bir zamanlar yine aynı sözlükte yazmıştık gelmesiyle çok sevindirdi, kırmadığı içinde teşekkürlerimi ve sevgilerimi sunuyorum kendisine.
Hoşgeldin Hamlet.
monica ziyagildurulay
@monica ziyagildurulay yazar
191
entry
23
takipçi
11
takip edilen
686
beğeni
384
favori
9,362
puan
Uzman Yazar
sizin maaşlar ne kadar
Bir yerde hak veririm mesela aynı sektörde çalıştığınız, çalışacağınız insanlara sormak bence gayet doğru davranış zira piyasanın çok altında bir maaşla çalışma ihtimali var aynı şey kira için de geçerli atıyorum Hiç bilmediğim bir şehirde ev mi tutacağım hiç çekinmem orada yaşayan insanlara sorarım, tutmaya karar verdiğim apartman da olan insanlara bile sorarım neden yeni kiracıyım diye kazıklanayım ki olm? Manyak mıyım ben?
Bunlar dışında durup dururken çok alakasız maaş sormak terbiyesizliktir, dağılabiliriz.
Bunlar dışında durup dururken çok alakasız maaş sormak terbiyesizliktir, dağılabiliriz.
ders çalışmamak için yapılan anlamsız hareketler
Markete gidip eti puf almak bulamayınca başka markete gitmek ayrıca eti puf satmayan market benim için bitmiştir bunla beraber alınan eti pufun jelatin kısmıyla dakikalarca oynamak yalnız güzel oynadım, jelatini küçük küçük parçalayın yakalaması kolay oluyor.

İnş hoca Eti puf seviyordur vize de kalırsam bi' koli alıp kapısına dayanacam.

İnş hoca Eti puf seviyordur vize de kalırsam bi' koli alıp kapısına dayanacam.
vedat milor
Çok seviyorum ben bu adamı 3 kişiye yetecek kadar eğitim görmüş, akademik kariyer yapmış olmasına rağmen sevdiği işi yapıyor bunla beraber Övünmüyor, kibirlenmiyor, reklam hiç yapmıyor çok tatlı bir şey kibar kibar konuşup, eleştiriyor. Soy ismine ise bayılıyorum “milor” çok hoş değil mi ya?
Nickimi Monica Ziyagildurulaymilor yapacağım.
Olduğu gibi.
Nickimi Monica Ziyagildurulaymilor yapacağım.
Olduğu gibi.
fav için teşekkür eden yazar
En güzel duyguların insanıdır.
sevgilisini herkesten sakınan kıskanç kız
psikolojik destek görmeleri gereken kızlardır.
Etraflarındaki herkesin sevgilisinin peşinde olduğunu düşünecek kadar aciz ve özgüvensiz olmaları cabası. Oldu da denk gelip sevgilisine bir şey sorduğunuz bakışlarıyla sizi utandırıp, mutsuz ederler o anki hislerinizle ağızlarına kürekle vursanız haklı çıkabilirsiniz.
Tiksinç, bunaltıcı, kasvetli.
Etraflarındaki herkesin sevgilisinin peşinde olduğunu düşünecek kadar aciz ve özgüvensiz olmaları cabası. Oldu da denk gelip sevgilisine bir şey sorduğunuz bakışlarıyla sizi utandırıp, mutsuz ederler o anki hislerinizle ağızlarına kürekle vursanız haklı çıkabilirsiniz.
Tiksinç, bunaltıcı, kasvetli.
5 çayında buluşan orta yaş kadın grubu
Burda dönen gıybetten oluyor hep ülkenin başına gelenler resmen gazap.
ruj
Çok Harika bir şey, böyle renkli renkli güzel kokulu en sevilen kozmetik ürünü mesela kendi aralarında bir hiyerarşi olsa kraliçeliği ruja verirlerdi öyle Harika ama yeminlen bazen çok haksızlık yapılıyor kendisine taşırarak sürüyorlar, sürmeden nemlendirip güzelim rengi bozuyorlar, bıyık üstüne sürüyorlar. Yapıyorlar da yapıyorlar.
Hepiniz duyduğunuz biliyorsunuz rujdan önce dudakları nemlendirin diye. Kanmayın bunlara rujdan önce nemlendirici kullanırsanız dudak kalemi veya ruj dudağınıza tam oturmaz dolayısıyla sadece her gece yatarken dudaklarınızı nemlendirerek sağlıklı görünmesini sağlayabilirsiniz ama benim dudakların çok kuru diyorsanız makyaja başlamadan iyice nemlendirin makyaj bitimine doğru silip kalem ve ruj uygulayın.
Ruj uygulamasından önce dudak kalemiyle dudaklarınızı belirginleştirmeniz, dudaklarınızı daha önde, net ve iri gözükmesini sağlar. Dudaklarınız dolgunsan kullanmayabilirsiniz.
Kalıcılık için dudak kalemi şart ama dudağınızın içini komple doldurmazsanız kalemin pek etkisi olmaz. Dudaklarınız kalemle komple doldurduktan sonra ihtiyacınız yoksa ruj sürmeyin çünkü bu şekilde elde ettiğiniz görüntü mat ve daha kalıcı bir görüntü olur.
Klasik dudak kalemi uygulaması için,
1) üst dudağın dış kenarlarından içe “m” kısmına doğru kalemi bastırmadan hafif hareketlerle uygulayın. Kalemi bastırırsanız dudağınızın şekli değişir ve uygulamanız kötü olur.
2) aynı uygulamayı alt dış kenarlardan içe doğru aynı şekilde yapın.
3) alt dudağınızın açık kalan orta bölümünü birleştirin.
4) üst dudağınızın “m” bölümünü doldurun.
Böylelikle dudağınız herhangi bir tarafa meyilli ya da yamuk olmayacak ve kolayca şekillenecek.
Kalemiyle beraber tamamen bir ruj uygulaması yapıyorsanız ya da Kırmızı, bordo gibi iddialı bir renk seçtiyseniz;
-rujunuzu fırçayla uygulamanız daha kolay olacaktır.
-dudak kalemiyle çizdiğiniz bölümleri ve dudağınızın içini dikkatlice doldurun.
-taşanları hemen silin emin olun taşınca dudaklarınız daha hoş gelmiyor göze aksine kötü bir görüntü oluşuyor.
-gloss uygulamak isterseniz de klasik dudak içlerine değdirin yeter. Zaten yayılıyor biliyorsunuz :)
Abartmayın, sürün sürüştürün çok güzel bu ruj olayı düşünsenize dudaklarınız bi' pembe bi' kahve bi' kırmızı.
