5 mayıs 1945 tarihinde almanya ordusu+amerikan ordusu ve ikinci dünya savaşı'nın bittiğini kabul etmeyen ss askerleri arasında avusturya'daki itter kalesi'nde yaşanmıştır.
ss askerleri 88'lik toplarla hem kaleye hem de alman+amerikan ordusu'nuna epey zarar vermişlerdir. ama alman+amerikan ordusu'na gelen abd yardımı geç de olsa gelmiş ve ss askerleri esir alınmıştır.
bu savaş alman ve amerikan ordularının tarihte birlikte savaştığı ilk savaştır.
jean baptiste de la croix
@jean baptiste de la croix yazar
327
entry
19
takipçi
19
takip edilen
784
beğeni
405
favori
11,530
puan
Efsane Yazar
kitaplardan alıntılar
"bulundukları konuma suç işleyerek gelen insanlar içlerinde bulundukları yere gelmelerini sağlayan suçların içlerini parçalayan anısını bırakan bir kurt beslemezler mi? yazgının işkece ettiği zavallının kalbi ise teselli ile doludur ve sahip olduğu erdemlerden aldığı iç huzur bir süre sonra insanların adaletsizliklerinin verdiği zararı giderir"
justine - marquis de sade
justine - marquis de sade
Virtüöz
lindsey stirling'in bile "keman virtüözü" olarak anılmasından sonra iyice ele ayağa düştüğüne inandığım kelime.
eskiden 1 ya da 2 tane yaşayan virtüöz olurmuş. hatta çok büyük yorumcular bile onların önünde saygıyla eğilirlermiş. mesela bach, bir org virtüözünden ders alabilmek için kilometrelerce yürüyüp o adamın şehrine gitmiş.
şimdi bir lindsey stirling'e bakıyorsun, bir joshua bell'e bakıyorsun; aralarında dağları geçtim gezegenler, galaksiler falan var.
zaten kaldı ki jascha heifetz "gelmiş geçmiş en iyi viyolinist" olarak anılmış bir kere. artık şu saatten sonra en fazla virtüöz olunur.
eskiden 1 ya da 2 tane yaşayan virtüöz olurmuş. hatta çok büyük yorumcular bile onların önünde saygıyla eğilirlermiş. mesela bach, bir org virtüözünden ders alabilmek için kilometrelerce yürüyüp o adamın şehrine gitmiş.
şimdi bir lindsey stirling'e bakıyorsun, bir joshua bell'e bakıyorsun; aralarında dağları geçtim gezegenler, galaksiler falan var.
zaten kaldı ki jascha heifetz "gelmiş geçmiş en iyi viyolinist" olarak anılmış bir kere. artık şu saatten sonra en fazla virtüöz olunur.
boku wa benkyou ga dekinai

bir eimi yamada romanı.
fakir, derslerinde başarısız ama kızların hasta olduğu bir lise öğrencisinin maceralarını anlatıyor.
eğer kitap ciddi anlamda liseliler için yazıldıysa kimse "yamada hanım ne yapıyorsunuz?" dememiş mi merak ettim şahsen. zira öyle erotik sahneler var ki (mesela ipek gömlek dekoltesi sonucu azan ana kahramanımız gidip kızla yatar falan) insan bazen "yuh!" diyebiliyor.
insanlar murakami'yi eleştiriyor kitapları çok erotik diye de murakami kitaplarındaki erotizm bu romanın yanında aydemir akbaş filmi gibi kalıyor.
hani tamam lisedeyken insanın çok fantezisi oluyor eyvallah da ne bileyim çok erotik sahneler içeriyor gibi zaman zaman. ben şahsen bu sebeplerden ötürü pek beğenmedim.
bir de insan "eee şimdi ben neden bunu okudum ki?" diyor. okuyucuya bir şeyler aktarmak yerine okuyucuyu ergen bir çocuğun hayatını gözletiyor.

