jean baptiste de la croix

jean baptiste de la croix

@jean baptiste de la croix yazar
327
entry
19
takipçi
19
takip edilen
784
beğeni
405
favori
11,556
puan
Efsane Yazar
çevrimdışı
13 ekim 2018'dan beri üye
blog yazarı olmak
türkiye'de modası geçmiş olan bir eylem. ne yazık ki youtube blogları öldürdü.

yabancı ülkelerde ise eğer çok spesifik bir konu üzerine yazıyorsanız okunuyor genelde. yoksa "bugün şunu yaptım, şu şöyle oldu" tarzı blogların modası geçeli çok oluyor.

barok müzik üzerine açmıştım bir ara, günlük 20 kişi falan okuyordu. ama sonra sıkıldım kapattım. epeydir yazmıyorum.
antoloji
herkesin şiirlerini yayınlayabileceği bir portal.

açıkçası arkadaşlarım da arada baskı yapıyor "koysana antolojiye şiirlerini" diye ama ben pek taraftarı değilim bu konunun. kitap olarak yayınlamak istiyorum.
carmen
dört predelik bir opera.
[gbkz]
georges bizet[/gbkz] tarafından bestelenmiş olup librettosunu henri meilhac ve ludovic halevy yazmıştır.

geroges bizet, bu operayı 33 defa sahnelemiş ve 33. sahneleme sırasında ölmüştür.

bizim operalar nedense pek sever bunu. ben 1-2 aryası dışında pek sevmiyorum açıkçası.

YouTube video
yevgeniy onegin
rusların ilahi komedya'sı olan şiir-roman. rus edebiyatına yabancı olduğum için dante gibi bir dil devrimi başlattı mı bilmiyorum ama bende böyle bir etki bıraktı.

deli petro zamanında rusya'nın resmi dili olan fransıca'nın soylular üzerinde bıraktığı etkiyi göstermesi çok güzel puşkin'in. düşünsenize, aşkınızı bile kendi dilinizde değil de fransızca anlatıyorsunuz.

tamam ben de duygularımı zaman zaman japonca anlatıyorum da bu tamamen benim japonca bilgimi ilerletmek adına yaptığım bir şey. geçmişte de ingilizce şiirler yazmaya çalışmıştım örneğin.

elbette dil kullanımı çoğu zaman bazı konuları ezoterik tutmaya yönelik olmuştur geçmişte. örneğin avrupa'da uzun yıllar latince haricinde kutsal kitap bulunmaması, bilim dilinin latince olması bu sebepledir. bilgi değerli olduğu için bilgiyi elinde tutan tabaka bilgisi sayesinde elit oluyordu ve bilgiyi başkalarına açarak elitliğini yitirmek istemezdi.

kısacası dönemine çok güzel değinen bir puşkin romanı olmuş. adeta 19. yüzyılda yaşıyor hissi veriyor size. her ne kadar şiir olarak yazılsa da bir çok romanla kapışabilecek güçte.

bu arada ben de bordeaux severim. güzel bir noktaya değinilmiş şarap konusunda.

bir de "dağlar kızı reyhan"ı görmek şaşırttı kitapta. türkü azerbaycan-kars taraflarında anonim olarak yazılmış olsa gerek. zira puşkin bey kars, erzurum taraflarını epey gezmiş rus ordusu ile.

bir gün operasını da izlemek istiyorum.

Entry görseli
dostoyevski
fyodor dostyevski

kumar borçlarını ödemek için roman yazsa da neredeyse her romanı ayrı bir başyapıt olan yazar.

bir de yevgeniy onegin için yazdığı bir inceleme yazısı sayesinde puşkin'in bu eserine daha farklı bir açıdan baktım daha sonra.
the aquarian
hayatımda ilk defa sagopa kajmer dinlememe sebep olan kişi.

lakin hayatımdan sözlü müziği çıkartalı epey oldu. bu sebeple "eh fena değilmiş" deyip kapattım.

bunun haricinde ilginç bilgiler veriyor. zümrüdü anka olsun, bretton-woods olsun...
samimiyetinden şüphe duyulan cümleler
"seviliyorsun"

edilgen bir yapıda olduğundan mıdır sanki karşı taraf "lan sevmiyorum ama işte çıkarım var, bir süre seni seviyormuş gibi yapmam lazım" dermiş gibi hissediyorum.
holding out for a hero
dünya üzerinde en çok cover ve aranje yapılan şarkılardan birisidir.
sözlük yazarları kendini tanıtıyor
"hayalci" diyebiliriz sanırım benim için.

