlarının çökmesiyle oluşur. bu bölgelerdeki moleküllerin birbirleriyle çarpışmaları sırasında hareket enerjilerinin bir kısmı moleküllerin içsel enerjisine (moleküllerin titreşimlerinden ve dönüşlerinden kaynaklanan enerjisine) aktarılır. böylece uyarılmış duruma geçen moleküller, temel enerji seviyelerine geri dönerken sahip oldukları içsel enerjinin bir kısmını kızılötesi ışık olarak yayar. enerjinin elektromanyetik dalgalarla (ışıkla) moleküler bulutun dışına taşınmasıyla yüksek yoğunluklu bölgenin sıcaklığı düşer. moleküler bulutun kendi iç basıncının kendi kütleçekimini dengeleyememesi sonucu, bulut çökmeye başlar. zamanla yoğunluğun artmasıyla ışığın dışarıya kaçması zorlaşır. çünkü ışığın büyük kısmı moleküller tarafından soğurulur. böylece bulutun iç kısımlarının sıcaklığı artmaya başlar. en sıcak bölge olan merkezin sıcaklığı 2000 kelvin'i aştığı zaman hidrojen molekülleri (h2) hidrojen atomlarına ayrışmaya başlar. daha sonra hidrojen ve helyum atomları iyonlaşır. bu ısınma aşaması bulutun kendi iç basıncı kendi kütleçekimini dengeleyene kadar devam eder. böylece bir önyıldız oluşur. bu önyıldız zaman içinde ışıma yoluyla enerji kaybederek küçülmeye ve ısınmaya devam eder. merkezin sıcaklığı belirli bir değerin üzerine ulaştığı zaman çekirdek tepkimeleri gerçekleşmeye başlar ve böylece bir yıldız oluşur.
astrofizik
astrofizik kabaca, gökyüzünde gördüğümüz cisimlerin fiziğini inceler. bazen astronomi ile aynı anlamı taşırken bazı yerlerde de astronomiden ayrı olarak görebilirsiniz. bu konuda bir fikir birliği bulunmamaktadır. genel olarak astrofizik; yıldızlar, gezegenler, göktaşları gibi cisimlerin oluşumlarını ve bunların fiziksel doğalarını inceler. örneğin yıldızların oluşumu, iç yapıları ve evrimleri astrofiziğin birer konusudur. daha detaylı olarak ilgilendiği birkaç başlık: iç yapıda gerçekleşen nükleer reaksiyonlar, gerçekleşen olayların termodinamik açıdan incelenmesi, yıldıza dair bilgilerin astrosismoloji kullanılarak belirlenlenmesi, evrimlerin hangi mekanizmalar tarafından tetiklendiği, yıldızları birbirinden ayıran parametrelerin neler olduğu ve bunların dağılımları, gezegenlerin iç yapıları, manyetosferler, atmosferler, radyatif süreçler astrofizik kapsamında değerlendirilen konulardır.
evrim
evrim teorisi (bildiklerimi yazacağım yanlisim varsa düzeltin )
temeli suya dayanir.
dinci kesim tarafindan evrim nedense allaha şirk olarak görülüyor neredeyse .
neyse bunu yazının sonuna doğru tartisicaz.
simdi ilk enerji üreten canlinin oluşması ile olur evrimin başlangıcı.
bu canlı ise mitokondri olduğu savunulur .
çünkü mitokondrinin kendi rna ve dnasi bulunmaktadir.
mitokondriden sonra çok yavaş bir şekilde insana doğru gider evrilme süreci.
peki mitokondri nasıl oluştu ilk başta.
bugün doğal şartlar altında sadece basit bir amino asitin oluşma ihtimali 1/2^500 .
cok cok cok düşük bir ihtimal ama var mi ? var.
denk gelen var mı ? var.
nasil denk gelen ?
bilim adaminin ismini hatirlamiyorum ama biyoloji
hocamiz anlatmıştı .
bir tane bilim adami evrimin olabileceği koşulları sağlamış ve beklemiş . ( dünyanın tahmini eski halini yorumlayarak denemiş. )
uzun bir süre sonra sadece 1 kere amino asit olusumuna şahit olmuş bir daha hiç olmamış ömrü boyunca.
bu duruma hurafe diyenler de var .
belki şehir efsanesidir.
fakat en başa gelirsek dünyanın ilk oluştuğu vakitlerin biraz ilerisine .
atmosfer basıncı farklı ortamdaki gaz miktarları farklı bir çok cevresel etmen farklı .
bugün güneş cekirdeginde füzyon tepkimesi ile hidrojenler helyuma dönüşebiliyorsa o gün dünyanın atm basinci gaz oranları vs bir çok etmen amino asit oluşumuna el vermiş olabilir.
evrim mümkün olabilir lakin bu evrim teorisidir.
belki bu yanlıştır kesin bir bilgiye sahip değilim, değiliz .
buna karşı gelen müslümanları anlayışla karsilarim.
