erkek ile birlikte, dilde de karşılığı olan bir kavramdır ve bazı dillerde (maalesef) sadece isim, zamir, iyelik sıfatı ve iyelik zamiriyle sınırlı değildir kapsamı; sıfatlar, tanımlıklar ve ilgeçler ve hatta fiiller de bir ismin dişil veya eril olmasından etkilenen sözcük türleridir ve bazı dilleri öğrenirken bu durum sizi bir hayli zorlayabiliyor..
fransızca'dan bazı örnekler:
isim: étudiante (eril: étudiant) (ingilizce: student)
zamir: elle, elles - o/onlar anlamında: (eril: il, ils ) (ingilizce: she/he-they)
iyelik sıfatı: ma (eril: mon) (ingilizce: my)
iyelik zamiri: mienne (eril: mien) (ingilizce: mine)
sıfat: hereuse (eril: heureux) veya petite (eril: petit) (ingilizce: happy veya small)
tanımlık: une (eril: un) veya la (eril: le) (ingilizce: a/an veya the)
ilgeç: "de la", eril "du" ye karşılık veya "à la", eril "au" ya karşılık (ingilizce: of veya to)
fiil: Je suis allée (je: ben= kadınsa); (eril versiyonu: Je suis allé) (ingilizce: I went)
romans dillerinin (fransızca, italyanca, ispanyolca, portekizce ve rumence) dışında almanca, rusça, arapça gibi dilerde de mevcut bir olgudur.
"ingilizce'nin zor olduğunu düşünenler bir kere daha düşünsün" derim, naçizane..
not: bazı dillerde "nötr" kategorisi de var.
first generation
@first generation
80
entry
13
takipçi
14
takip edilen
263
beğeni
146
favori
5,285
puan
Uzman Yazar
nothing else matters
apocalyptica'dan dinlemesi apayrı bir zevk veren metallica eseri..
eskimeyecek eskilerden..
klasiklerden..
eskimeyecek eskilerden..
klasiklerden..
lingua franca
1. (orijinal tanımıyla) eskiden akdeniz limanlarında konuşulan ve fransızca, ispanyolca, yunanca ve arapça serpiştirilmiş italyanca'dan oluşmuş ortak dil. bazı kaynaklara göre ise orta çağlarda doğu akdeniz'deki haçlıların ve tüccarların geliştirdiği italyanca-fransızca tabanlı bir "jargon".
2. anadilleri farklı kişiler/gruplar/halklar/uluslar arasında ortak dil olarak (ticari/ekonomik/politik vb. platformlarda) kullanılan herhangi bir dil. örneğin birleşmiş milletler'in tanıdığı 6 resmi dil bu kategoridedir: arapça, çince, fransızca, ingilizce, ispanyolca ve rusça. başka bir lingua franca örneği de havacılık alanında iletişimde kullanılan ingilizce. aslında, malumunuz, ingilizce pek çok alanda, pek çok platformda bir hegemonyaya sahip.
3. ortak bir iletişim aracı teşkil edebilecek herşey: müzik, sinema, kitaplar vb.
2. anadilleri farklı kişiler/gruplar/halklar/uluslar arasında ortak dil olarak (ticari/ekonomik/politik vb. platformlarda) kullanılan herhangi bir dil. örneğin birleşmiş milletler'in tanıdığı 6 resmi dil bu kategoridedir: arapça, çince, fransızca, ingilizce, ispanyolca ve rusça. başka bir lingua franca örneği de havacılık alanında iletişimde kullanılan ingilizce. aslında, malumunuz, ingilizce pek çok alanda, pek çok platformda bir hegemonyaya sahip.
3. ortak bir iletişim aracı teşkil edebilecek herşey: müzik, sinema, kitaplar vb.
insanlığın uzaylılar ile iletişim kuracak olması
'lingua franca'sının ne olacağını düşündüren iletişim olayı.
8 kasım 2018 genk beşiktaş maçı
ilk yarı skoruyla bitmiş olmasını dilediğim maç....
jingoizm
dış politikada saldırgan veya savaşçı bir tarzı, yani ulusal çıkarlar için tehdit ve gerçek güç kullanımını savunan aşırı milliyetçi yaklaşım.
kökeninde, büyük britanya'nın "üstünlüğünü" kanıtlamak için sürekli savaşmak isteyen "jingo" lakaplı bir grup var..