Yaşasın kadın olmak.
Hepiniz duyduğunuz biliyorsunuz rujdan önce dudakları nemlendirin diye. Kanmayın bunlara rujdan önce nemlendirici kullanırsanız dudak kalemi veya ruj dudağınıza tam oturmaz dolayısıyla sadece her gece yatarken dudaklarınızı nemlendirerek sağlıklı görünmesini sağlayabilirsiniz ama benim dudakların çok kuru diyorsanız makyaja başlamadan iyice nemlendirin makyaj bitimine doğru silip kalem ve ruj uygulayın.
Ruj uygulamasından önce dudak kalemiyle dudaklarınızı belirginleştirmeniz, dudaklarınızı daha önde, net ve iri gözükmesini sağlar. Dudaklarınız dolgunsan kullanmayabilirsiniz.
Kalıcılık için dudak kalemi şart ama dudağınızın içini komple doldurmazsanız kalemin pek etkisi olmaz. Dudaklarınız kalemle komple doldurduktan sonra ihtiyacınız yoksa ruj sürmeyin çünkü bu şekilde elde ettiğiniz görüntü mat ve daha kalıcı bir görüntü olur.
Klasik dudak kalemi uygulaması için,
1) üst dudağın dış kenarlarından içe “m” kısmına doğru kalemi bastırmadan hafif hareketlerle uygulayın. Kalemi bastırırsanız dudağınızın şekli değişir ve uygulamanız kötü olur.
2) aynı uygulamayı alt dış kenarlardan içe doğru aynı şekilde yapın.
3) alt dudağınızın açık kalan orta bölümünü birleştirin.
4) üst dudağınızın “m” bölümünü doldurun.
Böylelikle dudağınız herhangi bir tarafa meyilli ya da yamuk olmayacak ve kolayca şekillenecek.
Kalemiyle beraber tamamen bir ruj uygulaması yapıyorsanız ya da Kırmızı, bordo gibi iddialı bir renk seçtiyseniz;
-rujunuzu fırçayla uygulamanız daha kolay olacaktır.
-dudak kalemiyle çizdiğiniz bölümleri ve dudağınızın içini dikkatlice doldurun.
-taşanları hemen silin emin olun taşınca dudaklarınız daha hoş gelmiyor göze aksine kötü bir görüntü oluşuyor.
-gloss uygulamak isterseniz de klasik dudak içlerine değdirin yeter. Zaten yayılıyor biliyorsunuz :)
Abartmayın, sürün sürüştürün çok güzel bu ruj olayı düşünsenize dudaklarınız bi' pembe bi' kahve bi' kırmızı.
Yaşasın kadın olmak.
sweaters
Güzel uygulama.
Spor için partner bulmayı kolaylaştırıyor atıyorum tenis oynuyorsunuz ama etrafınızda başka oynayan yok ya da saatleriniz uyuşmuyor bu uygulamayla bulabilirsiniz bunla beraber güzel etkinlikler düzenliyorlar mesela belirledikleri günlerde toplanıp yürüyüp, dans edip, pilates yapıyorlar vs. Ayrıca uygulamalarında faydalı makaleler, öneriler de bulunuyor.
Sweatbox denilen içinde içeceklerin, kıyafetlerin satıldığı ve spor yapabiliceğiniz bir alan oluşturmuşlar, metrocity'nin önünde. Takip edebildiğim kadarıyla birkaç kere pilates eğitimi, dövüş sanatlarıyla ilgili eğitimler ve dans eğitimi oldu şimdilik ama güzel yani. Bu arada zaman bulup daha hiçbirine katılamadım ama sonuç itibariyle faydalı ve iyi bir fikir. Tebrikler çiçekler.
Ps: macfitle de arada anlaşmaları oluyor ya da hocaları gelip etkinlikler düzenliyor.
Spor için partner bulmayı kolaylaştırıyor atıyorum tenis oynuyorsunuz ama etrafınızda başka oynayan yok ya da saatleriniz uyuşmuyor bu uygulamayla bulabilirsiniz bunla beraber güzel etkinlikler düzenliyorlar mesela belirledikleri günlerde toplanıp yürüyüp, dans edip, pilates yapıyorlar vs. Ayrıca uygulamalarında faydalı makaleler, öneriler de bulunuyor.
Sweatbox denilen içinde içeceklerin, kıyafetlerin satıldığı ve spor yapabiliceğiniz bir alan oluşturmuşlar, metrocity'nin önünde. Takip edebildiğim kadarıyla birkaç kere pilates eğitimi, dövüş sanatlarıyla ilgili eğitimler ve dans eğitimi oldu şimdilik ama güzel yani. Bu arada zaman bulup daha hiçbirine katılamadım ama sonuç itibariyle faydalı ve iyi bir fikir. Tebrikler çiçekler.
Ps: macfitle de arada anlaşmaları oluyor ya da hocaları gelip etkinlikler düzenliyor.
geceye övgü
Gündüz vassaf'ın kaleminden çıkmış çok sevdiğim bi' denemedir.