bir eimi yamada romanı.
fakir, derslerinde başarısız ama kızların hasta olduğu bir lise öğrencisinin maceralarını anlatıyor.
eğer kitap ciddi anlamda liseliler için yazıldıysa kimse "yamada hanım ne yapıyorsunuz?" dememiş mi merak ettim şahsen. zira öyle erotik sahneler var ki (mesela ipek gömlek dekoltesi sonucu azan ana kahramanımız gidip kızla yatar falan) insan bazen "yuh!" diyebiliyor.
insanlar murakami'yi eleştiriyor kitapları çok erotik diye de murakami kitaplarındaki erotizm bu romanın yanında aydemir akbaş filmi gibi kalıyor.
hani tamam lisedeyken insanın çok fantezisi oluyor eyvallah da ne bileyim çok erotik sahneler içeriyor gibi zaman zaman. ben şahsen bu sebeplerden ötürü pek beğenmedim.
bir de insan "eee şimdi ben neden bunu okudum ki?" diyor. okuyucuya bir şeyler aktarmak yerine okuyucuyu ergen bir çocuğun hayatını gözletiyor.
ortam kızı vs ev kızı
her ikisinin ortak noktası da beni sevmeyecek oluşlarıdır.
bunun haricinde ne ortam kızı, ne de ev kızı olan; kendi halinde takılan kız en iyisidir. zira gözlemlediğim kadarıyla hem ortam kızları hem de ev kızları çok fazla ilgi istiyor.
bunun haricinde ne ortam kızı, ne de ev kızı olan; kendi halinde takılan kız en iyisidir. zira gözlemlediğim kadarıyla hem ortam kızları hem de ev kızları çok fazla ilgi istiyor.
malice mizer
1992-2001 yılları arasında aktif olmuş olan visual kei grubu ki klasik müzik öğelerini müziğine katmasıyla versailles'ın da öncülüdür. hatta ben bu grup yüzünden bütün visual kei gruplarının bu tarz müzik yaptığını zannediyordum. ta ki bir gün dir en grey ve the gazette ile tanışana kadar...
ben klasik (esasında daha çok barok desek daha iyi olacak) müziği sevdiğim için mi bu grubu sevdim yoksa bu grup sebebiyle mi klasik müziğe yöneldim bilmiyorum. ama rock müzikte daha çok malice mizer ve versailles tarzı müzikleri seviyorum.
grubun adı ise mana ve közi'nin "insan dediğimiz varlık nedir ki?" sorusuna "kötülük (malice) ve acı (misery)" şeklinde cevap bulmasıyla başlar. ayrıca bu iki arkadaş da aşırı derecede klasik müzik hayranıdır. bu sebeple malice mizer'ın ilk dönemlerinde klasik motifler bol bol belli eder kendisini.
grubun ilk solisti tetsu olur. ilk olarak speed of desperate isimli şarkıyı yayınlarlar. ayrıca fransız pop şarkıcı mylene farmer'ın şarkısı olan "sans logique" şarkısını enstrümental olarak yorumlarlar. böylece toplama şarkılarla brain trash isimli ilk albümünü çıkartır grup.
bu albümden sonra tetsu gruptan ayrılır ve yerine gackt girer ki bu sayede japon rock müziği gackt gibi efsanevi bir kişiliğe sahip olur. ayrıca mana, "grubun lideri benim, ben ne dersem o olacak" der. zaten grubun en yaratıcı kişisi o olduğu için de diğerleri pek ses etmez. artık malice mizer=mana'dır.
1996 yılında grup ikinci albümleri olan voyage ~sans retour~'u çıkartır. ayrıca 1997 yılında bir de bel air ~kuuhaku no shunkan no naka de~ isimli kısa film çıkartırlar ki film cidden güzeldir, 1-2 saçmalığı dışında.
1998 yılında grup en başarılı dönemini yaşar ama gackt'ın da götü kalkmıştır bir kere. "ben sizden daha iyisini yaparım lan" deyip gruptan ayrılır. bu olaydan bir süre sonra da grubun davulcusu kami, beyin kanaması sonucu hayatını kaybeder. bu olaydan sonra grup bir daha bünyesine davulcu katmaz. çeşitli davulculara para verip çaldırırlar.
ayrıca kami'nin ölümüne mana çok üzülmüş ve bu durum malice mizer şarkılarına da yansımıştır. bir süre epey hüzünlü ve karanlık şarkılar bestelemiştir kendisi.