özgür mumcu'nun cumhuriyet'teki yazısında ise biraz farklı bir tanımlamayla karşılaşıyorsunuz:
savaş konusunda sansasyonel habercilikle kamuoyunun tahrik edilmesi: sarı gazetecilik
kendisi konuyu ülkemizin iç politikası-medyası-ifade özgürlüğü ekseninde yorumlamış..
ben kendi adıma "yorumsuz" diyerek buraya bırakayım linki:
[url] http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/914057/jingoizm.html[/url]
kökeninde, büyük britanya'nın "üstünlüğünü" kanıtlamak için sürekli savaşmak isteyen "jingo" lakaplı bir grup var..
özgür mumcu'nun cumhuriyet'teki yazısında ise biraz farklı bir tanımlamayla karşılaşıyorsunuz:
savaş konusunda sansasyonel habercilikle kamuoyunun tahrik edilmesi: sarı gazetecilik
kendisi konuyu ülkemizin iç politikası-medyası-ifade özgürlüğü ekseninde yorumlamış..
ben kendi adıma "yorumsuz" diyerek buraya bırakayım linki:
[url] http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/914057/jingoizm.html[/url]
şovenizm
seneler seneler önce okuduğum "bir dinozorun anıları" adlı kitabında yazar mina urgan'ın, yazımının aslında "şovinizm" olması gerektiğini söylediği sözcük (yanlış hatırlamıyorsam).. dilimize başka dillerden geçen sözcüklerin yazımında genellikle telaffuz baz alındığı için olsa gerek.. nitekim, sözcüğün kökeni fransızca 'da ve ayrıca ingilizce'de telaffuz /şovinizm/ şeklinde.
sözcüğün etimolojisine gelirsek:
kavramın ilham kaynağı, aslında cogniard kardeşlerin "la cocarde tricolore" adlı oyunlarında efsaneleşen nicholas chauvin adında, napolyon'un büyük ordusu'nun askeri fransız bir karakter. yenilgisinden ve çöküşünden sonra bile napolyon'a ve imparatorluğuna olan aşırı bağlılığı, "dejenere/yoz vatanseverlik" kavramının "şovinizm" olarak terimleşmesine, evrensel literatüre girmesine neden olmuş.
sözcüğün anlamı daha sonra,
komünist jargonda "ırkının üstünlüğüne dair aşırı inanç";
cinsiyetçilik jargonunda "üstün cins olduğuna dair aşırı inanç" (erkek şovinizmi şeklinde baş gösterip daha sonra kadınların da kavram şemsiyesinin altına dahil edildiği ve "şovinist domuz" ifadesiyle sözlü şiddetin zirveye oturduğu);
"kendi davasının/ülküsünün üstünlüğüne dair aşırı inanç"
ve "kendi zümresinin üstünlüğüne dair aşırı inanç"
tanımlarını içine alacak şekilde genişlemiştir.
bu kavramla ilintili olarak, ingilizce'den dilimize geçen jingoizm teriminden de bahsetmek yerinde olacak sanırım.
sözcüğün etimolojisine gelirsek:
kavramın ilham kaynağı, aslında cogniard kardeşlerin "la cocarde tricolore" adlı oyunlarında efsaneleşen nicholas chauvin adında, napolyon'un büyük ordusu'nun askeri fransız bir karakter. yenilgisinden ve çöküşünden sonra bile napolyon'a ve imparatorluğuna olan aşırı bağlılığı, "dejenere/yoz vatanseverlik" kavramının "şovinizm" olarak terimleşmesine, evrensel literatüre girmesine neden olmuş.
sözcüğün anlamı daha sonra,
komünist jargonda "ırkının üstünlüğüne dair aşırı inanç";
cinsiyetçilik jargonunda "üstün cins olduğuna dair aşırı inanç" (erkek şovinizmi şeklinde baş gösterip daha sonra kadınların da kavram şemsiyesinin altına dahil edildiği ve "şovinist domuz" ifadesiyle sözlü şiddetin zirveye oturduğu);
"kendi davasının/ülküsünün üstünlüğüne dair aşırı inanç"
ve "kendi zümresinin üstünlüğüne dair aşırı inanç"
tanımlarını içine alacak şekilde genişlemiştir.
bu kavramla ilintili olarak, ingilizce'den dilimize geçen jingoizm teriminden de bahsetmek yerinde olacak sanırım.
oy verecek parti bulamamak
geçenlerde okuduğum bir makaleden enteresan bilgi kırıntılarını paylaşmak isterim (anaakım medyada yer almış olabilir; çok takip etmiyorum açıkçası).
amerika'nın sadece nevada eyaletinde 1975'te, watergate skandalı'ndan sonra başlayan ve seçmenin memnuniyetsizliğini veya protestosunu demokratik bir çerçevede ifade ettiği bir seçim uygulaması mevcut:
"bu adayların hiçbiri seçeneği " (bah).
eyalet çapındaki veya federal seçimlerde (başkanlık), oy pusulasında mevcut adayların hiçbiri hitap etmiyorsa, seçmen "bah" seçeneğine oy verebiliyor.