ilk öykü denemelerimi ilkokul ikinci sınıfta yaptım. zira artık o yaşlardaki bir çocuğun okuyacağı kitapların hepsini okumuştum neredeyse. kitap okumak yerine hikaye yazıyordum. milliyetçi-muhafazakar ailem sebebiyle de genelde "diriliş ertuğrul" tadında hikayeler oluyordu. daha sonra nihal atsız'la tanışınca şaşırmıştım zaten. "aaa adam benim gibi yazmış" demiştirm.

içimdeki edebiyat sevgisi devam etse de lisede daha çok bilime yöneldim. hayalim de iyi bir fizikçi olmaktı ama türkiye gerçekleriyle henüz tanışmamıştım.

daha sonra bir gitarist girdi hayatıma. "ben de onun gibi olmalıyım" dedim. bu sebeple gidip ucuz bir klasik gitar aldım. o gitar da 110 liralık bir gitardı ama hala kullanıyorum şerefsizi. ben bu kadar ucuz olup da bu kadar badire atlatabilen gitar görmedim. tek sıkıntısı ton zenginliği olmaması. çok tek düze bir gitar. ama hala kullanıyorum.

neyse, gerek türkiye'de düzgün bir fizikçi olamayacağımı anlamam gerek de yukarıda bahsettiğim gitarist sebebiyle ve o dönemki eski sevgilimin de telkinleriyle "ben japonca biliyorum, neden japon dili okumayayım?" deyip fizik bölümünden japon diline geçtim. japon dilindekiler de şaşırdı tabii "ne işi var olm burada?" dediler. "öyle oldu işte" dedim.

şimdi son senemdeyim bölümümde. umarım bu sene mezun olacağım. ama hayatımda çok şey de değişti elbette. rocker adamken, klasik müziğe yöneldim. telecaster'ımı emekliye ayırıp tekrar eski ucuz gitarıma geçtim.

hayalim ise bir gün versailles sarayı'nda şunu bir barok orkestrasıyla beraber çalmak:

YouTube video


orkestra şefi oldum o da olumlu tabii.

müzikle, edebiyatla, dil öğrenmeyle geçen bir ömrüm var. bu senenin sonunda 5 yabancı dilim olacak diye umuyorum.

ben de böyle biriyim işte.
orkestra şefi
seiji ozawa'nın "orkestra çalan müzisyen" olarak tanımladığı, orkestra yöneticisi.
jordi savall
1 ağustos 1941 doğumlu ispanyol orkestra şefi, viola da gamba icracısı ve besteci.

erken dönem klasik batı müziği eserlerini bizlerle buluşturarak tarafımdan çok dua almıştır bu adam.

kendisi olmasa jean-baptiste lully'yi nasıl dinleyecektim ben?

bir de şuradaki bach yorumu cidden muhteşem. kendisi adeta marin marais'nin günümüzdeki karşılığı.

YouTube video


bir lully olamaz ama, birden fazla lully çok fazla olurdu.
douglas macarthur
26 haziran 1880 - 5 nisan 1964 tarihleri arasında yaşamış olan amerikalı 5 yıldızlı general, filipin ordusu mareşali ve geçici japon imparatoru (bunu japonlara söylemeyin ama, kızıyorlar).

kendisinin yıldızı birinci dünya savaşı'nda parlamıştır. bu savaş sonunda şeref madalyası alarak generalliğe terfi etmiştir.

1930'larda filipinler'e askeri danışman olarak gitmiş ve 1941'de japon saldırısı başlayınca abd'nin uzak doğu orduları komutanı olarak atanmış.

1945'te japonya'da düzeni sağlamakla görevlendirilmiş ve bu süre zarfında krizantem taht'a oturmuştur. tabii daha sonra üstleri kızınca "tamam la tamam hirohito otursun" demiştir. kendisi de hirohito'yu uzaktan yönetmiştir.

ayrıca kendisi imparatorun japonya için gerekli olduğunu fark etmiş ve abd'ye de "imparatora ilişmeyin, o olmadan japonya'da düzen olmaz" demiştir. böylece savaşın suçu hideki tojo'ya atılmış, imparator "general tojo beni kandırdı" demiştir.

kendisi japonya'da "gaijin shogun" (yabancı beylerbeyi) olarak anılır. yine de japonlar çok da sevmezler kendisini. özellikle nagasakililer.