2000 yılına gelindiğinde grubun hala sabit bir vokalisti yoktur. haliyle daha önceden shiroi hada ni kuruu ai to kanashimi no rondo
isimli şarkıyı grupla kaydetmiş olan klaha gruba vokalist olarak alınır. klaha da mana'ya "kanka gackt dönemine göre biraz daha sert olalım" der mana'ya. mana da kabul eder ve grup klaha'nın vokal tarzının da etkisiyle hafiften pop şarkısı gibi görünen şarkılar yapmaktan vazgeçer.
2001 yılında bara no konrei isimli bir film yaparlar. en son olarak gardenia, beast of blood ve garnet isimli üç single yayınlar grup ki bence en sağlamı gardenia olmakla beraber diğer ikisini epey tırt bulurum.
2001 yılında grup süresiz olarak aktivitelerini askıya alır. mana, moi dix mois isimli solo projesi ile yoluna devam eder. klaha, ortadan kaybolur. bir daha kimse bulamaz. közi de stüdyo işleriyle uğraşır daha çok.
grup en son olarak 25. yıl özel konserinde sahne almıştır.
[url] https://www.barks.jp/news/?id=1000160448[/url]
ama klaha yok tabii ortalarda.
ben klasik (esasında daha çok barok desek daha iyi olacak) müziği sevdiğim için mi bu grubu sevdim yoksa bu grup sebebiyle mi klasik müziğe yöneldim bilmiyorum. ama rock müzikte daha çok malice mizer ve versailles tarzı müzikleri seviyorum.
grubun adı ise mana ve közi'nin "insan dediğimiz varlık nedir ki?" sorusuna "kötülük (malice) ve acı (misery)" şeklinde cevap bulmasıyla başlar. ayrıca bu iki arkadaş da aşırı derecede klasik müzik hayranıdır. bu sebeple malice mizer'ın ilk dönemlerinde klasik motifler bol bol belli eder kendisini.
grubun ilk solisti tetsu olur. ilk olarak speed of desperate isimli şarkıyı yayınlarlar. ayrıca fransız pop şarkıcı mylene farmer'ın şarkısı olan "sans logique" şarkısını enstrümental olarak yorumlarlar. böylece toplama şarkılarla brain trash isimli ilk albümünü çıkartır grup.
bu albümden sonra tetsu gruptan ayrılır ve yerine gackt girer ki bu sayede japon rock müziği gackt gibi efsanevi bir kişiliğe sahip olur. ayrıca mana, "grubun lideri benim, ben ne dersem o olacak" der. zaten grubun en yaratıcı kişisi o olduğu için de diğerleri pek ses etmez. artık malice mizer=mana'dır.
1996 yılında grup ikinci albümleri olan voyage ~sans retour~'u çıkartır. ayrıca 1997 yılında bir de bel air ~kuuhaku no shunkan no naka de~ isimli kısa film çıkartırlar ki film cidden güzeldir, 1-2 saçmalığı dışında.
1998 yılında grup en başarılı dönemini yaşar ama gackt'ın da götü kalkmıştır bir kere. "ben sizden daha iyisini yaparım lan" deyip gruptan ayrılır. bu olaydan bir süre sonra da grubun davulcusu kami, beyin kanaması sonucu hayatını kaybeder. bu olaydan sonra grup bir daha bünyesine davulcu katmaz. çeşitli davulculara para verip çaldırırlar.
ayrıca kami'nin ölümüne mana çok üzülmüş ve bu durum malice mizer şarkılarına da yansımıştır. bir süre epey hüzünlü ve karanlık şarkılar bestelemiştir kendisi.
2000 yılına gelindiğinde grubun hala sabit bir vokalisti yoktur. haliyle daha önceden shiroi hada ni kuruu ai to kanashimi no rondo
isimli şarkıyı grupla kaydetmiş olan klaha gruba vokalist olarak alınır. klaha da mana'ya "kanka gackt dönemine göre biraz daha sert olalım" der mana'ya. mana da kabul eder ve grup klaha'nın vokal tarzının da etkisiyle hafiften pop şarkısı gibi görünen şarkılar yapmaktan vazgeçer.