Gece, düzen güçleri uykudadır. Bürokrasi, askeriye, okullar, polis, kısacası yaşamımızı düzenleyen tüm güçler uykudadır; sokakta devriye gezen nöbetçi polis dışında Askerler de hepimizden önce yatağa girerler. Dünyanın bu en baskıcı kurumunun mensupları, en erken yatanlardır aynı zamanda. Aslında,tüm totaliter kurumlarda, daha doğrusu, tüm kurumlarda (tüm kurumlar totaliter değil midir zaten?) insan her zaman erken yatmak zorundadır. Yatılı okullarda, manastırlarda, ailede, cezaevlerinde,hastanelerde… Kişinin istediği saatte yatma hakkını destekleyen, bu özgürlüğe onay veren hiçbirkurum tanımıyorum. Aşk (?) üzerine kurulu olan ve iki kişinin özgür iradesiyle gerçekleşen evlilik kurumunda bile, çiftler yatağa aynı saatte girmezlerse, biri daha geç yatar, geceyi daha fazla yaşarsa, sorunlar çıkmakta gecikmez. Kurum her zaman “geç” yatanı suçlar, erken yatanı değil. Avrupa feodal toplumunda tüm kent sakinleri mumlarını aynı saatte söndürmek zorundaydılar; bayramlar dışında.Düzen ve baskı güçlerinin doğal yapısı, her zaman belirli bir uyku saatini zorunlu kılar. Bu belirli saatin erken bir saat olması da yine onların doğal yapısından kaynaklanır. Tarih boyunca bize, tüm kültürlerde, karanlığın kötü güçlerle ilişkili olduğu öğretildi. Gece insanlarından, geceyi yaşayan, gecede yaşayan insanlardan korkmamız gerektiği anlatıldı. Oysa gündüz ve gece kişileri aslında aynı kişiler. Gün ışığı içimizdeki teslimiyetçiliği ortaya çıkarır, ama geceleri kendimizi özgür hissederiz. Düzen güçleri bizi, geceden, özgürlükten kaçınmaya koşullandırmışlardır. Kurumlar, ister din, ister aile, ister devlet kurumları olsun, gece insanlarına korkuyla bakarlar.Karanlıkla birlikte uyrukların denetlenmesi zorlaşır. Gece insanlarına her zaman kuşkuyla bakılır. O saatlerde ayakta olan hiç kimse hayırlı bir iş peşinde olamaz. Gündüzleri egemenliğini sürdüren kurulu düzen güçleri, varlıklarını ve baskılarını gece düşmanları bahanesiyle haklı çıkarırlar; belirsiz, soyut kavramlarla öcüymüş gibi söz edilen bu düşmanları biz hiç görmesek de. Yöneticiler de bize hep gündüz gözüyle gösterilirler, hep gündüzlerin bir parçası olarak görünürler bize.Bir başkan, bir papaz ya da bir general, doğanın güzelliği içinde, arkasında parlayan bir güneşle canlandırılabilir, ama gecenin karanlık fonu önünde, asla. Gündüz, ilerleme gibi görünen tek düze bir süreçtir. Sabahın parlak ışıkları akşam karanlığına dönüşürken, bize bir gelişme olduğu hissini verir. Belli bir yönde ilerliyormuşuz gibi bir duygu.Zamanın yapay göreceliği üzerinde nadiren durup düşünürüz. Her Allanın günü, aydınlığın karanlığa doğru akışı bizi önüne katıp koşturur. Ama gün boyunca, ister sabah saat on, ister öğleden sonra üçolsun, hepimiz, gündelik düzenin, düzen güçlerinin köleleriyiz. Bizi ayakta tutan, zamanın geçmesi ve gecenin sunduğu kurtuluş umududur. Çünkü, sonunda gece olacağını ve (gündüzle kıyaslarsak) dilediğimiz gibi davranma fırsatına kavuşacağımızı biliriz. Kitaplar gece okunur. Sinema, tiyatro ve müzik gösterileri gece olur. Gece sarhoş oluruz, gece kumaroynarız.Her şeyden arınmış, çıplak vücut geceye aittir. Vücutlar gece birbirine değer, bir araya gelir. Günboyunca üniversitelerde bilimsel inceleme konusu olarak ele alman, akşamüzeri dost toplantılarında sohbet konusu edilen şeyler, sonunda gecenin karanlığı içinde, gizlice yaşanır. Çıplaklık geceye özgüdür, gündüze değil. (Bunun tersi, yani var olmanın doğal gereği, yani güneşin altında çıplaklık,ancak baskının sona ermesiyle gerçekleşebilir.) Geceleri âşık olur, birbirimize aşkımızı geceleri ilan ederiz. Gündüzler bizi mantığımızı kullanmaya,kendi hapishanemize kapanmaya zorlar. Gün boyunca baskı güçleri, aşkın özgürlüğüne karşı savaşır. Ama geceler bizi yeniden âşık eder, bize “seni seviyorum” dedirtir. Gündüzleri söylenen “seniseviyorum'lar geceye gönderme yapar. İş günü süresince tutsak olduğumuz gerçeğini o kadar kabullenmişizdir ki, onun dışındaki saatlerden “serbest zamanımız” diye söz ederiz. Serbest saatlerin tam tersi, hemen hepimizin işte olduğu gündüzlerdir. Savaşlar genellikle şafak sökerken başlar. Devlet gün boyunca öldürür, infazları gerçekleştirir. Günboyunca hayatta kalmaya, geceleri ise yaşamaya çalışırız. Gün boyunca elektrik faturalarımızı öder,arabamızı tamire götürür, alışverişe çıkar, doktora görünür, ya sevmediğimiz bir işe gider ya da gereksindiğimiz, ama sevmediğimiz bir iş ararız.Gün boyunca, tüm görevlerimizde düzene tabi tutuluruz. Tuvalete gitmenin bile kesin sınırlamaları ve kuralları vardır. İş yerinde, okulda, askerde… insan istediği sıklıkta tuvalete gidemez ve orada istediği kadar kalamaz. Tuvalete istediğimiz zaman gidemediğimiz gibi, kaç kez tuvalete gittiğimizin ve oradane kadar kaldığımızın bile hesabı tutulabilir. Ayrıca insan, kurumun öngördüğü zamanlar dışında tuvalete gitmek isterse, bunun için izin alması gerekir. Gün boyunca istediğimiz gibi tuvalete gitme özgürlüğüne bile sahip değiliz, çünkü gündüzler bize ait değil. Gün boyunca insanların birbiriyle gireceği ilişkiler düzene sokulmuştur. Okullarda gençler, sırf aynı yaşta oldukları için yıllar yılı aynı kişilerle aynı sınıflarda oturmak zorundadırlar. Sekiz yaşındakiler altı numaralı sınıfta, on yaşındakiler on beş numaralı sınıfta vb. O sınıflarda bile değişmez bir oturma düzeni sağlanmıştır. Ancak okul günü bitip akşam olduğunda, insan, dilediği kişiyle birlikte olma şansına sahip olur. Askerseniz, günün büyük bölümünü, sizinle yaklaşık olarak aynı boyda olanlarla geçirmek zorundasınız demektir. 