1951 yılında japonya'dan ayrılıp kore'ye geçer. kore savaşı'nda kore barış gücü'nün başında bulunur (bir diğer ikinci dünya savaşı efsanesi omar bradley de kendisiyle birliktedir).

yine aynı yıl mançurya ve shantung'a atom bombası atılması için başkan truman'a baskı yapmaya başlar. truman da "iyi madem" deyip nükleer bomba hazırlama çalışmalarını başlatır. ama abd atom enerjisi kurumu başkanı gordon dean, "ya başkanım siz uymayın bu manyağa. atom bombası atmak kolay da sonrası sıkıntı." deyip başkanı vazgeçirmeye çalışır. macarthur da "başkanım nükleer vardı bizim?" diye başkanı arada bir sıkıştırmaya devam eder. truman da çeşitli bahanelerle macarthur'u oyalar.

seul düşünce macarthur "ahanda şimdi sıçtık" deyip kore'den kaçar. truman'a da "atom bombası ataydık bunlar olmazdı" demeye devam eder. başkan da "eeh yeter lan, kolay mı zannediyorsun bu işleri!" deyip kendisine fırça atar. ama "siz de haklısınız başkanım ama işte nükleer..." diye hala üste çıkmaya çalışınca "bak hala nükleer diyor... emekli ol da kurtulalım artık senden!" der başkan. o da 19 nisan 1951'de istifayı basar ve ordu kariyeri biter. istifa konuşmasında da "ben nükleer bomba ile savaşı hemen bitirecektim ama truman öyle istemiyor" der.

bu sebeple bazı çevreler "başkan adayı olsana" diye baskı yapar ama bakar ki siyaset askeriye gibi değil, başkan olmaktan vazgeçer. kendisinin yerine ikinci dünya savaşı kahramanı dwight eisenhower başkan adayı olur. haliyle truman'dan sonra başkan eisenhower olur.

artık yapacak işi olmayan macarthur, emeklilik günlerini eşiyle beraber bir dönem nikola tesla'nın da yaşadığı waldorf-astoria hotel'de geçirir. arada da konuşmalarla, danışmanlık hizmetleriyle falan ek gelir elde eder. 1964 yılında sirozdan ölür.
kore savaşı
1950-1953 yıllarında kuzey kore ve müttefikleri ile güney kore ve müttefikleri arasında gerçekleşmiş olan savaş.

ikinci dünya savaşı öncesinde japonya'nın bir eyaleti olan kore, ikinci dünya savaşı'ndan sonra sovyetler ve abd tarafından 38. paralel ile ikiye ayrılmış ve paylaşılmıştır. daha sonra kuzey kore'de kim il sung, güneyde de syngman rhee yönetiminde iki ayrı ülke kurulmuştur. lakin hem kuzey hem de güney rahat duramamış birbirlerine savaş açmışlardır.

kim il sung'ın kuzeyden yardıra yardıra pusan'a kadar ilerlemesi üzerine abd "ne oluyor lan?!" deyip birleşmiş milletleri olaya dahil etmiştir. ama sovyetler birliği, ikinci dünya savaşı ertesindeki sınırları çok da beğenmediği için (bu sınır tartışmaları günümüzde de devam etmektedir. özellikle rusya-japonya sınırı hala tam olarak belirlenememiştir ve zaman zaman rusya ile japonya bu sebepten ötürü birbirlerine nota gönderip durmaktadır) bm görüşmelerini protesto etmiştir.

bm görüşmeleri sonucu aralarında türkiye'nin de bulunduğu bir barış gücü ikinci dünya savaşı'nın efsane amirali douglas macarthur komutasında kore'ye gönderilir. macarthur ve barış gücü ortama girince güney kore, kuzey kore'yi pyongyang'ın ötesine iteler ki bu sefer de çin "yaptığınız işi s****" diyerek kuzey kore'ye yardım etmeye başlar. çin'in savaşa girdiğini gören sovyetler ise pilotlarına çin üniforması giydirip "hacı biz de yardım edelim, zaten şu amerikalıları hiç sevmiyoruz" deyip çin'e pilot gücü sağlar. çin'in artık sarışın mavi gözlü pilotları vardır.

haliyle çin'in ve sovyetlerin ortama girmesiyle bu sefer de kuzey kore güçlenir ve güney kore ordusunu tekrar güneye sürmeye başlar. macarthur ise içinden "şimdi sıçtık işte" der ve "başkanım atom bombası falan yok mu sallayalım şu kuzeye 2-3 tane" der.