2001 yılında bara no konrei isimli bir film yaparlar. en son olarak gardenia, beast of blood ve garnet isimli üç single yayınlar grup ki bence en sağlamı gardenia olmakla beraber diğer ikisini epey tırt bulurum.
2001 yılında grup süresiz olarak aktivitelerini askıya alır. mana, moi dix mois isimli solo projesi ile yoluna devam eder. klaha, ortadan kaybolur. bir daha kimse bulamaz. közi de stüdyo işleriyle uğraşır daha çok.
grup en son olarak 25. yıl özel konserinde sahne almıştır.
[url] https://www.barks.jp/news/?id=1000160448[/url]
ama klaha yok tabii ortalarda.
tsundoku sendromu
kitapçıya her girdiğimde 5-6 kitapla çıkıp ardından hepsini en kısa sürede tüketerek (haftada 1000 sayfaya yakın okuyabiliyorum genelde) kılpayı olmaktan kurtulduğum rahatsızlık.
paramın çoğu kitaplara gidiyor o değil de... bazen ucu ucuna yetiştiriyorum bütçemi bu sebeple. ama artık kütüphanelere dadanmaya karar verdim.
paramın çoğu kitaplara gidiyor o değil de... bazen ucu ucuna yetiştiriyorum bütçemi bu sebeple. ama artık kütüphanelere dadanmaya karar verdim.
Sözlük yazarlarının kendi eserleri
prelüd:
[url] https://streamable.com/7vqeq[/url]
hatalı çaldığım yerler oldu. şimdilik bu kadar çalabiliyorum. zamanla ilerlerim umarım.
[url] https://streamable.com/7vqeq[/url]
hatalı çaldığım yerler oldu. şimdilik bu kadar çalabiliyorum. zamanla ilerlerim umarım.
adolf hitler
wannsee konferansı kayıtlarına göre ilk başta yahudi soykırımı planı yapmayan, yahudileri filistin bölgesine yerleştirmek isteyen ama ingiltere'nin ve kudüs müftüsünün karşı çıkması üzerine bu plandan vazgeçen ve yahudi soykırımı planını devreye sokan devrik nazi almanyası lideri.
gerçi bu plan eichmann'a da ait olabilir. zira tam olarak adolf hitler denmiyor kayıtlarda. "biz" diyor. haliyle ya adof hitler ya da adolf eichmann ilk başta "sürelim gitsin, ne uğraşacağız" demiş.
bir de mein kampf'ı japonca'ya sansürlü çevirterek japonları çok fena kandırmıştır. japonlar hakkında söylediği alaycı sözler mein kampf'ın japonca çevirilerinde yoktur.
gerçi bu plan eichmann'a da ait olabilir. zira tam olarak adolf hitler denmiyor kayıtlarda. "biz" diyor. haliyle ya adof hitler ya da adolf eichmann ilk başta "sürelim gitsin, ne uğraşacağız" demiş.
bir de mein kampf'ı japonca'ya sansürlü çevirterek japonları çok fena kandırmıştır. japonlar hakkında söylediği alaycı sözler mein kampf'ın japonca çevirilerinde yoktur.
ceylan özgül
aşırı derecede tatlı bir kadın.
keşke kendisiyle evlenebilseydim ama bakmaz bana.
keşke kendisiyle evlenebilseydim ama bakmaz bana.
phoenixgrm
bir zamanlar aynı gitar sitesinde yazarlık yaptığım şahıs. beni "olm niye yazmıyorsun hiçbir şey?" diye azarlamışlığı vardır.
bir de yanlış hatırlamıyorsam genelde sıcak içecek sever.
bu kadar ifşa yeter sanırım.
bir de yanlış hatırlamıyorsam genelde sıcak içecek sever.
bu kadar ifşa yeter sanırım.
bir kadını güzel yapan detaylar
erdemli olması.
özenti olmaması.
aklı 3 karış havada olmaması.
"öff ne gereksiz şeylerle uğraşıyorsun" dememesi.
özenti olmaması.
aklı 3 karış havada olmaması.
"öff ne gereksiz şeylerle uğraşıyorsun" dememesi.