"bah" oyları pek de azımsanmayacak, kritik rakamlara ulaşabilmiş bu arada:
örneğin 1996'da, bill clinton'ın rakibiyle arasındaki fark 4,730 iken 5,608 "bah" oyu kullanılmış. 2 yıl sonra demokrat parti adayıyla cumhuriyetçi parti'nin adayının arasındaki fark sadece 401 iken 8,125 "bah" oyu kullanılmış. 2012'de 45,277 geçerli oyun yaklaşık 1/4'ü "bah" oylarıymış. ve son seçimde (2018) 18,857 oy ile oyların % 1.9'unu alarak 3. olmuş "bah" seçmenleri.
mevcut demokrasilerde ifade özgürlüğü konusunda ulaşılan zirve bu olsa gerek.
en azından şimdilik..
amerika'nın sadece nevada eyaletinde 1975'te, watergate skandalı'ndan sonra başlayan ve seçmenin memnuniyetsizliğini veya protestosunu demokratik bir çerçevede ifade ettiği bir seçim uygulaması mevcut:
"bu adayların hiçbiri seçeneği " (bah).
eyalet çapındaki veya federal seçimlerde (başkanlık), oy pusulasında mevcut adayların hiçbiri hitap etmiyorsa, seçmen "bah" seçeneğine oy verebiliyor.
"bah" oyları pek de azımsanmayacak, kritik rakamlara ulaşabilmiş bu arada:
örneğin 1996'da, bill clinton'ın rakibiyle arasındaki fark 4,730 iken 5,608 "bah" oyu kullanılmış. 2 yıl sonra demokrat parti adayıyla cumhuriyetçi parti'nin adayının arasındaki fark sadece 401 iken 8,125 "bah" oyu kullanılmış. 2012'de 45,277 geçerli oyun yaklaşık 1/4'ü "bah" oylarıymış. ve son seçimde (2018) 18,857 oy ile oyların % 1.9'unu alarak 3. olmuş "bah" seçmenleri.
mevcut demokrasilerde ifade özgürlüğü konusunda ulaşılan zirve bu olsa gerek.
en azından şimdilik..
30 yaşını geçmiş yetişkinlerden gençlere tavsiyeler
bazı şeyler dna'nızda vardır veya yoktur.
eğer başka herhangi bir ülkenin ulaştığı eğitimsel, sanatsal, sosyokültürel, bilimsel, teknolojik vb. düzey size daha cazip geliyorsa; bu ülkeye dair şeyler sizi gerçekten rahatsız ediyorsa hiç vakit kaybetmeyip o ülkeye gitmeye çalışın. belirli bir yaştan sonra pek çok sebepten bunu yapmanız zorlaşıyor.
"ülkemde kalıp, kalkınmasına-gelişmesine hizmet ederim" ekseninde cengaverce düşüncelere sahipseniz yaşadıklarıma binaen ve hiçbir şekilde vicdan azabı duymadan diyebilirim ki:
türk halkının %60'ının aptal olmasının yanısıra büyük bir oranının gerçek anlamda ahlaka (yazar burada "cinselik üstü" ahlakı kastetmektedir) sahip olmaması gibi, nesnel hiçbir argümanla inkar edilemeyecek acı gerçekler var.
maalesef....
eğer başka herhangi bir ülkenin ulaştığı eğitimsel, sanatsal, sosyokültürel, bilimsel, teknolojik vb. düzey size daha cazip geliyorsa; bu ülkeye dair şeyler sizi gerçekten rahatsız ediyorsa hiç vakit kaybetmeyip o ülkeye gitmeye çalışın. belirli bir yaştan sonra pek çok sebepten bunu yapmanız zorlaşıyor.
"ülkemde kalıp, kalkınmasına-gelişmesine hizmet ederim" ekseninde cengaverce düşüncelere sahipseniz yaşadıklarıma binaen ve hiçbir şekilde vicdan azabı duymadan diyebilirim ki:
türk halkının %60'ının aptal olmasının yanısıra büyük bir oranının gerçek anlamda ahlaka (yazar burada "cinselik üstü" ahlakı kastetmektedir) sahip olmaması gibi, nesnel hiçbir argümanla inkar edilemeyecek acı gerçekler var.
maalesef....
birden fazla seyredilebilirliği olan filmler
juliette binoche, johnny depp, judi dench ve alfred molina'nın başrollerde oynadığı, yönetmenliğini lasse hallström'ün yaptığı "günah gibi leziz" * bir masal: "çikolata" (2000).