çünkü hz adem ilk insan olarak yaratilip dünyaya gönderilmiş.
benim inancimda bu .
lakin evrim bundan ibaret değildir.
evrim ayni zamanda doğal seleksiyon içerir.
burada dine aykırı bir kısım yoktur.
hatta doğanın kanunudur.
güçlü olan hayatta kalır demek doğal seleksiyon.
örnek olarak aslan ve ceylanları verelim. ceylanların güçsüz ve yavaşlarını aslanlar yiyecektir. bu yüzden sadece hızlı ceylanlar çiftleşme mevsimine kadar yaşayabilir. ama aslanlarda da durum aynıdır. hızlı koşamayan aslan aç kalır ve ölür böylece hızlılar çiftleşebilir artık yeni nesil daha hızlıdır. ama aslanlar hızlandığı için artık hızlı olan ceylanlardan bazıları yavaş sayılmaya başlar. bu şekilde her iki tür de hızlanır.
temeli suya dayanir.
dinci kesim tarafindan evrim nedense allaha şirk olarak görülüyor neredeyse .
neyse bunu yazının sonuna doğru tartisicaz.
simdi ilk enerji üreten canlinin oluşması ile olur evrimin başlangıcı.
bu canlı ise mitokondri olduğu savunulur .
çünkü mitokondrinin kendi rna ve dnasi bulunmaktadir.
mitokondriden sonra çok yavaş bir şekilde insana doğru gider evrilme süreci.
peki mitokondri nasıl oluştu ilk başta.
bugün doğal şartlar altında sadece basit bir amino asitin oluşma ihtimali 1/2^500 .
cok cok cok düşük bir ihtimal ama var mi ? var.
denk gelen var mı ? var.
nasil denk gelen ?
bilim adaminin ismini hatirlamiyorum ama biyoloji
hocamiz anlatmıştı .
bir tane bilim adami evrimin olabileceği koşulları sağlamış ve beklemiş . ( dünyanın tahmini eski halini yorumlayarak denemiş. )
uzun bir süre sonra sadece 1 kere amino asit olusumuna şahit olmuş bir daha hiç olmamış ömrü boyunca.
bu duruma hurafe diyenler de var .
belki şehir efsanesidir.
fakat en başa gelirsek dünyanın ilk oluştuğu vakitlerin biraz ilerisine .
atmosfer basıncı farklı ortamdaki gaz miktarları farklı bir çok cevresel etmen farklı .
bugün güneş cekirdeginde füzyon tepkimesi ile hidrojenler helyuma dönüşebiliyorsa o gün dünyanın atm basinci gaz oranları vs bir çok etmen amino asit oluşumuna el vermiş olabilir.
evrim mümkün olabilir lakin bu evrim teorisidir.
belki bu yanlıştır kesin bir bilgiye sahip değilim, değiliz .
buna karşı gelen müslümanları anlayışla karsilarim.
çünkü hz adem ilk insan olarak yaratilip dünyaya gönderilmiş.
benim inancimda bu .
lakin evrim bundan ibaret değildir.
evrim ayni zamanda doğal seleksiyon içerir.
burada dine aykırı bir kısım yoktur.
hatta doğanın kanunudur.
güçlü olan hayatta kalır demek doğal seleksiyon.
örnek olarak aslan ve ceylanları verelim. ceylanların güçsüz ve yavaşlarını aslanlar yiyecektir. bu yüzden sadece hızlı ceylanlar çiftleşme mevsimine kadar yaşayabilir. ama aslanlarda da durum aynıdır. hızlı koşamayan aslan aç kalır ve ölür böylece hızlılar çiftleşebilir artık yeni nesil daha hızlıdır. ama aslanlar hızlandığı için artık hızlı olan ceylanlardan bazıları yavaş sayılmaya başlar. bu şekilde her iki tür de hızlanır.
higgs bozonu
namı diğer tanrı parçacığı.
tam olarak parçacıktan ziyade mekanizmadır.
cernde yapılan deneylerde varlığı kanıtlanmıştır.
higgs bozonu enerjiyi kütleye çeviren mekanizma olarak geçer.
bir anda boşlukta cisim belirmesi gibi bir durum söz konusu .
buna ise higgs bozonu demişler peki neden bu kadar önemli keşfedilmesi.
bir yerde dolaşırken okumuştum.