Sözlük yazarlarının kendi eserleri
müzik:
[url] https://streamable.com/0piut[/url]
aslında tam olarak benim eserim değil ama ben böyle yorumladım bir bölümünü.



bunu çizdikten 1-2 gün sonra bu kadının aynısından görmüştüm. şaşırmıştım epey.
[url] https://streamable.com/0piut[/url]
aslında tam olarak benim eserim değil ama ben böyle yorumladım bir bölümünü.



bunu çizdikten 1-2 gün sonra bu kadının aynısından görmüştüm. şaşırmıştım epey.
12 eylül 1980
kitaplara ceza vermek gibi tuhaf olayların yaşandığı darbe.
ben zaten dünya üzerindeki bu kitap yasaklama olaylarını anlamıyorum. bir yerde kitap yasaklanıyorsa o ülkede halka resmen "siz gerizekalısınız, şimdi bu kitapların etkisinde falan kalırsınız" deniyor bence.
bugüne kadar her türlü düşüncenin, ideolojinin, sanat akımının kitabını okudum ve okumaya da devam ediyorum ama ne marksist oldum ne de ırkçı.
mesela bu aralar marquis de sade okuyorum ve benim hafiften muhafazakar bir insan olduğumu bilen insanlar şaşırıyor. "senin gibi biri böyle kitaplar okur mu?" diyorlar. ama oysa ki adam 18. yüzyıl fransasının ahlaki yozlaşmışlığını çok güzel, sansürsüz, bir şekilde anlatmış mesela.
ben zaten dünya üzerindeki bu kitap yasaklama olaylarını anlamıyorum. bir yerde kitap yasaklanıyorsa o ülkede halka resmen "siz gerizekalısınız, şimdi bu kitapların etkisinde falan kalırsınız" deniyor bence.
bugüne kadar her türlü düşüncenin, ideolojinin, sanat akımının kitabını okudum ve okumaya da devam ediyorum ama ne marksist oldum ne de ırkçı.
mesela bu aralar marquis de sade okuyorum ve benim hafiften muhafazakar bir insan olduğumu bilen insanlar şaşırıyor. "senin gibi biri böyle kitaplar okur mu?" diyorlar. ama oysa ki adam 18. yüzyıl fransasının ahlaki yozlaşmışlığını çok güzel, sansürsüz, bir şekilde anlatmış mesela.
kendini yalnız zannetmek
çoğu zaman içinde bulunduğum his.
sebebi ise çevremde benim ilgilendiğim şeylerle ilgilenen insanların hiç olmaması.
klasik müzik konserinde çiftleri görünce kıskanmıyor değilim mesela. gerçi bazıları özenti oluyor bunların. konser esansında konuşup duruyorlar. ağızlarına sopayla vurasım geliyor.
sebebi ise çevremde benim ilgilendiğim şeylerle ilgilenen insanların hiç olmaması.
klasik müzik konserinde çiftleri görünce kıskanmıyor değilim mesela. gerçi bazıları özenti oluyor bunların. konser esansında konuşup duruyorlar. ağızlarına sopayla vurasım geliyor.
güven sözlük
yazarlar tam isimleriyle, kitaplar da orijinal isimleriyle olacak şekilde başlıklar açılsa çok daha güzel olacak olan sözlük.
yardımı ben yaparım sıkıntı değil.
not: dediğim gibi yapanlar var. mesela [gbkz]in vino veritas in aqua sanitas
[/gbkz]
yardımı ben yaparım sıkıntı değil.
not: dediğim gibi yapanlar var. mesela [gbkz]in vino veritas in aqua sanitas
[/gbkz]
versailles
her ne kadar saray olarak bilinse de, esasında xiv. louis'nin yaptırdığı sarayı da bünyesine alan minik bir şehirdir. paris'in merkezine biraz mesefali olmakla beraber paris ile beraber ile-de-france bölgesinde yer almaktadır.