1.65 boyundaki bir kişinin, 1.95 boyundaki arkadaşıyla bir araya gelmesi, ancak akşamları ve geceleri mümkün olabilir. Sosyal sınıfların katı kuralları ancak gece bozulur. İşçiler, burjuvaların sokaklarında dolanırlar.Burjuvalar işçi mahallelerindeki lokantalara giderler, fahişeler, papazlar, öğrenciler, askerler, evkadınları, doktorlar ve yabancılar, hepsi aynı sokakta gezinirler, bakınırlar, birbirleriyle konuşurlar,hatta belki de sonunda sevişirler. Geceleri dünya, birbiriyle haşır neşir olmuş, özgür, meraklı insanların ruhuyla canlanır. Gündüzleri kaçındığımız şeyler, gece çekicilik kazanır. Gündüzlerin “rasyonel” insanı, “zevk-ü sefa peşinde koşan” insanla yer değiştirir geceleri. Ezme eyleminin kendi özgürlüklerini de kısıtlamasına rağmen, ezenler bile geceleri daha fazla özgürlüğe sahiptirler. Kurulu düzenin yöneticileri, generaller ve krallar, şirket ve ülke başkanları, “şöhret ve servet” sahipleri de geceyi yaşarlar. Totaliter kurumlar uykudayken, uykuya yatırılmışken,onlar da yaşama özgürlüğüne kavuşurlar. Çocuklarını yatağa yatıran anne-babalar gibi, onlar da artık,her türlü seremoni ve sansürden arınmış olarak, maskesiz yüzlerini gösterme özgürlüğüne sahiptirler. Gece vakti, gündüzün telaşından, hayhuyundan eser kalmaz. Az çok huzura kavuşmuş oluruz. Şöyle bir on saat kadar, bizden istenen, beklenen bir şey olmayacaktır. Yiyeceğimizi seçmekle ya da yaratmakla işe başlarız. Gündüzleri yiyip içtiklerimiz, çoğumuz için, kurumsallaştırılmış ve standartlaştırılmıştır.Halbuki geceleri, hem ne yiyeceğimiz konusunda daha çok seçeneğimiz vardır, hem de onu dilediğimiz gibi hazırlamakta daha özgürüzdür. Ayrıca, yemeğimizi alelacele yemek zorunda da değilizdir. Fastfood dedikleri şey, gündüze egemen olan baskıcı güçlere aittir. Gündüzlerin fast food yiyicileri olarak bizler, bizi yöneten mega mekanizmanın parçalarıyız. Oysa geceleri, kendi besinimizin hazırlayıcıları olarak, zamanı ve mekânı gönlümüzce düzenleyebiliriz. Gün ışığı bir tuzaktır. Işık bizi kör eder. Ama geceleri, gözlerimiz fal taşı gibi açılır. Geceleri, tüm öteki duyularımız da daha duyarlıdır, çünkü düzen güçleri o saatlerde makinelerini kapatmış olurlar. Gece olunca sessizliği dinler, karanlığa nüfuz eder, hem bedenlerimizin hem de hayal gücümüzün dizginlerini koyveririz. Gün boyunca duyularımızı tutsak etmeye çalışan sayısız mesajın tüketicisi olmaktan çıkarız geceleri. Baskıcı mega mekanizmanın aralıksız vızıltısı durmuştur şimdi. Enerjinin kaynağı artık içimizdedir. Gece,insan zihninin çalışması için bir zemin oluşturur. Gün boyunca dikkatimizi, ışığın, renklerin, devinimin hizmetine sunarız. Neye dikkat edeceğimizi belirleyen, düzen güçleridir. Yeşil ve kırmızı ışıklar, karşıdan karşıya nasıl geçeceğimizi bile düzene koyar. Gündüzleri biz, yaşamın büyüsünün, kelebeğin çarpıcırenk ve biçim dokusunun gözlemcileriyiz olsa olsa. Gün boyunca dikkatimizi, gözlemin hizmetine sokarız. Gündüzleri uydusuyuzdur dışımızda olup bitenin. Gece, uyku zamanı olduğu gibi, düş görme zamanıdır da. Gördüklerimizi, işittiklerimizi, kokladıklarımızıve düşündüklerimizi sınırlayan diller, formlar, davranış biçimleri ve algısal paradigmalar, kendine özgü bir biçimi ve dili olan düşlerin yapısına aykırıdır. Düşlerde renkler, görüntüler, insanlar, duygular ve düşünceler özgürce birbirine karışır ve benzersiz bileşimler yaratırlar. Öylesine özgürdür ki düşler, onları söze dökmekte güçlük çekeriz. İnsan zihnini gün boyunca biçimlendiren o katı yapılar düşlerimizi dillendirmeye yetmez, hatta engel olur. Uyuyamayan, uykusuzluk hastalığı çeken kişiler, karanlığın getirdiği sınırsız özgürlük ve gerçeklikle başedemeyen kişilerdir aynı zamanda. Bu insanlar, gün boyunca, her şeyi izlemekle oyalanırlar. Oysa gece artık izlenecek bir şey yoktur. Sadece, yaşamın o belirgin sesi duyulur içten içe. Gündüzden soyutlanıp,kurtulmuş olan anlamsızlık, artık saklı değildir. Hayatta olma bilinci kendini daha güçlü bir şekilde hissettirir geceleri, ölümün varlığı da öyle. “Yaşamın anlamı” gece duyumsanır ve sorgulanır. Kimse bunu öğle yemeği sırasında tartışmaz. Yaşam, gecenin konusudur.
