kerim

kerim

@kerim yazar
154
entry
10
takipçi
11
takip edilen
360
beğeni
154
favori
6,488
puan
Uzman Yazar
çevrimdışı
15 mart 2019'dan beri üye
celal şengör
ben bu şengörü görünce şergör olarak aklıma geliyor bunun yanında ilginç sıra dışı yaklaşımları ve beslenme tarzı (bok yenir gibi bir haberi vardı yanlış hatırlamıyorsam, yanlışım varsa düzeltiniz) ile evrim sürecini tamamlamamış gibi düşünceler aklıma geliyor. zaten kendisi de evrim teorisine inandığı için bu son düşünceme itiraz etmeyecektir. bilim adamı olabilir lakin daha çok film adamı gibi gündeme gelmesi de çok şaşırtıcı
mutlaka izlenilmesi gerekilen film dediğin
Fatihin fedaisi Kara murat
can ciğer kuzu sarması
Can ciğer tamam da kuzu sarması ne ola ki? Profilimde yazıyor şimdi gördüm kim neden sarıyor inşallah sonunda bir sakatlık çıkmaz size güveniyorum daha doğrusu güvenmek istiyorum güven sözlüğün kıymetli sakinleri
hollanda’da silahlı saldırı
benzer saldırıları yabancılar yapınca yok psikolojisi bozuk, yok olumsuz yaşantılarla milliyeti ve dini gözardı edilir, müslümanlar yapınca milliyeti ve dini sorgulanıp yargılanmaya başladıktan sonra top yekün bir millet, islam ümmeti mahkum edilmeye çalışılır. Bu psikoloji ve olumsuz yaşantılar sadece gayri müslimlere ait olup diğerlerinde sanki yoktur. Bu arada kıymetli yazarımız serendipity yazarımızın görüşlerine de katılmamak mümkün değildir. Bence de yeni zellanda saldırısına bir cevapmış gibi lanse edilecek ve artacaktır.
bruce lee
çocukluğumuzun rol model insanı neden diye sorarsanız anlatayım efendim; gençler bilmez, ekiden evlerde tv yoktu olan da çok azdı, video salonları olurdu orada çay içer film izlerdik. Kendisinin filmlerini izledikten sonra öz güvenimiz tavan yapar kavga edecek yer arardık, yine bir seferinde filmini izledik, heyecanlıyız bisikletle giderken bir kaç çocuk laf etti, aslında çok da önemli bir laf değildi, geçip gidebilirdim ama tabii ben derslerini vermek için bisikletten indim ve aralarına daldım, bu çocukları döverken nereden geldiklerini bilmediğim birkaç kişi daha gelince işin rengi değişti, ellerinden bir amcanın sayesinde kurtulmuştuk, bu olaydan sonra filmlerden gaza gelmemeye çalıştığımı hiç unutamıyorum.
güven sözlük yazarlarının yaşları
Öncelikle güven sözlük yazarlarına bir kısaltma önerim olacak mesela güsözyaz olabilir bu arada yaşım 40
kişisel gelişim
"Fiziksel özelliklerimizi değiştiremeyiz ama kişisel özelliklerimizi değiştirip geliştirebiliriz" diyerek kişisel gelişim başlığıma bir ekleme yapmaktan kendimi alamadım gerçi son yıllarda orasını burasını değiştirtenler de oluyor ama hala fiziksel özelliklerimizi değiştiremeyeceğimizi düşünüyorum.
sözlük yazarları kendini tanıtıyor
Herkes kendini tanıtıyor ben de geri kalmayayım, bir tarafım falan eksilir, psikolojik danışmanım, 40 yaşındayım vesaire vesaire, kitap okumayı severim gibi artistik cümleler kurmak istiyorum ama vazgeçiyorum kısa tutuyorum, yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim ehkgsmlçb
geceye bir söz bırak
eskiden buralar üzüm bağıydı
iyi niyet
İyiliğin ve doğruluğun bütün kötülükleri esir alıp tutuklamaya gücü yeterken, kötülük de boş durmuyor, sürekli yeni taktik ve hamlelerle gençlerimizi ve toplumumuzu tehdit etmeye devam etmektedir.