1953 yılında başkan eisenhower "beyler saçmalamayı bırakalım artık" der ve kuzey ve güney kore arasında günümüze kadar gelen bir barış dönemi yaşanmaya başlar.

not: kore savaşı sırasında kuzey kore'ye atom bombası atılması düşünülüyormuş gerçekten de. neyse ki eisenhower mantıklı adammış.
aydakigunes
bir gül aşığı olan beni etkileyen bir profil resmine sahip yazar.

bir de buradaki ilk takipçim.
bayan mı kadın mı
"baylar ve bayanlar" deniliyorsa bayan demenin iyi olduğu durum.

ama "hanımlar ve beyler" daha şık durmuyor mu sizce de?

"baylar ve bayanlar"da bir oturmamışlık var gibi. sanki buralara ait değilmiş gibi. mr&mrs der gibi bir durum var.

tabii uzmanlığım japon edebiyatı olduğu için ve türk dili ve edebiyatı eğitimi çok da almadığım için meseleyi işin uzmanlarına bırakmam daha doğru olur.

japonca'da mesela "baylar ve bayanlar" yerine "değerli konuklar" denir her zaman. öyle bir ayrıma pek gitmemişler. ilginç bir durum açıkçası japonya gibi kadın düşmanı bir ülke için. belki de "lan zaten herkes erkek burada" deyip öyle demişlerdir kimbilir?
bir şiir bırak
-gomer-

Daha önce başkasını sevmiş olan biri,
Sevebilir miydi tekrardan beni?
Affetmek mümkün müydü?
Yoksa tek yaptığım tanrı'ya boyun eğmek miydi?

Düşündüm bunları,
Buğday tarlaları gibi uçsuz bucaksız,
Altından daha parlak,
Aamuktan daha yumuşak,
Sarı saçlarında gezdirirken elim,.

Yüzme bilmediğim için
Bakamıyorum gözlerine
Yardıma geliyor yine de
Aşkının gönderdiği gemi.
Entry görseli
quills
amerikan-ingiliz-alman ortak yapımı, marquis de sade'ın son günlerini konu alan film.

marquis de sade'ı geoffrey rush canlandırmakta. ayrıca kate winslet, joaquin phoenix ve michael caine de kendisine eşlik etmekte.

son günlerde içimde bir marquis da sade merakı vardı. ben de paraya kıyıp justine isimli romanını aldım. okumaya başlamadan önce de biraz sade hakkında araştırma yapayım derken bu film çıktı karşıma.

esasında film bana bir umut sarıkaya karikatürünü hatırlattı. tamam sade sapığın teki ama bizler sanki çok mu ahlaklıyız?

Entry görseli


ayrıca bu kadar usta ismi tek bir filmde göreceğim pek aklıma gelmezdi. filmde kötü oyunculuk diye bir şey yok bence.
jean-baptiste lully
ismi "ja batist lyuli" şeklinde telaffuz edilen 28 kasım 1632, floransa doğumlu italyan besteci, enstrümentalist ve dansçı.

hayatının büyük bölümünü 14. louis'nin sarayında çalışarak geçirmiştir. fransız barok müziğinin usta ismidir. kendisi italyan olsa da müziğine hiç italyan etkisi bulaştırmamış ve tamamen fransa'ya özgü bir barok müzik stili geliştirmiştir.

kendisinin ilk enstümanı gitardır. 14 yaşında, paris'de, mademoiselle de montpensier'in yanında oda görevlisi olarak (hizmetçi gibi bir şey işte) işe başlamıştır. kendisi daha henüz o yaşta çok güzel gitar çaldığı için mademoiselle çocuğu sahip olduğu müzisyenlerin yanına çırak olarak verir. bedavadan müzik eğitimi alır böylece. lakin 1652 yılında mademoiselle sürgün edilince kendisi "sal beni hanımım" demiş ve salınmıştır.