Gece, düzen güçleri uykudadır. Bürokrasi, askeriye, okullar, polis, kısacası yaşamımızı düzenleyen tüm güçler uykudadır; sokakta devriye gezen nöbetçi polis dışında Askerler de hepimizden önce yatağa girerler. Dünyanın bu en baskıcı kurumunun mensupları, en erken yatanlardır aynı zamanda. Aslında,tüm totaliter kurumlarda, daha doğrusu, tüm kurumlarda (tüm kurumlar totaliter değil midir zaten?) insan her zaman erken yatmak zorundadır. Yatılı okullarda, manastırlarda, ailede, cezaevlerinde,hastanelerde… Kişinin istediği saatte yatma hakkını destekleyen, bu özgürlüğe onay veren hiçbirkurum tanımıyorum. Aşk (?) üzerine kurulu olan ve iki kişinin özgür iradesiyle gerçekleşen evlilik kurumunda bile, çiftler yatağa aynı saatte girmezlerse, biri daha geç yatar, geceyi daha fazla yaşarsa, sorunlar çıkmakta gecikmez. Kurum her zaman “geç” yatanı suçlar, erken yatanı değil. Avrupa feodal toplumunda tüm kent sakinleri mumlarını aynı saatte söndürmek zorundaydılar; bayramlar dışında.Düzen ve baskı güçlerinin doğal yapısı, her zaman belirli bir uyku saatini zorunlu kılar. Bu belirli saatin erken bir saat olması da yine onların doğal yapısından kaynaklanır. Tarih boyunca bize, tüm kültürlerde, karanlığın kötü güçlerle ilişkili olduğu öğretildi. Gece insanlarından, geceyi yaşayan, gecede yaşayan insanlardan korkmamız gerektiği anlatıldı. Oysa gündüz ve gece kişileri aslında aynı kişiler. Gün ışığı içimizdeki teslimiyetçiliği ortaya çıkarır, ama geceleri kendimizi özgür hissederiz. Düzen güçleri bizi, geceden, özgürlükten kaçınmaya koşullandırmışlardır. Kurumlar, ister din, ister aile, ister devlet kurumları olsun, gece insanlarına korkuyla bakarlar.Karanlıkla birlikte uyrukların denetlenmesi zorlaşır. Gece insanlarına her zaman kuşkuyla bakılır. O saatlerde ayakta olan hiç kimse hayırlı bir iş peşinde olamaz. Gündüzleri egemenliğini sürdüren kurulu düzen güçleri, varlıklarını ve baskılarını gece düşmanları bahanesiyle haklı çıkarırlar; belirsiz, soyut kavramlarla öcüymüş gibi söz edilen bu düşmanları biz hiç görmesek de. Yöneticiler de bize hep gündüz gözüyle gösterilirler, hep gündüzlerin bir parçası olarak görünürler bize.Bir başkan, bir papaz ya da bir general, doğanın güzelliği içinde, arkasında parlayan bir güneşle canlandırılabilir, ama gecenin karanlık fonu önünde, asla. Gündüz, ilerleme gibi görünen tek düze bir süreçtir. Sabahın parlak ışıkları akşam karanlığına dönüşürken, bize bir gelişme olduğu hissini verir. Belli bir yönde ilerliyormuşuz gibi bir duygu.Zamanın yapay göreceliği üzerinde nadiren durup düşünürüz. Her Allanın günü, aydınlığın karanlığa doğru akışı bizi önüne katıp koşturur. Ama gün boyunca, ister sabah saat on, ister öğleden sonra üçolsun, hepimiz, gündelik düzenin, düzen güçlerinin köleleriyiz. Bizi ayakta tutan, zamanın geçmesi ve gecenin sunduğu kurtuluş umududur. Çünkü, sonunda gece olacağını ve (gündüzle kıyaslarsak) dilediğimiz gibi davranma fırsatına kavuşacağımızı biliriz. Kitaplar gece okunur. Sinema, tiyatro ve müzik gösterileri gece olur. Gece sarhoş oluruz, gece kumaroynarız.Her şeyden arınmış, çıplak vücut geceye aittir. Vücutlar gece birbirine değer, bir araya gelir. Günboyunca üniversitelerde bilimsel inceleme konusu olarak ele alman, akşamüzeri dost toplantılarında sohbet konusu edilen şeyler, sonunda gecenin karanlığı içinde, gizlice yaşanır. Çıplaklık geceye özgüdür, gündüze değil. (Bunun tersi, yani var olmanın doğal gereği, yani güneşin altında çıplaklık,ancak baskının sona ermesiyle gerçekleşebilir.) Geceleri âşık olur, birbirimize aşkımızı geceleri ilan ederiz. Gündüzler bizi mantığımızı kullanmaya,kendi hapishanemize kapanmaya zorlar. Gün boyunca baskı güçleri, aşkın özgürlüğüne karşı savaşır. Ama geceler bizi yeniden âşık eder, bize “seni seviyorum” dedirtir. Gündüzleri söylenen “seniseviyorum'lar geceye gönderme yapar. İş günü süresince tutsak olduğumuz gerçeğini o kadar kabullenmişizdir ki, onun dışındaki saatlerden “serbest zamanımız” diye söz ederiz. Serbest saatlerin tam tersi, hemen hepimizin işte olduğu gündüzlerdir. Savaşlar genellikle şafak sökerken başlar. Devlet gün boyunca öldürür, infazları gerçekleştirir. Günboyunca hayatta kalmaya, geceleri ise yaşamaya çalışırız. Gün boyunca elektrik faturalarımızı öder,arabamızı tamire götürür, alışverişe çıkar, doktora görünür, ya sevmediğimiz bir işe gider ya da gereksindiğimiz, ama sevmediğimiz bir iş ararız.Gün boyunca, tüm görevlerimizde düzene tabi tutuluruz. Tuvalete gitmenin bile kesin sınırlamaları ve kuralları vardır. İş yerinde, okulda, askerde… insan istediği sıklıkta tuvalete gidemez ve orada istediği kadar kalamaz. Tuvalete istediğimiz zaman gidemediğimiz gibi, kaç kez tuvalete gittiğimizin ve oradane kadar kaldığımızın bile hesabı tutulabilir. Ayrıca insan, kurumun öngördüğü zamanlar dışında tuvalete gitmek isterse, bunun için izin alması gerekir. Gün boyunca istediğimiz gibi tuvalete gitme özgürlüğüne bile sahip değiliz, çünkü gündüzler bize ait değil. Gün boyunca insanların birbiriyle gireceği ilişkiler düzene sokulmuştur. Okullarda gençler, sırf aynı yaşta oldukları için yıllar yılı aynı kişilerle aynı sınıflarda oturmak zorundadırlar. Sekiz yaşındakiler altı numaralı sınıfta, on yaşındakiler on beş numaralı sınıfta vb. O sınıflarda bile değişmez bir oturma düzeni sağlanmıştır. Ancak okul günü bitip akşam olduğunda, insan, dilediği kişiyle birlikte olma şansına sahip olur. Askerseniz, günün büyük bölümünü, sizinle yaklaşık olarak aynı boyda olanlarla geçirmek zorundasınız demektir. 