Bilinen tehdit unsuru bütün kötülükler iyilik ve iyi niyet maskesi ile karşımıza çıkarlar. Hiçbir terör örgütü, biz terör örgütüyüz demez ya da hiçbir madde bağımlısı biz madde bağımlısıyız demez, onlar kendilerinin ne olduğunu bilseler bile yine de diğerlerini kandırmak için ya da inandıkları için olsa gerek güzel, ambalajlı ve aksesuarlı sözcüklerle karşımıza çıkarlar. Terör örgütleri eşitlik ve özgürlük için savaştıklarını iddia ederler. Fitne ve fesat bazen en sevdiğimiz kavramlarla karşımıza çıkıverir. Barış, kardeşlik ve demokrasi sözcükleriyle ellerindeki silahı ve kanı saklamaya çalışırlar. Çünkü bir şeyi ne kadar çok bağırırsanız, inancı ve güveni sağlam olmayan insanları inandırmayı başarırsınız. Bugün terör örgütlerinin bu maskesinin ardındaki karanlık yüzü göremeyenler boşlukta olan inançları sağlam olmayan sosyal destekten yoksun bireylerdir ve daha kolay yönlendirilebilmektedir.

Bir bakarsınız en olmadık zamanda tanımadığınız birisi size iyilik etmek istiyordur. Ne iyi insanlar var dersiniz ve o güne kadar sizin için çırpınan ve üzerinize titreyen anne-babanızı da unutuverirsiniz. Çünkü ailenizin ilgi ve sevgisini küçümseyip başka adresler aramaya başlarsınız. Özgür olmak, erkek olmak ya da yetişkin bir kız olduğunuzu ispatlamak için ailenizin sınırlarını zorlarken başkalarının etki alanına girdiğinizi anladığınızda bazı şeyler için geç kalınmış olmaktadır. Mesela, gençliğinizin en güzel yıllarını kendinizi yetiştirmek yerine başkalarının yönlendirmeleri ile geçici hevesler ve zararlı alışkanlıklar edinerek geçirebilirsiniz. Eğer bir gün birisi size iyi niyetle anlamsız! ve zamansız bir iyilik etmek istiyorsa veya çok güzel şeyler söylüyorsa o an biraz duraksayınız. Bu iyiliği hak edecek ne yaptınız, iyiliği yapmak isteyenin nesi oluyorsunuz ve neden siz? sorularına mutlaka cevap verin. Çünkü art niyetli insanların alnında art niyetli insan yazmaz ve en kötüsü de iyi niyet ve iyilikle karşınıza çıkmıştır.

Bu nedenle okulda, işte, mahallede ya da çarşıda ya da bir başka yerde birisi size zamansız ve sebepsiz iyilik etmek istiyorsa mutlaka dikkatli ve uyanık olun. Hatta sizin güveninizi kazanmak için aşırı iyiliksever olmak bile görünmeyebilirler. Çünkü onlar kurbanlarını ya da mağdurları ikna etmek için çeşitli yol ve yöntemler deneyebilirler. Bir bakarsınız iletişimi başlatmak için kendisi değil de sizin harekete geçmenizi bile sağlayacak adımlar atabilirler. Örneğin, adres sormanız ya da düşen bir eşyanızı güveninizi kazanmak için büyük bir nezaketle size getirmeleri bile sizi yanıltmasın. Bu tür durumlarda size gösterilen ilgi ve yardım, anlamlı ve geçerli bir nedenle, doğru zamanda ve doğru bir yerde, herkesin görebileceği bir açıklıkla mı gösteriliyor? Bu ölçülere dikkat etmelidir, çünkü kötülükler gizli, yanlış yerde ve yanlış zamanlarda daha çok ortam bulmaktadır.

