martilara simit atan kadin
@martilara simit atan kadin yazar
446
entry
10
takipçi
0
takip edilen
969
beğeni
336
favori
12,915
puan
Efsane Yazar
duygusal bağ kurulan eşyalar
nereden ve nasıl elime geçtiğini bilmediğim bir camdan kelebeğim var. yıllarca kaybedip kaybedip buldum. artık yanımda taşıyorum.
duygu
ışıl parlakyıldız'ın bir türk masalı serisinin ilk kitabı
"bekir candı, ali kandı, sedat aşkı. iyiyim... iyiyiz... biz hep iyi oluruz."
bazı yerlerde kitabı bir kenara atıp hıçkıra hıçkıra, söve söve ağlamak istiyorsunuz ama bu mümkün olmuyor. içinizdeki uçsuz bucaksız merak engel oluyor ağlamanıza. sinirinizi bozuyor, sivilceler çıkarıyorsunuz, boğazınıza bir yumru oturuyor ama ağlayamıyorsunuz. bazı yerlerde duygu ''çok utanıyorum'', ''yüzüm kırmızıdan mora dönerken...'' gibi utandığını belli eden cümleler kuruyor. lütfen gidip tam o an yüzünüzün rengine bakın. sarıdan siyaha kadar her rengi bulabiliyorsunuz yüzünüzde. bu nedenle rahatlıkla kitabın yarısını mosmor bir suratla okudum diyebilirim. *
kitap kapattığınızda öylece kalmıyor. siz günlük yaşamınıza devam edip işlerinizi yaparken kafanızın bir köşesi ''duygu ne yaptı, sedat nasıl, ali'm iyi mi, bekir ne yapıyor, o iş çözüldü mü, bu böyle oldu mu, şu olduktan sonra ne olacak'' diye dönüp duruyor.
kitap bir takım şeyleri meşrulaştırma algısı da oluşturuyor. zamanla insanların değiştiğini, değişebileceğini, aslında bu değişimin bir tür zorunluluk olduğunu gösteriyor. bir takım şeylerdeki önyargıyı yıkıyor ve bu yıkım huzurla huzursuzluk arası bir duygu uyandırıyor. kitaptan önce ''kesinlikle bunu normal göremezdim ben'' dediğiniz bir şeye kitaptan sonra ''aman canım neler neler yapıyor millet'' demeye başlıyorsunuz.
karakterler gerçekten yanınızda varmış gibi hissediyorsunuz. mesela bir şey oluyor ali'ye doya doya ''ali'm'' diye sarılmak istiyorsunuz ama sarılabileceğiniz hiç kimse yok. ''az önce buradaydın be ali'm...'' dediğinizi sesinizi duyduktan sonra insanlar size tuhaf tuhaf baktıklarında anlıyorsunuz. şizofrenik, sanrısal bir dünyanın içinde kaybolmuş gibi hissediyorsunuz.
bu serinin ilk kitabı. sonrasında sırasıyla ali'm, bekir ve sedat var.
"bekir candı, ali kandı, sedat aşkı. iyiyim... iyiyiz... biz hep iyi oluruz."
bazı yerlerde kitabı bir kenara atıp hıçkıra hıçkıra, söve söve ağlamak istiyorsunuz ama bu mümkün olmuyor. içinizdeki uçsuz bucaksız merak engel oluyor ağlamanıza. sinirinizi bozuyor, sivilceler çıkarıyorsunuz, boğazınıza bir yumru oturuyor ama ağlayamıyorsunuz. bazı yerlerde duygu ''çok utanıyorum'', ''yüzüm kırmızıdan mora dönerken...'' gibi utandığını belli eden cümleler kuruyor. lütfen gidip tam o an yüzünüzün rengine bakın. sarıdan siyaha kadar her rengi bulabiliyorsunuz yüzünüzde. bu nedenle rahatlıkla kitabın yarısını mosmor bir suratla okudum diyebilirim. *
kitap kapattığınızda öylece kalmıyor. siz günlük yaşamınıza devam edip işlerinizi yaparken kafanızın bir köşesi ''duygu ne yaptı, sedat nasıl, ali'm iyi mi, bekir ne yapıyor, o iş çözüldü mü, bu böyle oldu mu, şu olduktan sonra ne olacak'' diye dönüp duruyor.
kitap bir takım şeyleri meşrulaştırma algısı da oluşturuyor. zamanla insanların değiştiğini, değişebileceğini, aslında bu değişimin bir tür zorunluluk olduğunu gösteriyor. bir takım şeylerdeki önyargıyı yıkıyor ve bu yıkım huzurla huzursuzluk arası bir duygu uyandırıyor. kitaptan önce ''kesinlikle bunu normal göremezdim ben'' dediğiniz bir şeye kitaptan sonra ''aman canım neler neler yapıyor millet'' demeye başlıyorsunuz.