1.65 boyundaki bir kişinin, 1.95 boyundaki arkadaşıyla bir araya gelmesi, ancak akşamları ve geceleri mümkün olabilir. Sosyal sınıfların katı kuralları ancak gece bozulur. İşçiler, burjuvaların sokaklarında dolanırlar.Burjuvalar işçi mahallelerindeki lokantalara giderler, fahişeler, papazlar, öğrenciler, askerler, evkadınları, doktorlar ve yabancılar, hepsi aynı sokakta gezinirler, bakınırlar, birbirleriyle konuşurlar,hatta belki de sonunda sevişirler. Geceleri dünya, birbiriyle haşır neşir olmuş, özgür, meraklı insanların ruhuyla canlanır. Gündüzleri kaçındığımız şeyler, gece çekicilik kazanır. Gündüzlerin “rasyonel” insanı, “zevk-ü sefa peşinde koşan” insanla yer değiştirir geceleri. Ezme eyleminin kendi özgürlüklerini de kısıtlamasına rağmen, ezenler bile geceleri daha fazla özgürlüğe sahiptirler. Kurulu düzenin yöneticileri, generaller ve krallar, şirket ve ülke başkanları, “şöhret ve servet” sahipleri de geceyi yaşarlar. Totaliter kurumlar uykudayken, uykuya yatırılmışken,onlar da yaşama özgürlüğüne kavuşurlar. Çocuklarını yatağa yatıran anne-babalar gibi, onlar da artık,her türlü seremoni ve sansürden arınmış olarak, maskesiz yüzlerini gösterme özgürlüğüne sahiptirler. Gece vakti, gündüzün telaşından, hayhuyundan eser kalmaz. Az çok huzura kavuşmuş oluruz. Şöyle bir on saat kadar, bizden istenen, beklenen bir şey olmayacaktır. Yiyeceğimizi seçmekle ya da yaratmakla işe başlarız. Gündüzleri yiyip içtiklerimiz, çoğumuz için, kurumsallaştırılmış ve standartlaştırılmıştır.Halbuki geceleri, hem ne yiyeceğimiz konusunda daha çok seçeneğimiz vardır, hem de onu dilediğimiz gibi hazırlamakta daha özgürüzdür. Ayrıca, yemeğimizi alelacele yemek zorunda da değilizdir. Fastfood dedikleri şey, gündüze egemen olan baskıcı güçlere aittir. Gündüzlerin fast food yiyicileri olarak bizler, bizi yöneten mega mekanizmanın parçalarıyız. Oysa geceleri, kendi besinimizin hazırlayıcıları olarak, zamanı ve mekânı gönlümüzce düzenleyebiliriz. Gün ışığı bir tuzaktır. Işık bizi kör eder. Ama geceleri, gözlerimiz fal taşı gibi açılır. Geceleri, tüm öteki duyularımız da daha duyarlıdır, çünkü düzen güçleri o saatlerde makinelerini kapatmış olurlar. Gece olunca sessizliği dinler, karanlığa nüfuz eder, hem bedenlerimizin hem de hayal gücümüzün dizginlerini koyveririz. Gün boyunca duyularımızı tutsak etmeye çalışan sayısız mesajın tüketicisi olmaktan çıkarız geceleri. Baskıcı mega mekanizmanın aralıksız vızıltısı durmuştur şimdi. Enerjinin kaynağı artık içimizdedir. Gece,insan zihninin çalışması için bir zemin oluşturur. Gün boyunca dikkatimizi, ışığın, renklerin, devinimin hizmetine sunarız. Neye dikkat edeceğimizi belirleyen, düzen güçleridir. Yeşil ve kırmızı ışıklar, karşıdan karşıya nasıl geçeceğimizi bile düzene koyar. Gündüzleri biz, yaşamın büyüsünün, kelebeğin çarpıcırenk ve biçim dokusunun gözlemcileriyiz olsa olsa. Gün boyunca dikkatimizi, gözlemin hizmetine sokarız. Gündüzleri uydusuyuzdur dışımızda olup bitenin. Gece, uyku zamanı olduğu gibi, düş görme zamanıdır da. Gördüklerimizi, işittiklerimizi, kokladıklarımızıve düşündüklerimizi sınırlayan diller, formlar, davranış biçimleri ve algısal paradigmalar, kendine özgü bir biçimi ve dili olan düşlerin yapısına aykırıdır. Düşlerde renkler, görüntüler, insanlar, duygular ve düşünceler özgürce birbirine karışır ve benzersiz bileşimler yaratırlar. Öylesine özgürdür ki düşler, onları söze dökmekte güçlük çekeriz. İnsan zihnini gün boyunca biçimlendiren o katı yapılar düşlerimizi dillendirmeye yetmez, hatta engel olur. Uyuyamayan, uykusuzluk hastalığı çeken kişiler, karanlığın getirdiği sınırsız özgürlük ve gerçeklikle başedemeyen kişilerdir aynı zamanda. Bu insanlar, gün boyunca, her şeyi izlemekle oyalanırlar. Oysa gece artık izlenecek bir şey yoktur. Sadece, yaşamın o belirgin sesi duyulur içten içe. Gündüzden soyutlanıp,kurtulmuş olan anlamsızlık, artık saklı değildir. Hayatta olma bilinci kendini daha güçlü bir şekilde hissettirir geceleri, ölümün varlığı da öyle. “Yaşamın anlamı” gece duyumsanır ve sorgulanır. Kimse bunu öğle yemeği sırasında tartışmaz. Yaşam, gecenin konusudur.
türkiye'de sözelci olmak
Bence güzel olan durum, lise de hep bunlar eğlenirdi, gezip tozmakta bunlardaydı sonra üniye başladık bakıyorum hala eğleniyorlar, geziyorlar, tartışıyorlar. Liyakat olaydı iyiydi.
yanlış otobüse binmek
Daha kötüsü el kol doluyken, boş koltuğa yayıldıktan sonra fark etmektir.
volkan sütçüoğlu
Adamım. Sabahları gözümü onla açıyorum, kahvaltımı ederken bir yandan sahnelerini izleyip günümün güzel başlamasını sağlıyorum her şeyden öte şişkoluğu çok hoşuma gidiyor, hıııııhıhah şeklinde gülmesine bayılıyorum denver kendisinden esinlendi mesela. o kadar gevrek, o kadar gıcık gülmek her kulun yapacağı iş değil.
Kadınlarla ilişkisi, aslıya olan nefreti, işsizliği ve müziğe olan sevdası beni bitiriyor.
Burhan Altıntop diyorlar üzüyorlar hiçbir karakter Volkan, şahika, Bülent kadar başarılı değildi, Burhan aşırı abartıldı, aşırı pohpalandı çikilata istemesi pek bir sevdirdi ama hiçbir Zaman bir minik kuş edemedi yani. Her şeyi geçtim bu güne kadar sayısız dizi izleyen bir insan olarak ki buna abuk danslı hint dizileri de dahil Volkan kadar sevdiğim bir karakter olmadı, olamazda. Kendisi tam bir minnoş, sinsi, yılandı.
Volkan fan Club sayfası açacam gerekirse takipçi satın alıp yıllar sonra hakkının verlmesini sağlayacağım. Ay keşke volkan üzerine dizi çekseler, dünyanın en berbat yapımı bile olsa izleyeceğim. Birtanem minik kuşum.