İyilikler ise, doğru yol ve yöntemlerle, herkesin görebileceği açıklıkta, güven ve saygı içerisinde olduğu zaman makbuldür.
kişisel gelişim
Kendine yardımcı olmak istemeyene kimse yardım edemez.
psikolog
Kesinlikle haklısınız, bu işten anlamayan simsarlar, insanlara sorunlarını çözmede büyük vaatlerde bulunarak sonra da hayal kırıklığına uğratarak istismar etmektedirler bunun zararını eğitimini alan uzmanlar ile birlikte herkes görüyor maalesef bu alanda ciddi bir boşluk var
2. Nesil Yazar
2. Nesil yazar ifadesi kendimi ötekileştirilmiş gibi hissetmeme neden oluyor, biliyorum şahsımla ilgili değil kafaya takmamaya çalışıyorum ama her gördüğümde hatırlıyorum yok mu bunun bir çaresi
sütyen
Güven sözlükte görünce sayfanın organize ettiği bir etkinlik sandığım kadın iç çamaşırı, meğer reklammış, bazı erkeklerin de kullandığından şüphelendiğim de olmuştur bazen
Entry görseli
cahil cesareti
Herkesin psikolog, sosyolog, eğitimci, siyasetçi, asker ve ekonomist olduğu, her şeyi bildiğini sandığı ama aslında hiçbir şey olmasa da çok bir şey de bilmediği bir gündemin içindeyiz.

Bir söz vardır; cahil her şeyi bilir, alim ise bazı şeyleri bilir. Cahil bilmediği halde biliyormuş gibi yapıp düşüncesizce hareket ederken alim ise bildiği konuda düşünerek hareket eder. Bilmiyorsa da öğrenmek için bir arayışa girer. Bizi özetleyen bir ifade olarak cahil-alim kıyaslaması yapıp insanları ve düşüncelerini küçümseme eğiliminde olmayacağız. Elbette herkes, ben ve siz dahil düşüncelerimizi özgürce ifade edebilmeliyiz.

Fakat bilmediğimiz konularda değil de bilgi sahibi olduğumuz konularda fikir sahibi olmalıyız. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan herkes hata yapmaya, yanlış kararlar almaya mahkumdur. Aldığı yanlış kararların neticesinde daha çok zarar ve maliyetle karşılaşma olasılığı daha yüksektir. Her şeyi bilemeyeceğimizi öğrendiğimiz zaman kendi sınırlarımız içerisinde daha başarılı olacağımızı düşünürüm. Bazı şeyleri bilebiliriz fakat bilmediğimiz konularda bilmediğimizi kabul edip bunu belirtmek gerekmektedir. “Bu konuda bilgi sahibi değilim” diyebilmek de önemli bir medeni cesarettir. Her konuda uzmanlık taslayan aslında hiçbir konuda uzman değildir.

Türk Dil Kurumu (TDK) da “Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır” atasözünü açıklarken bu konuya vurgu yapmıştır. TDK Güncel Türkçe Sözlükte “insanın her şeyi bilmemesi kusur değildir ama bilmediği bir işi sorup öğrenmeden yapmaya kalkışması kusurdur” olarak açıklaması da alanında bilgili kişilerden yardım alınmasının önemini hatırlatmaktadır. Bir konu hakkında yeterli araştırma ve okuma yapmadan fikir sahibi olup harekete geçmek yerine sorup, öğrenip, araştırıp ve okuyup öyle harekete geçmeliyiz. Bu konuda yapılmış bir araştırma sonuçları da Cahil Cesareti konusunda bildiklerimizi gözden geçirmemize neden olmaktadır. Sosyal Psikologlar Justin Kruger ve David Dunning'in, kendilerine 2000 yılında Nobel Ödülü kazandıran çalışmaları da oldukça ilgi çekicidir. Literatüre “Dunning-Kruger Etkisi”* olarak geçen teorileri ise özetle şöyle:

“Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır. Metin çözme, araç, gereç kullanma, oyun oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan araştırmaların sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:

¾ Niteliksiz insanlar, ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark etmezler.
¾ Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedirler.
¾ Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamakta da acizdirler.
Hatta aynı araştırmanın sonucunda niteliksiz insanların nitelikleri belli bir eğitim ile artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerini farkına varmaya başlarlar. Cahil Cesareti olgusu da cahil-alim, niteliksizlik veya niteliklilik konusunda düşüncelerimizi tekrar gözden geçirmemiz konusunda bize yol göstermektedir. Bugün bilgi sahibi olmadığı halde cahil cesareti ile olması gerekenden daha fazla yerde olanların bunu hak edip etmedikleri ise ayrı bir tartışma konusudur.

Kişisel görüşüm ise cahil cesareti ile hareket edenlerin nihayetinde yaptıkları işin verimli ve sağlıklı olmayacağıdır. Her halükarda cehaletle baş edecek olan kesinlikle emeğe ve bilgiye olan saygıdır.
psikolojik olgunluk
Yücelik damına çıkmak için alçak gönüllülükten başka merdiven yoktur.
Hz. Şeyh Sadi (k.s.)

Kendi ile barışık olmayan, kendine sevgi ve saygısı az olan insanlar başkalarının onay ve takdirine aşırı bir ilgi gösterirler. Her ne kadar kendilerini beğeniyor gibi görünseler de kendileri ile ilgili algı ve düşünceleri olumsuzdur ve bilinçaltında kendi eksiklikleri ile fazla yüzleşmek istemezler.

Kendisinin olumlu ya da olumsuz özelliklerini tanıyıp, yüzleşip kendini olduğu gibi kabul etmek kolay görünse de zor bir beceridir. Zorluğu insanların kendilerinin eksik yönlerini görmek istemedikleri içindir. Çünkü kendi varlığına duyduğu saygı, “var oluşundan değil” başkalarının onay, ilgi ve sevgisine bağlıdır ve her zaman bunun arayışındadırlar. Bu nedenle de oldukları gibi görünmek yerine olmadıkları gibi görünmeye çalışırlar.

Hatta uzaktan sempatik, iyi ve güven verip de yakından tanıdığımızda, pişman olduğumuz kişiler olmuştur. Bu nedenle “keşke, hep uzaktan tanısaydık!” dediğimiz de olmuştur. Çünkü insanların isim, fiziksel görünüş, memleket, meslek ya da maddi durumundan iyi bir insan olup olamayacağını bilemeyebiliriz. Bunlar bizi yanıltabilir ve hayal kırıklığına uğrarız. Sahte gülümsemelerle sempati uyandıran bu insanları tanıdıkça iç dünyalarını daha fazla saklayamazlar ve açığa çıkarlar. Bu insanlar böyle açığa çıkınca tahammül sınırları da zorlanır.

Aslında diğer insanları tanımaya çalışırken psikolojik olgunluk düzeyine bakmak gerekir. En önemlisi de alçak gönüllü olup olmadığına bakmak gerekir. Her ne makamda olursa olsun, insan makamına uygun şekilde alçak gönüllü olabilir. Psikolojik olgunluk kavramı, kim olduğu ya da olmadığı veya duygu ve düşüncelerini ayırt edebilen, benmerkezci olmayan, güçlü ve zayıf yönlerinin farkında, en az kendisi kadar başkalarının duygu ve düşüncelerine de değer vermeyi ifade eder. Psikolojik olgunluk düzeyi yüksek olan insanlar duygu ve düşüncelerini saklamazlar ve davranışları ile düşünceleri uyum içindedir. Kendini büyük görmek, diğerlerini küçümsemek gibi bayağı davranışlardan uzak olup alçak gönüllü insanlardır. Menfaat veya çıkar ilişkisine dayalı dostluklar yerine sevgi, saygı ve paylaşmaya dayalı kalıcı dostluklar kurmayı tercih ederler.