şöyle ki ;
----evrenin başlangıç koşullarında bir 'süper simetri' olduğuna inanılıyor. bu simetri bir biçimde ve higgs'in de katkısıyla bozuldu, o sayede evren ve bizler var olabildik. higgs bozonu olmasaydı, o zaman bizim evrendeki varlığımızı açıklayacak, parçacıkların neden ve nasıl kütle sahibi olduğuna herkesi ikna edip kanıtlanabilecek yeni bir teoriye ihtiyacımız olacaktı.----
yani varlığımızı higgs bozonuna borçuluyuz desek yeridir.
tam olarak parçacıktan ziyade mekanizmadır.
cernde yapılan deneylerde varlığı kanıtlanmıştır.
higgs bozonu enerjiyi kütleye çeviren mekanizma olarak geçer.
bir anda boşlukta cisim belirmesi gibi bir durum söz konusu .
buna ise higgs bozonu demişler peki neden bu kadar önemli keşfedilmesi.
bir yerde dolaşırken okumuştum.
şöyle ki ;
----evrenin başlangıç koşullarında bir 'süper simetri' olduğuna inanılıyor. bu simetri bir biçimde ve higgs'in de katkısıyla bozuldu, o sayede evren ve bizler var olabildik. higgs bozonu olmasaydı, o zaman bizim evrendeki varlığımızı açıklayacak, parçacıkların neden ve nasıl kütle sahibi olduğuna herkesi ikna edip kanıtlanabilecek yeni bir teoriye ihtiyacımız olacaktı.----
yani varlığımızı higgs bozonuna borçuluyuz desek yeridir.
17 ağustos 1999 depremi
allah burada veya olmayan aile veya erbabından herhangi birini kaybeden kişilere allah sabır ve rahmet etsin.
lakin bu bu depremle ilgili komplo teorileri var.
bu teorilerden birisi ise teslanın haarp(high frequency active auroral research program) teknolojisi adı altında yapay deprem oluşturma durumudur.
bir iki yazı paylaşıcak olursam ;
---haarp teknolojisi elf adı verilen çok düşük frekanslı ama çok yüksek güce sahip elektromanyetik dalgalardır. nikola tesla atmosferin iyonosfer tabakasının bir ayna gibi kullanılabileceğini ve üretilen elektriğin bu tabakadan tüm dünyaya bedava dağıtılabileceğini söylemiştir. elektriği bedava dağıtma fikrinden hoşlanmayan girişimciler nikola tesla'ya parasal desteklerini tümüyle kesmişlerdir. parasal destek kesilmese bugün muhtemelen tüm dünya'da ücretsiz elektrik kullanılıyor olacaktı. haarp deprem makinesi aslında dev bir osilatör görevi gören bir cihazdır. çok büyük akımları, iyonosfer ve uygular aracılığıyla istenilen bölgede odaklayarak kırılması beklenen enerji birikimi bulunan bir fay hattının erken ve şiddetli şekilde kırılmasına dayanır. tabi sadece bu görevi görmez. haarp makinesiyle iyonosferi kullanarak atmosferin herhangi bir bölgesi ısıtılarak ve çeşitli güçlerde elektromanyetik titreşimler uygulanarak meteorolojik değişimler elde edilebilir. hortum, kasırga, şiddetli yağış meydana getirilebilir.---
ve neden doğal olmadığını ise şu yazı biraz ipucu veriyor.
---1999 depreminin haarp makinesinin ilk deneyi olduğu düşünülmektedir. bu düşünceye neden olan dönemin başbakanı bülent ecevit'in “depremi amerika mı yaptı? araştırılsın…” sözüdür. bununla birlikte dönemin kandilli rasathane müdür prof. dr. mete ışıkara'ya telefon açarak “bu yapay bir deprem olabilir mi?” sorusunu sorması ayrı bir noktadır. depremin tam başladığı nokta 1999 marmara depreminde haber kanalarında gösterilmiştir. bu depremin tam olarak başladığı bir nokta vardır, bölge değil!!!
normalde depremler daha geniş bir bölgede başlarlar. başlangıç etki alanları 5 metre genişliğinde 3 metre derinliğinde bir çukur olamaz. üstelik bu çukurun tam olarak gölcük donanmasında bulunuyor olması haarp projesi 1999 depremi arasında güçlü bir bağlantıya neden olmuştur. o gece gölcük donanmasında üst düzey abd'li ve israilli komutanların olması artı bir şüphe nedeni olmuştur. bununla birlikte 1999 marmara depreminin hemen sonrasında gölcük bölgesinin dalışa yasaklanması da şüpheleri haarp deprem silahı kullanıldı mı? sorusuna odaklamıştır. aynı dönemde yardım bahanesiyle rusya'nın bölgeye askeri bir gemi göndermesi bir başka ipucu sunmaktadır.---
lakin bu bu depremle ilgili komplo teorileri var.
bu teorilerden birisi ise teslanın haarp(high frequency active auroral research program) teknolojisi adı altında yapay deprem oluşturma durumudur.