En büyük hayalim Volkan'la Şahika'nın evlenip çocuk yapmasıydı, olmadı. yaptırmadılar, üzdüler.
Kadınlarla ilişkisi, aslıya olan nefreti, işsizliği ve müziğe olan sevdası beni bitiriyor.
Burhan Altıntop diyorlar üzüyorlar hiçbir karakter Volkan, şahika, Bülent kadar başarılı değildi, Burhan aşırı abartıldı, aşırı pohpalandı çikilata istemesi pek bir sevdirdi ama hiçbir Zaman bir minik kuş edemedi yani. Her şeyi geçtim bu güne kadar sayısız dizi izleyen bir insan olarak ki buna abuk danslı hint dizileri de dahil Volkan kadar sevdiğim bir karakter olmadı, olamazda. Kendisi tam bir minnoş, sinsi, yılandı.
Volkan fan Club sayfası açacam gerekirse takipçi satın alıp yıllar sonra hakkının verlmesini sağlayacağım. Ay keşke volkan üzerine dizi çekseler, dünyanın en berbat yapımı bile olsa izleyeceğim. Birtanem minik kuşum.
En büyük hayalim Volkan'la Şahika'nın evlenip çocuk yapmasıydı, olmadı. yaptırmadılar, üzdüler.
yazarların asla yapmam dedikleri şeyler
Düşündüm mesela ben ne yapmam diye, her şeyi yaparım gibi çünkü neden yapmamayayım mesela eskiden küçük kuşların etini yemiyordum n' bileyim kemiği falan küçüktü, üzülüyordum hayatta yemem tavrı vardı sonra tavuktan daha nays olduğunu duyunca üçer beşer bıldırcınları götürmüştüm.
idrar inkontinansı
Basit tanımıyla idrar tutamama, 100 kadının 65'i bu sorunla yaşıyor, uğraşıyor, bitiremiyor.
kendinize dikkat edin, sevdiklerinize ve kaslarınıza da. Kaslarınızı sevin sayın bu sorunla uğraşmak sosyal hayatın ve hijyenin en kaba tabirle içine ediyor mesela öksürürken altınızın ıslanması ister misiniz veya gülerken? İşte olan tam olarak bu.
Başlıca nedenleri,
Obezite (aşırı yağ mesaneye baskı yapar)
Hipertansiyon
Kronik kabızlık (varsa mutlaka nedenini araştırın.)
Aşırı ıkınma (normal doğum sırasında)
Gebelik (mesane uterus altında,uterus büyüdükçe mesaneye baskı yapar)
İdrar çokluğu/azlığı ( böbrek her geçen sıvıyı mesaneye gönderiyor kişi bu nedenle sık idrara çıkıyor ya da idrar azlığı bu sefer mesaneniz hassaslaşıyor en küçük bir şeyde idrara çıkma isteği oluyor, yapılan idrar çok az ama.)
İdrar renk değişikliği
Enfeksiyon/yanma/ağrı
Fonksiyonel yetersizlik (sfinkterde -bi' nevi kapak- gevşeme, geçişlere izin verme gibi düşünün)
Histeroktomi (rahimin alınması, rahim kasları, destekler)
Egzersiz (çok fazla kan pompalayan kalp atığı böbreğe gönderir, böbrek süzüp idrar yapar) buraya sonra tekrar dönecem aslında tedavinin de önemli bir başlığı.
Kafein: mukozaya kafein değdiği anda hassaslık meydana gelir günde min 3 bardak kahve sınırsız çay içenler bilirler :)
Asıl önemli olan korunma evet yukardakiler de bilinmeli, kendinizde gözlemlediğiniz anda koşarak doktora gitmek gerek aşağı komşuya değil, aktarlara hiç değil.
Korunma,
Düzenli spor (yukarıda egzersizin neden olduğundan bahsetmiştim ama bu geneli kapsamaz yani eğer elit bir sporcu değilseniz geçiniz, düzenli spor kas kuvvetinizi arttıracağından yakalanma riskiniz düşer.
Sigara, bırakmak çok zordur Eminim ama olursa sigarayı bırakın.
Su için su, su önemli.
Genital hijyen ( sevgili kadınlar maalesef çoğumuz ne okulda ne evde bunla ilgili bir eğitim almıyoruz; mutlaka araştırın öğrenin ve genital bölgeyi kuru tutmaya özen gösterin.)
Protein ağırlıklı beslenme
Bir fizik tedavi uzmanına rutin kontrol yaptırmak.
Bunları yaparsanız yakalanma riskiniz azalır bunlarla beraber “kegel egzersizleri” denen egzersizler pelvik taban kaslarınız güçlendirir, nays hale getirir.
Kegel egzersizleri için illaki spor salonuna gitmek zorunda değilsiniz herhangi bir alet olmadan gayet kolay yapılabiliyor, bir örnek aşağı bırakıyorum ama lütfen yaparken ağrınız varsa göz ardı etmeyin. ağrı bizim için iyi bi' uyarandır yani vücut diyor ki ters giden bir şeyler var yalnız hamlıktan gelen kas ağrısından bahsetmiyorum bunu bahane edip egzersizleri ex geçmeyelim, yapalım, sevelim.

Ps: kas kalitenizi koruyun yeminlen sonra çok ağlarsınız.
kendinize dikkat edin, sevdiklerinize ve kaslarınıza da. Kaslarınızı sevin sayın bu sorunla uğraşmak sosyal hayatın ve hijyenin en kaba tabirle içine ediyor mesela öksürürken altınızın ıslanması ister misiniz veya gülerken? İşte olan tam olarak bu.
Başlıca nedenleri,
Obezite (aşırı yağ mesaneye baskı yapar)
Hipertansiyon
Kronik kabızlık (varsa mutlaka nedenini araştırın.)
Aşırı ıkınma (normal doğum sırasında)
Gebelik (mesane uterus altında,uterus büyüdükçe mesaneye baskı yapar)
İdrar çokluğu/azlığı ( böbrek her geçen sıvıyı mesaneye gönderiyor kişi bu nedenle sık idrara çıkıyor ya da idrar azlığı bu sefer mesaneniz hassaslaşıyor en küçük bir şeyde idrara çıkma isteği oluyor, yapılan idrar çok az ama.)