Mükemmel görünmeye yönelik aşırı bir çaba göstermek yerine doğal, içten ve oldukları gibi görünmeyi tercih ederler. Çünkü biliriz ki mükemmel olmasalar da kendilerini severler ve kendilerine saygı duyarlar. Bu nedenle de hep mutludurlar, karşılık bekleyerek iyilik yapmadıkları için de hayal kırıklığına daha az uğrarlar. Buna rağmen hayal kırıklığı yaşasalar da bunun sorumlusu, kendileri ya da başkaları ise bundan kaçmazlar ve bununla yüzleşirler. Özür gerekiyorsa özür dilerler, diğeri ise bunun sorumlusu aynı adımı karşı taraftan görmeden geri adım atmazlar. Çünkü kendilerine duydukları saygı başkalarına duydukları saygıdan daha az değildir.

Bütün bunlar, Hz. Şeyh Sadi (k.s.) nun sözünde hayat buluyor diyebiliriz. Gerçekten yücelik makamı, yukarılarda, küçük ya da büyük dağların zirvesinde değil, diğerleri ile benzer ya da farklı duyguların anlaşılıp paylaşılması ve alçak gönüllülükten geçmektedir.
sille
Şu Silleden Ne zaman geçelim?

Sille, Konya'mızın şirin bir mahallesidir. Antik kent statüsünde olan Sille'nin çok eskilere dayanan bir tarihi vardır.

Yazımızın konusu olan Sille türküsünün sözleri anonim olup Rıza Konyalı tarafından derlenmiştir. Silleden gece geçen kahramanımızın dile dökülen sözlerinin bir kısmı da şöyledir;

Şu Sille'den (Aman) Gece Geçtim Görmedim,
Annem Annem Annem Annem Annem,
Görmedim Annem Annem Annem Annem Annem,
Acı Tatlı (Aman) Sular İçtim Ölmedim.
Annem Annem Annem Annem Annem,
Ölmedim Annem Annem Annem Annem Annem…

Aslında anonim söz ve türküler, bence sahibi belli olmayan değil sahibi belli olan önemli miraslardır. Çünkü sahibi bu toprakların insanıdır. Bu da aslında sahibinin bu millet olduğuna dair güçlü bir kanıttır. Kanıt mı istiyorsunuz işte Yemen, Filistin, Kut'ül Amare ve Çanakkale cepheleri gibi birçok cepheyi sayabiliriz. Bu cephelerde şehit olan kahramanlarımız bu vatanın sahipleri olup birçok anonim söz, hikâye ve türküler de bu mücadelelerin mirasıdır.

Yazılanlara göre türkü; Silleli bir askerin, sefer dönüşü bir gece vaktinde Silleden geçtiği ve orada oturan annesini göremediği için dile dökülmüş duygularını anlatmaktadır. Gurbet, askerlik ve yoksulluk bu memleketin son iki yüz yıldır yaşadığı en çetin sınavlardandır. Bu kahramanımız da bu türküyü, Silleden gece geçmiş olduğu için göremediği annesi için söylemiştir. Bu memleketin çocuklarının o yıllarda kaç yokluk ve gurbet gördüğünü anlamak için tarihimize bakıp ders almak gerekmektedir. Bugün içinde bulunduğumuz bir vatanımız varsa, bu kendini feda eden kahramanlarımız sayesindedir.