bir iki yazı paylaşıcak olursam ;
---haarp teknolojisi elf adı verilen çok düşük frekanslı ama çok yüksek güce sahip elektromanyetik dalgalardır. nikola tesla atmosferin iyonosfer tabakasının bir ayna gibi kullanılabileceğini ve üretilen elektriğin bu tabakadan tüm dünyaya bedava dağıtılabileceğini söylemiştir. elektriği bedava dağıtma fikrinden hoşlanmayan girişimciler nikola tesla'ya parasal desteklerini tümüyle kesmişlerdir. parasal destek kesilmese bugün muhtemelen tüm dünya'da ücretsiz elektrik kullanılıyor olacaktı. haarp deprem makinesi aslında dev bir osilatör görevi gören bir cihazdır. çok büyük akımları, iyonosfer ve uygular aracılığıyla istenilen bölgede odaklayarak kırılması beklenen enerji birikimi bulunan bir fay hattının erken ve şiddetli şekilde kırılmasına dayanır. tabi sadece bu görevi görmez. haarp makinesiyle iyonosferi kullanarak atmosferin herhangi bir bölgesi ısıtılarak ve çeşitli güçlerde elektromanyetik titreşimler uygulanarak meteorolojik değişimler elde edilebilir. hortum, kasırga, şiddetli yağış meydana getirilebilir.---
ve neden doğal olmadığını ise şu yazı biraz ipucu veriyor.
---1999 depreminin haarp makinesinin ilk deneyi olduğu düşünülmektedir. bu düşünceye neden olan dönemin başbakanı bülent ecevit'in “depremi amerika mı yaptı? araştırılsın…” sözüdür. bununla birlikte dönemin kandilli rasathane müdür prof. dr. mete ışıkara'ya telefon açarak “bu yapay bir deprem olabilir mi?” sorusunu sorması ayrı bir noktadır. depremin tam başladığı nokta 1999 marmara depreminde haber kanalarında gösterilmiştir. bu depremin tam olarak başladığı bir nokta vardır, bölge değil!!!
normalde depremler daha geniş bir bölgede başlarlar. başlangıç etki alanları 5 metre genişliğinde 3 metre derinliğinde bir çukur olamaz. üstelik bu çukurun tam olarak gölcük donanmasında bulunuyor olması haarp projesi 1999 depremi arasında güçlü bir bağlantıya neden olmuştur. o gece gölcük donanmasında üst düzey abd'li ve israilli komutanların olması artı bir şüphe nedeni olmuştur. bununla birlikte 1999 marmara depreminin hemen sonrasında gölcük bölgesinin dalışa yasaklanması da şüpheleri haarp deprem silahı kullanıldı mı? sorusuna odaklamıştır. aynı dönemde yardım bahanesiyle rusya'nın bölgeye askeri bir gemi göndermesi bir başka ipucu sunmaktadır.---
zamanda yolculuk
zamanda yolculuk hakkında çok yazı okumuşumdur.
herkesin ortak teorisi ise ışıktan hızlı bir roket ile uzaklara gidip muhteşem bir teleskopla dünyaya baktığımız zaman geçmişi görürüz lakin sadece görürüz , gitmek mümkün değildir.
zaman bir nehirdir sadece ileri kulaç atabiliriz.
yani geçmişe değil geleceğe gidebiliriz.
zaten bulunduğumuz zamanda şimdiki zaman diye bir durumun olması çok saçmadır.
çünkü şimdiki zaman her zaman geçmiş zamandır.
şöyle düşünelim zaman uzunlamasına bir çizgi olsun biz tam ortada olalım .
tam ortadan kendimizi soyutladığımız zaman ( bazı fiziki araçlarla ) gelecek ve geçmişi zamanı görebiliriz,
ama dahil olamayız çünkü dahil olursak çıkmaza düşeriz .
-bunla ilgili bir film ,predestination, vardı. izlenemisini tavsiye ederim.-
çünkü dedemi öldürürsem babam olmaz babam olmazsa ben olmam gibi bir paradoksa düşüyoruz.
ama geleceğe gitmekte bir sıkıntı yok çünkü zaten bilmiyoruz.
zaten geleceği biz şekillendiriyoruz ama şöyle bir durum olması da lazım zaman ile bizim hareketimiz aynı anda oluyorsa geleceğe gidemeyiz çünkü gelecek bir diye bir şey olamazç
çünkü daha zaman ileri gitmedi, aynı yer deyiz.
aslında zaman= ışık olduğu için ışığın oraya çoktan varması lazım durumların yaşanması lazım bizim ekstradan müdahil olmamız lazım böyle bir durumda söz konusu olabilecek gibi değil çünkü ışığında daha geleceğe gitmediğini düşünürsek .
zamanda yolculuğun olmadığını düşünürüz.
fakat benim inancıma göre eğer hayal edebiliyorsak yapabiliriz diye düşünüyorum .
benim dar bakış açımdan daha farklı işliyorsa işler yani biz aslında yavaş olanız ve zaman bizden önce akmış gitmiş ve ışık bizi gelecekte bekliyorsa geleceğe gitmek mümkün olur.
fakat şuandan eminim ki ilk geleceğe giden insanlar muhakkak delirecektir.
herkesin ortak teorisi ise ışıktan hızlı bir roket ile uzaklara gidip muhteşem bir teleskopla dünyaya baktığımız zaman geçmişi görürüz lakin sadece görürüz , gitmek mümkün değildir.
zaman bir nehirdir sadece ileri kulaç atabiliriz.
yani geçmişe değil geleceğe gidebiliriz.
zaten bulunduğumuz zamanda şimdiki zaman diye bir durumun olması çok saçmadır.