İdrar renk değişikliği
Enfeksiyon/yanma/ağrı
Fonksiyonel yetersizlik (sfinkterde -bi' nevi kapak- gevşeme, geçişlere izin verme gibi düşünün)
Histeroktomi (rahimin alınması, rahim kasları, destekler)
Egzersiz (çok fazla kan pompalayan kalp atığı böbreğe gönderir, böbrek süzüp idrar yapar) buraya sonra tekrar dönecem aslında tedavinin de önemli bir başlığı.
Kafein: mukozaya kafein değdiği anda hassaslık meydana gelir günde min 3 bardak kahve sınırsız çay içenler bilirler :)
Asıl önemli olan korunma evet yukardakiler de bilinmeli, kendinizde gözlemlediğiniz anda koşarak doktora gitmek gerek aşağı komşuya değil, aktarlara hiç değil.
Korunma,
Düzenli spor (yukarıda egzersizin neden olduğundan bahsetmiştim ama bu geneli kapsamaz yani eğer elit bir sporcu değilseniz geçiniz, düzenli spor kas kuvvetinizi arttıracağından yakalanma riskiniz düşer.
Sigara, bırakmak çok zordur Eminim ama olursa sigarayı bırakın.
Su için su, su önemli.
Genital hijyen ( sevgili kadınlar maalesef çoğumuz ne okulda ne evde bunla ilgili bir eğitim almıyoruz; mutlaka araştırın öğrenin ve genital bölgeyi kuru tutmaya özen gösterin.)
Protein ağırlıklı beslenme
Bir fizik tedavi uzmanına rutin kontrol yaptırmak.
Bunları yaparsanız yakalanma riskiniz azalır bunlarla beraber “kegel egzersizleri” denen egzersizler pelvik taban kaslarınız güçlendirir, nays hale getirir.
Kegel egzersizleri için illaki spor salonuna gitmek zorunda değilsiniz herhangi bir alet olmadan gayet kolay yapılabiliyor, bir örnek aşağı bırakıyorum ama lütfen yaparken ağrınız varsa göz ardı etmeyin. ağrı bizim için iyi bi' uyarandır yani vücut diyor ki ters giden bir şeyler var yalnız hamlıktan gelen kas ağrısından bahsetmiyorum bunu bahane edip egzersizleri ex geçmeyelim, yapalım, sevelim.

Ps: kas kalitenizi koruyun yeminlen sonra çok ağlarsınız.
vize haftası
Üzüyor, kırıyor, döküyor tüm eksileri ben verdim.
2 günlük sevgilisi için 10 yıllık arkadaşını satan insan
Hiç sıkıntı yok benle bulaşacağını sevgilisiyle buluşsun kankim yakışır. Ne yapacak benle buluşup olm, keyfine baksın yani no problem zaten can ciğerseniz aranıza okyanus bile girse iletişiminiz kopmuyor. Beni bir günlük flört için bile ekebilir, burdan verelim gazı da birini bulsun bari evde kaldı yahu. Başıma kalacak diye korkuyorum.
sosyal medya marjinalliği
Sosyal medyanın her halini sinsi sinsi takip eden biri olarak bu durumun mantar gibi çoğaldığını açık olarak belirtelim. Eski fotoğraflarınıza Aniden gelen bir beğenme olursa lütfen ciddiye almayın, çok havaya girmeyin, görmezden gelin utandırmanın alemi yok. Buradan beceriksiz bir stalker olduğum mesajını çıkarmayalım iyi bir araştırmacı olduğum şeysi çıkacak neyse neyse geçelim.
Hanım kızlarımız artık daha cesur, olsunlar da ama mesela bu sadece sosyal medyada zira instagram sayfasını edibe teyzesi takip etmiyor rahat ot, Sigara güzellemesi yapıp giyindiği deri ceketle akmar pasajında tutuklanmaya aday ama ilgili hanım “normal” de bundan uzak bir hayat tarzına evet demekte şimdi bu kadının kimseye zararı yok, değil mi? Normal yani, mutlu ama gelelim asıl iğrenç olana, Twitter malumunuz fake hesaptan geçilmiyor kimisi kafa kesmeyi okeyliyor, kimisi ırkçılığı okeyliyor ama işte sosyal hayatta bırak okeylemeyi konuşmaktan aciz oluyorlar, ayıp ediyorlar neyse ya ben bir şey demiyorum “dilde deformasyonu” mu eleştirsem? Onlar da ayıp ediyor :)
Hanım kızlarımız artık daha cesur, olsunlar da ama mesela bu sadece sosyal medyada zira instagram sayfasını edibe teyzesi takip etmiyor rahat ot, Sigara güzellemesi yapıp giyindiği deri ceketle akmar pasajında tutuklanmaya aday ama ilgili hanım “normal” de bundan uzak bir hayat tarzına evet demekte şimdi bu kadının kimseye zararı yok, değil mi? Normal yani, mutlu ama gelelim asıl iğrenç olana, Twitter malumunuz fake hesaptan geçilmiyor kimisi kafa kesmeyi okeyliyor, kimisi ırkçılığı okeyliyor ama işte sosyal hayatta bırak okeylemeyi konuşmaktan aciz oluyorlar, ayıp ediyorlar neyse ya ben bir şey demiyorum “dilde deformasyonu” mu eleştirsem? Onlar da ayıp ediyor :)
zenci
Bazen kullanıyorum hoşumada gidiyor kullanmak ama şimdi kullanımı ve Aslında hoş olmadığı ortada olan bi' kelime mesela aynı sırayı paylaştığım siyahi arkadaşıma karşın asla kullanmam, esprisini de yapmam biliyorum çünkü içten içe kırılacak, üzülecek ortamı bozmamak için ses etmeyecek. Her şeyi geçtim hiçbir bağım olmayana da kullanmam zira yüzüne söylenecek kelime değil ama işte buraya yazıyoruz, çiziyoruz çünkü anonimiz. Anonimlik çok rahat olay istediğini savun istediğini anormalleştir, kime ne yani? Kimse nasıl olsa sosyal hayatınızda yok.
Irkların, milletlerin geçmişten gelen yaraları olur, tarihleri olur ve sevinçlerinden ziyade savaşları olur, saygı duyma zorunluluğumuz olmasa bile nezaket hepimiz içindir ve hatta bazen yüzüne söylemeyeceğini yazmamakta iyidir.
Irkların, milletlerin geçmişten gelen yaraları olur, tarihleri olur ve sevinçlerinden ziyade savaşları olur, saygı duyma zorunluluğumuz olmasa bile nezaket hepimiz içindir ve hatta bazen yüzüne söylemeyeceğini yazmamakta iyidir.