Sille'den ne zaman geçeceğimizi soruyorsanız hemen cevap vereyim. Siz siz olun Sille'den ister gece geçin ister gündüz geçin bu türküyü ve hikâyesini hatırlayın. Ülkemizin iyi ve kötü günlerinin üzücü bir hatırası olarak bu türküyü hatırlayınız. Hepimiz Sille'den gece geçtiği için annesini göremeyen Mehmet'in ve Mehmetlerin benzer hikâyelerini dinleyerek büyüdük. Üç kıtada farklı coğrafyalarda vatan savunması için gaza eden kahraman ordumuzun neferlerinin destansı mücadeleleri daha fazla ilgi ve övgüyü hak etmektedir. Ben de bir yaz günü ikindi vaktinde, türkünün aklıma getirdiği hikâye ve kalbime bıraktığı hüzünle geçtim Sille'den… Mutlaka siz de gündüz ya da bir gece vakti geçmişliğiniz olmuştur. Hala geçmemiş iseniz de müsait bir zamanda geçiniz. Sille'den geçerken de türküyü hatırlayınız. Acı tatlı sularından içip ölmeyen kahramanımızı hayırla yâd ediniz. Kahramanımız gece geçmiş fakat siz istediğiniz zaman geçebilirsiniz.

Ortasından akan çaya eşlik ederek Arnavut taşlı yolundan yürüyüp tarihi teneffüs ediniz. Hatta Kent Müzesini de ziyaret edip tarihe tanıklık ediniz. Bugün geldiğimiz noktayı anlamak için tarihi iyi anlamak gerekmektedir. Çünkü Sultan Abdülhamit Han'ın dediği gibi “tarih tekerrür etmez, hatalar tekerrür eder.”Tarih deyince de sadece askeri olanları değil kültür, gelenek ve sanatı da anlamalıyız. Bugün Batı'nın kültür işgalinin tehdidi altında olsak da teslim olmuş değiliz. Çünkü dinimize ve vatanımıza sahip çıkan, gelenek ve göreneklerimizi yaşatmaya çalışan bir anlayış var. Gençlerimizin de bu anlayış çerçevesinde yetişmekte olduklarını gördüğümden müsterih olmaya çalışıyorum.

Bütün bir Sille'nin zenginliklerini köşe yazısına sığdırmak güç olduğundan yerinde gezip görmenizi tavsiye ederim. Ne zaman mı dersiniz? Ne zaman isterseniz o zaman geziniz!

Entry görseli
konya
Bin yıldır bu toprakların manevi harcının yükünü taşımış bu kadim şehrin mensubu olmaktan her zaman övünç duyup, iftihar ettik. Anadolu'nun kapılarını açan fetihlerden sonra önemli bir ilim, kültür ve ticaret merkezi olan şehrimizin taşıdığı tarihi miras çok değerlidir.  Selçuklu, Karamanoğulları ve Osmanlı dönemlerinde bu ağırlığını korumuş önemli bir merkez olan Konya, cumhuriyetimizin ilk yarısında üvey evlat muamelesi görmüş olsa da önemli dönemlerde her zaman üstüne düşen vazifeyi ifa etmiştir. Milli ve manevi değerlere sahip siyasi parti, düşünce ya da oluşumlara karşı hatta kardeş ülkelerin yaşadığı zor zamanlarda (Bosna savaşı, Filistin, Irak, Mısır, Suriye vb.) ümmetin acısını yüreğinde hissetmiş bir gönüller başkentidir.  Çocukluğumuzda onlara ulaştırılmak için toplanan yardımları ya da harbe gitti diye söylenen mücahit insanları hatırlarım ki onlara içten içe büyük bir saygı duyardım.