çünkü şimdiki zaman her zaman geçmiş zamandır.
şöyle düşünelim zaman uzunlamasına bir çizgi olsun biz tam ortada olalım .
tam ortadan kendimizi soyutladığımız zaman ( bazı fiziki araçlarla ) gelecek ve geçmişi zamanı görebiliriz,
ama dahil olamayız çünkü dahil olursak çıkmaza düşeriz .
-bunla ilgili bir film ,predestination, vardı. izlenemisini tavsiye ederim.-
çünkü dedemi öldürürsem babam olmaz babam olmazsa ben olmam gibi bir paradoksa düşüyoruz.
ama geleceğe gitmekte bir sıkıntı yok çünkü zaten bilmiyoruz.
zaten geleceği biz şekillendiriyoruz ama şöyle bir durum olması da lazım zaman ile bizim hareketimiz aynı anda oluyorsa geleceğe gidemeyiz çünkü gelecek bir diye bir şey olamazç
çünkü daha zaman ileri gitmedi, aynı yer deyiz.
aslında zaman= ışık olduğu için ışığın oraya çoktan varması lazım durumların yaşanması lazım bizim ekstradan müdahil olmamız lazım böyle bir durumda söz konusu olabilecek gibi değil çünkü ışığında daha geleceğe gitmediğini düşünürsek .
zamanda yolculuğun olmadığını düşünürüz.
fakat benim inancıma göre eğer hayal edebiliyorsak yapabiliriz diye düşünüyorum .
benim dar bakış açımdan daha farklı işliyorsa işler yani biz aslında yavaş olanız ve zaman bizden önce akmış gitmiş ve ışık bizi gelecekte bekliyorsa geleceğe gitmek mümkün olur.
fakat şuandan eminim ki ilk geleceğe giden insanlar muhakkak delirecektir.
sayılar
bugün kullanılan sayılar 8. yüzyıla dayanan bir tarihçesi vardır.
hayatımıza bu kolaylığı sokan şahsiyet ise ibni harezmidir.
şunu da söylemek lazım bu hayatta olan bütün bilimler neredeyse geometri sayesinde keşfedilmiştir, bunlara sayılar da dahil olmaktadır.
şöyle bir görsel kafamızda daha iyi yer eder.
hayatımıza bu kolaylığı sokan şahsiyet ise ibni harezmidir.
şunu da söylemek lazım bu hayatta olan bütün bilimler neredeyse geometri sayesinde keşfedilmiştir, bunlara sayılar da dahil olmaktadır.
şöyle bir görsel kafamızda daha iyi yer eder.

osmancık
tarık bugranin beni ağlatan kitabıdır.
salt tarih icermez biraz kurgu biraz dram barındırır.
osmanlının kuruluşunu anlatan ve osman beyin hayatina odaklanan bir kitaptır.
hakiki aşkın parçacıkları görünür.
bursanin fethinden bahseder azıcık.
kaliteli bir kitaptır .
ınsanda milliyetçilik duygusunu kabartabilir.
okunmasını kesinlikle tavsiye ederim.
salt tarih icermez biraz kurgu biraz dram barındırır.
osmanlının kuruluşunu anlatan ve osman beyin hayatina odaklanan bir kitaptır.
hakiki aşkın parçacıkları görünür.
bursanin fethinden bahseder azıcık.
kaliteli bir kitaptır .
ınsanda milliyetçilik duygusunu kabartabilir.
okunmasını kesinlikle tavsiye ederim.
cantor paradoksu
cantor paradoksu anlaması oldukça basit, çözümsüz (gerçek) bir paradoks. adını alman matematikçi georg cantor'dan alan paradoks “sonsuzluk” kavramını yeniden sorgulatıyor. iki sonsuz kümemiz var. bunlara a ve b kümeleri diyelim. şimdi size “hangi küme daha büyüktür?” diye sorarsam tahminimce ikisinin de aynı büyüklükte olduğunu söylersiniz. peki tam sayılar {0,1,2,3,4…} ve çift sayılar {0,2,4,6,8…} kümelerini karşılaştırırsak ne olur? iki küme de aynı büyüklükte midir? yoksa tam sayılar kümesi mi daha büyüktür?