* "sinfully delicious" ifadesi, filmin posterinde yer almaktadır.
* "sinfully delicious" ifadesi, filmin posterinde yer almaktadır.
defty
"yazar bu nick ile ne demek, nereye varmak istemektedir" cümlesini düşündüren nick'tir.
rica etsek bir açıklama lütfederler mi kendileri ?
rica etsek bir açıklama lütfederler mi kendileri ?
insana huzur veren şeyler
su.
sesi olsun, duş olsun, yağmur olsun, havuz olsun, göl olsun, deniz olsun, okyanus olsun (kıyısında ama swh )
ya da heyecanlı-gergin, tasalandıran-korkutan bir durumdan sonra dostça uzanan bir elden gelen bir bardakta olsun..
yeter ki olsun..
sesi olsun, duş olsun, yağmur olsun, havuz olsun, göl olsun, deniz olsun, okyanus olsun (kıyısında ama swh )
ya da heyecanlı-gergin, tasalandıran-korkutan bir durumdan sonra dostça uzanan bir elden gelen bir bardakta olsun..
yeter ki olsun..
yeni yazara arkadaşları tarafından başlık açılması
"hoş bir karşılama", "ince bir davranış" gibi düşüncelere sevk eden güzel durumdur.
oksimoron
birbiriyle çelişen ya da tamamen zıt iki kavramın bir arada kullanılması ve bu şekilde oluşturulmuş ifade. edebî sanat, eleştiri veya alay amaçlı kullanılabilir. Bazı örnekler:
sanal gerçeklik
sabit değişken
demokrat diktatör
yaşayan ölü
kulakları sağır eden sessizlik
sessiz çığlık
gözleri kör eden karanlık
orijinal kopya
ingilizce'den bazı örnekler
military intelligence
seriously funny
alone together
only choice
plastic glasses
sanal gerçeklik
sabit değişken
demokrat diktatör
yaşayan ölü
kulakları sağır eden sessizlik
sessiz çığlık
gözleri kör eden karanlık
orijinal kopya
ingilizce'den bazı örnekler
military intelligence
seriously funny
alone together
only choice
plastic glasses
milli ve yerli
"içi bu kadar boşaltılmış, ironi malzemesi olmaya bu kadar müsait başka bir ifade var mıdır?" gibi her yönden ağır düşüncelere gark eden meşhur "milli ve yerli" ikili.
dolayısıyla, " 'milli ve yerli üretim/ürün' ifadesi bir [ara]oksimoron[/ara]dur" denilmesi hiç de abesle iştigal olmayacaktır.
dolayısıyla, " 'milli ve yerli üretim/ürün' ifadesi bir [ara]oksimoron[/ara]dur" denilmesi hiç de abesle iştigal olmayacaktır.
var olduğu iddia edilen ama ispatlanmayan şeyler
"[ara]milli ve yerli[/ara]" bilim/teknoloji/sanayi/tarım....
teselli etmeyen teselli cümleleri
herşeyde bir hayır vardır.
how i met your mother
bu aralar foxlife'da tekrarını izlemekten büyük keyif aldığım sit-com.
marshall'ın arabasından vazgeçmesinin ve satmasının ardından barda arabayı yad ederken söyledikleri "rust in peace" ('rest in peace'i modifiye ederek);
barney'nin marshall'ın lily için verdiği çıplak pozla dalga geçerken "new dart" ifadesini kullanarak "nude art"ı kastetmesi;
marshall'ın bekarlığa veda partisi için barney'nin, çağırdığı striptizcinin bacağının kırılması nedeniyle onu hastaneye götürürken söylediği "x-ray is the ultimate striptease show" hatırlayabildiğim inciler..
marshall'ın arabasından vazgeçmesinin ve satmasının ardından barda arabayı yad ederken söyledikleri "rust in peace" ('rest in peace'i modifiye ederek);
barney'nin marshall'ın lily için verdiği çıplak pozla dalga geçerken "new dart" ifadesini kullanarak "nude art"ı kastetmesi;
marshall'ın bekarlığa veda partisi için barney'nin, çağırdığı striptizcinin bacağının kırılması nedeniyle onu hastaneye götürürken söylediği "x-ray is the ultimate striptease show" hatırlayabildiğim inciler..
gelmiş geçmiş en iyi sitcom
bizden [ara]avrupa yakası[/ara], yabancı [ara]how i met your mother[/ara]