2008 yılı nüfusu 88641'dir.
xiv. louis, 12 yaşındayken bir av partisi esnasında bölgede konaklar. esasında çok berbat bir bölgedir burası. bataklıklarla kaplıdır her taraf. ama louis kafaya koyar burayı adam etmeyi.
kardinal mazarin'in ölümüyle beraber xiv. louis fransa kralı mutlak hakimiyetini ilan eder. artık ne bir kurul ne de bir başbakan yönetimde olacaktır. sadece xiv. louis vardır devletin tepesinde.
haliyle kendisinin de propagandaya ihtiyacı vardır. bir gün 12 yaşındayken "burayı adam edeceğim" dediği versailles düzlükleri gelir aklına. "ben doğaya bile hükmederim!" deyip mimarlarını toplar ve "aha buraya devasa bir saray yapacaksınız" der. olağanüstü bir gayretle inşaat kısa sürede tamamlanır ve xiv. louis "ben doğaya bile hükmediyorum, varın gerisini siz düşünün" mesajını verir.
şantiye durumundaki versailles şöyle bir şeydir:
[url] upload.wikimedia.org/...[/url]
bitmiş hali ise şu tarz bir şey:
[url] i.pinimg.com/...[/url]
tabii yukarıda da yazdığım gibi burası küçük bir şehir. zira xiv. louis "daha da paris'e uğramam" demiştir buraya yerleştikten sonra. haliyle sarayın da ihtiyaçları olmaktadır. bu sebeple küçük bir çiftlik de kurulmuştur buraya. daha sonra bazı bürokratik işler için ek binalar yapılmıştır.
bir de bunların üstüne xiv. louis'nin soyluları gözünün önünde tutma isteğiyle bu insanlar için de yer açılmıştır.
haliyle zaman içinde giderek büyüyen bir şehir haline dönüşmüştür versailles.
günümüzde ise paris o kadar büyümüştür ki versailles'ı da yutmuştur. bu sebeple çoğu insan versailles'ı paris'de zanneder ama versailles kendi başına bir şehirdir esasında. hatta football club de versailles 78 adında bir futbol kulübü bile vardır.
2008 yılı nüfusu 88641'dir.
xiv. louis, 12 yaşındayken bir av partisi esnasında bölgede konaklar. esasında çok berbat bir bölgedir burası. bataklıklarla kaplıdır her taraf. ama louis kafaya koyar burayı adam etmeyi.
kardinal mazarin'in ölümüyle beraber xiv. louis fransa kralı mutlak hakimiyetini ilan eder. artık ne bir kurul ne de bir başbakan yönetimde olacaktır. sadece xiv. louis vardır devletin tepesinde.
haliyle kendisinin de propagandaya ihtiyacı vardır. bir gün 12 yaşındayken "burayı adam edeceğim" dediği versailles düzlükleri gelir aklına. "ben doğaya bile hükmederim!" deyip mimarlarını toplar ve "aha buraya devasa bir saray yapacaksınız" der. olağanüstü bir gayretle inşaat kısa sürede tamamlanır ve xiv. louis "ben doğaya bile hükmediyorum, varın gerisini siz düşünün" mesajını verir.
şantiye durumundaki versailles şöyle bir şeydir:
[url] upload.wikimedia.org/...[/url]
bitmiş hali ise şu tarz bir şey:
[url] i.pinimg.com/...[/url]
tabii yukarıda da yazdığım gibi burası küçük bir şehir. zira xiv. louis "daha da paris'e uğramam" demiştir buraya yerleştikten sonra. haliyle sarayın da ihtiyaçları olmaktadır. bu sebeple küçük bir çiftlik de kurulmuştur buraya. daha sonra bazı bürokratik işler için ek binalar yapılmıştır.
bir de bunların üstüne xiv. louis'nin soyluları gözünün önünde tutma isteğiyle bu insanlar için de yer açılmıştır.
haliyle zaman içinde giderek büyüyen bir şehir haline dönüşmüştür versailles.
günümüzde ise paris o kadar büyümüştür ki versailles'ı da yutmuştur. bu sebeple çoğu insan versailles'ı paris'de zanneder ama versailles kendi başına bir şehirdir esasında. hatta football club de versailles 78 adında bir futbol kulübü bile vardır.
barok
17. yüzyıl başı - 18. yüzyıl ortası avrupa'da ortaya çıkan rönesanstan evrilip rokokoya ve neoklasik stile doğru yol alan sanat akımı.