aslında her iki küme de eşit sayıda eleman içeriyor! “bir küme diğerini içeriyorsa nasıl eşit sayıda elemana sahip olabilirler?!” dediğinizi duyar gibiyiz. ancak burada söz konusu olan kümeler sonsuz elemanlı olduğundan, bu mümkün olabiliyor.
aslında bu hikayenin sadece bir kısmı. cantor ve onun izinden giden matematikçiler, farklı tür sonsuzluklar olduğunu belirlediler. (matematikte bunlara kardinalite deniyor.) kardinalite sonsuz kümelerin büyüklüğünün bir ölçüsüdür. en küçük kardinalite (sembol var ) (alef sıfır) olarak adlandırılır ve bir sonraki kardinalite (sembol)(alef bir), ondan sonraki (sembol)(alef iki) vs. şeklinde devam eder. alef sifir'a sayılabilir sonsuzluk dendiği de olur. doğal sayılar, çift sayılar, tek sayılar kümelerinin kardinalitesi hep alef sıfırdır. yani bu kümeler eşit sayıda sonsuz eleman içerirler. (birbirlerini kapsasalar bile…)
alef bir sayılamayan bir sonsuzluk tipidir ve gerçek sayıların sayısı kadardır. işin tuhafı, alef bir tipi sonsuzluğun alef sıfır tipi sonsuzluktan büyük olması… bu ikisi arasında başka tip bir sonsuzluk (kardinalite) olup olmadığı bilinmiyor.
aslında her iki küme de eşit sayıda eleman içeriyor! “bir küme diğerini içeriyorsa nasıl eşit sayıda elemana sahip olabilirler?!” dediğinizi duyar gibiyiz. ancak burada söz konusu olan kümeler sonsuz elemanlı olduğundan, bu mümkün olabiliyor.
aslında bu hikayenin sadece bir kısmı. cantor ve onun izinden giden matematikçiler, farklı tür sonsuzluklar olduğunu belirlediler. (matematikte bunlara kardinalite deniyor.) kardinalite sonsuz kümelerin büyüklüğünün bir ölçüsüdür. en küçük kardinalite (sembol var ) (alef sıfır) olarak adlandırılır ve bir sonraki kardinalite (sembol)(alef bir), ondan sonraki (sembol)(alef iki) vs. şeklinde devam eder. alef sifir'a sayılabilir sonsuzluk dendiği de olur. doğal sayılar, çift sayılar, tek sayılar kümelerinin kardinalitesi hep alef sıfırdır. yani bu kümeler eşit sayıda sonsuz eleman içerirler. (birbirlerini kapsasalar bile…)
alef bir sayılamayan bir sonsuzluk tipidir ve gerçek sayıların sayısı kadardır. işin tuhafı, alef bir tipi sonsuzluğun alef sıfır tipi sonsuzluktan büyük olması… bu ikisi arasında başka tip bir sonsuzluk (kardinalite) olup olmadığı bilinmiyor.
kuiper kuşağı
-alıntı- -kozmikanafor----
kuiper kuşağı, neptün gezegeninin ötesinde, yaklaşık 30 ile 55 astronomik birim (1 astronomik birim = dünya ile güneş arasındaki uzaklık yani 150 milyon km'dir) arasında bir uzaklıktan başlamaktadır. yani 4.5 ile 8.5 milyar km gibi bir uzaklıktan söz ediyoruz. buradan başladığı düşünülen kuşağın tümü ise 100 milyar km'den daha öteye kadar uzanır.
güneş sistemi'nin oluşmasının ardından geriye kalan “döküntü” cisimlerinin toplandığı kuiper kuşağı, genel olarak mars ile jüpiter'in yörüngeleri arasında yer alan asteroit kuşağı ile benzerlik göstermektedir ve simit şeklindedir. asteroit kuşağı'ndan bir farkla ki, kuiper kuşağı'nda yer alan cisimler daha çok buzla kaplıdır.
çok küçük milyonlarca parçanın yanı sıra çok daha büyük çapta “cüce gezegen“ler de bu kuşakta yer alır. yapılan gözlemler neticesinde kuiper kuşağı'nda, 100 km çapından büyük 100 bin civarı cisim olduğu tahmin edilmektedir. daha küçük boyutlarda ise 1 milyonun üzerinde cisim olduğu düşünülüyor.
kuiper kuşağı, neptün gezegeninin ötesinde, yaklaşık 30 ile 55 astronomik birim (1 astronomik birim = dünya ile güneş arasındaki uzaklık yani 150 milyon km'dir) arasında bir uzaklıktan başlamaktadır. yani 4.5 ile 8.5 milyar km gibi bir uzaklıktan söz ediyoruz. buradan başladığı düşünülen kuşağın tümü ise 100 milyar km'den daha öteye kadar uzanır.
güneş sistemi'nin oluşmasının ardından geriye kalan “döküntü” cisimlerinin toplandığı kuiper kuşağı, genel olarak mars ile jüpiter'in yörüngeleri arasında yer alan asteroit kuşağı ile benzerlik göstermektedir ve simit şeklindedir. asteroit kuşağı'ndan bir farkla ki, kuiper kuşağı'nda yer alan cisimler daha çok buzla kaplıdır.