1653 yılında kraliyet müzisyeni olmuştur. böylece lully'nin saray yaşantısı başlar ve ölene kadar da devam eder. 1661 yılında moliere'in oyunlarına müzikler yazar. 1672 yılında moliere ile araları açılır ve lully operaya yönelir. "opera iyi güzel de hep italyanca aga, bunu fransızca yapmak lazım" der ve fransız operasını yaratır.

1683 yılında 14. louis "senin için öyle böyle diyorlar lan, ne iş?" diye lully'yi bir kenara çeker. çünkü sevgili lully'miz "nasılsa kral benim arkamda, kim takar gerisini..." diyerek sefahat içinde yaşamaktadır. lully tabii hiç oralı olmaz, zevk-ü sefa içinde yaşamına devam eder. sonra kral lully'nin konserlere çıkmasını yasaklar.

sonra bir gün 14. louis bir ameliyat geçirir ve lully "aha fırsat bu fırsat" diyerek te deum'u yazar kraldan af dilemek için. te deum'u yönettiği performansta orkestrayı yönettiği uzun çubuğu heyecandan ayağına saplar. tabii konser sırasında çaktırmaz. kangren olmaması için ayağını kesmeleri gerekir ama "ben dansçıyım lan kestirmem ayağımı falan!" der. tabii o yara kangren olur ve beyninde pıhtı oluşur. 22 mart 1687 tarihinde hayata gözlerini yumar.

le roi danse isimli filmde olayın canlandırılışı:

www.youtube.com/... onclick="window.ytPlay(this)"> www.youtube.com/... alt="YouTube video" style="position:absolute;top:0;left:0;width:100%;height:100%;object-fit:cover;border-radius:8px" loading="lazy" width="480" height="360">


besteleri 1981 yılında herbert schneider tarafından kataloglanmıştır.

sıralı tam liste:

LWV 1 Le temps
LWV 2 Les plaisirs
LWV 3 Dialogue de la Guerre avec la Paix
LWV 4 Les bienvenus
LWV 5 La revente des habits de ballet et de comédie
LWV 6 Psyché, ou La puissance de l'amour
LWV 7 La galanterie du temps
LWV 8 Amour malade
LWV 9 Alcidiane
LWV 10 Première marche des mousquetaires
LWV 11 La raillerie
LWV 12 Intermèdes de Xerxes
LWV 13 Ballet mascarade
LWV 14 L'impatience
LWV 15 Les saisons
LWV 16 Les facheux
LWV 17 L'Hercule amoureux
LWV 18 Les arts
LWV 19 Les Noces de village
LWV 20 Le mariage forcé
LWV 21 Les amours déguisés
LWV 22 Plaisirs de l'Ile enchantée
LWV 23 Entractes d'Œdipe
LWV 24 Mascarade du Capitaine
LWV 25 Miserere
LWV 26 O Lachrymae fideles
LWV 27 La naissance de Vénus
LWV 28 Les gardes, ou Les délices de la campagne
LWV 29 L'Amour médecin
LWV 30 Le triomphe de Bacchus dans les Indes
LWV 31 Branles
LWV 32 Les muses
LWV 33 La pastorale comique
LWV 34 Le Sicilien, ou L'Amour peintre
LWV 35 18 Trios pour le coucher du roi
LWV 36 Le carnaval
LWV 37 Plaude laetare Gallia
LWV 38 George Dandin
LWV 39 La grotte de Versailles
LWV 40 Flore
LWV 41 Monsieur de Pourceaugnac
LWV 42 Les amants magnifiques
LWV 43 Le bourgeois gentilhomme / Der Bürger als Edelmann
LWV 44 Marches et batteries de tambour
LWV 45 Psyché
LWV 46 Ballet des ballets
LWV 47 Les fêtes de l'Amour et de Bacchus
LWV 48 Marche
LWV 49 Cadmus et Hermione
LWV 50 Alceste, ou Le triomphe d'Alcide
LWV 51 Thésée
LWV 52 Le carnaval
LWV 53 Atys
LWV 54 Isis
LWV 55 Te Deum
LWV 56 Psyché
LWV 57 Bellérophon
LWV 58 Proserpine
LWV 59 Le triomphe de l'amour
LWV 60 Persée
LWV 61 Phaëton
LWV 62 De profundis
LWV 63 Amadis