12 Eylül döneminde 3-5 akıl sağlığı bozuk insanlara attırılan sloganlar, Kudüs için yapılan destek mitinglerini, 28 Şubat dönemindeki fişlemeler ve propaganda amaçlı sipariş haberlerle ülkemiz gündeminde karalanmaya çalışılmış bu şehir hiçbir zaman algı operasyonlarına teslim olmamıştır. Bildiği ve inandığı çizgideki devlet adamlarına destek olmuş, ülkemizin yükünü taşımaya devam etmiştir. Cuma günü sayın cumhurbaşkanımızı da bu duygu ve düşüncelerle bağrına basan Konya, 15 Temmuz darbe girişimi gecesinde de Cumhurbaşkanımızın talimatını beklemeden sokağa çıkmış milletin geleceğini çapulculara teslim etmemiştir. Bu şehrin çocukları vatan sevgisini, ilk geceden son güne kadar görevini aksatmadan dosta düşmana karşı vatan savunmasında göstermiştir. Tanpınar'ın şehrimizin tarihi mirasına ithafen  “Bir başkent daima başkenttir. Ne kadar susturulursa susturulsun yine konuşur.”sözü Konya'da hayat bulmuştur. Bu nedenle de her zaman karanlık odakların propaganda yürüttükleri, çamur atıp karaladıkları, sindirmeye çalıştıkları şehrimizin evlatlarının yeniden sahneye çıktığı günümüzde Konya, Anadolu'nun parlayan bir yıldızı olmaya devam edecektir.
Çünkü Konya yıldızları ile de meşhur bir şehirdir. Şehrimizin tarihsel ağırlığında Selçuklu başkenti oluşunun yanında manevi mimarlarımızın yeri de çok önemlidir. Sadrettin Konevi Hazretleri, Mevlânâ Celâleddîn, Hâdimi Hz., Sarı Yakup, Şems-i Tebrizi, Ateşbaz-ı Veli, Hacı Veyiszade Mustafa Efendi, Tahir Büyükkörükçü ve adını sayamadığımız daha nice veli ve âlim büyüğümüz bu şehrin manevi mimarları olmuştur.
Her gün önünden geçtiğimiz bu evliya ve âlimleri genç kuşaklara tanıtmak ve anlatmak şehrin idarecileri ve eğitimcileri olarak hepimizin üstüne düşen önemli bir görevdir. Çünkü kendini, tarihi ve şehrini tanımayan çocuklar için bu evliya ve âlimlerin hayatı ve yaşadıkları, söyledikleri gençlerimizi manevi mirasımıza yönlendiren önemli bir referans olacaktır. Her öğretmen, anne ya da baba çocuklarla birlikte başta Celalettin Rumi olmak üzere Selçuklu sultanlarını, alim ve evliyalarını anlatıp öğretmeli ve ziyaret etmelidir. Fakat sadece bir Fatiha ve 3 ihlas suresi ile yetinmemeli, hayatları ve yaşadıklarına dair bilgileri de genç kuşaklara aktarmalıyız.
Entry görseli
geceye bir bilimsel terim bırak
bilimsel anlamda bu önemli kavramları güven sözlüğe kazandırmış olduğunuz için sizi kutlarım
kendi yağımızla kavrulmak
kendi yağımızla kavruluyoruz

Kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayıp kendi yağında kavrulanlarla yuvarlanıp gidenlerin çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşıyoruz! Bir kısmımız ise kavrulanlar ve yuvarlananlar arasında bir yerlerde bulunuyoruz.

Kendi yağımız ne demek? Neden kavrulmayı veya yuvarlanmayı tercih ediyoruz? Bütün bunlara verilecek bir cevap da mutlaka vardır. Vel hasılı kelam sevgili kardeşim, sen hangisini tercih ediyorsun? Mutlaka senin de yuvarlandığın ya da kavrulduğun günler olmuştur. Benim kendi yağında kavrulanlar ile yuvarlanıp gidenler için zaman zaman endişelendiğim de olmuştur! Özellikle yuvarlanıp gitmek nedense teslimiyeti ve vaz geçmişliği çağrıştırıyor. Bu nedenle olmalı ki çok içime sinen bir kavram değildir. Yuvarlanıp gitmek yerine her şeyi kontrol altına alamasak da alabildiklerimizi almakta fayda vardır. Her zaman her şeyi kontrol altına alamayabiliriz ama tamamen teslimiyet de başımızı gözümüzü bir yerlere çarpmaya neden olabilir.