çok küçük milyonlarca parçanın yanı sıra çok daha büyük çapta “cüce gezegen“ler de bu kuşakta yer alır. yapılan gözlemler neticesinde kuiper kuşağı'nda, 100 km çapından büyük 100 bin civarı cisim olduğu tahmin edilmektedir. daha küçük boyutlarda ise 1 milyonun üzerinde cisim olduğu düşünülüyor.
asteroid kuşağı
---alıntı ---###---kozmikanafor--
bu kuşakta herhangi iki asteroid arasındaki ortalama mesafe dünya ve ay arasındaki mesafe ile hemen hemen aynı sayılır. yani ortalama 400.000 km civarı… o kadar ki asteroid kuşağının mars'a en yakın kenarında yer alan bir asteroid, güneş çevresindeki bir tur dönüşünü 3 yılda tamamlarken kuşağın en dış kenarındaki bir asterodin bir tur dönüşü 6 yılı bulabiliyor. bu durum aslında asteroid kuşağının sanılanın aksine ne kadar boş bir alan olduğu gerçeğini ortaya koyuyor.
tabii ki bu durum kuşağın her yerinde mesafeler bu şekildedir gibi bir kesin olgu da yaratmıyor. bazılarının güneş çevresindeki yörüngelerinde dönüşleri sırasında yolları kesişebiliyor ve çarpışmalar meydana gelebiliyor. böyle durumlarda asteroidler daha küçük parçalara ayrılarak yörüngelerde dönüşlerini sürdürüyorlar.
bu kuşakta herhangi iki asteroid arasındaki ortalama mesafe dünya ve ay arasındaki mesafe ile hemen hemen aynı sayılır. yani ortalama 400.000 km civarı… o kadar ki asteroid kuşağının mars'a en yakın kenarında yer alan bir asteroid, güneş çevresindeki bir tur dönüşünü 3 yılda tamamlarken kuşağın en dış kenarındaki bir asterodin bir tur dönüşü 6 yılı bulabiliyor. bu durum aslında asteroid kuşağının sanılanın aksine ne kadar boş bir alan olduğu gerçeğini ortaya koyuyor.
tabii ki bu durum kuşağın her yerinde mesafeler bu şekildedir gibi bir kesin olgu da yaratmıyor. bazılarının güneş çevresindeki yörüngelerinde dönüşleri sırasında yolları kesişebiliyor ve çarpışmalar meydana gelebiliyor. böyle durumlarda asteroidler daha küçük parçalara ayrılarak yörüngelerde dönüşlerini sürdürüyorlar.
oort bulutu
oort bulutu veya öpik-oort bulutu, güneş'in etrafında dönen kuyruklu yıldız kümesi. bu kuyruklu yıldızların enberi ölçeği 5-50 ab (astronomi birimi) ve enöte ölçeği ise 30.000-100.000 ab'dir (bu uzaklıkların hepsi güneş merkezlidir).
orion bulutsusu
orion bulutsusu orion kuşağının güneyine düşen bulutsu. en parlak bulutsulardan olan orion yaklaşık 15 ışık yılı çapındadır ve gece çıplak gözle görülebilir. dünya'ya en yakın yıldız oluşum bölgesi olan orion yaklaşık 1.500 ışık yılı uzaktadır.
sanskritçe
sanskritçe dilinin kayıtlı tarihi m.ö 2000 yıllarına kadar gider. sanskritçe saf, arı bir konuşma dilidir ve yoga ile ilgili çok eski yazıtlar, belgeler klasik sanskritçe dilinde gelmiş ve korunmuştur.
paramahansa yogananda'nın “bir yoginin otobiyografisi” kitabında sanskritçe'den bahseden bir bölümü sizlerle paylaşıyorum…
sesin ve vachın (insan sesi) potansiyelleri hindistan'dan başka hiçbir yerde bu kadar derinlemesine incelenmemiştir. tüm evrende yankılanmakta olan aum titreşiminin (incil'de geçen “söz” veya “birçok suların sesi”) üç tezahürü veya guna'sı vardır: yaratma, koruma ve yok etmeye ait tezahürler. insan ne zaman bir kelime sarf etse aum'un bu üç özelliğinden birini işleme sokmaktadır. bu bütün kutsal metinlerde insanın doğruyu söylemesi gerektiği şeklindeki öğüdün gerçek sebebidir.