LWV 64
1. Dies irae (xiv. louis'nin annesi için)
2. Benedictus

LWV 65 Roland
LWV 66 Marches pour le régiment de Savoie
LWV 67 Quare fremuerunt
LWV 68 Idylle sur la paix
LWV 69 Le temple de la paix
LWV 70 Pièces de symphonie
LWV 71 Armide
LWV 72 Airs pour le carrousel de Monseigneur
LWV 73 Acis et Galatée / Acis und Galatea
LWV 74 Achille et Polyxène
LWV 75 Marches

LWV 76

1. ingrate bergère
2. Aunque prodigoas
3. Scoca pur tutti
4. A la fin petit Desfarges
5. D'un beau pêcheur la pêche malheureuse
6. Un tendre coeur
7. Courage, Amour, la paix est faite
8. Non vi è più bel piacer
9. Le printemps, aimable Silvie
10. Tous les jours cent bergères
11. Viens, mon aimable bergère
12. Qui les aura, mes secrètes amours
13. Où êtes-vous allez, mes belles
14. Nous meslons toute notre gloire
15. Pendant que ces flambeaux
16. La langueur des beaux yeux
17. On dit que vos yeux sont trompeurs
18. Que vous connaissez peu trop aimable Climène
19. Si je n'ay parlé de ma flamme
20. En ces lieux je ne vois que des promenades
21. Ah qu'il est doux de se rendre
22. J'ai fait serment, cruelle, de suivre une autre loi
23. Le printemps ramène la verdure
24. Depuis que l'on soupire sous l'amoureux empire
25. Sans mentir on est bien misérable
26. Venerabilis barba capucinorum

LWV 77

1. Anima Christi
2. Ave coeli munus supernum
3. Dixit Dominus
4. Domine salvum fac regem
5. Exaudi Deus deprecationem
6. Iste Sanctus
7. Laudate pueri Dominum
8. Magnificat anima mea
9. O dulcissime Domine
10. Omnes Gentes plaudite
11. O sapientia in misterio
12. Regina coeli
13. Salve regina
14. Domine salvum fac regem
15. Exaudiat te Dominus
16. Jubilate Deo
17. Notus in Judea Deus
18. il faut mourir, pécheur
19. Si je n'ay parlé de ma flamme
20. En ces lieux je ne vois que des promenades
21. Ah qu'il est doux de se rendre
22. J'ai fait serment, cruelle, de suivre une autre loi
23. Le printemps ramène la verdure
24. Depuis que l'on soupire sous l'amoureux empire
25. Sans mentir on est bien misérable
26. Venerabilis barba capucinorum (air à boire)
george enescu
eski takvime göre 7 ağustos, yeni takvime göre 19 ağustos 1881 tarihinde doğan 4 mayıs 1955 tarihinde ölen romanyalı besteci, viyolinist, piyanist, orkestra şefi. romanya'nın en ve dünyanın önemli müzisyenlerindendir.

kendisi 20. yüzyılın mozart'ı olarak anılır. zira çok küçük yaşlardan itibaren beste yapmaya başlamıştır tıpkı mozart gibi. ayrıca viyolinin yanı sıra piyano, org, çello vs de çalmaktadır. bu sebeple ona "müziğin da vinci'si" diyenler de vardır.

maurice ravel'in bestelediği bir keman sonatının notalarına sadece bir defa bakarak maurice ravel eşliğinde o besteyi çalmıştır. üstelik maurice ravel de sonatını yazmayı daha yeni bitirmiştir.

sadece bu da değil, adam çoğu bestecinin -ki bunlara bach ve beethoven da dahil- eserlerinin büyük kısmını ezbere biliyormuş. hatta Vincent d'indy, beethoven'ın besteleri bir gün yeryüzünden silinirse george enescu'nun bu besteleri tekrar kağıda dökebileceğini iddia etmiş.

genelde romanya rapsodileri popülerdir.

YouTube video
güven sözlük
ekşi sözlük'te başlığını görüp geldiğim platform.

lakin hayatımda mabel matiz dinlememiş olmama rağmen ne zaman youtube linki paylaşacak olsam araya mabel matiz kaynıyor. sebebini anlayamadım.