Aslında bizim insanımızın çoğunluğu kendi yağında kavrulmayı tercih eder. Kurban bayramında kesilen kurbanları bile kendi yağı ile kavurmayı tercih eder ki bundan dolayıdır! Bu nedenle olmalı ki kendi yağı ile kavrulmak ve yuvarlanıp gitmek gibi kalıplaşmış ifadeleri sık kullanıyoruz. Biraz da “iyiyim” ya da “kötüyüm” diyemeyeceğimiz durumlarda bize bir kapı açar. Böylelikle en zor soruya, “nasılsın” sorusuna “kendi yağımızla kavrularak” ya da “yuvarlanıp giderek” cevap vermeyi tercih ediyoruz. Çünkü “Nasılsın?” sorusu kendi dikkatimizi üzerimize çeken, ilgilenen ve denetleyen bir tutum takınmamıza da yardımcı olur. Bu durumda kendimizden bir haber vermiş olacağımız için kavrulup yuvarlanıyoruz. Peki, karşımızdaki ne yapıyor? “Ha, iyiymiş” kavrulup yuvarlanıp gidiyormuş, bir sıkıntı yok” deyip muhabbete devam ediyor. Sormak istiyorum, bunun neresi iyi? Kavrulup yuvarlanıp gitmeye karşı bu kayıtsızlığımız daha ne kadar sürecek!

Kimsenin etlisine sütlüsüne karışmama meselesine gelince bu mesele daha derin bir meseledir! Oysa milletçe etliye de sütlüye de olan ilgimizi sağır sultan bile duymuştur! Niye yalan söylüyoruz? Bir toplu yemek organizasyonu gördüğümüzde oradaki etliye karışmak için hep birlikte bir çaba göstermiyor muyuz? Ya da sütlü bir tatlı gördüğümüzde daha yok mu diye bakan bakışlarımızı nasıl unutacağız! Kısaca ben şöyle bir bakıyorum! “Şöyle bir bakmak” da nasıl olur diye merak etmiyor da değilim! Konuyu dağıtmamak adına “şöyle bir bakmak” konusunu es geçiyorum! İleride hatırlatırsanız bu konuya tekrar girebiliriz. Evet, bence de kavrulup yuvarlanıp gidiyoruz ama çok zaman etliye de sütlüye de karışıyoruz. Hatta süte bal da katıp karıştırıyoruz. Buna en önemli delil de toplu yemek organizasyonlarına gösterdiğimiz ilgi ve alakadır. Ha, elbette geleneksel Konya pilavına ilgi göstermek için birçok sebebimiz var. Kim kiminle oturuyor! Ya da kim kiminle oturmuyor! Garsonun nereli olduğundan başlayıp ortak bir nokta bulduktan sonra “yeğenim, bu masaya iyi bak” demek için gösterilen çabalar sofrada bulunanların sosyalleşmesine ciddi katkıları olmaktadır. Geleneksel Konya Pilavı dedim de Bamya çorbasından helvasına, deniz üstü ya da altı etli pilava uzanan kaşıkların dili olsa da konuşsa…

Şimdi yemeyi içmeyi bırakalım da sadete gelelim! Bugün çocuklarımızı tehdit eden her türlü sorun geleceğimizi de tehdit etmektedir. Çünkü geleceğimiz çocuklarımızın ve gençlerimizin iyi yetiştirilmiş olmasına bağlıdır. Bu nedenle onların eğitimine, yetişmesine ve gelişmesine yönelik imkânların geliştirilip artırılması gerekmektedir. Özellikle toplumsal problemlerin çözümünde yöneticiler kadar sivil inisiyatiflerin de katkısı ve desteğine ihtiyaç vardır. Bunun için de kendi zamanımızdan fedakârlık yapıp taşın altına elimizi koymadıkça problemlerin kendiliğinden çözülmesini beklemeyelim. Sadece sosyal medyadan paylaşımlar yapmak da çözüm için yeterli olmayacaktır. Artık kendi yağımızla kavrulmayı bir kenara bırakıp meşru sınırlar içerisinde elimizden geleni yapmalıyız.
Entry görseli