ideal bir şekilde oluşturulmuş sanskrit alfabesinde, her birinin kendine has değişmez birer söylenişi olan elli harf vardır. george bernard shaw, barındırdığı yirmi altı harfin, seslerin çokluğu altında can çekiştiği latin kökenli ingilizce alfabesinin yetersizliği hakkında ustaca ve elbette ki nükteli bir deneme yazmıştır. bay shaw, her zamanki insafsızlığıyla, kırk iki harften meydana gelmiş yeni bir alfabenin kabul edilmesini önermektedir. böyle bir alfabe, elli harf kullanılarak yanlış telaffuzun önlendiği sanskrit alfabesinin fonetik kusursuzluğuna biraz daha yakın olacaktır.
indus vadisi'nde mühürlerin keşfedilmesi, birçok bilim adamını hindistan'ın sanskritçe alfabesini sami kaynaklarından 'aldığı' düşüncesini terk etmeye yönlendirmektedir.
eğer bu gezegende çok uzak bir geçmişte büyük bir uygarlık kurmuş insanların var olduğuna dair hindu teorisi doğruysa, dünyanın en eski dili olan sanskrit'in nasıl aynı zamanda dünyanın en mükemmel dili olduğunu açıklamak mümkün oluyor. “sanskrit dili,” demişti aisatic society'nin kurucusu olan sir william jones, “ne kadar eski olursa olsun, harika bir yapıya sahiptir; yunanca'dan daha mükemmel, latince'den daha zengin ve her ikisinden de daha saf.”
“klasik bilginin yeniden canlanması açısından,” diye yazıyor encyclopedia americana'da, “kültür tarihinde sanskrit'in (batılı bilginlerce) 18. yüzyılın sonlarında keşfedilmesi kadar önemli bir olay yoktur. dil bilim, karşılaştırmalı gramer, karşılaştırmalı mitoloji, din bilimi… bunların her biri ya varlıklarını sanskrit'e borçludur ya da onun araştırılmasından büyük çapta etkilenmiştir
bir yogi'nin otobiyografisi – paramahansa yogananda
paramahansa yogananda'nın “bir yoginin otobiyografisi” kitabında sanskritçe'den bahseden bir bölümü sizlerle paylaşıyorum…
sesin ve vachın (insan sesi) potansiyelleri hindistan'dan başka hiçbir yerde bu kadar derinlemesine incelenmemiştir. tüm evrende yankılanmakta olan aum titreşiminin (incil'de geçen “söz” veya “birçok suların sesi”) üç tezahürü veya guna'sı vardır: yaratma, koruma ve yok etmeye ait tezahürler. insan ne zaman bir kelime sarf etse aum'un bu üç özelliğinden birini işleme sokmaktadır. bu bütün kutsal metinlerde insanın doğruyu söylemesi gerektiği şeklindeki öğüdün gerçek sebebidir.
ideal bir şekilde oluşturulmuş sanskrit alfabesinde, her birinin kendine has değişmez birer söylenişi olan elli harf vardır. george bernard shaw, barındırdığı yirmi altı harfin, seslerin çokluğu altında can çekiştiği latin kökenli ingilizce alfabesinin yetersizliği hakkında ustaca ve elbette ki nükteli bir deneme yazmıştır. bay shaw, her zamanki insafsızlığıyla, kırk iki harften meydana gelmiş yeni bir alfabenin kabul edilmesini önermektedir. böyle bir alfabe, elli harf kullanılarak yanlış telaffuzun önlendiği sanskrit alfabesinin fonetik kusursuzluğuna biraz daha yakın olacaktır.
indus vadisi'nde mühürlerin keşfedilmesi, birçok bilim adamını hindistan'ın sanskritçe alfabesini sami kaynaklarından 'aldığı' düşüncesini terk etmeye yönlendirmektedir.
eğer bu gezegende çok uzak bir geçmişte büyük bir uygarlık kurmuş insanların var olduğuna dair hindu teorisi doğruysa, dünyanın en eski dili olan sanskrit'in nasıl aynı zamanda dünyanın en mükemmel dili olduğunu açıklamak mümkün oluyor. “sanskrit dili,” demişti aisatic society'nin kurucusu olan sir william jones, “ne kadar eski olursa olsun, harika bir yapıya sahiptir; yunanca'dan daha mükemmel, latince'den daha zengin ve her ikisinden de daha saf.”
“klasik bilginin yeniden canlanması açısından,” diye yazıyor encyclopedia americana'da, “kültür tarihinde sanskrit'in (batılı bilginlerce) 18. yüzyılın sonlarında keşfedilmesi kadar önemli bir olay yoktur. dil bilim, karşılaştırmalı gramer, karşılaştırmalı mitoloji, din bilimi… bunların her biri ya varlıklarını sanskrit'e borçludur ya da onun araştırılmasından büyük çapta etkilenmiştir
bir yogi'nin otobiyografisi – paramahansa yogananda