karakterler gerçekten yanınızda varmış gibi hissediyorsunuz. mesela bir şey oluyor ali'ye doya doya ''ali'm'' diye sarılmak istiyorsunuz ama sarılabileceğiniz hiç kimse yok. ''az önce buradaydın be ali'm...'' dediğinizi sesinizi duyduktan sonra insanlar size tuhaf tuhaf baktıklarında anlıyorsunuz. şizofrenik, sanrısal bir dünyanın içinde kaybolmuş gibi hissediyorsunuz.
bu serinin ilk kitabı. sonrasında sırasıyla ali'm, bekir ve sedat var.
ali'm
ışıl parlakyıldız'ın bir türk masalı serisinin ikinci kitabı.
baştan uyarıyorum sulu gözlüler okumasın. çünkü başında bir başlıyorsunuz ağlamaya sonu gelmiyor.
baştan uyarıyorum sulu gözlüler okumasın. çünkü başında bir başlıyorsunuz ağlamaya sonu gelmiyor.
bekir
ışıl parlakyıldız'ın bir türk masalı serisinin üçüncü kitabı.
duygu onun için kan diyor. o ise "kan olmak değil mesele... mesele can olmaktı"
duygu onun için kan diyor. o ise "kan olmak değil mesele... mesele can olmaktı"
bir türk masalı serisi
ışıl parlakyıldız'ın duygu, ali'm, bekir ve sedat isimli dört kitabından oluşan kitap serisi
öncelikle söylemeliyim ki kitaplar tamamen yetişkin odaklı, tutup da liseli birinin eline tutuşturmayın. neden bunu diyorum? +18 var, işkence var, şiddet var, sadistlik var, cinsellik var... bunlarla da bitmiyor, hikaye insanı içine alıyor ve eğer birazcık 'şiddet' konusunda duyarlı biriyseniz alt üst oluyorsunuz. nasıllar, nedenler kafada dönüp duruyor.
üstün körü bakınca evet çok güzel bir hikaye, ki bende buna inanıp aldım seriyi ama içine girince hiç öyle değil; deli çıktım. günlerce kendimi toparlayamayıp kurgu üzerinden planlar kurdu zihnim. hala aklıma geldikçe iyi hissetmiyorum. çünkü biliyorum ki bu hikaye bir yerlerde bu kadar iyi sonlanmadı.
konuyu da üstün körü anlatayım. bir hanım kızımız var *. babası savcı, anne ev hanımı. çok seviyorlar duygu'yu. fakat bir gün anne-babası çok kötü bir şekilde öldürülüyor. kız işkence görüyor aylarca, sonra bir gün sedat ve arkadaşları gelip kurtarıyorlar. sedat'a gelince çocukken ıslahevine giriyor ve yıllar sonra güç bela duygu'nun babası tarafından özgürlüğüne kavuşuyor. ancak o yıllar içinde ıslahevinde ali ile tanışıyor. cılız bir çocuk olan ali'yi koruyup kollamaya başlıyor. grubun en * sempatik kişisi ali'm. bekir ise sedat'ın asker arkadaşı ve aslında grubun en masum adamı. sessiz, sakin, ağır, içine kapanık bir adam. olaylar bu 4 kişi üzerinden onların bakış açısıyla anlatılıyor. bu nedenle kimi yerlerde tekrara düşmüş yazar. bu da okuyucuyu sıkabiliyor. kimi yerlerde ise bazı noktaların aydınlanmasını sağlıyor. bu açıdan güzel de gerek olmayan yerlerde de çok fazla tekrar var. neyse...
aylar oldu okuyalı... hala hatırlıyorum. çok işlemiş içime.
öncelikle söylemeliyim ki kitaplar tamamen yetişkin odaklı, tutup da liseli birinin eline tutuşturmayın. neden bunu diyorum? +18 var, işkence var, şiddet var, sadistlik var, cinsellik var... bunlarla da bitmiyor, hikaye insanı içine alıyor ve eğer birazcık 'şiddet' konusunda duyarlı biriyseniz alt üst oluyorsunuz. nasıllar, nedenler kafada dönüp duruyor.