aslında ben bunu 17. yüzyılda başlatıp 1800 yılında bitirmeyi daha uygun görüyorum. neden derseniz, bence barok stil tam anlamıyla aristokrasi gücünü yitirince terk edildi ki "barok"un son kalesi isveç'te iii. gustav 1792'de öldürüldü ve böylece aristokrasi gücünü epey yitirdi avrupa'da. 1800'ler ile beraber artık burjuvaların çağı başladı. haliyle modernizme doğru yol alındı.
bu sebeple ben mozart'ı barok ile romantik dönem arası geçiş formu olarak görüyorum mesela. zira mozart'ın müziği bence epey barok unsurlar içeriyor.
fransa'da xiv. louis zamanında zirveye ulaşmıştır bence. jean-baptiste lully'nin fransız operasını ortaya çıkartması (kendisi aslında italyan olsa da sonradan fransız olmuştur), moliere'in tiyatroları bence fransa'da barok üslubun en tepe noktalarıdır. ayrıca marin marais de müzik alanında epey uç noktalara taşımıştır barok akımını.
barok edebiyatın en önemli eserleri ispanya'ya aittir.
eserlere karamsarlık, hayal kırıklığı, rönesans ideallerinin terk edilişi, kaçış, taşlama ve ahlaksızlığın eleştirisi hakimdir.
en ünlü yazarlarından birisi de miguel de cervantes olmuştur.
bu arada yanılmıyorsam alatriste isimli filmde de francisco de quevedo'yu görmekteyiz. döneme ilgisi olanlar o filme de göz atsın derim. bazı sahneler tablo gibi.
not: evet yanılmıyormuşum. ta kendisiymiş.
aslında ben bunu 17. yüzyılda başlatıp 1800 yılında bitirmeyi daha uygun görüyorum. neden derseniz, bence barok stil tam anlamıyla aristokrasi gücünü yitirince terk edildi ki "barok"un son kalesi isveç'te iii. gustav 1792'de öldürüldü ve böylece aristokrasi gücünü epey yitirdi avrupa'da. 1800'ler ile beraber artık burjuvaların çağı başladı. haliyle modernizme doğru yol alındı.
bu sebeple ben mozart'ı barok ile romantik dönem arası geçiş formu olarak görüyorum mesela. zira mozart'ın müziği bence epey barok unsurlar içeriyor.
fransa'da xiv. louis zamanında zirveye ulaşmıştır bence. jean-baptiste lully'nin fransız operasını ortaya çıkartması (kendisi aslında italyan olsa da sonradan fransız olmuştur), moliere'in tiyatroları bence fransa'da barok üslubun en tepe noktalarıdır. ayrıca marin marais de müzik alanında epey uç noktalara taşımıştır barok akımını.
barok edebiyatın en önemli eserleri ispanya'ya aittir.
eserlere karamsarlık, hayal kırıklığı, rönesans ideallerinin terk edilişi, kaçış, taşlama ve ahlaksızlığın eleştirisi hakimdir.
en ünlü yazarlarından birisi de miguel de cervantes olmuştur.
bu arada yanılmıyorsam alatriste isimli filmde de francisco de quevedo'yu görmekteyiz. döneme ilgisi olanlar o filme de göz atsın derim. bazı sahneler tablo gibi.
not: evet yanılmıyormuşum. ta kendisiymiş.

gözü kapalı gitar çalmak
galina vale kişisinin çok güzel yaptığı bir eylem.
ben de bu aralar alıştırmalarımı öyle yapmaya başladım. sanırım ilerleyen çalışmalarımda da gözü kapalı çalışacağım artık.
[url] https://streamable.com/4stsk[/url]
ben de bu aralar alıştırmalarımı öyle yapmaya başladım. sanırım ilerleyen çalışmalarımda da gözü kapalı çalışacağım artık.
[url] https://streamable.com/4stsk[/url]
güven sözlük satranç turnuvası
sırf zevkine katılacağım turnuva.
bugüne kadar katıldığım tüm satranç turnuvalarında ilk turda elenmemle ünlüyümdür.
bugüne kadar katıldığım tüm satranç turnuvalarında ilk turda elenmemle ünlüyümdür.