üstün körü bakınca evet çok güzel bir hikaye, ki bende buna inanıp aldım seriyi ama içine girince hiç öyle değil; deli çıktım. günlerce kendimi toparlayamayıp kurgu üzerinden planlar kurdu zihnim. hala aklıma geldikçe iyi hissetmiyorum. çünkü biliyorum ki bu hikaye bir yerlerde bu kadar iyi sonlanmadı.
konuyu da üstün körü anlatayım. bir hanım kızımız var *. babası savcı, anne ev hanımı. çok seviyorlar duygu'yu. fakat bir gün anne-babası çok kötü bir şekilde öldürülüyor. kız işkence görüyor aylarca, sonra bir gün sedat ve arkadaşları gelip kurtarıyorlar. sedat'a gelince çocukken ıslahevine giriyor ve yıllar sonra güç bela duygu'nun babası tarafından özgürlüğüne kavuşuyor. ancak o yıllar içinde ıslahevinde ali ile tanışıyor. cılız bir çocuk olan ali'yi koruyup kollamaya başlıyor. grubun en * sempatik kişisi ali'm. bekir ise sedat'ın asker arkadaşı ve aslında grubun en masum adamı. sessiz, sakin, ağır, içine kapanık bir adam. olaylar bu 4 kişi üzerinden onların bakış açısıyla anlatılıyor. bu nedenle kimi yerlerde tekrara düşmüş yazar. bu da okuyucuyu sıkabiliyor. kimi yerlerde ise bazı noktaların aydınlanmasını sağlıyor. bu açıdan güzel de gerek olmayan yerlerde de çok fazla tekrar var. neyse...
aylar oldu okuyalı... hala hatırlıyorum. çok işlemiş içime.
sedat
ışıl parlakyıldız'ın bir türk masalı serisinin dördüncü ve son kitabı.
ilkbahar duygu'yu anımsatır...
sonbahar bekir'i...
kış gibidir ali'm sert ve bıçkın...
yaz beklenir güneş gibi sedat gibi...
ilkbahar duygu'yu anımsatır...
sonbahar bekir'i...
kış gibidir ali'm sert ve bıçkın...
yaz beklenir güneş gibi sedat gibi...
geceye güzel bir söz bırak
umutlanmak, sevgi hırsızlığı yapmak gibiydi. - sedat
graham bell
bir rivayete göre sağır sevgilisi allessandra lolita oswaldo için işitme cihazı üretmeye çalışırken telefonu icat etmiştir.
bunu nasıl yapıyorsun

kusura bakmayın sayın yazarlar ama yapmasam içimde kalırdı.

kusura bakmayın sayın yazarlar ama yapmasam içimde kalırdı.
onur can özcan
iki şarkısındaki iki söz bana inanılmaz dokunuyor.
"Sen girmeyen eve rakı girer. Birlikte girseniz, ah ne güzel bu gece" * ve "söz ettim mavilere, içimdeki yaralardan; gökteki yağdı yine, yerdekinde yakamoz var" *
sevgilisi vardı, haberlerde ağlayışını görmüştüm. aylar oldu unutamadım onun o halini... şu anki halini de düşünemiyorum. benim gözlerim hala doluyor şarkısına denk gelince, o ne yapıyor acaba? alışmış mıdır? buna alışılır mı? ya annesi?
"Sen girmeyen eve rakı girer. Birlikte girseniz, ah ne güzel bu gece" * ve "söz ettim mavilere, içimdeki yaralardan; gökteki yağdı yine, yerdekinde yakamoz var" *
sevgilisi vardı, haberlerde ağlayışını görmüştüm. aylar oldu unutamadım onun o halini... şu anki halini de düşünemiyorum. benim gözlerim hala doluyor şarkısına denk gelince, o ne yapıyor acaba? alışmış mıdır? buna alışılır mı? ya annesi?
türklerin dünyaya kattıkları
yoğurt, çizme, pantolon, at eğitimi ve ıslık çalan ok.
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
en yakın arkadaşım evlendiğinde tek başıma da olsa şu şarkıyla halay çekeceğim, ahtım var.
onur ünlü
bazı işleri gerçekten güzel olan senarist ve yönetmen.
spoiler (tıkla)
leyla ve mecnun, sen aydınlatırsın geceyi
evlilik teklifi ederken yüzüğü düşüren adam
ay kıyamam, heyecan yapmış

oha
küçükken 'orta halli aile''nin kısaltması sandığım argo söz. sonradan aydınlandım a dostlar.
kız kıza gezelim bu gece
''ah keşke cınım da bu hafta 3 sunum 1 vizem var. eğer 30 makale, tez ve kitabı benim yerime okuyup sadeleştirip anlatırsan anlaşabiliriz. evet tatlım, yapamazsın, o yüzden yoldan çıkarma beni'' dediğim şarkı. yada başka bir şey derim ama o sözlükten atılmama sebep olacaktır.
can ciğer kuzu sarması
profilimde yazdığını şu an fark ettiğim yazı. şımartıyorsunuz beni
[gif]537_uwzbkyfhr0by5cavdc05ymamqxwnys0v.gif[/gif]
[gif]537_uwzbkyfhr0by5cavdc05ymamqxwnys0v.gif[/gif]


